orijinal adı: meu pé de laranja lima
yazar: jose mauro de vasconcelos
yayım yılı: 1968
yazarın çocukluğundan izler taşıyan şeker portakalı, ailesi tarafından şiddete uğrayan 5 yaşındaki zeze’nin hayatını anlatıyor. zeze oldukça zeki ve duygusal bir karakter, biraz haylaz olmasına karşın hayal gücü yüksek bir çocuktur ve o gücü tüm olumsuzluklardan kaçmak için kullanır.
kitabın aynı zamanda marcos bernstein yönetmenliğinde filmi çekilmiştir.
yazar: jose mauro de vasconcelos
yayım yılı: 1968
yazarın çocukluğundan izler taşıyan şeker portakalı, ailesi tarafından şiddete uğrayan 5 yaşındaki zeze’nin hayatını anlatıyor. zeze oldukça zeki ve duygusal bir karakter, biraz haylaz olmasına karşın hayal gücü yüksek bir çocuktur ve o gücü tüm olumsuzluklardan kaçmak için kullanır.
kitabın aynı zamanda marcos bernstein yönetmenliğinde filmi çekilmiştir.
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "hicret" tarafından 22.11.2020 20:36 tarihinde açılmıştır.
1.
insanları ne kadar etkilediği, her sözlükte mutlaka bir zeze bulunmasından da anlaşılabilecek otobiyografik roman. jose mauro de vasconcelos'un otobiyografik üç kitaplık serisinin birinci -ve bence- en başarılı kitabıdır. diğer ikisi delifişek ve güneşi uyandıralım'dır.
devamını gör...
2.
" elimden gelse seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre hiç durmadan konuşurdum."
“bu kadar yola nasıl benzin yetiştiririz?” “gider gibi yaparız.”
sevginin en saf halini iliklerime kadar hissettiğim kısım, gözlerim yaşarmıştı ilk okuduğumda hatta şu an yazarken bile. ne zaman birine samimi hisler beslesem ruhumun bir yerlerinde saklanmış bir zeze olduğunu hissederim.
devamını gör...
3.
günün birinde acıyı keşfetmiş bir çocuğun hikayesidir diye tanımlar yazar kitabı. 20 yıl içimde taşıdım 12 günde yazdım diye de kitabın o muazzam hikayesinin kendi çocukluğu olduğunu söyler. kitabı da filmi de -kitaba nazaran sığ kalsa da- ağlatır insanı. umut diye tutunduklarının bir anda yok olmasıdır. zeze hepimizin çocukluk arkadaşıdır ! sanıldığının aksine çocuk değil ilk gençlik ve yetişkin kitabıdır.
devamını gör...
4.
jose mauro de vasconcelos tarafından 1968 yılında yazılan, yazarın kendi çocukluğundan izler taşıyan ve 12 günde yazdığı romanın adıdır.
daha sonradan yazdığı, güneşi uyandıralım ve delifişek romanları ile 3'lü bir seri halini almıştır.
2012 yılında marcos bernstein yönetmenliğinde sinemaya uyarlanmıştır.
daha sonradan yazdığı, güneşi uyandıralım ve delifişek romanları ile 3'lü bir seri halini almıştır.
2012 yılında marcos bernstein yönetmenliğinde sinemaya uyarlanmıştır.
devamını gör...
5.
güzel ama bir miktar fazla abartılan eser.
kesinlikle güzel ve etkileyici oluşuna laf atmıyorum burada. ancak onca eser varken şeker portakalının bu denli aşırı büyütülmesi bana göre doğru değil.
kesinlikle güzel ve etkileyici oluşuna laf atmıyorum burada. ancak onca eser varken şeker portakalının bu denli aşırı büyütülmesi bana göre doğru değil.
devamını gör...
6.
benim için yeri çok ama çok ayrı olan kitap.
sanırım ortaokul 3. sınıfa gidiyordum. öğretmenim bu kitaptan bahsetmişti. bende o dönemler öğretmen delisiydim. babama zorla aldırmıştım. okuduğum hem ilk romandı hemde ilk şahsıma ait kitabımdı. gözüm gibi bakmıştım kitaba. inanmazsınız geceleri bile koynuma alıp uyuyordum.
bütün sayfalarını anneme sesli bir şekilde okumuştum. o da bende bayılmıştık kitaba. sonra onu ben bi kız arkadaşıma verdim okusun diye, bir daha geri getirmemişti. bende utandım isteyemedim...
tabi o zamanlar zeze'nin hayatı bana çok güzel ve eğlenceli gelmişti. büyüyünce zeze'nin hayatının boktanlığını fark etmiştim.
türkiye'de bir dönem yasaklanmış kitaptır.
sanırım ortaokul 3. sınıfa gidiyordum. öğretmenim bu kitaptan bahsetmişti. bende o dönemler öğretmen delisiydim. babama zorla aldırmıştım. okuduğum hem ilk romandı hemde ilk şahsıma ait kitabımdı. gözüm gibi bakmıştım kitaba. inanmazsınız geceleri bile koynuma alıp uyuyordum.
bütün sayfalarını anneme sesli bir şekilde okumuştum. o da bende bayılmıştık kitaba. sonra onu ben bi kız arkadaşıma verdim okusun diye, bir daha geri getirmemişti. bende utandım isteyemedim...
tabi o zamanlar zeze'nin hayatı bana çok güzel ve eğlenceli gelmişti. büyüyünce zeze'nin hayatının boktanlığını fark etmiştim.
türkiye'de bir dönem yasaklanmış kitaptır.
devamını gör...
7.
jose mauro de vasconceles'in 12 günde yazdığını söylediği kitaptır. elimde eski bir basımı bulunan bu yönüyle de beni ayrıca mutlu eden bir kitaptır hem de.
kitabın kapağını her açtığımda ilk kez okuyormuşum gibi hissederim. kötü şeyler, üzücü şeyler anlatıyor aslında ama zeze'nin tatlı dünyası kitabı güllük gülistanlık yapıyor benim için.
ortaokula giderken okumuştum ilk galiba şimdiki gibi popüler değildi tabi o zamanlar. birilerine tavsiye veriyordum heyecanla zeze'nin hüznünü başkalarıyla da paylaşmak istiyordum. kimse okumamıştı. ilk okuduğum zamanki kadar büyülü bir kitap değil benim için çok daha etkileyici kitaplar okudum çünkü. ama şeker portakalı kadar her yaşa hitap edeni zor bulunur.
portekizlinin öldüğü kısımda zeze gibi yıkılmıştım.
ve şeker portakalının olmadığı bölüm bende de yok.*
kitabın kapağını her açtığımda ilk kez okuyormuşum gibi hissederim. kötü şeyler, üzücü şeyler anlatıyor aslında ama zeze'nin tatlı dünyası kitabı güllük gülistanlık yapıyor benim için.
ortaokula giderken okumuştum ilk galiba şimdiki gibi popüler değildi tabi o zamanlar. birilerine tavsiye veriyordum heyecanla zeze'nin hüznünü başkalarıyla da paylaşmak istiyordum. kimse okumamıştı. ilk okuduğum zamanki kadar büyülü bir kitap değil benim için çok daha etkileyici kitaplar okudum çünkü. ama şeker portakalı kadar her yaşa hitap edeni zor bulunur.
portekizlinin öldüğü kısımda zeze gibi yıkılmıştım.
ve şeker portakalının olmadığı bölüm bende de yok.*
devamını gör...
8.
okuduktan sonra insanın hayata bakış açısını değiştiren kitaplardan sadece bir tanesi. her ne kadar çocuk kitabı diyenler olsa da aldırmadan her yaşta okunması gerekir. ayrıca neye göre çocuk? büyük kitapları hep entrika dolu mu olmak zorunda?
dipnot: şahsımla ve başlığımla uzaktan yakından alakası yoktur. kitapsın sen kitap kal lütfen.
dipnot: şahsımla ve başlığımla uzaktan yakından alakası yoktur. kitapsın sen kitap kal lütfen.
devamını gör...
9.
bir ortaokuldayken zorunlu okutuluyordu. zorunlu olduğu için okumadım. bizden sonra yasaklanmış sanırım. yıllar sonra liseyi bitirdiğim yaz kitaplığıma bakarken denk geldim, okuyayım bari dedim. hüngür hüngür ağladım. bazı yerlerde kitabı elimden bırakıp zeze sanki ayrı kaldığım küçük kardeşimmiş gibi içime işleyen olay örgüsünde kendime de yer edindim. yazar o kadar başarılı bir üslup kullanmış ki okuyucu kendini kitabın içinde aktif bir karakter olarak bulabiliyordu yer yer. böyle bir eserden nasıl kendimi mahrum bırakabilmişim? diğer kitaplarını da okudum ama delifişek o kadar etkilemedi beni.
devamını gör...
10.
okumaya başladığımda "bu mu övülen kitap ya!" düşüncesini yaratsa da çocuk kalbinin ne kadar narin ve affedici olduğunu gösteren bir kitap.
kitap kurdu olan her bireyin kesinlikle okuması gerektiğini düşünüyorum.
evet, sonunda ağladım arkadaşlar.
kitap kurdu olan her bireyin kesinlikle okuması gerektiğini düşünüyorum.
evet, sonunda ağladım arkadaşlar.
devamını gör...
11.
çocukken okuduğum ilk roman. sanıyorum 7 yaşındaydım. biraz sorunlu ve içine kapanık bir çocuktum. kendimi herkesten çok ayrıştırır, dünyanın en mutsuz insanı gibi davranırdım. bu kitap bana o içsel sıkıntıları herkesin yaşadığını yada yetişkinlerin anlamadığını sandığım sorunları bal gibi de anladığını, herkesin her şeyin farkında olduğunu ve dışarıda çok uzaklarda ,belki de yükseklerde, çok başka hayatlar olduğunu fark ettirmişti. bu bakımdan farkındalığımın ve algı gücümün gelişmesini sağlayan ilk kitaptır. benim için çok özeldir.
devamını gör...
12.
lise zamanı öğretmenimizin kendi kendine belirleyip herkese okuma zorunluluğu kıldığı kitaplardan biriydi .aklımda bir tek çok kardeş olmaları ve fakirlikten sıcak kahve ve ekmek yedikleri kalmış. okurken canım kahve çekerdi bir de .herkes güzel kitap dese de zorunlu olarak okutulduğu için elime tekrar almaktan kaçınıyorum. öğretmenler bu yöntemi hala yapıyorsanız lütfen bırakın
devamını gör...
13.
bana okumayı sevdiren aynı zamanda hüngür hüngür ağlatan kitap.
sanırım bir ara fazla küfür olduğundan yasaklanmıştı. okumaya yeni yeni başlayan ortaokul çağındaki arkadaşların severek okuyacağından eminim. kitabın diğer serileri: güneşi uyandıralım ve delifişek.
sanırım bir ara fazla küfür olduğundan yasaklanmıştı. okumaya yeni yeni başlayan ortaokul çağındaki arkadaşların severek okuyacağından eminim. kitabın diğer serileri: güneşi uyandıralım ve delifişek.
devamını gör...
14.
ortaokul 2 . sınıfta şeker portakalı+ güneşi uyandıralım + delifişek serisini okudum ve hala kitaplığımda yer alır ne zaman sıkılsam tekrar birkaç sayfa okurum nostalji niyetine ayrıca tavsiye ederim.
devamını gör...
15.
adını herkes gibi çok duymuş olabilirsiniz ama serinin devamı olan kitapları da okumanızı tavsiye ederim.güneşi uyandıralım,delifişek,çıplak sokak, kardeşim rüzgar kardeşim deniz ,yaban muzu. böylece hem zezeciğimi hem de yazarı daha iyi anlarsınız.
devamını gör...
16.
gayet tatlı bir kitaptır. beni çok etkiledi diyemem ama diğer iki kitabı (bkz: delifişek)(bkz: güneşi uyandıralım) okuma istediği uyandırdı. gayet güzel bir seriydi .zeze her kitapta farklı bir yönüyle karşımıza çıkıyor ve son kitapta(delifişek)büyüyüp koca bir adam oluyor. bir kitap karakterinin gözümün önünde büyüyüp serpildiğini görmek beni duygulandırdı açıkcası ve kitapta da bu karakter gelişimini iyi hissettim. eh tabi biraz da üzdü onu böyle geleceği için kaygılı görmek. neyse...gayet akıcı ve sürükleyici. sıkılmazsınız çünkü zeze çok delidolu ve ne yapacağı belli olmuyor. kısaca sarıyor.
devamını gör...
17.
bence çoğunluk bu kitabın serinin ilk kitabı olduğunu bilmiyordur.zeze bize çok şey öğretti bazen ağlattı ama kimse kusura bakmasın benim en sevdiğim kitap güneşi uyandıralım. o kitapta zeze bana daha bir benziyor gibi hissetmiştim. kitapların yazarı yni zeze'nin öyküsünün anlatıcısı josé mauro de vasconcelos'dur.
devamını gör...
18.
tek oturuşta bitirdiğim ve kıvrıla kıvrıla ağladığım tek kitap. büyüsünü bozmamak adına diğer serisini okumadım.
her insanın yaşı ve konumu ne olursa olsun okuması gerektiğine inandığım 3 kitaptan biri.
+babam beni dövdüğü için herkes beni dövüyor. ama sorun değil. onu öldüreceğim.
-ne? babanı mı öldüreceksin?
+onu içimde öldüreceğim. birini sevmeyi bıraktığında içinde ölmeye başlar.
hhıııığğğğğğ
her insanın yaşı ve konumu ne olursa olsun okuması gerektiğine inandığım 3 kitaptan biri.
+babam beni dövdüğü için herkes beni dövüyor. ama sorun değil. onu öldüreceğim.
-ne? babanı mı öldüreceksin?
+onu içimde öldüreceğim. birini sevmeyi bıraktığında içinde ölmeye başlar.
hhıııığğğğğğ
devamını gör...
19.
çocukluğumda her 2 hafta da bir mahallemize gezici kütüphane gelirdi. o kadar kitap arasından rastgele aldığım kitap şeker portakalı oldu.. hiç unutmuyorum , ilk önce kapağı dikkatimi çekmişti aslında ama eve gidip bir kaç sayfasını okuduktan sonra hemen içine almış olacak ki bir solukta bitirmiştim. bana kitap okumayı sevdirdiği için bende yeri çok ayrıdır..
devamını gör...
20.
orijinal ismi meu pé de laranja lima olan ve benim için okuduğum en özel hikaye olma özelliğini gösteren kitaptır. özellikle zeze ve minik kardeşi luis'in tek umutları olan noel armağanı dağıtan kamyona zar zor ulaşıp, ulaştıklarında da oyuncakların bittiğini öğrendikleri kısım insanın içini acıtır. ne zaman okusam orayı, o acıyı hep içimde hissederim.
yorgunluktan bitkin durumda vardık oraya. kimseler görünmüyordu. oyuncak dağıtımından da hiçbir iz yoktu. hayır, vardı! oyuncaklar dağıtılmıştı aslında.
çünkü sokak buruşmuş ipek kağıtlarıyla doluydu. yer renk renk, yırtık pırtık kağıt parçalarıyla kaplanmıştı. için için kuşkulanmaya başladım.
gazinonun önündeydik ve bay coquinho kapıları kapatıyordu.
soluk soluğa, kapıcıya sordum:
"bay coquinho, oyuncak dağıtımı bitti mi?"
"hepsi bitti, zeze. çok geç kaldınız. burası saldırıya uğradı sanki."
iyilikle gülümsedi. "hiçbir şey kalmadı. yeğenlerime bile," diye ekledi ve kapıyı sımsıkı kapatıp sokağa çıktı.
"gelecek yıl daha erken gelmelisiniz, küçük uykucular."
" önemi yok."
tam tersine, çok önemliydi. öyle üzgündüm ki, o kadar büyük bir hayal kırıklığına uğramıştım ki, o an ölmeyi istedim.
"gidip şuraya oturalım. biraz dinlenmemiz gerekiyor," dedim.
"susadım, zeze."
"bay rozemberg'in önünden geçerken bir bardak su isteriz. ikimize de yeter."
ancak o zaman durumun bütün acılığını kavradı. bir şey söylemedi. ağzını büzüp gözlerinde uçsuz bucaksız bir anlamla bana baktı.
"önemi yok, luis," dedim. "küçük atım ayışığını biliyorsun ya! totoca'dan sopasını değiştirmesini isteyeceğim ve onu sana noel
baba'nın armağanı olarak vereceğim."
ama o hıçkırıklara boğuldu.
"hayır, yapma bunu!" diye bağırdım.
"sen bir kralsın. babam, kral adı olduğu için sana luis adını verdiğini söyledi. bir kral da sokakta, herkesin önünde ağlayamaz,
biliyor musun?"
başını göğsüme yasladım ve kıvırcık saçlarını okşadım.
"büyüdüğümde, bay manuel valadares'in otomobili gibi bir otomobil alacağım. onu tanıyor musun? portekizli hani!
mangaratiba'ya' günaydin dediğimiz gün, garda önümüzden geçen... işte onunki gibi kocaman bir otomobil alacağım. içi armağan dolu olacak. yalnızca senin için... ama ağlama, bir kral ağlamaz."
sözcükler sanki göğsümden sınırsız bir umutsuzlukla çıkıp patlıyordu:
"yemin ediyorum ki alacağım o otomobili. gerekirse adam öldüreceğim, çalacağım."
içimde konuşan küçük kuşum değildi: yüreğim olmalıydı bu. evet, yapacaktım bunu. küçük isa beni neden sevmiyordu? o ki,
doğduğu ahırda bulunan öküzü ve eşeği bile sevmişti. ama beni, hayır. belki de, şeytanın vaftiz çocuğu olduğum için benden öç
alıyordu. ama luis hak etmişti bunu, çünkü o bir melekti. gökyüzünün melekleri ondan daha tatlı olamazlardı...
ve gözyaşlarım acınacak bir biçimde akmaya başladı.
" zeze, ağlıyorsun..."
"geçer. nasılsa ben, senin gibi bir kral değilim. işe yaramazın tekiyim. çok kötü bir çocuğum, evet; çok kötü bir çocuk... başka bir
şey değil."
ilgilenenler olur belki diye orijinal dili olan portekizce'de de aynı kısmı paylaşmak istedim. belki benim gibi portekizce sevenler vardır burada. :)
mortos de cansaço, chegamos lá. não havia ninguém. nem parecia que houvera distribuição de brinquedo. mas houvera, sim, porque a rua estava cheia de papel de seda amarrotado. a areia estava toda colorida de papel rasgado. meu coração começou a inquietar-se. chegamos defronte e seu coquinho estava fechando as portas do cassino. falei, afogueado, para o porteiro: - seu coquinho, já acabou tudo?
tudo, zezé. vocês vieram muito tarde. foi uma enchente. fechou meia porta e sorriu com bondade. - não sobrou nada. nem para os meus sobrinhos. fechou a porta toda e veio para a rua. ano que vem, vocês precisam vir mais cedo, seus dorminhocos!... - não faz mal. bem que fazia. estava tão triste e decepcionado que preferia morrer a que tivesse acontecido aquilo. vamos sentar ali. a gente precisa descansar um pouco.
- estou com sede, zezé.
- quando a gente passar no seu rozemberg a gente pede um copo d'água. chega pra nós dois.
só então ele descobriu toda a tragédia. nem falou. olhou pra mim, fazendo beicinho e com os olhos boiando.
– não faz mal, luís. você sabe o meu cavalinho raio de luar? eu vou pedir a totóca mudar o cabo dele e dar de papai noel para você. mas ele fungou comprido. não, não faça isso. você é um rei. papai disse que batizou você de luís, porque era o nome de rei. e um rei não pode chorar na rua, defronte dos outros, viu?
encostei a cabeça dele no meu peito e fiquei alisando o seu cabelo encaracolado.
-quando eu crescer vou comprar um carro bonito como o de seu manuel valadares. aquele do português, você se lembra? aquele que passou pela gente uma vez na estação quando a gente estava dando adeus para o mangaratiba... pois bem vou comprar um carrão lindo daqueles cheio de presente e só para você... mas não chore que um rei não chora. meu peito explodiu numa mágoa enorme.
– juro que vou comprar. nem que tenha de matar e roubar... por dentro não era meu passarinho que comentava aquilo. devia ser o coração. só assim mesmo.
por que o menino jesus não gosta de mim? ele gosta até do boi e do burrinho do presépio. mas de mim, não. ele se vingava porque eu era afilhado do diabo. se vingava de mim, deixando de dar presente ao meu irmão. mas luís, não merecia isso, porque era um anjo. nenhum anjinho do céu podia ser melhor do que ele... aí as lágrimas me desceram covardemente.
- zezé, você está chorando...
passa logo. mesmo eu não sou um rei, como você. só sou uma coisa que não presta pra nada. um menino muito malvado, bem malvado mesmo... só isso.
yorgunluktan bitkin durumda vardık oraya. kimseler görünmüyordu. oyuncak dağıtımından da hiçbir iz yoktu. hayır, vardı! oyuncaklar dağıtılmıştı aslında.
çünkü sokak buruşmuş ipek kağıtlarıyla doluydu. yer renk renk, yırtık pırtık kağıt parçalarıyla kaplanmıştı. için için kuşkulanmaya başladım.
gazinonun önündeydik ve bay coquinho kapıları kapatıyordu.
soluk soluğa, kapıcıya sordum:
"bay coquinho, oyuncak dağıtımı bitti mi?"
"hepsi bitti, zeze. çok geç kaldınız. burası saldırıya uğradı sanki."
iyilikle gülümsedi. "hiçbir şey kalmadı. yeğenlerime bile," diye ekledi ve kapıyı sımsıkı kapatıp sokağa çıktı.
"gelecek yıl daha erken gelmelisiniz, küçük uykucular."
" önemi yok."
tam tersine, çok önemliydi. öyle üzgündüm ki, o kadar büyük bir hayal kırıklığına uğramıştım ki, o an ölmeyi istedim.
"gidip şuraya oturalım. biraz dinlenmemiz gerekiyor," dedim.
"susadım, zeze."
"bay rozemberg'in önünden geçerken bir bardak su isteriz. ikimize de yeter."
ancak o zaman durumun bütün acılığını kavradı. bir şey söylemedi. ağzını büzüp gözlerinde uçsuz bucaksız bir anlamla bana baktı.
"önemi yok, luis," dedim. "küçük atım ayışığını biliyorsun ya! totoca'dan sopasını değiştirmesini isteyeceğim ve onu sana noel
baba'nın armağanı olarak vereceğim."
ama o hıçkırıklara boğuldu.
"hayır, yapma bunu!" diye bağırdım.
"sen bir kralsın. babam, kral adı olduğu için sana luis adını verdiğini söyledi. bir kral da sokakta, herkesin önünde ağlayamaz,
biliyor musun?"
başını göğsüme yasladım ve kıvırcık saçlarını okşadım.
"büyüdüğümde, bay manuel valadares'in otomobili gibi bir otomobil alacağım. onu tanıyor musun? portekizli hani!
mangaratiba'ya' günaydin dediğimiz gün, garda önümüzden geçen... işte onunki gibi kocaman bir otomobil alacağım. içi armağan dolu olacak. yalnızca senin için... ama ağlama, bir kral ağlamaz."
sözcükler sanki göğsümden sınırsız bir umutsuzlukla çıkıp patlıyordu:
"yemin ediyorum ki alacağım o otomobili. gerekirse adam öldüreceğim, çalacağım."
içimde konuşan küçük kuşum değildi: yüreğim olmalıydı bu. evet, yapacaktım bunu. küçük isa beni neden sevmiyordu? o ki,
doğduğu ahırda bulunan öküzü ve eşeği bile sevmişti. ama beni, hayır. belki de, şeytanın vaftiz çocuğu olduğum için benden öç
alıyordu. ama luis hak etmişti bunu, çünkü o bir melekti. gökyüzünün melekleri ondan daha tatlı olamazlardı...
ve gözyaşlarım acınacak bir biçimde akmaya başladı.
" zeze, ağlıyorsun..."
"geçer. nasılsa ben, senin gibi bir kral değilim. işe yaramazın tekiyim. çok kötü bir çocuğum, evet; çok kötü bir çocuk... başka bir
şey değil."
ilgilenenler olur belki diye orijinal dili olan portekizce'de de aynı kısmı paylaşmak istedim. belki benim gibi portekizce sevenler vardır burada. :)
mortos de cansaço, chegamos lá. não havia ninguém. nem parecia que houvera distribuição de brinquedo. mas houvera, sim, porque a rua estava cheia de papel de seda amarrotado. a areia estava toda colorida de papel rasgado. meu coração começou a inquietar-se. chegamos defronte e seu coquinho estava fechando as portas do cassino. falei, afogueado, para o porteiro: - seu coquinho, já acabou tudo?
tudo, zezé. vocês vieram muito tarde. foi uma enchente. fechou meia porta e sorriu com bondade. - não sobrou nada. nem para os meus sobrinhos. fechou a porta toda e veio para a rua. ano que vem, vocês precisam vir mais cedo, seus dorminhocos!... - não faz mal. bem que fazia. estava tão triste e decepcionado que preferia morrer a que tivesse acontecido aquilo. vamos sentar ali. a gente precisa descansar um pouco.
- estou com sede, zezé.
- quando a gente passar no seu rozemberg a gente pede um copo d'água. chega pra nós dois.
só então ele descobriu toda a tragédia. nem falou. olhou pra mim, fazendo beicinho e com os olhos boiando.
– não faz mal, luís. você sabe o meu cavalinho raio de luar? eu vou pedir a totóca mudar o cabo dele e dar de papai noel para você. mas ele fungou comprido. não, não faça isso. você é um rei. papai disse que batizou você de luís, porque era o nome de rei. e um rei não pode chorar na rua, defronte dos outros, viu?
encostei a cabeça dele no meu peito e fiquei alisando o seu cabelo encaracolado.
-quando eu crescer vou comprar um carro bonito como o de seu manuel valadares. aquele do português, você se lembra? aquele que passou pela gente uma vez na estação quando a gente estava dando adeus para o mangaratiba... pois bem vou comprar um carrão lindo daqueles cheio de presente e só para você... mas não chore que um rei não chora. meu peito explodiu numa mágoa enorme.
– juro que vou comprar. nem que tenha de matar e roubar... por dentro não era meu passarinho que comentava aquilo. devia ser o coração. só assim mesmo.
por que o menino jesus não gosta de mim? ele gosta até do boi e do burrinho do presépio. mas de mim, não. ele se vingava porque eu era afilhado do diabo. se vingava de mim, deixando de dar presente ao meu irmão. mas luís, não merecia isso, porque era um anjo. nenhum anjinho do céu podia ser melhor do que ele... aí as lágrimas me desceram covardemente.
- zezé, você está chorando...
passa logo. mesmo eu não sou um rei, como você. só sou uma coisa que não presta pra nada. um menino muito malvado, bem malvado mesmo... só isso.
devamını gör...
