201.
ödünç kitap almayı da vermeyi de sevmem. ödünç kitabı istediğin gibi çizemezsin, not alamazsın. verdiğinde asla olduğu gibi geri gelmez. bu olay yasaklanmalı
devamını gör...
202.
ödünç almam da vermem kitaplar kişiye özeldir. şahsi bir meseledir sonuçta içinde altını çizdiğin kendince not yazdığın şeyler vardır. o yüzden verilmez. verilmemeli.
devamını gör...
203.
geri gelmeyeceğini bile bile verdiğin kitap.
devamını gör...
204.
kendinde olmayan ve okumak istediğin bir kitabı başka kişi veya kurumdan alma halinde kitabın bulunduğu statüdür. genellikle iade durumunda sıkıntı yaşanır ve bu statüde yer alan kitap bir daha asıl yerine geri dönememe tehlikesi ile karşı karşıya kalır.
ve olaylar gelişir.
ve olaylar gelişir.
devamını gör...
205.
sayfalarda resimler yerine harfler olduğunda sevinmeye başladığım zamanlardan beri kitaplarımı büyük bir özenle korurum. hoyratça kitap okuyanlardan da hiç hazzetmem. çekirdek aile boyutunda bile sınırım yoktur bu konuda. vaktinde bacak kadar boyumla kitabı biraz kıvırarak okuduğunu gördüğüm aile fertlerinin öyle bir kabusu oldum ki bir süre sonra benden gizli kitap okur oldular. e ulan bir değil iki değil… ne zaman eve gıcır gıcır, koklamaya kıyamadığım bi kitap alıp getirsem, benden sonra okuyan kişi birkaç günde el yazması kuran kıvamına getiriyor. hele bir vakit, kendisi için kıymetli eşyaları british museum titizliğinde muhafaza eden canım annem, el uzaklığında bardak altlığı bulamayıp harry potter kitaplarımdan birinin üstüne kahve koymuş sonra da döküvermiş. eve gelip de beyazlığından gözlerimi acıtan mis gibi sayfaları milliyet gazetesinin 70’lerde dağıttığı klasiklerin saman kağıdı tandansında görünce bayılmışım. gözümü açtığımda hastane kanadında j.k. rowling elime kolonya tutup “boşver guzum.. anana da gızman… yapmış bi hata” diyordu.
velhasıl böyle bir kitap koruma sapkınlığının sirayet ettiği bünye, dokuz yaş civarında sınıfta bir kitap alıp verme etkinliğine katılmak zorunda kaldı… takdir edileceği üzere pek istekli olmasam da kurada eşleştiğim kızla kitap alıp verdik o günün ilk teneffüsünde. herkes mutlu mesut yeni kitabıyla sırasına geçip çoktan dersi dinlemeye başlamışken benim aklım fikrim kıza verdiğim kitaptaydı. gözümün önünde okusun da gerekirse bir yıl bekleyeyim ama işin nihayetinde o kitap benim himayem altında olmalıydı. böyle ne zaman geri döneceği belirsiz (ki okuma alışkanlığı olmayan dokuz-on yaşlarındaki bir çocuk 400 küsür sayfayı kim bilir kaç haftada okurdu) bir kitabı beklemek içimi kemirirdi, buna izin veremezdim.
vermedim de nitekim…
öğle teneffüsü vakti geldi. bir hışımla fırladım, görenlerin yüzünü buruşturacağı bir hırsla yemeğimi yedim, aynı agresif hızda çoktan boşalmış sınıfa döndüm ve planımı uygulamaya koyuldum. kızın sırasının gözünde öylece duran kitabımı, bebeğimi, biriciğimi alıp çantama koydum. sonra sakin sakin dışarı çıkıp arkadaşlarla oynadım; adi bir hırsız, kompulsif bir yalancı sükuneti ile.
öğleden sonraki ilk ders başladı. çaktırmadan kızı izliyorum. önce el yordamıyla, sonra eğilip bakarak kontrol etti sıra gözünü. sonra çantasını kurcaladı, yanındaki kıza sordu derken ciddi ciddi paniklemeye başladı. o panikledikçe ben de panikledim ama sakin kalmaktan başka çarem yok. kız söz alıp öğretmene durumu açıkladı. öğretmen de kimseyi zan altında bırakmadan, kitabın belki "yanlışlıkla" sıralarımızın alt gözüne falan gelebileceğini söyleyerek herkesten etrafına bakınmasını istedi. ben de kitleye uyarak etrafa bakındım tabii. kalbim şakaklarımda atıyor heyecandan ama her şeyi bırakıp itiraf etmek gibi bir seçenek namümkün. işin rezil olma boyutunu geçtim, hadi itiraf edecek olsam gerçek motivasyonumu ben bile tam bilmiyorum.
kimse bulamayınca kızın ciddi ciddi gözleri doldu, özür diledi. olabildiğim en sakin halimle “yok ya n’olcak, altı üstü bi kitap zaten” triplerine bile girdim hatta (ulan ne leş çocukmuşum vallahi abim olsam az dövmezdim kendimi). neyse birkaç gün sonra kız benim ona verdiğim –ve hunharca geri aldığım- kitabın yepyeni bir baskısı ile geldi ve tekrardan özür dileyerek kitabı uzattı. utançtan mırın kırın ederek aldım. o gece kızın bana verdiği kitabı deliler gibi okudum ve ertesi gün de ben ona götürdüm. “aa ne çabuk okudun” falan dedi hafiften şüphelenerek. ah genç kız sen ne bilirsin vicdan azabı insana neler yaptırır. birazcık daha utansam kitabı sıfırdan kendim bile yazardım ama ondan da anlamazsın ki sen!
yıllaar yıllar sonra lisede aklıma geldi bu olay. içime dert oldu, kızla ve sınıftan birkaç arkadaşımla hala görüşüyorduk. bir buluşma tertip ettim (hani teke tek olmasın diye, hala içimde var çünkü o tedirginlik). saçma sapan bir sebep bulup bir kolye aldım kıza, onu verdim. kız şaşırdı, teşekkür etti, hatta diğer arkadaşlar arasında bir süre dedikodular bile döndü aramızda ama oralı olmadım. mutluydum. kendimi cezalandırmak için sırtımı kemerle dövmeyi bırakabilirdim artık. 9 senedir, o kitap takası gününün yıldönümünde bacaklarıma damlayan kanın ödeyemediği kefareti bir kolye ile ödemişt- heheh. inandın mı la hemen?
neyse tee bugün bile kendi kitabım ile kızın sonradan bana aldığı kitap yan yana durur kütüphanede. kızın aldığının kapağını bile açamadım uzun bir süre utançtan. bu kolye işinden sonra bir gün dayanamadım açtım. ilk sayfaya pembe yaldızlı kalemle "senin çaldığını biliyorum şerefsiz heri-" tamam tamam söz bu sondu. fakat olayın özü maalesef gerçek. böyle obsesif seviyelerde tikliyim yani ödünç kitap işinde.
zamanla aştım tabii, insanlardan kitap alıp kitap verdiğim çok oldu ama bu alışverişe girdiğim insanları, kitaplarımı teslim ettikleri fiziksel koşulu göz önüne alarak değerlendirmekte bir sakınca görmedim hiç. siz de görmen guzum. bunlar önemli detaylar.
işte böyle sol tarafta görünce bi yazayım da günah çıkarayım dedim. oh.
velhasıl böyle bir kitap koruma sapkınlığının sirayet ettiği bünye, dokuz yaş civarında sınıfta bir kitap alıp verme etkinliğine katılmak zorunda kaldı… takdir edileceği üzere pek istekli olmasam da kurada eşleştiğim kızla kitap alıp verdik o günün ilk teneffüsünde. herkes mutlu mesut yeni kitabıyla sırasına geçip çoktan dersi dinlemeye başlamışken benim aklım fikrim kıza verdiğim kitaptaydı. gözümün önünde okusun da gerekirse bir yıl bekleyeyim ama işin nihayetinde o kitap benim himayem altında olmalıydı. böyle ne zaman geri döneceği belirsiz (ki okuma alışkanlığı olmayan dokuz-on yaşlarındaki bir çocuk 400 küsür sayfayı kim bilir kaç haftada okurdu) bir kitabı beklemek içimi kemirirdi, buna izin veremezdim.
vermedim de nitekim…
öğle teneffüsü vakti geldi. bir hışımla fırladım, görenlerin yüzünü buruşturacağı bir hırsla yemeğimi yedim, aynı agresif hızda çoktan boşalmış sınıfa döndüm ve planımı uygulamaya koyuldum. kızın sırasının gözünde öylece duran kitabımı, bebeğimi, biriciğimi alıp çantama koydum. sonra sakin sakin dışarı çıkıp arkadaşlarla oynadım; adi bir hırsız, kompulsif bir yalancı sükuneti ile.
öğleden sonraki ilk ders başladı. çaktırmadan kızı izliyorum. önce el yordamıyla, sonra eğilip bakarak kontrol etti sıra gözünü. sonra çantasını kurcaladı, yanındaki kıza sordu derken ciddi ciddi paniklemeye başladı. o panikledikçe ben de panikledim ama sakin kalmaktan başka çarem yok. kız söz alıp öğretmene durumu açıkladı. öğretmen de kimseyi zan altında bırakmadan, kitabın belki "yanlışlıkla" sıralarımızın alt gözüne falan gelebileceğini söyleyerek herkesten etrafına bakınmasını istedi. ben de kitleye uyarak etrafa bakındım tabii. kalbim şakaklarımda atıyor heyecandan ama her şeyi bırakıp itiraf etmek gibi bir seçenek namümkün. işin rezil olma boyutunu geçtim, hadi itiraf edecek olsam gerçek motivasyonumu ben bile tam bilmiyorum.
kimse bulamayınca kızın ciddi ciddi gözleri doldu, özür diledi. olabildiğim en sakin halimle “yok ya n’olcak, altı üstü bi kitap zaten” triplerine bile girdim hatta (ulan ne leş çocukmuşum vallahi abim olsam az dövmezdim kendimi). neyse birkaç gün sonra kız benim ona verdiğim –ve hunharca geri aldığım- kitabın yepyeni bir baskısı ile geldi ve tekrardan özür dileyerek kitabı uzattı. utançtan mırın kırın ederek aldım. o gece kızın bana verdiği kitabı deliler gibi okudum ve ertesi gün de ben ona götürdüm. “aa ne çabuk okudun” falan dedi hafiften şüphelenerek. ah genç kız sen ne bilirsin vicdan azabı insana neler yaptırır. birazcık daha utansam kitabı sıfırdan kendim bile yazardım ama ondan da anlamazsın ki sen!
yıllaar yıllar sonra lisede aklıma geldi bu olay. içime dert oldu, kızla ve sınıftan birkaç arkadaşımla hala görüşüyorduk. bir buluşma tertip ettim (hani teke tek olmasın diye, hala içimde var çünkü o tedirginlik). saçma sapan bir sebep bulup bir kolye aldım kıza, onu verdim. kız şaşırdı, teşekkür etti, hatta diğer arkadaşlar arasında bir süre dedikodular bile döndü aramızda ama oralı olmadım. mutluydum. kendimi cezalandırmak için sırtımı kemerle dövmeyi bırakabilirdim artık. 9 senedir, o kitap takası gününün yıldönümünde bacaklarıma damlayan kanın ödeyemediği kefareti bir kolye ile ödemişt- heheh. inandın mı la hemen?
neyse tee bugün bile kendi kitabım ile kızın sonradan bana aldığı kitap yan yana durur kütüphanede. kızın aldığının kapağını bile açamadım uzun bir süre utançtan. bu kolye işinden sonra bir gün dayanamadım açtım. ilk sayfaya pembe yaldızlı kalemle "senin çaldığını biliyorum şerefsiz heri-" tamam tamam söz bu sondu. fakat olayın özü maalesef gerçek. böyle obsesif seviyelerde tikliyim yani ödünç kitap işinde.
zamanla aştım tabii, insanlardan kitap alıp kitap verdiğim çok oldu ama bu alışverişe girdiğim insanları, kitaplarımı teslim ettikleri fiziksel koşulu göz önüne alarak değerlendirmekte bir sakınca görmedim hiç. siz de görmen guzum. bunlar önemli detaylar.
işte böyle sol tarafta görünce bi yazayım da günah çıkarayım dedim. oh.
devamını gör...
206.
dünya üzerinde en korktuğum cümlelerden biri :p
devamını gör...
207.
geri dönecekse hiç düşünmem ve ödünç veririm. kitap yahu kitap, kutsal bir şey değil ki kitap. yazılanlar kutsaldır, kitabın kendisi değil. olmadı güzel kelimeleri bir yere not alır yine ödünç veririm.
devamını gör...
208.
çok sıcak bakmadığım bir olay. kitap geri geldi, geri gelmedi mevzusundan öteye benim için mahremiyet ihlali gibi. kitapların altını çize çize, kenarlarına notlar alarak okuduğumdan bırakın ödünç almayı, kitaplığımdan biri izinsiz bir kitap alıp karıştırsa rahatsız oluyorum. böyle birisi zihnimi okuyormuş gibi, günlüğümü karıştırıyormuş gibi hissediyorum. ama öte yandan sahaflardan kitap almayı seviyorum, altı çizilen şeylerden ziyade, kitabın içeriği dışında verdiği yaşanmışlık hissi, arasında bulunan kurutulmuş bir çiçek, bir alış-veriş fişi, bir çay lekesi ve zihnimde bu izler ve işaretler üzerine bina edilerek binlerce alternatif senaryoda hikayeler kurgulayabilmekten keyif alıyorum.
devamını gör...
209.
ödünç kitap vermek, müthiş bir paylaşım geleneği. ben de vermek isterim fakat okuyan insan nerede çevremde!..
devamını gör...
210.
eğer kitaplara gözü gibi baktığını bildiğim birisi değilse vermem. öbür türlü o kitap tek parça gelmez.
devamını gör...
211.
okuduğum kitabın sayfalarını yırtarım o yüzden veremiyorum kimseye .
kötü bir insanım ben iyi olsam böyle yapmazdım
kötü bir insanım ben iyi olsam böyle yapmazdım
devamını gör...
212.
asla geri gelmeyeceğini ve bir gün başkasına gideceğini bilerek verilen kitaptır. sözde ödünçtür yani ^^
devamını gör...
213.
geri verilme ihtimali %0,1
devamını gör...
214.
t, birine geçici süreliğine okuyup geri vermesi için teslim ettiğiniz ama asla geri dönmeyen kitaplara denir.
ödünç verdiğim hiçbir kitap geri dönmedi, hâlâ hatırlıyorum yıllar önce kütüphanedeyken yanımdaki çocuk bana bir kelime sormuştu elimde ferit devellioğlunun ansiklopedik sözlüğü vardı çok sevdiğim bir kitaptı 1975 ilk baskısındandı o yüzden benim için değerliydi, oradan beraber baktık sonra başka kelimeler de sordu bana çeviri yapıyormuş meğerse sözlüğü ödünç alabilir miyim diye sordu, hepte oralarda gördüğüm biriydi; fazla yardımseverliğimin etkisiyle verdim gitti o gün biraz nezle kapmıştım bir kaç gün gitmedim kütüphaneye sonra o çocuğu asla hiçbir yerde bulamadım...
ödünç verdiğim hiçbir kitap geri dönmedi, hâlâ hatırlıyorum yıllar önce kütüphanedeyken yanımdaki çocuk bana bir kelime sormuştu elimde ferit devellioğlunun ansiklopedik sözlüğü vardı çok sevdiğim bir kitaptı 1975 ilk baskısındandı o yüzden benim için değerliydi, oradan beraber baktık sonra başka kelimeler de sordu bana çeviri yapıyormuş meğerse sözlüğü ödünç alabilir miyim diye sordu, hepte oralarda gördüğüm biriydi; fazla yardımseverliğimin etkisiyle verdim gitti o gün biraz nezle kapmıştım bir kaç gün gitmedim kütüphaneye sonra o çocuğu asla hiçbir yerde bulamadım...
devamını gör...
215.
en son simyacı adlı kitabımı eski bir arkadaşa vermiştim, çok ta severim kitabı. uyarmama rağmen gelmedi maalesef artık kimseye ödünç kitap vermiyorum.
devamını gör...
216.
iyi bir şeyler olsun derken elindekinden olmakla sonuçlanan durum.
devamını gör...
217.
yok öyle bir şey
aynı ortamda bulunduğun birine verirsin başka (oda arkadaşı, okul arkadaşı ve iş arkadaşı vb)
diğer türlü kitabın yenisini al ver daha kârlı.
en azından için değil para gitmiş oluyor.
aynı ortamda bulunduğun birine verirsin başka (oda arkadaşı, okul arkadaşı ve iş arkadaşı vb)
diğer türlü kitabın yenisini al ver daha kârlı.
en azından için değil para gitmiş oluyor.
devamını gör...
218.
insanı musmutlu eden.
bir fransız erkek bana la vie devant soi-emile ajar ve l arrache-coeur-boris vian odunc vermisti.
bir fransız kadını da varolmanın dayanılmaz hafifligi-milan kundera odunc vermisti.
yer:paris
yas: 21
bir fransız erkek bana la vie devant soi-emile ajar ve l arrache-coeur-boris vian odunc vermisti.
bir fransız kadını da varolmanın dayanılmaz hafifligi-milan kundera odunc vermisti.
yer:paris
yas: 21
devamını gör...
219.
ilk okulda sıra arkadaşıma vermiştim 4. sınıfta. kitap kapağı katlanmış ve sayfalar kırışmış yırtılmış şekilde geri gelmişti. bir daha da tövbe ettim kitap vermeye. 10 yaşındaki çocuk koca kadın oldu halen biri kitaplığımdaki bı kitaba bakmak için bile dokununca helikopter sineği gibi etrafında dolanıyorum ne yapıyor kitabıma diye..
devamını gör...
220.
geri verilmelidir. evet.
devamını gör...