zaman tüneli
sözlük yazarlarının favori metal şarkıları
devamını gör...
temmuz ayında seni kapatmak şu hayatta aldığım en doğru karardı.
devamını gör...
cehennem diskosu
jean christophe grange'ın 2025 yılında piyasaya sürdüğü, ışıl özgüner'in gayet sade, süslü cümlelerden uzak bir biçimde çevirdiği, güneşsiz ismini verdiği serisinin ilk romanı.
spoiler vermeden elimden geldiği kadar bahsedeceğim sizlere ama en başında belirtmem gerekiyor ki kesinlikle eski grange romanları gibi bir şey beklememek lazım.
1980'ler'de fransa'dayız. diskotekler, dans gösterileri, ev partileri derken ölümü bekleyen gencecik bir çocuğun çok vahşice işlenen bir cinayeti sonrasında dönemin eşcinsel tayfasının içerisine karışıyoruz... bu şekilde dönemin politikacılarının, siyasi rüzgarının, televizyon programları ve hatta müzik camiasının eşcinselliğe karşı bakış açısını da çok güzel biçimde orta yere seriyor grange.
dönemin parisini ve eşcinsel camiasını oldukça renkli ve enteresan biçimde anlatan grange cinayet ve katile giden süreç dışında her şeyi çok detaylı ve güzel anlatmış açıkçası. misal dönemin porno endüstrisi içerisinde eşcinsellerin yeri, tuhaf ve insanı şok eden fetişlerinden tutun siyasi rüzgarın nereye eserse oraya sürüklediği politikacılara ve hatta cia'ın avrupa üzerindeki hegamonyasına kadar sürüklemiş.
katil neden öldürüyor, motivasyonu ne? bunların cevabı o kadar havada ki inanın eski grange romanlarından gram eser yok... üzücü biçimde katilin bulunuşu da zaten o kadar oldu bittiye geliyor ki hiçbir şey anlayamıyor insan. sanıyorum ki ikinci kitap kısmına saklamış birçok sorunun cevabını lakin hal böyle olunca insanın da ikinci kitap için motivasyonu olmuyor bilindiği üzere.
çok bozdun grange. coldplay kadar, muse kadar bozdun.
spoiler vermeden elimden geldiği kadar bahsedeceğim sizlere ama en başında belirtmem gerekiyor ki kesinlikle eski grange romanları gibi bir şey beklememek lazım.
1980'ler'de fransa'dayız. diskotekler, dans gösterileri, ev partileri derken ölümü bekleyen gencecik bir çocuğun çok vahşice işlenen bir cinayeti sonrasında dönemin eşcinsel tayfasının içerisine karışıyoruz... bu şekilde dönemin politikacılarının, siyasi rüzgarının, televizyon programları ve hatta müzik camiasının eşcinselliğe karşı bakış açısını da çok güzel biçimde orta yere seriyor grange.
dönemin parisini ve eşcinsel camiasını oldukça renkli ve enteresan biçimde anlatan grange cinayet ve katile giden süreç dışında her şeyi çok detaylı ve güzel anlatmış açıkçası. misal dönemin porno endüstrisi içerisinde eşcinsellerin yeri, tuhaf ve insanı şok eden fetişlerinden tutun siyasi rüzgarın nereye eserse oraya sürüklediği politikacılara ve hatta cia'ın avrupa üzerindeki hegamonyasına kadar sürüklemiş.
katil neden öldürüyor, motivasyonu ne? bunların cevabı o kadar havada ki inanın eski grange romanlarından gram eser yok... üzücü biçimde katilin bulunuşu da zaten o kadar oldu bittiye geliyor ki hiçbir şey anlayamıyor insan. sanıyorum ki ikinci kitap kısmına saklamış birçok sorunun cevabını lakin hal böyle olunca insanın da ikinci kitap için motivasyonu olmuyor bilindiği üzere.
çok bozdun grange. coldplay kadar, muse kadar bozdun.
devamını gör...
9 takipçimle rafine bir hesabım olan platform.* o büyütece de asla basmıyorum.*
devamını gör...
sözlük yazarlarının favori metal şarkıları
tek geçerim
devamını gör...
özcan deniz
2000'ler ve 2010'larda kıro kızların idolüydü. bir nevi turnusol görevi görüyordu evim sensin filmi. bu filmi izlemişse haaah tamam diyorduk.
devamını gör...
gittikçe sıkıcılaşan dehliz
devamını gör...
bruce willis
etrafindakilere " bu insanlar neden hep benim fotoğrafımı çekmeye çalışıyolar?" diye soruyomuş..adam resmen kim olduğunu unutmuş.
bu dünyada ne acayip hayat hikayeleri var.
bu dünyada ne acayip hayat hikayeleri var.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
yeni şeyler öğreniyo’ insan, yaklaşınca gerçeğe mânen.
ve anlıyo’sun “hayat güzel, güzel olmayan her şeye rağmen.”
ve anlıyo’sun “hayat güzel, güzel olmayan her şeye rağmen.”
devamını gör...
crush
dün itibariyle artık yeryüzünde crushım olan kimse kalmadıı , garip bir duyguymuş *
devamını gör...
the sixth sense
senaryosu m. night shyamalan tarafından yazılmış ve yönetmen koltuğunda da aynı ismin oturduğu 1999 yapımlı amerikan filmi; psikolojik korku türünde yer almaktadır.

başrolde bruce willis, toni collette, haley joel osment, olivia williams gibi oyuncular rol almıştır.
alanında uzman ve ödüller de almış olan çocuk psikoloğu doktor dr. malcolm ve ölüleri gördüğünü söyleyen küçük bir çocuk olan cole arasındaki tuhaf dostluğu konu ediniyor.
dr. malcolm bir gece karısıyla mesleğindeki başarıları kutlayacaktır,
çok mutludurlar, derken banyolarında üzerinde sadece don olan bir genç görürler, ürkütücü bir görünümü vardır, korkunçtur, o adam doktorun 10 yıl önceki hastasıdır, intikam almaya gelmiştir.
korkunç şeyler yaşanacaktır.
küçük çocuk ve dr. malcolm bir süre sonra tanışırlar, küçük çocuğun bâzı sorunları vardır, annesi ve çevresindeki insanlar da farkına varır, ölüleri görmeye başlar, ölüler ona bilgi vermektedir, öğretmeninin çocukken kekeme olduğunu bilir, okulunun eskiden insanların idam edildiği bir yer olduğunu bilir, altıncı hissi kuvvetlidir...
dr. malcolm ise onun ölüleri gördüğüne inanmaz, inanırsa kendisinin de ölü olduğunu düşünmek zorunda kalacaktır, bu da tuhaf bir çıkmazı beraberinde getirecektir, o ise henüz bir şeylerin farkında değildir...
küçük çocuğun sırlarını annesine anlatmasıyla filmimizin sonlarına doğru yaklaşırız...
şimdi ise filmle ilgili kişisel fikirlerime geçiyorum;
konusunu ve oyunculukları etkileyici bulduğum bir filmdi, özellikle de ölüm, altıncı his, geleceği görebilmek gibi konular üzerine düşündüren bir film oldu.
çocuk oyuncunun performansı oldukça iyiydi, repliklerinin derinliği onun altıncı hissinin gerçekten de kuvvetli olduğunu düşündürecek kadar iyi yazılmıştı.
bruce willis dokunaklı bir oyunculuk sergiliyor, çocukla seanslarının artık sona ermesi gerektiğini dile getirdiği sahnede gözlerinin dolduğu sahnede içim yandı, etkileyici bir oyunculuktu her zamanki gibi.
bruce willis şimdi bir demans hastası, bu filmi hatırlamıyor olduğunu düşününce öyle üzüldüm ki...
küçük çocuğun annesi rolündeki toni collette için de aynı fikirdeyim, özellikle de arabada oğluyla olduğu sahnede oğlu ona sırrını anlattığında ve ona ölmüş annesiyle ilgili şeyler söylediğinde etkileyici bir oyunculuk sergiliyor, inanılmaz iyiydi.
filmin müziği de ürperticiydi.
filme dair en can alıcı detay belki de şuydu;
sadece ölüler görür...
bir de altıncı hissi kuvvetli olanlar...
bence...

başrolde bruce willis, toni collette, haley joel osment, olivia williams gibi oyuncular rol almıştır.
alanında uzman ve ödüller de almış olan çocuk psikoloğu doktor dr. malcolm ve ölüleri gördüğünü söyleyen küçük bir çocuk olan cole arasındaki tuhaf dostluğu konu ediniyor.
dr. malcolm bir gece karısıyla mesleğindeki başarıları kutlayacaktır,
çok mutludurlar, derken banyolarında üzerinde sadece don olan bir genç görürler, ürkütücü bir görünümü vardır, korkunçtur, o adam doktorun 10 yıl önceki hastasıdır, intikam almaya gelmiştir.
korkunç şeyler yaşanacaktır.
küçük çocuk ve dr. malcolm bir süre sonra tanışırlar, küçük çocuğun bâzı sorunları vardır, annesi ve çevresindeki insanlar da farkına varır, ölüleri görmeye başlar, ölüler ona bilgi vermektedir, öğretmeninin çocukken kekeme olduğunu bilir, okulunun eskiden insanların idam edildiği bir yer olduğunu bilir, altıncı hissi kuvvetlidir...
dr. malcolm ise onun ölüleri gördüğüne inanmaz, inanırsa kendisinin de ölü olduğunu düşünmek zorunda kalacaktır, bu da tuhaf bir çıkmazı beraberinde getirecektir, o ise henüz bir şeylerin farkında değildir...
küçük çocuğun sırlarını annesine anlatmasıyla filmimizin sonlarına doğru yaklaşırız...
şimdi ise filmle ilgili kişisel fikirlerime geçiyorum;
konusunu ve oyunculukları etkileyici bulduğum bir filmdi, özellikle de ölüm, altıncı his, geleceği görebilmek gibi konular üzerine düşündüren bir film oldu.
çocuk oyuncunun performansı oldukça iyiydi, repliklerinin derinliği onun altıncı hissinin gerçekten de kuvvetli olduğunu düşündürecek kadar iyi yazılmıştı.
bruce willis dokunaklı bir oyunculuk sergiliyor, çocukla seanslarının artık sona ermesi gerektiğini dile getirdiği sahnede gözlerinin dolduğu sahnede içim yandı, etkileyici bir oyunculuktu her zamanki gibi.
bruce willis şimdi bir demans hastası, bu filmi hatırlamıyor olduğunu düşününce öyle üzüldüm ki...
küçük çocuğun annesi rolündeki toni collette için de aynı fikirdeyim, özellikle de arabada oğluyla olduğu sahnede oğlu ona sırrını anlattığında ve ona ölmüş annesiyle ilgili şeyler söylediğinde etkileyici bir oyunculuk sergiliyor, inanılmaz iyiydi.
filmin müziği de ürperticiydi.
filme dair en can alıcı detay belki de şuydu;
sadece ölüler görür...
bir de altıncı hissi kuvvetli olanlar...
bence...
devamını gör...
geceye almanca bir şarkı bırak
devamını gör...
geceye almanca bir şarkı bırak
arnavut abimiz almanca'yı bayhan aksanıyla söylüyor. klipte evim sensin var ama güzel şarkı.
devamını gör...
adolf hitler
bazı sözde medeni ülkelerde israil'i ve netanyahu'yu eleştiremediğiniz, soykırıma hayır diyemediğiniz bir dönemde hitler'i övmüşler, bence normal. bu "ışıltılı" hayat şartlarını siyonistler yarattı. yedikleri haltlara karşı oluşan tepkiler ise "acaba hitler yahudileri yok etmeye çalışmakta haklı mıydı?" diye düşünmemizi sağlamalarından ibaret.
gerçi hitler sadece yahudileri değil, sakatları, akıl sağlığı bozuk olanları, kendince aryan ırka dahil olmayan envai çeşit başka milleti de öldürdü. ama medyada sanki sadece yahudileri öldürmüş gibi hunharca bir siyonist propaganda var. 1945'ten beri onlarca yıldır... yani konu yine aynı yere geliyor. soykırım elbette kötü. ama acaba hitler en azından yahudileri öldürmekte haklı mıydı? mesela bir şekilde rotschild ailesinin kökünü kurutmuş olsa bugün daha iyi bir dünyada yaşıyor olabilir miydik? bu sorular gayet yerinde bence ve üzerine düşünülmesinde hiç sakınca yok.
gerçi hitler sadece yahudileri değil, sakatları, akıl sağlığı bozuk olanları, kendince aryan ırka dahil olmayan envai çeşit başka milleti de öldürdü. ama medyada sanki sadece yahudileri öldürmüş gibi hunharca bir siyonist propaganda var. 1945'ten beri onlarca yıldır... yani konu yine aynı yere geliyor. soykırım elbette kötü. ama acaba hitler en azından yahudileri öldürmekte haklı mıydı? mesela bir şekilde rotschild ailesinin kökünü kurutmuş olsa bugün daha iyi bir dünyada yaşıyor olabilir miydik? bu sorular gayet yerinde bence ve üzerine düşünülmesinde hiç sakınca yok.
devamını gör...
illa bilgi başlıkları olsuncular
o olsunculardan birisi de benim.
neymiş duygu katmalıymış, güldürmeliymiş filan...böyle mi duygu katıyosunuz sözlüğe... lan bildiğin dedikodu yapıyosunuz. e neden biri sözlüğe dedikodu yapmak için girsin ki?!...çok asosyal olmayan biri çıkar sokağa, dedikodusunu sokakta yapar, yalan mı?!..
haa yoksa siz bu sözlüğü "asosyallerin sokağı " olarak mı, algılıyorsunuz?!...bak o zaman anlarım aslında..
yani şahsın herhangi bir kişisel, fiziksel bir dostluğu / akranı / ilişkisi yoktur, bütün hayatı buradadır, o yüzden böyle bir gereksinimi vardır...bak o olur.
ama öyle bir durum yoksa sözlüğe herhangi bir müze, köprü, ressam, tablo, beste, besteci, roman, orman, nehir, göl vb... ile ilgili başka yerde bulamayacağın bir yorumu, bilgiyi görmek için girilse, daha iyi değil midir?!...
haaa onu yapabilmek için ilgi ve bilgi gerekiyor, orası öyle. siz bu sözlükteki yazarlarda o ilgi ve de bilgiyi görüyor musunuz?!...ne bilgi var, ne de bilmeye ilgi var.
varsa da çok az var.
burası uluslararası bir sayfadır, adam fransa' dan, arjantin ' den, kanada ' dan biraz türkçe biliyorsa bu sayfaya girebilir.
siz mesela bunun böyle olduğunun bilincinde misiniz?!...
o yüzden...sözlükte birazcık da olsa bilgi olsa çok kötü, çok ayıp filan olmayacaktır.
neymiş duygu katmalıymış, güldürmeliymiş filan...böyle mi duygu katıyosunuz sözlüğe... lan bildiğin dedikodu yapıyosunuz. e neden biri sözlüğe dedikodu yapmak için girsin ki?!...çok asosyal olmayan biri çıkar sokağa, dedikodusunu sokakta yapar, yalan mı?!..
haa yoksa siz bu sözlüğü "asosyallerin sokağı " olarak mı, algılıyorsunuz?!...bak o zaman anlarım aslında..
yani şahsın herhangi bir kişisel, fiziksel bir dostluğu / akranı / ilişkisi yoktur, bütün hayatı buradadır, o yüzden böyle bir gereksinimi vardır...bak o olur.
ama öyle bir durum yoksa sözlüğe herhangi bir müze, köprü, ressam, tablo, beste, besteci, roman, orman, nehir, göl vb... ile ilgili başka yerde bulamayacağın bir yorumu, bilgiyi görmek için girilse, daha iyi değil midir?!...
haaa onu yapabilmek için ilgi ve bilgi gerekiyor, orası öyle. siz bu sözlükteki yazarlarda o ilgi ve de bilgiyi görüyor musunuz?!...ne bilgi var, ne de bilmeye ilgi var.
varsa da çok az var.
burası uluslararası bir sayfadır, adam fransa' dan, arjantin ' den, kanada ' dan biraz türkçe biliyorsa bu sayfaya girebilir.
siz mesela bunun böyle olduğunun bilincinde misiniz?!...
o yüzden...sözlükte birazcık da olsa bilgi olsa çok kötü, çok ayıp filan olmayacaktır.
devamını gör...
iyi geceler sözlük
iyi geceler hepinize. ben baş ağrısından uyuyamıyorum, benim yerime de uyuyun.
devamını gör...
güne bir şarkı bırak
devamını gör...
yüksek ihtimalle bir bedende tıkılı kaldın
saian‘ın varolmanın karşı konulmaz hafifliği şarkısının başlangıcında geçen sözdür.
biraz düşündürdü sanki..
kendinizi hiç olduğunuz yerden hatta bedenden bambaşka bir alemde asılı hissettiğiniz oldu mu?
bazen ruhumun bir bulutun ardından buğulu bir şekilde bedenimi izlediğini düşünüyorum. hatta sanki o ânı görüyor gibi oluyorum. bu tarz bir his, dünyayı ve madden vâr olmayı gözümde çok anlamsız kılıyor.
bundan, böyle bir düşünceden sıyrılmak biraz zor geliyor ve sıyrıldıktan sonra da bir süre boşlukta hissettiriyor.
evet, yüksek ihtimalle bir bedende tıkılı kaldım.
biraz düşündürdü sanki..
kendinizi hiç olduğunuz yerden hatta bedenden bambaşka bir alemde asılı hissettiğiniz oldu mu?
bazen ruhumun bir bulutun ardından buğulu bir şekilde bedenimi izlediğini düşünüyorum. hatta sanki o ânı görüyor gibi oluyorum. bu tarz bir his, dünyayı ve madden vâr olmayı gözümde çok anlamsız kılıyor.
bundan, böyle bir düşünceden sıyrılmak biraz zor geliyor ve sıyrıldıktan sonra da bir süre boşlukta hissettiriyor.
evet, yüksek ihtimalle bir bedende tıkılı kaldım.
devamını gör...



