1.
insanın, tanrıya teşekkür ettiği kelime.
"şükürler olsun tanrım bugün karnımı küflenmiş ve bayat bir ekmekle doyurdum."
"şükürler olsun tanrım bugün karnımı küflenmiş ve bayat bir ekmekle doyurdum."
devamını gör...
2.
bir şeyin seni senden izinsiz var etmiş olması sonucu ona teşekkür etme hali.
dünyanın en saçma eylemidir.
bir şey beni benden izinsiz var etmiş, üstüne var ettiği vücut ortalamanın altında güzellikte, sağlık desen ortalama anca eder, doğduğum aile ortalama altı, doğduğum ülke dünyada 170 ülke varken mutluluk sıralamasında 103. sırada, maddi durumum rezalet ve ben oturup şükredeceğim? niye? var oldum diye. tamam da var olmayı ben istemedim ki hacı*
özetle kendini, seni tatmin edecek seviyede en iyi hissetmiyorsan şükretmek kadar gerzekçe bir eylem yok dünyada.
çoğumuzun hayatı para ile satılsa elde kalacak cinsten. daha kötüye bakıp şükretmek tanrıyı kibirlendirmekten, egosunu okşamaktan başka bir şeye yaramaz. seni yarattıysa hakkını verecek yoksa teşekkür beklemeyecek.
dünyanın en saçma eylemidir.
bir şey beni benden izinsiz var etmiş, üstüne var ettiği vücut ortalamanın altında güzellikte, sağlık desen ortalama anca eder, doğduğum aile ortalama altı, doğduğum ülke dünyada 170 ülke varken mutluluk sıralamasında 103. sırada, maddi durumum rezalet ve ben oturup şükredeceğim? niye? var oldum diye. tamam da var olmayı ben istemedim ki hacı*
özetle kendini, seni tatmin edecek seviyede en iyi hissetmiyorsan şükretmek kadar gerzekçe bir eylem yok dünyada.
çoğumuzun hayatı para ile satılsa elde kalacak cinsten. daha kötüye bakıp şükretmek tanrıyı kibirlendirmekten, egosunu okşamaktan başka bir şeye yaramaz. seni yarattıysa hakkını verecek yoksa teşekkür beklemeyecek.
devamını gör...
3.
sukretmeye bile halim kalmadı..
devamını gör...
4.
rahmetli babannem derdi ki, "oğlum, şükür, şükür, şükür..."
biz, babaannemizi dinleriz.
biz, babaannemizi dinleriz.
devamını gör...
5.
sena
devamını gör...
6.
bir dilim ekmeğe bile mutlu olan bir insanım. ne iş yapsam mutlu olurum. çok zorlayan şartlarda bile biraz dayanırsam geçer derim. çünkü ayın 15 günü yağmurluysa 15. günü mutlaka güneş açacaktır.* bu yönden mutluyum, umutluyum. bir dilim ekmeğe bile mutlu olurum. ama aksine sizin bir de üzerine sürecek balınız bile varken neden yanında kaymağım yok, ne kadar şanssızım diyorsunuz, ağlıyorsunuz. doyumsuzsunuz. hiçbir şeyi beğenmiyorsunuz. bu hayata zaten sınanmaya gelmişken neden diyip duruyorsunuz. neden? kendinize kelepçe vurmanız yetmiyor mu bu yaşınıza kadar kendinize zindan etmişken hayatınızı? keyif almayı beceremedikçe israf olarak bu dünyadan gelip gideceksiniz. size acıyorum. ve sizi asla affetmeyeceğim.
devamını gör...
7.
nimetin saklanma kabıdır. gelen her nimet bir muhafazaya muhtaçtır.
devamını gör...
8.
nimet icin tesekkur etme lafzi.
devamını gör...
9.
şükür, en tehlikeli sözcüktür çünkü en sefil halde bile uyuşturucu görevi görür. fakire şükretmesini öğreteceksin ki zenginin düzeni bozulmasın..
devamını gör...
10.
ekmek olmazsa olmuyor
şükür karın doyurmuyor vay!
devamını gör...
11.
doğa ve bilimin elvermediği hiçbir şey gerçekleşemez. doğa da bilim de sizden şükür beklemez. doğayı ve bilimi anlamaya kavramaya öğrenmeye çalışın. gerisi hikaye gerisi kuyruklu yalan..
devamını gör...
12.
şükür bir tavırdır. ve tatmin edici bir yaşamın kaçınılmaz şartıdır bana göre. peygamberler bu tavrın terk edildiği zamanlarda gelmiştir. bu tavrın siyasetle, ideolojiyle ilgisi yok. teknik bir anlamı var bunun. her insan farklı bir hikayenin içinde bulur kendini doğduğunda, eşitsizlikler ve adaletsizlikler vardır, kimisi kusurlarla doğar, bedeninden itibaren maruz kalır haksızlığa. değiştiremeyeceği ve çalışarak değiştirebileceği şeyler vardır her insanın. şükretmeyi bilen kişi en amansız koşullarda bile sevmeyi ve yaşamayı ihmal etmez. şükretme kabiliyetinden yoksun kişi varlık içinde yokluk çeker, gülemez. bu tavrın neden bu kadar eleştirildiğini anlamıyorum. ben kendim de şükretmeyi bilmeyen biriyim, kendim için hep daha iyisini istiyor ve genellikle bardağın boş tarafını görüyorum. ve mutlu değilim! hal böyleyken şükürcü yaklaşımı nasıl olup da eleştireyim? kadim bilgelikler de şükretmeyi, kanaatkarlığı öğütlemiyor mu? en büyük üzüntülerimiz beklentilerimizden kaynaklanmıyor mu? hal böyleyken şükürcü yaklaşımı eleştirmeyeceğim
devamını gör...
13.
sadece bir kelime veya sözcük değil bir kavramdır, sorgulamanın önünü keser en basit anlatımla neden bu kadar haftanın 5 günü makarna yesen ve 6. günü de önünde makarna olsa buna da şükür bunu bulamayanlar da var dersin ama neden ben gergin makarna yiyorum demesin.
devamını gör...
14.
şükrede şükrede 20 bin lira emekli maaşı ile geçinmek zorunda kaldılar
ona da şükür buna da şükür
oldum olası nefret ettim şükretmekten
şükretmeyi standart düşürmek olarak götünden anladık bence
peygamberler fakir öldüler falan diyolar
ya ben peygamber değilim kardeşim
lükslerim var ihtiraslarım var
ona da şükür buna da şükür
oldum olası nefret ettim şükretmekten
şükretmeyi standart düşürmek olarak götünden anladık bence
peygamberler fakir öldüler falan diyolar
ya ben peygamber değilim kardeşim
lükslerim var ihtiraslarım var
devamını gör...
15.
afet hanım, kafasını kaldırıp peron numaralarını okumaya başladı. evet doğru peronda duruyordu. eşiyle ayrıldıktan sonra felsefe öğretmenliği yaparak okuttuğu, üniversiteye gönderdiği kızını bekliyordu.
birkaç dakika sonra otobüs göründü. otobüs yaklaştı, perona girdi ve durdu. kapı açılınca başta muavin olarak yolcular inmeye başladılar. sevinç ve heyecanla kızını beklerken bir anda dona kaldı. kızının başı örtülüydü. onlarca ihtimal geçti aklından. kızı hızlı adımlar ve mütebessim bir yüzle ona koştu. ellerine sarıldı, öptü ve kucakladı. o da sarıldı.
bir anda adet olarak sorulması gereken her şeyi unutmuştu. kızı yağmur başladı konuşmaya:
-nasılsın anne?
- iyiyim kızım teşekkür ederim sen nasılsın yolculuk nasıl geçti?
bu soruları sorarken aklı sadece kızının başındaki örtüdeydi. kendisi henüz 20 yaşında ateist olmuştu. kızını da yıllarca çağdaş bir şekilde yetiştirmeye çalışmıştı. aslında son aylarda bir gariplik seziyordu ama yine de yaşadığı şok büyüktü. şimdi bu halde görünce biraz da korkmuştu. bavulu alıp eve gittiler. yol boyunca hiç konuşmadılar. eve gelince artık dayanamayıp sordu:
- kızım bu ne hal? ne oldu sana?
- annecim çok güzel bir şey oldu. ben rabbimi ve onun elçisini tanıdım. başımda da onun emrini taşıyorum. sana telefonda yarım yamalak bahsetmek istemedim. beni bağışla.
- kızım ne diyeceğimi bilemiyorum. bunların eski masallar olduğunu sana defalarca anlatmıştım. nasıl olur da inanabilirsin diye hayret ediyorum.
- hayır annecim, din masal değil, evrenin hakikati. hatta zaman ihtiyarladıkça kur'an gençleşiyor. mesela senin kullandığın 'eski masallar' ifadesine benzer bir ifade kur'an'da müşriklerin iddiası olarak geçiyor. yani kur'an-ı kerim eski bir mitoloji değil devam eden bir davanın, hükmü devam eden ilancısı.
- inanamıyorum. benim kızım mı bunları söylüyor? neyse sakinleşmeye çalışıyorum. inancın elbette seni ilgilendirir. ama bu inanç insanı sıkan, sınırlayan bir inanç. seni mutsuz etmesinden korkuyorum.
- hiç endişelenme anneciğim. ben olabilecek en mesud halimdeyim. rabbimi tanıyorum. onun rahmetinin her şeyi kuşattığına inanıyorum. içimde sonsuz bir huzur var.
afet hanım bir süre sustu. sonra konuşmaya başladı:
- hayır izin vermiyorum. tamam istediğin şeye inanabilirsin. ama başını örtmene veya gidiyorsan herhangi bir tarikata, cemaate gitmene izin vermem.
- annecim sen benim adıma hürmete en layık insansın ama allah'ın emrinin olduğu bir konuda seni dinleyemem.
- nasıl yani? sana verdiğim onca emeği inkâr mı ediyorsun?
- hayır, asla. imanımla çelişmeyen her emrini yerine getiririm ve sana da ömrümün sonuna kadar bakarım.
- nankörsün.
- hayır anne! ben senin bana karşı şefkatini ve ikramlarını inkar etmiyorum. bunlar için teşekkür de ederim. ama seni ve beni yaratan, senin kalbine bana karşı şefkati yerleştiren rabbime nankörlük edemem.
- o şefkati biri vermedi. biyolojik süreçlerle oluştu.
yağmur, birden gülümsedi.
- annecim biyolojik süreçler böyle hikmetli ve rahmetli işleri yapamazlar. şuursuz maddelerden bu kadar hikmetli işlerin çıkması mümkün değil. bu işleri yapan perde arkasında biri var. beni her an binlerce rahmet tecellisiyle yaşatan biri var. ve ben "o"na şükür ediyorum.
- ne yani sebep-sonuç ilişkilerini de mi inkâr ediyorsun?
- bir bakıma evet. bir bakıma hayır. doğru, allah bu kâinata bazı adetler koymuştur. ama sonuçları yaratan kendisidir. anne sen daha iyi bilirsin zaman da bir boyuttur değil mi? peki şu andaki maddeleri bir sonraki ana taşıyan şey ne? nasıl uzayda ki boyutların bir sebebi varsa zamanın da bir sebebi olmalı. her an her şey yeniden yaratılır. sadece biz akışın içinde olduğumuz için farkında değiliz.
afet hanım söyleyecek bir şey bulamadı. kızının aklı başında tavrı ve cümleleri onu etkilemişti. sonra konuşmaya başladı:
- neyse sen duş al, üstünü değiştir. ben de biraz dinleneceğim.
odasına gitti. kızının söyledikleri aklından gitmiyordu. birden gözüne fotoğraf makinesi ilişti. birkaç yıldır doğa fotoğrafları çekmeye başlamıştı. manzaralara büyük bir hayranlık duyuyordu. ara sıra bu manzaraları verdiği için bir güce teşekkür etmek istediğini hatırladı. doğa'nın ne manzaraları hediye edecek kadar düşünceli ne de teşekkürü anlayacak kadar bilinçli olmadığına hayıflandı. kızının teşekkür ve şükür hakkında söylediklerini düşündü. kalktı kızının el çantasını açtı. orada ismini daha önce duyduğu "bediüzzaman said nursi"nin yazdığı "tabiat risalesi"ni gördü. açıp okumaya başladı.
( şükür risalesini okurken aklıma gelen bir hikaye. tabi hikaye hayali ama bazı hakikatlerin anlaşılmasına bir mirsad-ı tefekkür olabilir diye kaleme aldım.)
birkaç dakika sonra otobüs göründü. otobüs yaklaştı, perona girdi ve durdu. kapı açılınca başta muavin olarak yolcular inmeye başladılar. sevinç ve heyecanla kızını beklerken bir anda dona kaldı. kızının başı örtülüydü. onlarca ihtimal geçti aklından. kızı hızlı adımlar ve mütebessim bir yüzle ona koştu. ellerine sarıldı, öptü ve kucakladı. o da sarıldı.
bir anda adet olarak sorulması gereken her şeyi unutmuştu. kızı yağmur başladı konuşmaya:
-nasılsın anne?
- iyiyim kızım teşekkür ederim sen nasılsın yolculuk nasıl geçti?
bu soruları sorarken aklı sadece kızının başındaki örtüdeydi. kendisi henüz 20 yaşında ateist olmuştu. kızını da yıllarca çağdaş bir şekilde yetiştirmeye çalışmıştı. aslında son aylarda bir gariplik seziyordu ama yine de yaşadığı şok büyüktü. şimdi bu halde görünce biraz da korkmuştu. bavulu alıp eve gittiler. yol boyunca hiç konuşmadılar. eve gelince artık dayanamayıp sordu:
- kızım bu ne hal? ne oldu sana?
- annecim çok güzel bir şey oldu. ben rabbimi ve onun elçisini tanıdım. başımda da onun emrini taşıyorum. sana telefonda yarım yamalak bahsetmek istemedim. beni bağışla.
- kızım ne diyeceğimi bilemiyorum. bunların eski masallar olduğunu sana defalarca anlatmıştım. nasıl olur da inanabilirsin diye hayret ediyorum.
- hayır annecim, din masal değil, evrenin hakikati. hatta zaman ihtiyarladıkça kur'an gençleşiyor. mesela senin kullandığın 'eski masallar' ifadesine benzer bir ifade kur'an'da müşriklerin iddiası olarak geçiyor. yani kur'an-ı kerim eski bir mitoloji değil devam eden bir davanın, hükmü devam eden ilancısı.
- inanamıyorum. benim kızım mı bunları söylüyor? neyse sakinleşmeye çalışıyorum. inancın elbette seni ilgilendirir. ama bu inanç insanı sıkan, sınırlayan bir inanç. seni mutsuz etmesinden korkuyorum.
- hiç endişelenme anneciğim. ben olabilecek en mesud halimdeyim. rabbimi tanıyorum. onun rahmetinin her şeyi kuşattığına inanıyorum. içimde sonsuz bir huzur var.
afet hanım bir süre sustu. sonra konuşmaya başladı:
- hayır izin vermiyorum. tamam istediğin şeye inanabilirsin. ama başını örtmene veya gidiyorsan herhangi bir tarikata, cemaate gitmene izin vermem.
- annecim sen benim adıma hürmete en layık insansın ama allah'ın emrinin olduğu bir konuda seni dinleyemem.
- nasıl yani? sana verdiğim onca emeği inkâr mı ediyorsun?
- hayır, asla. imanımla çelişmeyen her emrini yerine getiririm ve sana da ömrümün sonuna kadar bakarım.
- nankörsün.
- hayır anne! ben senin bana karşı şefkatini ve ikramlarını inkar etmiyorum. bunlar için teşekkür de ederim. ama seni ve beni yaratan, senin kalbine bana karşı şefkati yerleştiren rabbime nankörlük edemem.
- o şefkati biri vermedi. biyolojik süreçlerle oluştu.
yağmur, birden gülümsedi.
- annecim biyolojik süreçler böyle hikmetli ve rahmetli işleri yapamazlar. şuursuz maddelerden bu kadar hikmetli işlerin çıkması mümkün değil. bu işleri yapan perde arkasında biri var. beni her an binlerce rahmet tecellisiyle yaşatan biri var. ve ben "o"na şükür ediyorum.
- ne yani sebep-sonuç ilişkilerini de mi inkâr ediyorsun?
- bir bakıma evet. bir bakıma hayır. doğru, allah bu kâinata bazı adetler koymuştur. ama sonuçları yaratan kendisidir. anne sen daha iyi bilirsin zaman da bir boyuttur değil mi? peki şu andaki maddeleri bir sonraki ana taşıyan şey ne? nasıl uzayda ki boyutların bir sebebi varsa zamanın da bir sebebi olmalı. her an her şey yeniden yaratılır. sadece biz akışın içinde olduğumuz için farkında değiliz.
afet hanım söyleyecek bir şey bulamadı. kızının aklı başında tavrı ve cümleleri onu etkilemişti. sonra konuşmaya başladı:
- neyse sen duş al, üstünü değiştir. ben de biraz dinleneceğim.
odasına gitti. kızının söyledikleri aklından gitmiyordu. birden gözüne fotoğraf makinesi ilişti. birkaç yıldır doğa fotoğrafları çekmeye başlamıştı. manzaralara büyük bir hayranlık duyuyordu. ara sıra bu manzaraları verdiği için bir güce teşekkür etmek istediğini hatırladı. doğa'nın ne manzaraları hediye edecek kadar düşünceli ne de teşekkürü anlayacak kadar bilinçli olmadığına hayıflandı. kızının teşekkür ve şükür hakkında söylediklerini düşündü. kalktı kızının el çantasını açtı. orada ismini daha önce duyduğu "bediüzzaman said nursi"nin yazdığı "tabiat risalesi"ni gördü. açıp okumaya başladı.
( şükür risalesini okurken aklıma gelen bir hikaye. tabi hikaye hayali ama bazı hakikatlerin anlaşılmasına bir mirsad-ı tefekkür olabilir diye kaleme aldım.)
devamını gör...
16.
teşekkür etme eylemidir.bazen insanlara fakat çoğunlukla yaratıcıya edilen teşekkürdür. yaratıcınıza teşekkür etmeyi unutmayınız.
devamını gör...
17.
fakirin hayatta kalmak için icat ettiği bir avuntu
devamını gör...
18.
evimiz var ailemiz var işimiz var akşam ne yiyeceğiz derdimiz yok çok şükür dedirtir. bu soğukta dışarıda çalışanlar var sokak hayvanları var.
devamını gör...
"şükür" ile benzer başlıklar
hakan şükür
75
çok şükür
11