zaman tüneli
kişinin cenazesinde dağıtılmasını istediği yemek
rakı.
devamını gör...
anneliese michel
1970’lerin almanya’sında yaşanan ve sinema dünyasına the exorcism of emily rose olarak uyarlanan anneliese michel vakası, modern rasyonalizm ile kadim metafizik inançların en sert şekilde çarpıştığı, tarihin en sarsıcı trajedilerinden biridir.
bu dosyayı incelerken karşımıza genellikle iki uç radikal görüş çıkar: ya her şeyi tamamen beynin kimyasal bir kusuru olarak gören katı bir psikiyatrik yaklaşım ya da bilimi tamamen reddedip olayı sadece iblislerle açıklayan dogmatik bir dindarlık.
ancak anneliese’in yaşadığı dehşeti gerçekten anlamak, bu iki dünyanın birbirini dışlamadığını, aksine aynı anda vuku bulabileceğini kabul etmekten geçer. anneliese michel, hem ağır psikiyatrik rahatsızlıkların pençesinde kıvranan bir hasta hem de kelimenin tam anlamıyla bir musallatın kurbanıydı.
anneliese o ailenin ilk kızı değildi. martha adında bir ablası olmuştu. aile, evlilik dışı dünyaya gelen ilk çocukları martha’yı bir utanç lekesi olarak gördü. onu bağırlarına basmak yerine sevgiden, şefkatten mahrum bıraktılar; varlığından utandılar. kısa süre sonra küçük martha bu dünyadan göçüp uçmağa vardığında, arkasında sevgiye aç bir ruh ve lanetlenmiş bir yuva bıraktı.
işte tam bu an, kozmik dengenin kırıldığı andı. evrende hiçbir haksızlık karşılıksız kalmaz. ailenin bu katı yürekliliği, zalimliği ve kendi kanından olan o sabiyi dışlaması yüzünden, o ocağı koruyan tüm iyi ruhlar (iduklar ve ev/yer-su ieleri) aileden nefret etti ve evi tamamen terk etti.
manevi zırhı tamamen yok olan bu savunmasız aile, karanlık alemin asalakları için açık bir hedef haline geldi. şer varlıklar, geçmişin bu ağır ve karanlık enerjisinden beslenerek eve sızdılar ve faturayı ailenin masum kızı anneliese’e kestiler. bu yoğun, ağır ve habis enerjisel kuşatma, kızın fiziki bedeninde ağır bir hasara yol açtı. iblislerin saldırısı sonucu, anneliese’in beynindeki temporal lob ciddi şekilde tahrip oldu. tıp dünyası, bu manevi saldırının beyinde bıraktığı fiziksel hasarı gördü ve adına "temporal lob epilepsisi" ile "psikoz" dedi.
bu noktada hem hastalığı tedavi etmek hem de hastalığa sebep olan iblisleri kovmak gerekirdi. soyun işlediği martha günahının kefareti ödenmeli, evdeki o karanlık varlıklar kam ayinleriyle sökülüp atılmalı ve küstürülen iyi ruhların gönlü alınarak koruma kalkanı yeniden kurulmalıydı. musallatın beyinde bıraktığı tahribat ve epilepsi nöbetleri modern tıbbın ilaçlarıyla dizginlenmeli, beden fiziken güçlü tutulmalıydı.
ne yazık ki gerçekte olan bir ihmaller ve yanlışlar faciası. doktorların verdiği ilaçların dozu çok az ve yetersizdi. kilise rahipleri ise tıbbı reddedip sadece kendi dualarına sığındılar ve tengri'nin kutsal bir emaneti olan o fiziki bedeni açlıktan, susuzluktan ölüme terk ettiler.
anneliese michel, 1 temmuz 1976’da bu dünyadan göçüp gittiğinde insanlığın bağrında ortak bir yara bıraktı.
bu dosyayı incelerken karşımıza genellikle iki uç radikal görüş çıkar: ya her şeyi tamamen beynin kimyasal bir kusuru olarak gören katı bir psikiyatrik yaklaşım ya da bilimi tamamen reddedip olayı sadece iblislerle açıklayan dogmatik bir dindarlık.
ancak anneliese’in yaşadığı dehşeti gerçekten anlamak, bu iki dünyanın birbirini dışlamadığını, aksine aynı anda vuku bulabileceğini kabul etmekten geçer. anneliese michel, hem ağır psikiyatrik rahatsızlıkların pençesinde kıvranan bir hasta hem de kelimenin tam anlamıyla bir musallatın kurbanıydı.
anneliese o ailenin ilk kızı değildi. martha adında bir ablası olmuştu. aile, evlilik dışı dünyaya gelen ilk çocukları martha’yı bir utanç lekesi olarak gördü. onu bağırlarına basmak yerine sevgiden, şefkatten mahrum bıraktılar; varlığından utandılar. kısa süre sonra küçük martha bu dünyadan göçüp uçmağa vardığında, arkasında sevgiye aç bir ruh ve lanetlenmiş bir yuva bıraktı.
işte tam bu an, kozmik dengenin kırıldığı andı. evrende hiçbir haksızlık karşılıksız kalmaz. ailenin bu katı yürekliliği, zalimliği ve kendi kanından olan o sabiyi dışlaması yüzünden, o ocağı koruyan tüm iyi ruhlar (iduklar ve ev/yer-su ieleri) aileden nefret etti ve evi tamamen terk etti.
manevi zırhı tamamen yok olan bu savunmasız aile, karanlık alemin asalakları için açık bir hedef haline geldi. şer varlıklar, geçmişin bu ağır ve karanlık enerjisinden beslenerek eve sızdılar ve faturayı ailenin masum kızı anneliese’e kestiler. bu yoğun, ağır ve habis enerjisel kuşatma, kızın fiziki bedeninde ağır bir hasara yol açtı. iblislerin saldırısı sonucu, anneliese’in beynindeki temporal lob ciddi şekilde tahrip oldu. tıp dünyası, bu manevi saldırının beyinde bıraktığı fiziksel hasarı gördü ve adına "temporal lob epilepsisi" ile "psikoz" dedi.
bu noktada hem hastalığı tedavi etmek hem de hastalığa sebep olan iblisleri kovmak gerekirdi. soyun işlediği martha günahının kefareti ödenmeli, evdeki o karanlık varlıklar kam ayinleriyle sökülüp atılmalı ve küstürülen iyi ruhların gönlü alınarak koruma kalkanı yeniden kurulmalıydı. musallatın beyinde bıraktığı tahribat ve epilepsi nöbetleri modern tıbbın ilaçlarıyla dizginlenmeli, beden fiziken güçlü tutulmalıydı.
ne yazık ki gerçekte olan bir ihmaller ve yanlışlar faciası. doktorların verdiği ilaçların dozu çok az ve yetersizdi. kilise rahipleri ise tıbbı reddedip sadece kendi dualarına sığındılar ve tengri'nin kutsal bir emaneti olan o fiziki bedeni açlıktan, susuzluktan ölüme terk ettiler.
anneliese michel, 1 temmuz 1976’da bu dünyadan göçüp gittiğinde insanlığın bağrında ortak bir yara bıraktı.
devamını gör...
aziz yıldırım
safi kurumsallıktan bihaber dolayısı ile doğru seçim,
ha aziz de son dönemin sıçıp sıvadı ama fb nin başına gelenler bjk nin başına gelse küme düşerdi (itelenirdi tabii.)
şimdi aziz fenerbahçe store dan başlayıp kurumsallıştaracak bakın görürsünüz gelir sıkıntısının farkında herif yaptığı konuşmalardan belli ki.
ha aziz de son dönemin sıçıp sıvadı ama fb nin başına gelenler bjk nin başına gelse küme düşerdi (itelenirdi tabii.)
şimdi aziz fenerbahçe store dan başlayıp kurumsallıştaracak bakın görürsünüz gelir sıkıntısının farkında herif yaptığı konuşmalardan belli ki.
devamını gör...
loop'a alınan son şarkı
dem - can bonomo
devamını gör...
diğer erkeklerden hemcinslerim diye bahseden erkek
lavuk ya da eleman diyorsa da gay değildir net. clclxllx
devamını gör...
uzak mesafe ilişkisi
bu kadar uzak mesafeli ilişkiye sert bakılmasını anlamıyorum.
tamam mesela kişinin iş ya da okul ortamında birileri olur ve tanışır yüz yüze. öyle olması daha mantıklı ama.
ben mezun olalı 2 sene oldu. o zamanki sevgilimle anlaşamadık ayrıldık.
şu an uzak mesafe ilişki içerisindeyim ama buluşup 3 gün beraber kaldık. huyunu suyunu uzaktan tanıdığımdan daha fazla anladım artısı ve eksisiyle.
eğer ben de etten kemikten bir insansam ve kalbim atıyorsa karşımdaki de öyle.
güvenilecek birisini bulursanız neden olmasın ki??
biz mesela nişanlanmak üzereyiz.
tamam mesela kişinin iş ya da okul ortamında birileri olur ve tanışır yüz yüze. öyle olması daha mantıklı ama.
ben mezun olalı 2 sene oldu. o zamanki sevgilimle anlaşamadık ayrıldık.
şu an uzak mesafe ilişki içerisindeyim ama buluşup 3 gün beraber kaldık. huyunu suyunu uzaktan tanıdığımdan daha fazla anladım artısı ve eksisiyle.
eğer ben de etten kemikten bir insansam ve kalbim atıyorsa karşımdaki de öyle.
güvenilecek birisini bulursanız neden olmasın ki??
biz mesela nişanlanmak üzereyiz.
devamını gör...
uzak mesafe ilişkisi
ayrılık süresi belli adı konmuş bir ilişkiyse bile çok zor. diğer türlü zaten yok böyle bir ilişki.
devamını gör...
uzak mesafe ilişkisi
ben de ciddi şeyler yazacağım
ciddi düşünüyorum
uzak mesafe sadakat unsuruyla ele alınıyor. ekşi'de gördüğüm dördünüz de razıysanız neden olmasın tanımı beni çok güldürmüştü. ama baktığında bir insana ulaşma işi yani sadakat meselesindeki 3. kişilere ulaşmak işi her türlü kolay. uzak-yakın ilişkiye pek bakmaz. isteyen istediği koşulda aldatır.
onun dışında uzak mesafede hadi bugün dışarı çıkalım gibi spontane planlar yapamazsınız. özlediğiniz kişiyi istediğiniz her zaman göremezsiniz. bunlar zorlu şeylerdir.
insanlar genelde niyet ettim allah rızası için uzak mesafe ilişkiye başlamaya da demez, öyle olur bazen.
iyi yanı şudur: yaptığınız planlar dolu dolu olur. güzel vakit geçirmek için biraz daha özenilir çünkü zamanın kıymeti ister istemez daha fazla anlaşılır.
böyle yani. kafanızın uyuştuğu, gönlünüzün aktığı, birbirinize iyi geldiğiniz güzel ve sağlıklı ilişkileriniz olsun dileklerimle yazımı sonlandırıyorum. keşke köşe yazarı olsaydım ne yazdığımı bilirdim ne de ne anlatmak istediğimi, hiçbir şey anlatmayan köşeli yazılarım olurdu.
ciddi düşünüyorum
uzak mesafe sadakat unsuruyla ele alınıyor. ekşi'de gördüğüm dördünüz de razıysanız neden olmasın tanımı beni çok güldürmüştü. ama baktığında bir insana ulaşma işi yani sadakat meselesindeki 3. kişilere ulaşmak işi her türlü kolay. uzak-yakın ilişkiye pek bakmaz. isteyen istediği koşulda aldatır.
onun dışında uzak mesafede hadi bugün dışarı çıkalım gibi spontane planlar yapamazsınız. özlediğiniz kişiyi istediğiniz her zaman göremezsiniz. bunlar zorlu şeylerdir.
insanlar genelde niyet ettim allah rızası için uzak mesafe ilişkiye başlamaya da demez, öyle olur bazen.
iyi yanı şudur: yaptığınız planlar dolu dolu olur. güzel vakit geçirmek için biraz daha özenilir çünkü zamanın kıymeti ister istemez daha fazla anlaşılır.
böyle yani. kafanızın uyuştuğu, gönlünüzün aktığı, birbirinize iyi geldiğiniz güzel ve sağlıklı ilişkileriniz olsun dileklerimle yazımı sonlandırıyorum. keşke köşe yazarı olsaydım ne yazdığımı bilirdim ne de ne anlatmak istediğimi, hiçbir şey anlatmayan köşeli yazılarım olurdu.
devamını gör...
serbest ilişki
bir sondaj ukdesi.
günümüzde hala sıradışı bir etkinliktir. eski çağlarda da marjinal, belki sosyetik ama kesinlikle sıradışı bulunurmuş. herkesin harcı değildir. normlara göre yaşayan insanların arasında bir cennet vaadetmez. hiçbir zaman kanunlar tarafında güvence altına alınmak istenmeyen olgulardandır. devrimciler bile sevmez bu ilişki çeşidini. burjuva özentiliği, bohem başıboşluğu olarak görürler..
günümüzde hala sıradışı bir etkinliktir. eski çağlarda da marjinal, belki sosyetik ama kesinlikle sıradışı bulunurmuş. herkesin harcı değildir. normlara göre yaşayan insanların arasında bir cennet vaadetmez. hiçbir zaman kanunlar tarafında güvence altına alınmak istenmeyen olgulardandır. devrimciler bile sevmez bu ilişki çeşidini. burjuva özentiliği, bohem başıboşluğu olarak görürler..
devamını gör...
loop'a alınan son şarkı
devamını gör...
sivas köftesi
hiç sevemediğim şey. birkaç kere de yedim. iş için nereden yaklaşık on defa sivas'a gitmişliğim var. sağolsun arkadaşlar da her seferinde yediriyorlar. babamın kendi tarifiyle yaptığı köfte buna diz çöktürür, tövbe ettirir. o kadar sıradan, o kadar herkes gibi.
herhangi bir yerde yediğim köfteden bir farkını göremiyorum ben. benim eğitimsiz damağım aradaki farkı göremiyor da olabilir. diğer taraftan, standart bir vatandaş olarak ben anlayamıyorsam, iyiliğinin bir faydası var mıdır? tartışılabilir.
herhangi bir yerde yediğim köfteden bir farkını göremiyorum ben. benim eğitimsiz damağım aradaki farkı göremiyor da olabilir. diğer taraftan, standart bir vatandaş olarak ben anlayamıyorsam, iyiliğinin bir faydası var mıdır? tartışılabilir.
devamını gör...
uzak mesafe ilişkisi
şimdi bazı tanımlara güldük eğlendik. şimdi gerçekleri konuşalım. uzak mesafe ilişkisi zor iştir, her insan beceremez. ama yürüten ve yürütme çabası gösteren insan gerçekten seviyor ve istiyordur. dokunmadan vs. diye cinselliğe indirgemek ise sizin maalesef büyük bir abaza olduğunuzu ve sadece cinsellik için partnerinizle ilişki içinde olduğunuzu gösteriyor. bu uzak mesafe ilişkisi konusu açıldığında hep iki şey aklıma gelir. birincisi "mesafeleri bahane edenin yollar g... girsin.", ikincisi de cemal süreya'nın "uzaktan seviyorum seni" şiiri.
uzaktan seviyorum seni!
kokunu alamadan,
boynuna sarılamadan.
yüzüne dokunamadan.
sadece seviyorum!
öyle uzaktan seviyorum seni!
elini tutmadan.
yüreğine dokunmadan.
gözlerinde dalıp dalıp gitmeden.
şu üç günlük sevdalara inat,
serserice değil adam gibi seviyorum.
öyle uzaktan seviyorum seni,
yanaklarına sızan iki damla yaşını silmeden.
en çılgın kahkahalarına ortak olmadan.
en sevdiğin şarkıyı beraber mırıldanmadan.
öyle uzaktan seviyorum seni!
kırmadan,
dökmeden,
parçalamadan,
üzmeden,
ağlatmadan uzaktan seviyorum.
öyle uzaktan seviyorum seni;
sana söylemek istediğim her kelimeyi,
dilimde parçalayarak seviyorum.
damla damla dökülürken kelimelerim,
masum beyaz bir kağıtta seviyorum.
cemal süreya
uzaktan seviyorum seni!
kokunu alamadan,
boynuna sarılamadan.
yüzüne dokunamadan.
sadece seviyorum!
öyle uzaktan seviyorum seni!
elini tutmadan.
yüreğine dokunmadan.
gözlerinde dalıp dalıp gitmeden.
şu üç günlük sevdalara inat,
serserice değil adam gibi seviyorum.
öyle uzaktan seviyorum seni,
yanaklarına sızan iki damla yaşını silmeden.
en çılgın kahkahalarına ortak olmadan.
en sevdiğin şarkıyı beraber mırıldanmadan.
öyle uzaktan seviyorum seni!
kırmadan,
dökmeden,
parçalamadan,
üzmeden,
ağlatmadan uzaktan seviyorum.
öyle uzaktan seviyorum seni;
sana söylemek istediğim her kelimeyi,
dilimde parçalayarak seviyorum.
damla damla dökülürken kelimelerim,
masum beyaz bir kağıtta seviyorum.
cemal süreya
devamını gör...
dilenci (kısa film)
isim olarak kim tarafından hazırlandığına ve senaryo bilgisine ulaşılamamış olsa da, gökkuşağı masalları adlı youtube kanalı tarafından yayınlanan kısa animasyon film; 2025 yılının kasım ayında yayınlanmıştır.

yağmurlu bir günde dilencilik yapan küçücük bir çocuğun iyi kalpli biri tarafından kurtarılmasını anlatıyor.
tamircilik yapan bir adamın küçük çocuğu yaşadığı bu zor hayattan kurtarmak istediği görülüyor, belki de ona bakınca onun yüzünde kendi çocuğunu görmüştü, bu yüzden dilencilik yapmasına gönlü el vermemişti...
küçük çocuğu artık kendi himâyesine alır, ona sıcak bir yuva ve aş verir, kim bilir en son ne zaman sıcak bir yemek yemiştir?
daha sonra ise küçük çocuğun eğitim hayatının başlamasına olanak sağlar ve filmin sonlarına doğru yaklaşılır.
bazen en çok iz bırakan davranışın, yardımseverlik ve merhamet olduğunu hatırlatan bir kısa filmdi benim için.
belki sıradan bir konusu vardı, şaşırtıcı bir yanı yoktu ama hayata dair birkaç şey hatırlattı.
hayatının en zor gününde yanında olan insanı asla unutamazsın.
bir insanın hayatını olumlu yönde değiştirebilmek bazen işte bu kadar kolaydır, yeter ki iyilik yapmaktan, iyilikten, yardım etmekten, merhametimizden vazgeçmeyelim...

yağmurlu bir günde dilencilik yapan küçücük bir çocuğun iyi kalpli biri tarafından kurtarılmasını anlatıyor.
tamircilik yapan bir adamın küçük çocuğu yaşadığı bu zor hayattan kurtarmak istediği görülüyor, belki de ona bakınca onun yüzünde kendi çocuğunu görmüştü, bu yüzden dilencilik yapmasına gönlü el vermemişti...
küçük çocuğu artık kendi himâyesine alır, ona sıcak bir yuva ve aş verir, kim bilir en son ne zaman sıcak bir yemek yemiştir?
daha sonra ise küçük çocuğun eğitim hayatının başlamasına olanak sağlar ve filmin sonlarına doğru yaklaşılır.
bazen en çok iz bırakan davranışın, yardımseverlik ve merhamet olduğunu hatırlatan bir kısa filmdi benim için.
belki sıradan bir konusu vardı, şaşırtıcı bir yanı yoktu ama hayata dair birkaç şey hatırlattı.
hayatının en zor gününde yanında olan insanı asla unutamazsın.
bir insanın hayatını olumlu yönde değiştirebilmek bazen işte bu kadar kolaydır, yeter ki iyilik yapmaktan, iyilikten, yardım etmekten, merhametimizden vazgeçmeyelim...
devamını gör...
diğer erkeklerden hemcinslerim diye bahseden erkek
gaydir. veya heteroseksuel bi transtir. diger bi ihtimal feminendir, ibrahim selim'le bartu kucukcaglayan arasi bi seydir. ya da kemal dogulu'dur. bi ihtimal mert demir'dir. misler gibi parfum kokan bi beyaz yakalidir. is cikisi kahve icmeye giden, yilda bikac roman okuyup biraz da film izleyen, bacak bacak ustune atan bi ofis boydur. belki ofis boy gorunumlu bi femboydur, bilemezsin.
belki de bunlarin hicbirisidir. belki de diger erkeklerden 'ya erkekler neden boyle' diye bahsetse kendisi kadin zannedilecegi icin, 'bakin ben de erkegim' diyebilmek icin diger erkeklerden 'hemcinslerim' diye bahseder. yani faredir.
yani belki de gercek erkek kendisidir, belki de degildir. belki de oyledir, belki de haklilar. belki de tarkan. evet.
belki de bunlarin hicbirisidir. belki de diger erkeklerden 'ya erkekler neden boyle' diye bahsetse kendisi kadin zannedilecegi icin, 'bakin ben de erkegim' diyebilmek icin diger erkeklerden 'hemcinslerim' diye bahseder. yani faredir.
yani belki de gercek erkek kendisidir, belki de degildir. belki de oyledir, belki de haklilar. belki de tarkan. evet.
devamını gör...
fazla düşünmenin saçma olması
bir hakikattir.
bu instagram denen şeytan icadı, bizi abuk subuk bir mükemmelliyetçilik tribine soktu. bir işe kalkışmadan önce atomu parçalayacakmış gibi plan yapan, detaylarda boğulan insanlar neden asla o işi yapamaz, merak etmişimdir. iki kilo fazlası var diye spora başlayacak, sanırsın olimpiyatlara hazırlanıyor. yürüyüş için bütün günlük rutinini değiştirir, mutfağı laboratuvara çevirip gramı gramına öğün hesaplar, en pahalı ayakkabıyı sipariş eder. detaycılık dedikleri bu meret aslında korkaklıktan başka bir şey değil. kişi, ulaşacağı hedefi zor gördüğünden onunla direkt muhatap olmak yerine ona karşı kendini hazırlamaya çalışıyor.
bu tipler her yerde. altı üstü bir youtube kanalı açacak, gider en pahalı kamerayı, stüdyo ışıklarını araştırır, aylarca algoritma üzerine makale okur. yahu bir kamerayı aç, konuş işte. ya da bir kadınla tanışacak, ne diyeceğini, ne giyeceğini, hangi mekanda buluşacağını kırk gün düşünür. kafasında kurduğu o kusursuz senaryoda yaşarken, dışarıdaki hayatı kaçırdı. düşünmekten eyleme geçemeyen, kendi zihninin hapishanesinde çürüyen acizler ordusuyuz. mükemmelliyetçilik bir erdem değil; iş yapamayan adamın arkasına saklandığı süslü bir kalkandır.
gerçek başarı, o gereksiz detayları çöpe atıp paldır küldür sahaya atlayanların hikayesidir. bir şeyi komplikeleştirmek, zekanın değil, vizyonsuzluğun kanıtı. dünyayı değiştirenler her şeyi kusursuz planlayanlar değil; yoldaki kusurlara rağmen yürümeye devam edenlerdir.
vesselam.
bu instagram denen şeytan icadı, bizi abuk subuk bir mükemmelliyetçilik tribine soktu. bir işe kalkışmadan önce atomu parçalayacakmış gibi plan yapan, detaylarda boğulan insanlar neden asla o işi yapamaz, merak etmişimdir. iki kilo fazlası var diye spora başlayacak, sanırsın olimpiyatlara hazırlanıyor. yürüyüş için bütün günlük rutinini değiştirir, mutfağı laboratuvara çevirip gramı gramına öğün hesaplar, en pahalı ayakkabıyı sipariş eder. detaycılık dedikleri bu meret aslında korkaklıktan başka bir şey değil. kişi, ulaşacağı hedefi zor gördüğünden onunla direkt muhatap olmak yerine ona karşı kendini hazırlamaya çalışıyor.
bu tipler her yerde. altı üstü bir youtube kanalı açacak, gider en pahalı kamerayı, stüdyo ışıklarını araştırır, aylarca algoritma üzerine makale okur. yahu bir kamerayı aç, konuş işte. ya da bir kadınla tanışacak, ne diyeceğini, ne giyeceğini, hangi mekanda buluşacağını kırk gün düşünür. kafasında kurduğu o kusursuz senaryoda yaşarken, dışarıdaki hayatı kaçırdı. düşünmekten eyleme geçemeyen, kendi zihninin hapishanesinde çürüyen acizler ordusuyuz. mükemmelliyetçilik bir erdem değil; iş yapamayan adamın arkasına saklandığı süslü bir kalkandır.
gerçek başarı, o gereksiz detayları çöpe atıp paldır küldür sahaya atlayanların hikayesidir. bir şeyi komplikeleştirmek, zekanın değil, vizyonsuzluğun kanıtı. dünyayı değiştirenler her şeyi kusursuz planlayanlar değil; yoldaki kusurlara rağmen yürümeye devam edenlerdir.
vesselam.
devamını gör...
facebook dayıları
"dayı ben senin kalibrende değilim, belini incitirsin" lafını duyduktan sonra istifa edip buraya geldiğim topluluk. oysa ne hayallerle kolları sıvamıştım. işçiliğime güveniyordum. yeni yetme bir cıbır tarafından yerle yeksan edildi özgüvenim. özgüven bitişik mi yazılıyordu lan. neyse, iyi günler.
devamını gör...
uzak mesafe ilişkisi
5 kmden ilerisidir.
artık gelemem.
evet.
artık gelemem.
evet.
devamını gör...

