demek ki bazı kadınlar gerçekten sanat eseri.
devamını gör...
sanat sarhoşluğu veya güzellik karşısında baş dönmesine deniyor, aşık olma durumunda uzun sürülen durum öyle tefsir edebilirim. sanat sarhoşluğunu nereden bilelim canım o biraz elegan kaçıyor bize.
devamını gör...
biri "vaouv" diyor, bunu gören öteki, benim neyim eskik diye şak bayılıyor...
bırakın bu g*tünü yiyim ayaklarını.
devamını gör...
stendhal, ünlü bir fransız edebiyatçı. romanlarını yazdığı italya'nın floransa kentinde büyüleyici heykel ve tablolar arasında dolaşırken baş dönmesi ve baygınlık nöbetleri geçiriyor. aynı sanat eserlerine bakan turistlerde de aynı şikayet ve belirtiler görülünce kent belediyesi bilim ve tıp insanlarından yardım istiyor ve hastalığın tanısı konuluyor.
devamını gör...
hanımın karşısında bayılma olayı
devamını gör...
kürk mantolu madonna ile bağdaştırdığım kitaptır.
devamını gör...
huser yaylası'nda bulutların üstündeyken hem bi ağlama isteği gelmişti hem de bayılayazmıştım. sayılır mı acaba? sonuçta en büyük sanat eseri doğanın kendisi........
gerçi o rakım farkından da olabilir. doğru. tamam. *
devamını gör...
insan bazen bir şeye bakar ve o bakış sadece “güzel” diye geçiştirilecek bir şey olmaz. fotoğraf çekip, “aa ne kadar hoş” deyip yürümeye devam edemezsin. birden içine doğru bir çöküş olur. kalp tekler, hızlanır, nefes daralır, vücut sanki “dur bir dakika, bu neydi şimdi?” der. işte stendhal sendromu tam olarak bu. estetik bir şey karşısında bedenin fiziksel olarak isyan etmesi. baş dönmesi, kalp çarpıntısı, dizlerin boşalması, bazen gözlerin dolması... kulağa tiyatro gibi geliyor değil mi? ama değil.

floransa’da yaşamış adam bunu. kiliseleri gezerken, bir freskin önünde, bir heykelin karşısında birden duruvermiş. yürüyemiyor, duvara yaslanmak zorunda kalıyor. kalbi deli gibi atıyormuş, başı dönüyormuş. tek bir tablo değildi mesele. üst üste biniyordu her şey. rönesans’ın ihtişamı, yüzyılların ağırlığı, kendi yalnızlığı, hayattaki bütün arayışları... hepsi aynı anda üstüne çullanıyordu.

ben ilk duyduğumda içimden “ulan iyi anlatmış, ama abartmış biraz” demiştim. sonra bir gün, hiç beklemediğim bir anda, kendi başıma yaşadım benzerini. ne olduğunu tam hatırlamıyorum bile. belki bir şarkıydı, belki bir fotoğraf, belki bir sokak köşesinde ansızın karşıma çıkan bir ışık... ama o anda sadece o an yoktu. içimden uzun zamandır sessizce bekleyen bir şey fırladı çıktı. geçmişten bir acı, bir özlem, yarım kalmış bir duygu... hepsi bir anda üst üste geldi. fazla geldi. boğazım düğümlendi, gözlerim doldu, bir süre olduğum yerde kalakaldım. o zaman anladım ki mesele güzellik değil aslında, yoğunluk.

insan sadece bakmıyor çünkü. baktığı şeye kendi biriktirdiklerini de döküyor. aynı tabloya bin kişi bakar, bin farklı şey görür. kimisi sadece fırça darbelerini görür, kimisi renklerin dansını. ama bir kişi de kendi yarasına, kendi mutluluğuna, kendi boşluğuna denk gelir. ve o denk gelme hali çok ağırdır. taşır insanı.

stendhal sendromu bana hep şunu hatırlatıyor: bazı şeyler bizi güzel olduğu için değil, içimizde hazır bekleyen bir yere dokunduğu için sarsıyor. dışarıdaki ne kadar muhteşem olursa olsun, içeride o kapı aralık değilse hiçbir şey olmaz. o kapı aralandığında ise kontrol sende değildir artık.

bu yüzden biraz da şans işi gibi geliyor bana. her gün olmaz. her tabloda, her şarkıda, her manzarada olmaz. ama olduğu zaman geçiştiremiyorsun. çünkü o anda gördüğünden çok, hissettiğin şey büyüyor içinde ve biz insanlar her zaman hissettiği kadar güçlü olamıyor maalesef.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"stendhal sendromu" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim