herhangi bir dayanağı olmayan öz güvendir ve çok geniş bir yelpazede değerlendirilebilir.

bilgi açısından ele aldığımızda; sadece görünen medya ve haberlere dayanarak, gerçekliği sorgulamadan, kendi savunduklarının tamamen doğru ve diğer görüşlerin tamamen yalan olduğunu iddia etmek de, kendi bilgi dayanağı sağlam olmadığından ve karalı bir şekilde kendisinin ‘zeki’ diğerlerini ‘aptal’ olarak nitelemek bir nevi mesnetsiz öz güvendir.

ayrıca sözlükte de karşılaştığım üzere ( nick vermeyeceğim elbet), kendisi üstün olmadığı halde kendisinin üstün nitelikler taşıdığını savunmak da mesnetsiz öz güvenin güzel bir örneğidir. aslı şudur ki, mesnetsiz öz güvenin altında büyük bir öz güven eksikliği yaşanır. kişi övülmeye, karşı taraf tarafından beğenilmeye o kadar açtır ki, karşıdan böyle bir karşılık almadığında o boşluğu kendisini överek, üstün ilan ederek doldurur. en acınası nokta ise tam olarak budur.

çünkü eski mesleğim gereği birçok insanla tanıştım ve gördüm ki, altında sağlam dayanağı olan hiç kimse kendisini övme gereği duymamıştır. bilgide de, görünüşte de, davranışta da mütevazilik her zaman prim yapar.
devamını gör...
siz değerlisiniz furyası ile 1980'lerde amerika'dan yayılmıştır. malumunuz, toplumsal trendler sosyologlar ve psikologlardan, psikyatrlardan çıkar. ayrıca (bkz: dunning kruger etkisi)
devamını gör...
böyle çok insan var.
devamını gör...
başarısızlığın da en büyük sebeplerinden biridir.
x kişisi yapıyorsa ben de yaparım, onun 5 yılda öğrendiğini ben 5 ayda öğrenirim gibi düşüncelerin sonu genelde dümdüz fakat kabul edilmeyen bir başarısızlık oluyor.
devamını gör...
özgüven, kendini üstün görmek değil, kendi değerini bilirken başkalarının değerini de takdir edebilmektir. insan, ancak kendisiyle barışık olduğunda ve başkalarına saygı duyduğunda gerçekten güçlü olur. çünkü asıl güç, kibirden değil, iç huzur ve anlayıştan ileri gelir...
devamını gör...
leş yiyicilerde de vardır bunun bir değişiği.

mesela o inanmaz sen değerlisin zırvalıklarına. orada ayrılır diğerlerinden. değersiz olduğunu iliklerine kadar bilir bunlar zaten asıl dayanakları değersiz olduklarını iyi biliyor olmalarıdır. leş kargaları gibi üşüşürler kan kokusuna. tek başlarına birini yıkabilecek güçte olmadıklarını bilir ve fırsat kollarlar bilinçli bir şekilde ama bu mesnetsiz olmadıklarını göstermez. evet, bir dayanakları vardır ama bu dayanağın bir dayanağı yoktur. şuursuzca,
biri gözlerine kestirdiği avı devirsin de biz de nemalanalım diye beklerler bu mesnetsizler. zihinlerinde, biri düşerse kendinin yükseleceğine dair kuvvetli bir dayanakları vardır. dışarıdan ne kadar alçak göründüğünü göremeyen mesnetsizler.
devamını gör...
"gazlı öz güven" ya da "pompalanmış öz güven".

insanı itici/çekilmez yapan bir acayip hal. menşenin, josephine koltuğa sere serpe yatırıldıklarında, çocuklukta ve ergenlikte yaşanmış, birikmiş, bertaraf edilememiş ilgi, sevgi, değer verilme eksikliği ve hayal kırıklıklarıyla nüvelendiğini, giderek serpildiğini görebiliriz.

egolarında bir yırtık var bu insanların. yaptıkları, ettikleri, sahip oldukları, yaşadıkları, ortamları, çevreleri, kahveleri, arkadaşlıkları, sevgilileri, çolukları çocukları, saçları başları, davranışları, gezdikleri, gördükleri, yürekleri, sevgileri, hasılı tepeden tırnağa * her şeyleri eşsiz ve en kıymetlidir. kendilerini buna inandırırlar, yetmez başkalarını da buna inandırmak için tepinirler.

yatağa girdiklerinde yastığa gömülüp kifayetsizliklerine salya sümük ağladıklarını iddia edebilirim ama ispat edemem.
devamını gör...
egoistlik
devamını gör...
çok çabuk kırılan, ortadan kalkan özgüven çeşididir.
kolların kanadın açık bir şekilde kabara kabara yürürsün, kardeşim diye konuşursun karşındakine, bilader felan dersin, 1,67 boyunda bir kardeşimiz gelir ağzının üzerine bir kapatır, sonra süt dökmüş kediye dönersin, özgüvenin yerle yeksan olur,
kendini çok beğenirsin herkes bana düşer diye, poz yaparsın, onu aşağılar, ötekine umursamaz eda ile bakar , hatta hakaret edersin, gelir biri takar boynuna tasmayı, mirket gibi sağa sola bakarsın,
yapma yapma kibir büyük günah, itin g...ne sokar orada bırakırlar, çıkarmazlar da.
devamını gör...
ben hep 50 liralık mesnetli özgüven alıyorum.
devamını gör...
öz farkındalık eksikliği.
devamını gör...
şu başlık tam bir gaye su akyol şarkısı ismi olurmuş yalnız. gsa duy beni.
devamını gör...
hatadan değil övgüden beslenen öz güvendir diyerek katkı sağlamak isterim.

kusursuzluk koskoca bir illüzyon. öz güven düzelttiğimiz hatalarla, düşüp kalkmalarımızla, güç durumlardan çıkabilme becerimizi defaatle kendimize kanıtlamamızla inşa olan bir şey. elbette ki öteki kişilerin yorum ve beğenileri de etkili çünkü sosyal canlılarız. bunun hiç etkisi yok diyemeyiz. hepsi beraber kendimizle alakalı algımıza bir dayanak oluşturur çünkü.

mesnetsiz olanı tüm bunlardan yoksundur. o nedenle ne yapsak karşıdan çiğ durur, ne söylesek soru işaretleri yaratır. çünkü yine sosyal canlılar olduğumuz için aslında içten içe gerçek olanla sahte olanı biliriz, okuruz.
devamını gör...
en başta öz güven’i irdelemeyi gerektiriyor.

iddia: öz güven denilen şey bilinçdışı bir varsayımdır.

harika bir iddia ortaya koyduk. harika, çünkü yanlışlanabilir değil. çıkıp kimse “hayır bilinçli bir varsayımdır” diyemez. carl gustav jung mezarından çıkıp aksini iddia etse “yüoo” der geçersin.

ancak bunu destekleyen bazı emareler var.

öz güvenin taklit edilemeyişine ve diğerlerince genellikle bilinçle değil de ilkel beyinle hissedilir oluşuna bakarsak gayet bilinçdışı bir varsayım gibi gözüküyor.

jung kusura bakmazsa; bilinçdışı, bilinç gibi mantık üzere kurulu sebep-sonuç ilişkisiyle işlemez. homo sapiensin öz güveni doğrudan tehlike algısıyla ilgilidir. bir diğer deyişle; hayatta kalma, beslenme, güvenlik, üreme olasılıklarının yüksek olduğu anların davranış üzerindeki tezahürü özgüvene tekabül eder. ve bütün bunların anlık nihai değerlendirmesi bilinçaltında ilkel beyinle sağlanır.

bilincin konuya dahli orta ve uzun vadededir. bilincin dış uyaranları mantık süzgecinden geçirdiği her an, bir veri olarak bilinçaltına -da- kopyalanır. bunun tekrar sıklığı ve süresi yeterliyse (aksi yönde sonuca varacak -tezat oluşturacak- herhangi bir durumun bilinç tarafından iletilmemiş olması şartıyla) bu durum mekanizmanın mevcut veriyi dışa tezahür ettirmesiyle sonuçlanır. eğer veri ilkel beynin olumlu saydığı mevzuları teyit ediyorsa öz güvenli gözükürsünüz. bilinçaltına bu anlamda başka veri akışları olduğuna dair teoriler de var. kolektif bilinçaltı, psikolojik verinin genlerle aktarımı, bilinçaltı bütünlüğü vs gibi. (işte yavru ceylan doğar doğmaz neden yılandan irrite olur vs. bunun evrimsel açıklamaları da var da oralara girmeyelim şimdi)

bilincin de kendi içinde süzgeçleri var tabi. evet abi, s..im t…ğıma denk, öyleyse neden özgüvenli olmayayım, kadar basit değil. bir kere bunun realiteyle çelişmiyor olması lazım, zira bazı gerçekleri yadsıdığınızı sansanız bile bilinç yadsıdığınızı sandığınız o realiteyi daha önceden süzüp bilinçaltına göndermiş oluyor. dahası, bir zamanlar var olan ve baş edemediğiniz bir tehlike o an var olmasa bile sonuç değişmiyor. zira beyninizin nöral ağlarında bu durum çözülememiş bir sorun olarak tekrar ediyor. farkında olsanız da olmasanız da beyin bununla boğuşuyor. çünkü ortada çok ciddi bir soru işareti var; o tehlike tekrar vuku bulursa elimizde bir strateji yok, ne yapacağız? bunu çözdüğü anda paketleyip rafa kaldırıyor. ancak ondan sonra bilinç değerlendirmesi o tehlikeden azade hale gelebiliyor.

tabi nöroloji ilmi o kadar ilerlemediği için (daha ayna nöronlar yeni keşfedildi de bazı psikolojik fenomenlerin saçmalığı yeni ortaya çıktı) iş yine vur beline kazmayı yöntemlere geliyor; terapi yoluyla maruz bırakmak. yıllardır görmezden geldiğiniz o şeyi, o kişiyi, o olayı bağırta bağırta dışarı çıkarıp yüzleştiriyorlar, becerebilirlerse galip gelmenizi yahut o şeyin etkisiz kalmasını sağlayarak sorunu çözdürüyorlar.

hasılı, öz güven (bu kelimenin ayrı yazılıyor olması canımı çok sıkıyor ya neyse) için derinlerdeki sorunların çözülüp rafa kaldırılmış olması lazım ki, nöral ağlarınız yoktan yere boğuşup durmuyor olsun ve ilkel beyninizin ihtiyaç duyduğu her şeyi karşılayabiliyor olduğunuz belli sıklıkla ve belli bir süredir bilinciniz tarafından teyit edilerek bilinçaltınıza iletiliyor olsun ki, bu durum dış benliğinize tezahür edebilsin.

yani mesnetsiz öz güven diye bir şey yoktur. o aslında doğrudan öz güvensizliğin bizim tarafımızdan hissedilmesidir. akabinde bilinçle tespit edilebilen unsurlarla, o öz güven olarak gösterilmeye çalışılan şeyi (laf, iddia, kibir, gösteriş vs) teraziye koyup “lan güttüğün bir koyun, ıslığın dağları deliyor” noktasına varıyoruz. aslında böylelikle biz ilkel beynimizle hissettiğimiz şeyi bilinçle teyit etmeye çalışıyoruz ancak bu çok manalı bir şey değil. çünkü karşıdaki kişi öz güven sahibiyse bunu da hissederiz. o durumda bilinçle teraziye koyduğumuz hiçbir gerekçe içsel olarak bizi o öz güvenin sahteliğine ve mesnetsizliğine yönelik bir noktaya getiremez. bilinciniz, rahatlamak ve kabul etmek istemediğiniz bu durumu yadsımak için ne derse desin, hangi mesnetin eksikliğinden dem vurursa vursun ilkel beyniniz hissettiğiyle hareket eder. adamın ayranı yoktur içmeye ancak o tahtırevana da en çok yakışacak odur. buna bazen ‘vakar’ derler, bazen ‘soğukkanlılık’ derler, bazen ‘yıldızı yüksek’ derler, bazen ‘şeytan tüyü’ falan feşmekan derler. aslı, o kişinin o dinamiğe neden olan içsel bir teyit mekanizmasına sahip olmasıdır.

gelgelelim, bu mekanizma; durum, mekan ve zamanla sınırlıdır. bu değişkenlerin her biri aynı kişi için farklı sonuçlar doğurabilir. yani her durumda her yerde ve her zaman öz güvenli olmak diye bir şey söz konusu değildir.

dünyanın en öz güveni yüksek insanı olarak tanımlanan birinin bu hali; bilinçaltının, o durumda, orada, o zamanda hiçbir tehlike olmadığına dair mesajı iletmesiyle mümkündür.

mesela dünyanın en hızlı koşan atletlerini düşünün, geçmişleri rekorlarla dolu olsun, zihinlerinde başarısızlığa yönelik en ufak bir tereddüt emaresi barındırmıyor olsunlar (yahut daha önce bu tereddütlere defalarca galip gelmiş olsunlar) sen şimdi bunların yanında fotoğraf çektirmeye gidince haliyle o öz güveni hissediyorsun ve tabi olma, kabullenme ruh haline bürünüyorsun, fotoğrafta da o kedi yavrusu halinle görünüyorsun.

şimdi bu atletlerden birinin bir gün uykudan gözlerini açtığında zifiri karanlık bir ormanın içinde uyandığını ve uyandığı anda yakın çevrede belli belirsiz bir şeyler tarafından izlendiğini, ürkütücü bazı sesler duyduğunu düşünelim. ilkel beyni, hayatının çok büyük bir tehlike (belirsizlik) altında olduğunu haykırmaya başlayacaktır. bunun yaratacağı ilk fizyolojik tepki adrenalin salgısı olacaktır. kısaca belirsizliği ortadan kaldırıcak ilk saldırı/hareket anında altına sıçmaya ve yerini belli edip açık hedef haline gelecek şekilde koşma girişiminde bulunmaya hazır biri haline gelecektir.

aynı durum, mesela özel savaş taktikleri ve hayatta kalma eğitimi almış, saha tecrübesi olan elit bir asker için geçerli değildir. isterse 1.60 boyunda 50 kilo çelimsiz bir fiziğe sahip olsun ve çok hızlı koşamıyor olsun. bu adamın aynı durumda ilk tepkileri; sessizlik, hızlı bir çevresel tehlike kontrolü, muhtemel yara tespiti, en güvenli noktaya ilerlemek için plan yapmak olacaktır. haliyle nabzı ve kalp atış hızını en kısa sürede kontrol altına alacaktır. neden? e çünkü daha önce belirsiz tehlike durumlarında hayatta kalmaya yönelik ideal davranış tipleri denenmiş, benzer senaryolar yaşanmış, nöral ağlara işlenmiş.

bahis oynayacak olsak tabi ki hepimiz komandonun hayatta kalmasına oynarız. dahası, o şartlar altında atletin günlük hayattaki öz güveninden eser kalmayacağını biliriz.

başa dönersek;

- öz güven ilkel beyinin ideal saydığı şartlara (hayatta kalma, tehlikelerle baş etme imkanı, beslenme, güvenlik, üreme vs.) yakınlıkla ilgilidir.

- bilinçdışı mekanizmalarla tezahür eder ve diğerleri tarafından da o mekanizmalarla hissedilir.

- o mekanizmaların doğası gereği, çevresel şartlara göre ve kişinin tecrübelerine göre sürekli farklı şekillerde tezahür eder.

- bilincin bu konuda anlık etkisi yoktur. sadece bilinçaltını orta ve uzun vadede besleme görevi görür.

iyi haber şu ki, bilinç sebep sonuç ilişkisiyle çalışırken bilinçaltında böyle bir süzgeç yoktur. o sadece, bilincin sebep sonuç ilişkisiyle işlediği veriyi sorgusuz kabul eder. bu anlamda kördür. bu da demek oluyor ki, herhangi bir konuda bilinç altına veri beslemesini sebep sonuç ilişkilerini atlayarak yaparsanız bunu da kabul edecektir.

hipnoz altında telkinin bu denli güçlü olmasının sebebi budur. çünkü hipnoz altında bilinç paralize haldedir. verilen telkinin gerçeğe uygunluğunu analitik olarak değerlendiremez, sebep sonuç ilişkisi kuramaz, gözlem yapamaz. bu da verinin bir gerçeklik olarak doğrudan bilinçaltına işlenebilmesini sağlar.

hatta bazı hipnoz deneylerinde ellerinin ateşe tutulduğu telkinine (gerçekte yok böyle bir şey) maruz kalan bazı deneklerde deride yanma (kızarıklık, su toplama) tesirlerinin oluştuğu söylenir. plasebo etkisi de bu mantıkla çalışır.

bilinci hipnoza gerek kalmadan by-pass etme yöntemleri de var tabi. (o da başka bir entry’e artık)

ancak dikkat edilirse bütün bunların bilimselliği henüz tartışmalı. yani yanlışlanabilirlik kıstasında sınıftan geçmesi için nörolojik teyit lazım. benzer şartlarda tekrarlanabilirlik konusunda tatmin edici bazı deneyler olduğu söyleniyor.

ama şu şerhi düşmekte fayda var:

psikoloji veya ‘evrimsel x y z’ başlıklı konular çalışma alanı ve yöntem gereği bu eksiklikten tamamen azade olamıyor. sebeplerine dair %100 netlikte bir açıklama yok ama işe yarıyorsa neden kullanmayalım gibi bir mantık var. ve bu teori/kanun ayrımı gibi bir şey değil. açıklanabilirlikte yetersizlikle ilgili.

işin “işe yarıyorsa” kısmı ise suistimale çok açık çünkü bu çerçevede hem işe yararlık tanımı çok değişken hem de işe yararlığa ikna olmak subjektif bir yargı barındırıyor.

bütün bu hasılada, birinin öz güvenli olup olmadığı veya öz güveninin dayanaktan yoksun olup olmadığı konusunda danışılması gereken yer ilkel beyninizdir. eğer o öz güveni hissediyorsanız (bunun için düşünmek gerekmez) mesnet aramayı bırakın, çünkü o mesnet dışarıdan gözükmez. veya birinin öz güvenine dair ne kadar done olursa olsun, eğer o özgüveni hissetmiyorsanız, öz güven inşanızda işe yarayabileceğine ikna olduğunuz o doneler ve gerekçeler karşınızdaki kişide işe yaramamıştır.
devamını gör...
ego = mesnetsiz oz guven = 1 / (sahip olunan bilgi + gorgu)
devamını gör...
#3483464

nörobiyolojik veya jung’cu psikolojik bağlamı bir kenara koyup mesnetsizliğe sebep olan bir diğer unsura; öz güvenin perakende satış nesnesi olarak piyasaya sunumuna gelelim:

hani şu, strory telling tayfanın ürettiği bitmek tükenmek bilmeyen evrimsel psikoloji bağlamları, ‘make it to fake it’ sloganlarıyla bezeli red-pill mevzuları…

aslında çok bilinen bir vaadle sürülüyor piyasaya; hayatını tamamen değiştir, kadınlara hükmet vs.

kadın ve erkek ‘doğasına’ ve (evrimsel psikoloji+nörobilim+sosyolojik saptama herc ü mercüyle) bunların duygusal/düşünsel/davranışsal kalıplarına dair makul sayılabilecek gerekçeler ortaya konuyor.

çarpıcı vaad, makul gerekçelendirme ve çözüm önerileri… feminist dünya görüşünün çarpıklığına dair bir projeksiyon olması anlamında dikkate değer; gelgelelim, taa nöroplastiteye kadar vardırılan metodoloji biraz ciddi ele alınınca fazla sakil.

neden?

toplumsal olarak abukluğuna dair şurada #3470472 birkaç şey söylemiştim, tekrar etmeye lüzum görmüyorum.

zira anlatı ve vaad çarpıcı olsa da, iddia edildiği gibi birey için -de- paradigmal bir değişimi sağlama olasılığı çok düşük. (‘size gerçeği vaad ettik, gerçeğin acı verici olmayacağını vaad etmedik’ tarzı sloganlar zaten ihaleyi en baştan satın alana bırakıyor. ‘satılan mal geri alınmaz, işe yaramıyorsa sorun sendedir.’ şerhi en baştan düşülmüş.)

çok düşük, çünkü sunulan çerçeve ve çözüm önerileri öz güven’den ziyade öz güven illüzyonu oluşturmaya, bir diğer deyişle; mesnetsiz öz güven inşaasına fazla müsait.

örneğin, ‘fake it to make it’ veya ‘acı vermeyene kadar tekrarla’ tarzı metotlarla yaratılacak bilişsel farklılık ve ‘içselleştirme’ süreciyle varılmak istenenin; oturduğu felsefi bir altyapı, ahlaki/etik bir çerçevesi ve en önemlisi asli bir amacı yok.

böylesi bir noksanlık, sadece toplumsal değil, bireysel anlamda da ağır bir kimlik ve anlam krizi demektir.

feminizmin, toplumsal kadın-erkek rollerine yönelik tahrip edici etkisinin, kadının seçimine hizmet etmesinin, tahrip ettiği şeylerin yerine bir şey koy(a)mamasının yarattığı kimlik ve anlam krizi gibi bir anlatıyla yola çıkıp ortaya konulan çözümün; düzeltici/rehabilite edici bir dönüşümle -en azından anlatıyı benimseyen özelinde- geleneksel toplum ve ailenin sağladığı faydaya, istikrara ve tatmine veya en azından bunların sağladığına denk bir faydaya neden olması beklenir.

ancak durum hiç de buna hizmet edecek gibi gözükmüyor. keza, başarı olarak sunulan sonuçlar; mezkur krizin yarattığı kaos ortamında, kadının seçim avantajının manipülasyonla erkek lehine çevirilmesinden daha fazlasına tekabül etmiyor. daha da somutlaştırırsak; öz güven kazanıp daha geniş bir kadın havuzuna erişim sağlamak veya seçenek bolluğunun getirdiği avantajla seçtiğin kadın karşısında seçen konumunu tahkim ederek sürekli kılmaktan öte bir şey vaad etmiyor.

belirgin sonuç, pratik uygulama kılavuzları, tanımlanmış başarıyla ve çarpıcı sloganlarla sunulan bu ürünün; eleştirilen olgulara karşı bir alternatif veya düzeltici/rehabilite edici bir sonuç vaad etmediği de açıktır herhalde. zira mevcut kaosu/krizi en baştan defacto kabul ediyor (nihai amaç yoksunluğu), eleştirdiğine benzer pratikler sunuyor (ahlaki/etik çerçeve noksanlığı), avantaj elde etmeyle anlamlı (felsefi altyapı noksanlığı) bir sonuç vaad ediyor.

bütün bu arazların kimlik ve anlam kriziyle gelmesi tabii ki kaçınılmaz:

öncelikle öz güven, benliğin temayüzüyle değil; tekrara dayalı içselleştirmeyle yani dışsal bir eklemlenmeyle sağlanıyor. bu bir kimlik tekamülü değil, kimlik kaymasıdır. alışkanlıkla refleks kazanılsa dahi, refleks halinde dahi sürekli olarak bilişsel efor gerektirir. topluluk karşısında konuşma zorluğu çeken kişiye pratik bazı bilişsel metotlar sunarak bu korkudan kurtulmasını sağlamakla aynı şey değildir. çünkü orada yeteneği paralize eden arazın izalesi söz konusudur. diğer yandan, 0-11 yaş döneminde gelişip kemale eren bir mekanizmada “öz güven” gibi milyon çeşit yansıması olabilecek bir bağlamı “ben süperim, ben maskülenim” tarzı s.k.msonik tekrarlı telkinle baştan yaratmak/değiştirmek söz konusu bile olamaz. hatta tamamen spesifikleştirilmiş bir durumda bile (karşı cinsle konuşma zorluğu vb.) sorunun asli kaynağını bilmeden telkine başvurmak akıl karı değildir. zira uygulanan yöntem, sorunun asli kaynağı için çare olmayabileceği gibi, belli bir süre sonra daha ciddi komplekslere sebep olabilir.

kısacası, kimlikten temayüz etmeyip dışarıdan verilen her eklenti başka bir komplekse gebedir: kimlik krizi.

ikinci problemse, ontolojik bir arazı kaçınılmaz kılıyor.

daha geniş kadın örneklemi, seçim avantajı, seçilen üzerinde seçim avantajını sürdürerek onu elde tutma ve ne?

nihai olarak neyi hedefliyoruz? cinsel tatmin? ego tatmini? üreme olasılığını artırmak?

her birini, evrimsel psikolojinin kof anlatısı zemininde ihtiyaç giderme bağlamında işlevsel bulsak bile, benlikle ilişkilendirmeye yetecek bir bağlam yok. halbuki yola; öz güven, kendini gerçekleştirme, acılardan uzaklaşma, huzur/mutluluk gibi bir takım söylemlerle çıkmıştık. vara vara, cinsel tatmin, manipülasyonla gelen saygı ve üreyerek varlık amacını tamamlamaya varabildik.

yani, metottaki ahlaki/etik araz nihai amaç için de ciddi bir derinlik sunmuyor.

zira en baştan tamamen ben merkezli bir görüşle yola çıktık. benlik inşası diye sunulan şeylerin sadece kendine hizmet etmeye teşne olduğunu gördük. metodun, benlik inşa etmek şöyle dursun, var olan benliğe kısa devre yaptırmaktan başka bir mecali olmadığını anladık. nihayette öz güven sağlaması beklenen bu müdahaleninse kıytırık bir kendini beğenmişlikten öteye gidemeyeceği gerçeğiyle yüzleştik.

para verip, efor ve zamanımızdan harcayıp öz güven adı altında kibir satın aldık. bunu da piyasaya sürüp üremeyi başardık.

ne o kaos düzeldi, ne de tahrip edilenler tamir olundu.

böyle bir alışverişten karlı çıkmanın bir yolu olmadığı da açıktır herhalde: anlam krizi.



kısacası, dürtünün ve ben merkezliliğin yüceltildiği batıdan, batılı dertleri ithal edip onların ilacıyla iyileşmeyi umuyoruz.

son iki yüz yıldır olduğu gibi, bütün bu sorunların bize transferi kaçınılmaz gözüküyor. ancak çözümü aynı sığlıkta aramak da şart değil.

kendini belirli bir ahlaki çerçeveyle sınırlayan, amaçlarını erdem temeline oturtan, benliği üzerine kafa yoran herhangi bir insanın; bir diğer deyişle varlık amacına yönelen herhangi birinin şu zırvalıklardan medet ummasına gerek yok. zira onun öz güven’i zaten mesnetlidir.

hasılı, mukallit hiçbir kimlik, sunulan hiçbir yöntemle benliğin yerine geçmez veya onun kalıcı bir unsuru haline gelmez. satın aldığınız anlatılara dikkat edin, diyesiyim.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"mesnetsiz öz güven" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim