meja - en beğenilen tanımları (124. sayfa)

en güzelini yapan kişi. uzun yazan kişi için dokunmatik kabus gibi bir şey.
devamını gör...

ayakta durulduğunda, ayağın yan kısmında ya da topukta ortaya çıkan, deriyle hemen hemen aynı renkte olan yağ bezesi görünümlü düğüm.

genellikle ayakta çok fazla duran ve ayakları çok fazla basınca maruz kalan kişilerde (mesela sporcularda) rastlanır. kişiye fiziksel bakımdan rahatsızlık vermez. ancak görüntüsü rahatsız edebilir. ayakta fazla kalmamak, rahat ayakkabılar giymek, kilo vermek gibi basit yöntemler önerilir. ekstra tedaviye ihtiyaç duyulmaz.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
görselin kaynağı
devamını gör...

güneş de dahil olmak üzere tüm yıldızların, yavaş yavaş şekillenerek anakol yıldızı olana dek geçirdikleri süreç.

yıldızlar uzaydaki moleküler bulutlardan oluşur. modellemelere göre, sürecin hemen hemen şu şekilde olduğu tahmin ediliyor:

galaksilerin, spiral kollar gibi bazı bölgelerinde madde yoğunluğu yüksektir. bu bölgelerde bulunan ve morötesi ışınım yayan genç ve enerjik yıldızlar, ışınımları nedeniyle moleküler bulutlarda oyuklar açar. bu oyuklar, süratli şekilde iyonize hidrojen molekülleriyle dolar. bu durum bölgede şok dalgalarına neden olur çünkü iyonize hidrojenin oyuklara dolma hızı, ses hızından yüksektir. bölgede oluşan şok dalgası nedeniyle yine bölgedeki moleküler bulutlar sıkışır. bu sıkışmalar, az sonra bahsedeceğim olayları ve neticesinde de yıldız oluşumunu tetiklemiş olur.

bir moleküler bulut sıkışmaya başladığında, bulutun yapısı lokal olarak bozulur. dengenin bozulduğu bölgede, kütle çekimsel enerji artar. bu enerjinin yarısı, bulutu oluşturan gazı ısıtmak için harcanırken, diğer yarısı ışınım olarak harcanır. gazın ısınmasının sonucu ortamdaki yoğun bölgenin merkezindeki sıcaklık, hidrojeni nükleer füzyon ile helyuma dönüştürecek seviyeye kadar çıkabilir. bahsettiğimiz sıcaklık yaklaşık 10.000.000 kelvin civarında... böylece ortaya çıkan cisim bir yıldızdır. detayları aşağıda...

bu arada devasa bir moleküler buluttan bahsediyoruz. bu bulut tamamen çöküp bir tek yıldız oluşturmaz. bulutun her bölgesinde yer yer farklı yoğunlaşmalar ve çökmeler gerçekleşir ki bunda ufalanma süreci denir.

***

başta elimizde çökmeye başlayacak kadar yoğun bir kütle vardı ki bunun adı jeans kütlesidir. çökme sırasında ışınıma dönüşmüş olan kütle çekimsel enerjinin bir kısmı buluttan kaçarak uzaya dağılır çünkü ortam transparan denecek halde, ince bir tabaka gibidir. bu arada sıcaklık artmaktadır. bir süre sonra yoğunluk gittikçe arttığından, transparanlık yalan olur ve ışınım buluttan kaçamamaya başlar. ortam hemen hemen bir hidrostatik dengeye ulaşmıştır. bu henüz yıldız olamamış ama yıldıza çok benzeyen "şey"e ön yıldız ya da protostar adı verilir.

kütle çekimsel etkinin arttığı bu evrede, bulutun çöken kısmının hemen dış bölgesinde bulunan maddeler ön yıldızın üzerine düşmeye devam etmektedir. merkezi bölgeye, yani artık çekirdek diyebileceğimiz bölgeye düşen bu maddeler, şok dalgalarına neden olur ve enerji kaybeder. kaybolan bu enerji ısı enerjisine dönüşür ve ön yıldızın sıcaklığıyla ışınımı artar. sıcaklık biraz daha yükseldiğinden, bulutu oluşturan gaz ve toz içindeki toz partikülleri buharlaşır.

yeterince detaya girdim. buradaki ufak tefek diğer detaylara girmeden şunu söyleyebilirim ki, merkezde artık döteryumu nükleer olarak yakacak sıcaklık koşulları sağlanmıştır. merkeze doğru kütle çekimsel çökme bir miktar yavaşlar. bulut tekrar transparan hale gelir. bu evreye "anakol öncesi evrim" adı verilir.

bu kısımdan sonraki detaylar gerçekten kafa karıştırıcı cinsten. özetle şunu söyleyebilirim; kütle çekimsel çökme, yukarıda dediğim şekilde yavaşlamış olsa da tamamen durmaz. bu nedenle oluşmakta olan cismin merkezine doğru sürekli olarak bir madde yığılması vardır. bu da yoğunluk ve dolayısıyla sıcaklık artışı anlamına gelir. bu artışın son aşaması da ön yıldız çekirdeğinin artık hidrojeni helyuma dönüştürecek sıcaklığa ulaşmasıdır. zaten bunu yapmaya başlamış olan bir cisim artık bir yıldızdır ve geldiği bu evreye de anakol evresi adı verilir.
devamını gör...

gezegen oluşumunu açıklamakta kullanılan modellerden biri.

bir gezegen, yıldız oluşumunun ardından, bölgede yıldızı oluşturduktan geriye kalan malzemeden, yani yine toz ve gazdan oluşur.

disk kararsızlığı senaryosu basitçe şudur:

bahsi geçen malzemenin kütlesi yeterince büyükse, içinde yerel olarak sıkışmalar ortaya çıkabilir. bunun sonucunda da tıpkı yıldızların oluşmasında görüldüğü gibi, merkezî bölge yoğunlaşır ve bir çekirdek oluşturur. ancak yoğunluk, yıldız oluşumunda olduğu kadar büyük olmadığından nükleer tepkimeler başlayamaz ve cisim enerji üretemediğinden bir gezegen olarak kalır. bu senaryoya göre oluşan gezegenlerin kütlesi, en az 2 jüpiter kütlesine eşittir.

diğer senaryo olan merkezî yığılma senaryosuna göre avantajı, gezegenlerin oluşum süresini daha doğru açıklayabilmesidir. dezavantajı ise bir gezegenin oluşabilmesi için gereken ortama ilişkin koşulların oldukça özel olması ve daha nadir ortaya çıkmasıdır.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hiçbiri bunun kadar güzel olmayan bir avuç şarkı:
devamını gör...

çok da farklı olmayan 2 şey arasındaki kıyaslama. en azından benim için değil.

ha bak, arada tanım girerken salatalık yiyebilirim ama doğrudur. sonuçta beyin durdurucu bir özelliği yok. usul usul kıtırdatırken de fizik kanunlarını düşünebiliyorum.

tek fark olabilir ama; gerçekte trollüğe burada olduğumdan bir tık yakınım. onu inkâr edersem allah çarpar. bazı bazı yanımda bulunan kişilerin gülmekten ağızlarının, south park'taki kanadalılar gibi ayrıldığı görülmüştür.
devamını gör...

daha önce de benzerine rastladığımız haber. belki de eski haber, bilemiyorum.

kızıyorsunuz ama hak helal etmeme hakkı var insanların da sonuçta. öyle olmasa niye sorsunlar orada hakkınızı helal ediyor musunuz diye? şimdi eşin dostun zoruyla hatır için gelsem cenazeye ama ölenle de gerçekten bir sıkıntım olsa söyleyemeyecek miyim yani bunu orada? çok saçma. sormasınlar o zaman hiç, madem cevap hoşlarına gitmiyor...

borç mevzusuna gelince... bence o iş çoluğunun çocuğunun üzerine kalmamalı. sonuçta herkes kiminle hangi alışverişe girdiğini ailesine söylemiyor ve ailesinin onayını almıyor bir borcun altına girerken. dolayısıyla borcunu da geride kalanlara yüklemek adil değil. hakkını helal etmeyecek olan da para falan alamayacağını bilerek etmesin.

neyse...
devamını gör...

beğeni denen şey kişiden kişiye değiştiği için ortaya çıkan kitap grubu. bize harika gelen bir şey, bir başkasına çok sönük gelebilir, normaldir.

kendi adıma konuşacağım çünkü yukarıda da söylediğim gibi, bu işler göreceli. bana göre simyacı, sofi'nin dünyası, yeni hayat, tavuk suyuna çorba gibi birkaç kitap ve kişisel gelişim kitapları bu grupta. tabii ki bunlardan kendi hayatına göre birtakım sonuçlar çıkaran, bunların faydasını gören insanlar vardır ama yine kendi adıma konuşuyorum, benim için tamamen vakit kaybıydı bu kitaplar. yine de okumayı seven biri olarak çok büyük bir pişmanlık saymıyorum hiçbirini.
devamını gör...

güzel insan.

hata yapmayanımız var mı? hatada ısrarcı olmaya ne gerek var? bir insanın kalbini kazanmak dünyaları kazanmaya bedel bence.

geri adım atmayı küçülmek zannedenler var. o kadar yanılıyorlar ki... özür dilemek, af dilemek gibi eylemler insanları yüceltiyor. bunu anlayamayacak durumda olanlar hatalarında ısrar edip insan kaybetmeye devam etsinler. genç yaşlarda yalnızlık koymaz belki ama sonraki hayatlarında kafalarını vururlar duvarlara, insan olmanın anlamını çözünce.
devamını gör...

sözlükte, bir yazar hakkında iyi kötü fikir edinmek için oldukça kullanışlı olabilen özellik.

yazarların profilinde, kapak fotoğrafının hemen altında bulunur ve tıkladığınızda o yazarın açtığı başlıkları bir liste halinde karşınızda görürsünüz.

eğer sözlükte yeniyseniz ve kim trolldür, kim siyaset/gündem konuşmayı sever, kimin alanı sanat/edebiyattır gibi sorularınıza bu buton sayesinde cevap alma ihtimaliniz vardır. zira yazarların, istisnalar dışındaki büyük bir kısmı, ilgileri ve bilgileri olan konulara ilişkin başlık açmayı tercih ederler.
devamını gör...

1950'lerde başlayan ve bir dizi nükleer patlama aracılığıyla çalıştırılacak olan bir roket fikri üzerinden yürütülen proje. kısmi nükleer deneme yasağı antlaşmasının devreye girmesiyle proje sonlandırıldı.

projeye göre birkaç tane atom bombası roketten biraz uzak bir mesafede, roketin arka bölgesinde patlatılacaktı. roketin arkasına bir "itme plakası" yerleştirilecekti. atom bombalarından kaynaklanan şok dalgaları bu plakaya çarparak itmeyi sağlayacaktı. itici plakanın, amortisörler aracılığıyla tüm ivmeyi araca dağıtması gerekecekti. böylece teoride yıldızlar arası ortamda yolculuk yapılabilecekti. itme plakasının ortasında bırakılan bir delikten, belirli saniyelerde bir ateşleme yapılması ve sürekli olarak patlama ve şok dalgası döngüsünün yaratılması gerekiyordu.

teorik olarak bu çeşit bir araçla yolculuk yapmak yaklaşık 4,4 ışık yılı uzaklıktaki alpha centauri'ye 47 yılda gitmeyi mümkün kılacaktı.

aslında projede birçok sorun bulunuyordu. bunların bir kısmı çözülmüş olsa da, antlaşma nedeniyle projenin daha fazla sürdürülmesine imkân kalmadı. bu şekilde çalışacak bir "yıldız gemisi" doğrudan dünyadan kalkış yapabileceği gibi, daha hafif bir versiyonu yörüngede de yapılabilirdi. böylece antlaşma şartlarından kaçınmak da mümkün olabilirdi. fakat bu durum aracın boyutunu haddinden fazla küçültmeyi gerektirecekti. böylece araçtan beklenen fayda da epey azalacaktı. ancak dünya üzerinde nükleer serpintiye yol açacağı endişesi nedeniyle pek de olumlu bir yöntem sayılmadığını söyleyebiliriz.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

görselin kaynağı
devamını gör...

pencereden bakarken, gelip geçtin selamsız
görünmezadam gibi hissettirdin kendimi
vestiyerden mantonu alıp gittin apansız
yagmurlu bir gecede, oldun herhangi biri

bu vahşi ve kaotik, acımasız dünyada
bir an içinde manyak olmaya karar verdim
o güzelim gözlerin kalmasın hiç arkanda
sakın acıma bana, boş ver! buhayatbenim.

ne var? aşık atışması başlığında kafiye ve ölçüyü savunup burada serbest takılacağımı düşünmediniz herhalde?
devamını gör...

içinizde en uslu duranınız kimse, hesabımı ona bırakırım. kayıt olduğumdan beri aldığım tüm mesajlar ve konuşmalar olduğu gibi duruyor. çok eğlenir, herkesi tanımış olursunuz *
devamını gör...

hemen gidiyorum ölmeye. haddimi bilmeyerek hayatta kaldığım ve siz uzunları üzdüğüm için özür dilerim *
devamını gör...

bir sürpriz.

aktif olsa daha mı iyi, anlamadım ki...
devamını gör...

benim için tunalı'da pazar günleri trafiğe kapalı ortamda takılabilmek, atakule'nin, karum'un açılışlarına/ilk zamanlarına şahit olmak, gima'nın ya da yeni karamürsel'in önünde buluşmak, kasetçide karışık kaset doldurtmak, "beta mı vhs mi" muhabbeti yapmak, pop müziğin en güzel yıllarını yaşamak, televizyonda tüm parti liderlerinin aynı programda karşılıklı tartıştığını görebilmek, o programlara vatandaşın da canlı bağlanabildiğine ve soru sorabildiğine şahit olmak, "acid techno mu break dance mı" gibi tercihleri tartışmak, vatka ve perma illetlerini yakından tatmak gibi nostaljik anlamlara gelen süreç. saysam akşama kadar sayarım daha...

çok özledim be!
devamını gör...

uydu tabanlı rota tayin sistemi. global positioning system* kelimelerinin kısaltmasıdır. amerika birleşik devletleri tarafından savunma sistemleri için geliştirilmiş olsa da bugün birçok ülkenin kendine ait gps sistemi bulunur.

gps uyduları, trilaterasyon adlı yöntemi kullanırlar. şu anda dünya yörüngesinde aktif olan onlarca gps uydusu var. bir konumu belirlemek için bunlardan 4 tanesi yeterlidir. daha fazlasından veri alınırsa konum daha hassas şekilde ölçülür.

uydularda atom saati bulunur. bu saatler son derece hassas olarak ayarlanmıştır. uydular dünyaya sürekli olarak radyo sinyalleri gönderir. bu sinyaller ışık hızıyla hareket ederler. dünyadaki bir gps alıcısı bu sinyali aldığında, alıcının alış saati de, sinyalin uydudan çıkış saati de bellidir. aradaki fark bulunabilir. bu farkın ışık hızıyla çarpılması, gps alıcısı ile uydu arasındaki mesafeyi verir.

peki bu bilgi ne işe yarar?

diyelim ki 2 uydumuz var ve bunlar yerdeki bir noktaya olan uzaklıklarını ölçüyorlar. ilk uydunun uzaklığı (buna r1 diyelim), yine ilk uydunun merkezde olduğu bir dairenin yarıçapı olsun. ikinci uydunun uzaklığı da (buna da r2 diyelim) bu kez ikinci uydunun merkezde olduğu bir dairenin yarıçapı olsun. 2 boyutlu bir düzlemde olsaydık, bu dairelerin yerdeki noktaya olan uzaklıklarının kesişimi, aşağıda üşenmeyip çizdiğim resimdeki yeşil noktayı verecekti:

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

3 boyutlu ortamda da durum bundan çok farklı değildir. uydular, yukarıdaki bahsettiğim (zaman farkı x ışık hızı) formülüyle bulunan mesafeler aracılığıyla, gps alıcısının, yani yeryüzündeki hareketlinin tam konumunu ölçebilirler.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
görselin kaynağı

ama burada bir sorunumuz var: atom saatleri son derece hassas ve güvenilir saatlerken, kullandığımız telefondaki ya da mesela otomobillerimizdeki gps alıcılarının kullandığı saatler, sıradan saatlerdir. bunlar atom saatleri kadar güvenilir değildir. eğer güvenilir ölçüm olmazsa kilometre mertebesinde hatalar ortaya çıkar ki bu da son derece kullanışsız bir konum bilgisi anlamına gelir. ankara'dayken istanbul'da gibi görünebilirsiniz en iyi ihtimalle. üstelik izafiyet teorisinden biliyoruz ki bu atomik saatler de yörünge hızları nedeniyle günde 38 mikrosaniye* ileriye kayarlar. düzgün bir konum belirleme işlemi için bu sorunların giderilmesi gerekir.

uyduların hepsinde atom saati olduğundan, bunlar arasında bir senkronizasyon sorunu bulunmaz. sorun uydularla bizim kullandığımız araç her ne ise onun arasındadır. dördüncü uydunun devreye girdiği yer de burasıdır. gerekli hesaplamaların yapıldığı yazılım aracılığıyla bu uydu, zaman kaymalarını düzeltir. böylece dünya üzerinde nerede olursanız olun, mutlaka en az 4 uydu ile bağlantıda kalarak doğru bir şekilde konumlandırılma şansı elde etmiş olursunuz.
devamını gör...

aslında bağlaç olmayan, yalnız çalışan, tek takılan, özgür olması gerekirken 2 kelimenin arasında sıkışıp kalmış olan harf topluluğu.

yazık olan te.
"bunu yazanın teee..!" deme isteği uyandıran te.
devamını gör...

lüzumsuz çıkışlarda bugün diyebileceğimiz beyan.

bir kitap okumuştum. hissedebilen protez yapmak, beyni en ufak parçalarına kadar dilimleyip bilgisayara beynin çalışma şeklini simüle ettirmek, hastalıkları uzaktan ameliyat edebilmek, kanserli hücrelere doğrudan ilacı götürecek nano yapılar tasarlamak... millet bunlarla uğraşıyor inanır mısınız?

sonra dönüp bize baktım. periyodik şekilde baş örtüsü-kürtler-soğan ekmek yemek arasında gidip gelirken bir yandan da kıskanıldığımızı sanmak illetine tutulmuşuz. kıskanılmayı geçtim insan yerine bile konmadığımızı anlamak için, tüm gelişmiş ülkelerin mars'a gitmesi ve bizim gibileri burada bırakması mı gerekiyor illa ki? bir kere, sadece bir kere, başımıza hakiki bir bela gelmeden bir şeyleri zamanında anlasak olmaz mıydı?

hani böyle bütün ülke insanlarını kapsayan bir felaket olur da allah'tandır falan der sabredersin. yahu bir tarafta açlıktan kendini yakan adam varken bir tarafta 11 yerden maaş alan varsa bu eşitsizliğe neden sabretmek zorunda kalıyoruz? tevekkül değil enayilik bu.

çok sıkıldım. aşırı sıkıldım. bıktım. bu kadarını kaldırabilmek için insan üstü bir çaba gerekiyor artık.

allah sizi bildiği gibi yapsın, ne diyeyim... yettiniz yahu!
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim