181.
kitap ödünç verme konusunda aşırı derecede cimriyim, çok fazla sevmediğim ve okur olduğuna inanmadığım kimseye bir anlık beğenisi yüzünden kitap vermem. zamanında birkaç sahafa maddi zorluk yüzünden kitaplarımı satmıştım, sonradan evlat acısı gibi oturdu içime, parayı bulunca tekrar aldım. o yüzden çıkıp gitmeleri pek hoşuma gitmiyor. işi fetiş boyutuna taşımış değilim tabii ama yanımda olmaları da iyi bir yandan. yani illa ki ödünç vereceksem kitabı direkt hediye ediyorum. hem sevdiğim birine hediye vermiş oluyorum hem de kitap geri döner mi çilesi son buluyor. derhal kendime alıyorum tabii yenisini*
devamını gör...
182.
ödünç kitap almayı hiç sevmem. istediğimde okumayı severim . zaman kısıtlaması yada kitabın başına bişe gelecek tedirginliği ile huzursuz kitap okumaya gerek yok. emanet eşya huzursuzluk sebebidir.
devamını gör...
183.
onlar benim bebeklerim nasıl bir başkasına ödünç verebilirim, iyi bakmazlar ki benim gibi. paylaşmayı sevmiyorum ne yapayım, verdiğim kitabı verdiğim gibi almayacağımı biliyorum.
devamını gör...
184.
kusura bakma azizim...
yüzbinlerce basılan bir kopyayı sana veremem...
neden mi...
biraz farklıyım da ben...
yüzbinlerce basılan bir kopyayı sana veremem...
neden mi...
biraz farklıyım da ben...
devamını gör...
185.
vermeyin gelmez geri.
ya ben ödünç aldığım kitabı kitap kılıfıyla okuyan insanım. emanettir bir sey falan dökülür diye...yapılır mı bana vicdansızlar?
yüzlerine söylemisim gibi dursun burda.
ya ben ödünç aldığım kitabı kitap kılıfıyla okuyan insanım. emanettir bir sey falan dökülür diye...yapılır mı bana vicdansızlar?
yüzlerine söylemisim gibi dursun burda.
devamını gör...
186.
kitaplara zaafım var asla güvenip veremem
devamını gör...
187.
lanettir iğrençtir pisliktir. evet, tarafımdan.
devamını gör...
188.
her seferinde bir daha kimseye kitap ödünç vermeyecegim diyorum hatta şöyle soru cevap şeklinde konuşuyorum kendimle
aaa bu kitap varmi sende bi bakip versem
canimi iste ama kitaplarimi veremem. diyorum hayali.
asil gecen diyalog
kitap larina bakabilirmiyim
tabiki simdi al okuyup getirirsin acelesi de yok.
aaa bu kitap varmi sende bi bakip versem
canimi iste ama kitaplarimi veremem. diyorum hayali.
asil gecen diyalog
kitap larina bakabilirmiyim
tabiki simdi al okuyup getirirsin acelesi de yok.
devamını gör...
189.
kitap geri gelene kadar serum bağlatasım geliyor
devamını gör...
190.
kitap severlerin en büyük kabuslarındandır. şahsen canımı isteyin, kitabımı istemeyin.
devamını gör...
191.
kitaplarıma karşı çok hassasım, kendim tarafından bile kenarları köşeleri kıvrılsa delleniyorum. üstüne üstlük hayatımda son derece sınırlı kez ödünç kitap vermiş olup hiçbirisini de geri alamamışımdır. tabii ben bu durumdan dersimi çok uzun zaman önce aldım bile, en son 3 sene önce ödünç vermişimdir. zamanını bile hatırlamıyorum siz düşünün. daha öncelerinde verdiklerim ise asla dönemedi… o gün bugündür de ödünç vermem hiçbir kitabımı. anama bile gözümün önünde okutturuyorum, kenarlarını köşelerini kıvırmasına dikkat ederekten. tek tek basaraktan bade süzerekten. kim bilir şimdi o güzelim kitaplar kimler tarafından “okunmayıp” saçma sapan yerlerde çürüyorlar. ah yavrum ah… kitap ödünç istemeyin benden kardeşim, istediğiniz kitabı söyleyin, size ben sıfırını alayım. lütfen.
devamını gör...
192.
geri verilene kadar aklımın kaldığı kitaptır. veremiyoruz kitaplarımı kimseye, zarar gelmesinden, geri gelmemesinden korkuyorum..
devamını gör...
193.
eskiden ödünç verirdim ama hiçbiri geri gelmedi. artık akrabalarıma bile vermiyorum. merak eden bir şekilde edinir.
devamını gör...
194.
kitap sahibine geri iade edildiği taktirde sürekli yapılması gereken bir şey. şimdiki devirde kitaplar aşırı derecede pahalı ve insanlar kitap alamıyorlar. bu durumda ödünç kitap alıp vermek devreye giriyor
devamını gör...
195.
ödünç çeyrekle eş değerdir.
devamını gör...
196.
bunu taktiksel olarak kullanan insanlar da var(şaka değil).
kendilerine network marketing şirketi diyen ama gerçekte saadet zinciri olan yapılardaki avcılar bunu avlarının üzerinde kullanırlar mesela. amaç ikinci görüşmeyi garantilemektir. okuması ricası ile verilen kitabı/kitapları geri alma bahanesiyle ikinci görüşme ayarlanmış olur.
kendini kadın gurmesi sanan hırboların da ikinci görüşmeyi ayarlamak için aynı taktiği kullandığına dair söylentiler var, bilemedim.
kendilerine network marketing şirketi diyen ama gerçekte saadet zinciri olan yapılardaki avcılar bunu avlarının üzerinde kullanırlar mesela. amaç ikinci görüşmeyi garantilemektir. okuması ricası ile verilen kitabı/kitapları geri alma bahanesiyle ikinci görüşme ayarlanmış olur.
kendini kadın gurmesi sanan hırboların da ikinci görüşmeyi ayarlamak için aynı taktiği kullandığına dair söylentiler var, bilemedim.
devamını gör...
197.
ödünç kitap almayı da vermeyi de sevmem. ödünç kitabı istediğin gibi çizemezsin, not alamazsın. verdiğinde asla olduğu gibi geri gelmez. bu olay yasaklanmalı
devamını gör...
198.
ödünç almam da vermem kitaplar kişiye özeldir. şahsi bir meseledir sonuçta içinde altını çizdiğin kendince not yazdığın şeyler vardır. o yüzden verilmez. verilmemeli.
devamını gör...
199.
geri gelmeyeceğini bile bile verdiğin kitap.
devamını gör...
200.
sayfalarda resimler yerine harfler olduğunda sevinmeye başladığım zamanlardan beri kitaplarımı büyük bir özenle korurum. hoyratça kitap okuyanlardan da hiç hazzetmem. çekirdek aile boyutunda bile sınırım yoktur bu konuda. vaktinde bacak kadar boyumla kitabı biraz kıvırarak okuduğunu gördüğüm aile fertlerinin öyle bir kabusu oldum ki bir süre sonra benden gizli kitap okur oldular. e ulan bir değil iki değil… ne zaman eve gıcır gıcır, koklamaya kıyamadığım bi kitap alıp getirsem, benden sonra okuyan kişi birkaç günde el yazması kuran kıvamına getiriyor. hele bir vakit, kendisi için kıymetli eşyaları british museum titizliğinde muhafaza eden canım annem, el uzaklığında bardak altlığı bulamayıp harry potter kitaplarımdan birinin üstüne kahve koymuş sonra da döküvermiş. eve gelip de beyazlığından gözlerimi acıtan mis gibi sayfaları milliyet gazetesinin 70’lerde dağıttığı klasiklerin saman kağıdı tandansında görünce bayılmışım. gözümü açtığımda hastane kanadında j.k. rowling elime kolonya tutup “boşver guzum.. anana da gızman… yapmış bi hata” diyordu.
velhasıl böyle bir kitap koruma sapkınlığının sirayet ettiği bünye, dokuz yaş civarında sınıfta bir kitap alıp verme etkinliğine katılmak zorunda kaldı… takdir edileceği üzere pek istekli olmasam da kurada eşleştiğim kızla kitap alıp verdik o günün ilk teneffüsünde. herkes mutlu mesut yeni kitabıyla sırasına geçip çoktan dersi dinlemeye başlamışken benim aklım fikrim kıza verdiğim kitaptaydı. gözümün önünde okusun da gerekirse bir yıl bekleyeyim ama işin nihayetinde o kitap benim himayem altında olmalıydı. böyle ne zaman geri döneceği belirsiz (ki okuma alışkanlığı olmayan dokuz-on yaşlarındaki bir çocuk 400 küsür sayfayı kim bilir kaç haftada okurdu) bir kitabı beklemek içimi kemirirdi, buna izin veremezdim.
vermedim de nitekim…
öğle teneffüsü vakti geldi. bir hışımla fırladım, görenlerin yüzünü buruşturacağı bir hırsla yemeğimi yedim, aynı agresif hızda çoktan boşalmış sınıfa döndüm ve planımı uygulamaya koyuldum. kızın sırasının gözünde öylece duran kitabımı, bebeğimi, biriciğimi alıp çantama koydum. sonra sakin sakin dışarı çıkıp arkadaşlarla oynadım; adi bir hırsız, kompulsif bir yalancı sükuneti ile.
öğleden sonraki ilk ders başladı. çaktırmadan kızı izliyorum. önce el yordamıyla, sonra eğilip bakarak kontrol etti sıra gözünü. sonra çantasını kurcaladı, yanındaki kıza sordu derken ciddi ciddi paniklemeye başladı. o panikledikçe ben de panikledim ama sakin kalmaktan başka çarem yok. kız söz alıp öğretmene durumu açıkladı. öğretmen de kimseyi zan altında bırakmadan, kitabın belki "yanlışlıkla" sıralarımızın alt gözüne falan gelebileceğini söyleyerek herkesten etrafına bakınmasını istedi. ben de kitleye uyarak etrafa bakındım tabii. kalbim şakaklarımda atıyor heyecandan ama her şeyi bırakıp itiraf etmek gibi bir seçenek namümkün. işin rezil olma boyutunu geçtim, hadi itiraf edecek olsam gerçek motivasyonumu ben bile tam bilmiyorum.
kimse bulamayınca kızın ciddi ciddi gözleri doldu, özür diledi. olabildiğim en sakin halimle “yok ya n’olcak, altı üstü bi kitap zaten” triplerine bile girdim hatta (ulan ne leş çocukmuşum vallahi abim olsam az dövmezdim kendimi). neyse birkaç gün sonra kız benim ona verdiğim –ve hunharca geri aldığım- kitabın yepyeni bir baskısı ile geldi ve tekrardan özür dileyerek kitabı uzattı. utançtan mırın kırın ederek aldım. o gece kızın bana verdiği kitabı deliler gibi okudum ve ertesi gün de ben ona götürdüm. “aa ne çabuk okudun” falan dedi hafiften şüphelenerek. ah genç kız sen ne bilirsin vicdan azabı insana neler yaptırır. birazcık daha utansam kitabı sıfırdan kendim bile yazardım ama ondan da anlamazsın ki sen!
yıllaar yıllar sonra lisede aklıma geldi bu olay. içime dert oldu, kızla ve sınıftan birkaç arkadaşımla hala görüşüyorduk. bir buluşma tertip ettim (hani teke tek olmasın diye, hala içimde var çünkü o tedirginlik). saçma sapan bir sebep bulup bir kolye aldım kıza, onu verdim. kız şaşırdı, teşekkür etti, hatta diğer arkadaşlar arasında bir süre dedikodular bile döndü aramızda ama oralı olmadım. mutluydum. kendimi cezalandırmak için sırtımı kemerle dövmeyi bırakabilirdim artık. 9 senedir, o kitap takası gününün yıldönümünde bacaklarıma damlayan kanın ödeyemediği kefareti bir kolye ile ödemişt- heheh. inandın mı la hemen?
neyse tee bugün bile kendi kitabım ile kızın sonradan bana aldığı kitap yan yana durur kütüphanede. kızın aldığının kapağını bile açamadım uzun bir süre utançtan. bu kolye işinden sonra bir gün dayanamadım açtım. ilk sayfaya pembe yaldızlı kalemle "senin çaldığını biliyorum şerefsiz heri-" tamam tamam söz bu sondu. fakat olayın özü maalesef gerçek. böyle obsesif seviyelerde tikliyim yani ödünç kitap işinde.
zamanla aştım tabii, insanlardan kitap alıp kitap verdiğim çok oldu ama bu alışverişe girdiğim insanları, kitaplarımı teslim ettikleri fiziksel koşulu göz önüne alarak değerlendirmekte bir sakınca görmedim hiç. siz de görmen guzum. bunlar önemli detaylar.
işte böyle sol tarafta görünce bi yazayım da günah çıkarayım dedim. oh.
velhasıl böyle bir kitap koruma sapkınlığının sirayet ettiği bünye, dokuz yaş civarında sınıfta bir kitap alıp verme etkinliğine katılmak zorunda kaldı… takdir edileceği üzere pek istekli olmasam da kurada eşleştiğim kızla kitap alıp verdik o günün ilk teneffüsünde. herkes mutlu mesut yeni kitabıyla sırasına geçip çoktan dersi dinlemeye başlamışken benim aklım fikrim kıza verdiğim kitaptaydı. gözümün önünde okusun da gerekirse bir yıl bekleyeyim ama işin nihayetinde o kitap benim himayem altında olmalıydı. böyle ne zaman geri döneceği belirsiz (ki okuma alışkanlığı olmayan dokuz-on yaşlarındaki bir çocuk 400 küsür sayfayı kim bilir kaç haftada okurdu) bir kitabı beklemek içimi kemirirdi, buna izin veremezdim.
vermedim de nitekim…
öğle teneffüsü vakti geldi. bir hışımla fırladım, görenlerin yüzünü buruşturacağı bir hırsla yemeğimi yedim, aynı agresif hızda çoktan boşalmış sınıfa döndüm ve planımı uygulamaya koyuldum. kızın sırasının gözünde öylece duran kitabımı, bebeğimi, biriciğimi alıp çantama koydum. sonra sakin sakin dışarı çıkıp arkadaşlarla oynadım; adi bir hırsız, kompulsif bir yalancı sükuneti ile.
öğleden sonraki ilk ders başladı. çaktırmadan kızı izliyorum. önce el yordamıyla, sonra eğilip bakarak kontrol etti sıra gözünü. sonra çantasını kurcaladı, yanındaki kıza sordu derken ciddi ciddi paniklemeye başladı. o panikledikçe ben de panikledim ama sakin kalmaktan başka çarem yok. kız söz alıp öğretmene durumu açıkladı. öğretmen de kimseyi zan altında bırakmadan, kitabın belki "yanlışlıkla" sıralarımızın alt gözüne falan gelebileceğini söyleyerek herkesten etrafına bakınmasını istedi. ben de kitleye uyarak etrafa bakındım tabii. kalbim şakaklarımda atıyor heyecandan ama her şeyi bırakıp itiraf etmek gibi bir seçenek namümkün. işin rezil olma boyutunu geçtim, hadi itiraf edecek olsam gerçek motivasyonumu ben bile tam bilmiyorum.
kimse bulamayınca kızın ciddi ciddi gözleri doldu, özür diledi. olabildiğim en sakin halimle “yok ya n’olcak, altı üstü bi kitap zaten” triplerine bile girdim hatta (ulan ne leş çocukmuşum vallahi abim olsam az dövmezdim kendimi). neyse birkaç gün sonra kız benim ona verdiğim –ve hunharca geri aldığım- kitabın yepyeni bir baskısı ile geldi ve tekrardan özür dileyerek kitabı uzattı. utançtan mırın kırın ederek aldım. o gece kızın bana verdiği kitabı deliler gibi okudum ve ertesi gün de ben ona götürdüm. “aa ne çabuk okudun” falan dedi hafiften şüphelenerek. ah genç kız sen ne bilirsin vicdan azabı insana neler yaptırır. birazcık daha utansam kitabı sıfırdan kendim bile yazardım ama ondan da anlamazsın ki sen!
yıllaar yıllar sonra lisede aklıma geldi bu olay. içime dert oldu, kızla ve sınıftan birkaç arkadaşımla hala görüşüyorduk. bir buluşma tertip ettim (hani teke tek olmasın diye, hala içimde var çünkü o tedirginlik). saçma sapan bir sebep bulup bir kolye aldım kıza, onu verdim. kız şaşırdı, teşekkür etti, hatta diğer arkadaşlar arasında bir süre dedikodular bile döndü aramızda ama oralı olmadım. mutluydum. kendimi cezalandırmak için sırtımı kemerle dövmeyi bırakabilirdim artık. 9 senedir, o kitap takası gününün yıldönümünde bacaklarıma damlayan kanın ödeyemediği kefareti bir kolye ile ödemişt- heheh. inandın mı la hemen?
neyse tee bugün bile kendi kitabım ile kızın sonradan bana aldığı kitap yan yana durur kütüphanede. kızın aldığının kapağını bile açamadım uzun bir süre utançtan. bu kolye işinden sonra bir gün dayanamadım açtım. ilk sayfaya pembe yaldızlı kalemle "senin çaldığını biliyorum şerefsiz heri-" tamam tamam söz bu sondu. fakat olayın özü maalesef gerçek. böyle obsesif seviyelerde tikliyim yani ödünç kitap işinde.
zamanla aştım tabii, insanlardan kitap alıp kitap verdiğim çok oldu ama bu alışverişe girdiğim insanları, kitaplarımı teslim ettikleri fiziksel koşulu göz önüne alarak değerlendirmekte bir sakınca görmedim hiç. siz de görmen guzum. bunlar önemli detaylar.
işte böyle sol tarafta görünce bi yazayım da günah çıkarayım dedim. oh.
devamını gör...