81.
hayatınızı mahvedecek insanları tanıdığınız gündür.
devamını gör...
82.
37 kişilik gruplarla kampüste boş boş gezilen gündür.
devamını gör...
83.
anksiyetenin verdiği yetkiye dayanarak tansiyonum fırlamıştı. hemşire 3 kere tansiyonumu ölçtükten sonra dosyaların olduğu bir masayı boşaltıp beni masaya yatırmıştı.
güvenlik ilkokula kayıt olacağım sanıp "burası edebiyat fakültesi kayıt merkezi. ilkokul ileride sağda" demişti.
ne çektim be...
güvenlik ilkokula kayıt olacağım sanıp "burası edebiyat fakültesi kayıt merkezi. ilkokul ileride sağda" demişti.
ne çektim be...
devamını gör...
84.
güneş altında saatlerce rektör konuşması dinlemek zorunda kalmak.. allah bir daha yaşatmasın.
büyük ihtimalle oryantasyon haftasının ilk günüdür ve kampüs gezisinde diliniz dışarı çıkabilir.*
büyük ihtimalle oryantasyon haftasının ilk günüdür ve kampüs gezisinde diliniz dışarı çıkabilir.*
devamını gör...
85.
hatırlamadığım gündür.
devamını gör...
86.
benim çok güzel arkadaşlarım olmuştu ama sadece 1 dönemlik ...
devamını gör...
87.
2. öğretim olduğumuz için kampüsü geç oldu diye gezdirmemişlerdi. serseri gibi etrafta dolaşıp neyin nerede olduğunu kendimiz bulmuştuk. birinci öğretimlere kampüs gezisi düzenlemişler ama biz ders işlemiştik.*
devamını gör...
88.
yoklamayı verip s*ktir olduğum gün.
devamını gör...
89.
stresli olduğum bir gündü. yeni doğmuş bir bebek gibi etrafı ilkkez görüyormuşum gibi meraklı bakışlarımla gözlem yaptığım. değişik tipte kişilerle bir arada olduğum keşke olmasam dediğim bir ilk gündü.
devamını gör...
90.
taşradan giden, özgüvensiz bir ergendim. herkes ne yapıyorsa onu yapıp günü kurtarmaya çalıştım...
devamını gör...
91.
saçma sapan bi gündü. oranın yerlisi olan sınıftan bi hanfendi eve nasıl gideceğim bilmiyorum zarfı atmıştı bana. zarfı açmadan iade ettim kendisine.. karakter yoksunu olabilirim ama o zamanki manitime ilk günden bi şok yaşatmak istememiştim.
devamını gör...
92.
üniversitede son günden güzel olan.
devamını gör...
93.
ilk gün ilk derse geç kalmış ve ancak son on dakikasına yetişmiştim *
devamını gör...
94.
kimsenin birbirini tanımadığı gündür.
devamını gör...
95.
kimsenin birbirini tanımadığı gündür.
devamını gör...
96.
hayatımın en kötü günlerinden biriydi diyebilirim. kafada hayaller (karılar kızlar, party party partizane) mersin'den malatya'ya gelmişim, hayatımda ilk defa kiremit çatılı evler gördüm, her yer kömür kokusu, karanlık, kasvetli bir il. bir telefon kulübesi bulup bizimkileri aradım, "ben geliyorum, ben burada okumam" diyerek ağlıyorum. annem; senin tercihindi okuyacaksın dedi kapattı... 90 lı yıllar, caddelerde akrep (sonradan öğrendim) denen araçlar fink atıyor, üstünde hilal bıyıklı devasa adamlar, ve beyaz toroslar...neyse kampüse gittim, kantine girdim, tespihli, yumurta topuklu, hilal bıyıklı yiğidolar doluydu. içimden; "oğlum sen yaprağı yedin" dedim. neyse ilk ders için sınıfa girdik, 4-5 yiğido geldi, sınıfın ortasında "içinizden doğudan gelenler ayağa kalksın dediler....bak bak bak cürete baak. tabi kimse kalkmadı, homurdanıp gittiler. mustafa adında diyabakırlı bir çocuk yanıma oturdu, pırlanta gibi, saf bir çocuktu. türkçesi çok kötüydü, ingilizce dersinde "motorbike" kelimesini aynı yazıldığı gibi okuyunca tüm sınıf kahkaha attı. çok üzüldü, bir kaç kez ağladığını gördüm. ekonomik durumu sıfırdı. mustafa bir kaç hafta okula gelmedi...
sizce nereye gitti? evet sonradan öğrendik. hani diyorsunuz ya biz ne yaptık?
sizce nereye gitti? evet sonradan öğrendik. hani diyorsunuz ya biz ne yaptık?
devamını gör...
97.
hiç unutmayacağım gün. ek yerleştirmeyle yerleşen bir kız ve ailesi okulun ilk günü gelmişti dil bölümüne. babaannesi çardakların birinde tek başıma otururken yanıma gelmiş ve biraz sohbet etmiştik. torunuyla aynı yurtta olduğumuzu öğreninde de fotoğrafını gösterip torunumla arkadaş ol demişti. bulamadım sonra kızı. ama teyze çok tatlıydı. sonra derse gideyim diye yarım saat öncesi girmiştim okul binasına sınıfı bulamam diye. bulamadım da ilk yirmi dakika. bundan da öncesi okula gelirken okul içine giden ringe değil de sağlık bilimleri fakültesinin ringine binip gidiyordum dağın başına şoför uyarmasaydı. kısacası tatlı bir tebessümle hatırlayacağım bir gün olacak hep. güzeldi.
devamını gör...
98.
rakibi askerlikte ilk gün
devamını gör...
99.
şam şebeleği gibi dolanırsın ortada. kimseyi tanımıyorsun.ne giyeceksin karar veremiyorsun. kimse senle ilgilenmese de pistin ortasına atılmış dans bilmeyen dansöz gibi hissedersin. bitsin diye dua edersin .
devamını gör...
100.
ilk ders günüydü. amfiye girdiğimde herkesin önünde yer kapmak için yarıştığını fark ettim. ben de ortamı çözmeye çalışıyorum tabii. tam bir yere oturmuştum ki yanımdaki çocuk fısıldadı: “burası serkan’ın yeri.” kim lan bu serkan? hani ilkokul sıraları gibi, koltuk sahipliliği mi var? hadi geçtim yer kapma meselesini üniversitenin ilk gününden serkan burayı nasıl tapulamıştı? sonradan öğrendim ki sınıfın büyük çoğunluğu alttan ders alan üst sınıf öğrencileri.
serkan geldi. cüssesiyle bir nba pivotu gibi. bana bakıp dedi ki: “kanka kalkar mısın, burası benim mental huzur alanım.” mental huzur alanı mı? ulan burası felsefe dersi, spiritüel inziva değil. kaldı ki okuduğum bölümde neden felsefe dersi var bu da hep aklımda soru işareti olarak kaldı.
ben de tabii ortamı bozmayayım dedim, kalktım ama artistlik yapmayı da ihmal etmedim: “buyur kardeşim, mental huzurun bol olsun.”
boş bulduğum başka bir yere geçtim. derse hocayla birlikte bir sinema havası geldi. kadın, elinde lazer pointer'la uzaylı gibi dolanıyor. ilk cümlesi: “benimle iletişim kurmak istiyorsanız gözlerime değil, aurama bakın.” o an anladım ki bu üniversite başka bir evrende geçiyor. çünkü sınıfta herkes başka bir rolü oynuyor gibiydi. biri dizi repliği gibi konuşuyor, biri sürekli içinden şiir okur gibi bakıyordu, biri de kapşonunu kafasına geçirip “ben burada değilim” triplerine girmişti.
hocayla göz göze geldik, “sen hangi elementsin?” diye sordu. dedim, “valla hocam ben yeniyim, henüz bir element seçmeye fırsatım olmadi.” kadın başını sallayıp, “harika, bu sınıfın enerjisini sen dengeleyeceksin,” dedi. omzuma böyle bir yük yüklendi resmen. ne b.k yapacağım hakkında en ufak bir fikrim yok tabi ama hoca öyle deyince kendimi oryantal felsefeli, kişisel gelişimle dolu bir fantastik roman karakteri gibi hissettim. ama kantin fişi almak için sıraya girdiğimde her şey yine normale döndü. gerçi kantin görevlisi bana “sistemde yoksun” dedi. orası ayrı bir boyut olabilir.
kantin görevlisi “sistemde yoksun” diyince ben de hocamın üzerime yüklediği felsefi sorumluluk ile dedim ki, “yani varım ama yokum… kantin metafiziği bu mu hocam?” kadın hiç gülmeden “kart basmazsan tost veremem,” dedi. o an varoluşumu sorguladım. hem açım, hem yokum.
tost alamadım ama çıkarken kantin camında bir not gördüm: “gerçek öğrencilik, karnı açken de derse girebilmektir.” altında imza yoktu ama büyük ihtimalle mistik bir hocaya ait. belki de bu başka evrende rektör bir bilge…
derse geri döndüğümde sınıfın yarısı yerde meditasyona geçmişti, diğer yarısı grupça çember olmuş, enerjilerini hizalıyorlardı. ben de arka sıraya oturup çaktırmadan simit yedim. kimse fark etmedi çünkü biri sınıfın ortasında “ben bu okulun rüyasıyım!” diye bağırıyordu zaten.
ve o gün, o felsefe dersinde, bu dersi alttan alan tüm öğrenciler ile bu üniversiteye “okumaya” değil, “eğlenmeye” geldiğimi hissettim.
dersin sonunda hoca tahtaya döndü ve dedi ki: “bu dönem sınav yapmayacağım. hepiniz kendinize bir soru sorun. cevabı bulamazsanız, zaten kalmışsınızdır.”
dedim iyi lan ben de seneye bu dersi alttan alıp şu gördüğüm müptezeller gibi olmam rahat geçerim dersi.
bir arkadaş hemen parmak kaldırdı: “hocam soruyu bile soramıyorsak?”
hoca durdu, gözlerini kıstı, “işte o zaman okul sizi bırakmıştır,” dedi.
sonra yoklama yaptı. “burada olanlar ‘buradayım’ demesin, sadece hissediyorum desin.”
arkadaşlardan biri “hocam ben kendimi hissedemiyorum,” dedi.
hoca başını sallayıp deftere bir şeyler yazdı. muhtemelen not: “henüz uyanmamış.”
dersin sonunda hepimize birer yaprak verdi. “bu dönem ödeviniz bu. ne yaparsanız yapın, ama bu yaprak sizden bir şey öğrensin.”
ben yaprağa iddaa nasıl oynanır onu anlattım.
öğrencilerden biri yaprakla meditasyon yaptı, biri de origamiyle kartal yaptı, sonra camdan uçurdu.
o gün okuldan çıkarken kantindeki kadınla göz göze geldik.
ben: “artık var mıyım?”
kadın: “tost 35 lira.”
demek ki bu evrende hâlâ paranın hükmü geçiyordu.
koskoca 4 senem bu ilk günüm gibi geçerse harika anılar biriktiririm diye düşünerek kendimi rahatlatmaya çalıştım.
ama bu ilk gün, ilk felsefe dersi sadece fragmandı.
serkan geldi. cüssesiyle bir nba pivotu gibi. bana bakıp dedi ki: “kanka kalkar mısın, burası benim mental huzur alanım.” mental huzur alanı mı? ulan burası felsefe dersi, spiritüel inziva değil. kaldı ki okuduğum bölümde neden felsefe dersi var bu da hep aklımda soru işareti olarak kaldı.
ben de tabii ortamı bozmayayım dedim, kalktım ama artistlik yapmayı da ihmal etmedim: “buyur kardeşim, mental huzurun bol olsun.”
boş bulduğum başka bir yere geçtim. derse hocayla birlikte bir sinema havası geldi. kadın, elinde lazer pointer'la uzaylı gibi dolanıyor. ilk cümlesi: “benimle iletişim kurmak istiyorsanız gözlerime değil, aurama bakın.” o an anladım ki bu üniversite başka bir evrende geçiyor. çünkü sınıfta herkes başka bir rolü oynuyor gibiydi. biri dizi repliği gibi konuşuyor, biri sürekli içinden şiir okur gibi bakıyordu, biri de kapşonunu kafasına geçirip “ben burada değilim” triplerine girmişti.
hocayla göz göze geldik, “sen hangi elementsin?” diye sordu. dedim, “valla hocam ben yeniyim, henüz bir element seçmeye fırsatım olmadi.” kadın başını sallayıp, “harika, bu sınıfın enerjisini sen dengeleyeceksin,” dedi. omzuma böyle bir yük yüklendi resmen. ne b.k yapacağım hakkında en ufak bir fikrim yok tabi ama hoca öyle deyince kendimi oryantal felsefeli, kişisel gelişimle dolu bir fantastik roman karakteri gibi hissettim. ama kantin fişi almak için sıraya girdiğimde her şey yine normale döndü. gerçi kantin görevlisi bana “sistemde yoksun” dedi. orası ayrı bir boyut olabilir.
kantin görevlisi “sistemde yoksun” diyince ben de hocamın üzerime yüklediği felsefi sorumluluk ile dedim ki, “yani varım ama yokum… kantin metafiziği bu mu hocam?” kadın hiç gülmeden “kart basmazsan tost veremem,” dedi. o an varoluşumu sorguladım. hem açım, hem yokum.
tost alamadım ama çıkarken kantin camında bir not gördüm: “gerçek öğrencilik, karnı açken de derse girebilmektir.” altında imza yoktu ama büyük ihtimalle mistik bir hocaya ait. belki de bu başka evrende rektör bir bilge…
derse geri döndüğümde sınıfın yarısı yerde meditasyona geçmişti, diğer yarısı grupça çember olmuş, enerjilerini hizalıyorlardı. ben de arka sıraya oturup çaktırmadan simit yedim. kimse fark etmedi çünkü biri sınıfın ortasında “ben bu okulun rüyasıyım!” diye bağırıyordu zaten.
ve o gün, o felsefe dersinde, bu dersi alttan alan tüm öğrenciler ile bu üniversiteye “okumaya” değil, “eğlenmeye” geldiğimi hissettim.
dersin sonunda hoca tahtaya döndü ve dedi ki: “bu dönem sınav yapmayacağım. hepiniz kendinize bir soru sorun. cevabı bulamazsanız, zaten kalmışsınızdır.”
dedim iyi lan ben de seneye bu dersi alttan alıp şu gördüğüm müptezeller gibi olmam rahat geçerim dersi.
bir arkadaş hemen parmak kaldırdı: “hocam soruyu bile soramıyorsak?”
hoca durdu, gözlerini kıstı, “işte o zaman okul sizi bırakmıştır,” dedi.
sonra yoklama yaptı. “burada olanlar ‘buradayım’ demesin, sadece hissediyorum desin.”
arkadaşlardan biri “hocam ben kendimi hissedemiyorum,” dedi.
hoca başını sallayıp deftere bir şeyler yazdı. muhtemelen not: “henüz uyanmamış.”
dersin sonunda hepimize birer yaprak verdi. “bu dönem ödeviniz bu. ne yaparsanız yapın, ama bu yaprak sizden bir şey öğrensin.”
ben yaprağa iddaa nasıl oynanır onu anlattım.
öğrencilerden biri yaprakla meditasyon yaptı, biri de origamiyle kartal yaptı, sonra camdan uçurdu.
o gün okuldan çıkarken kantindeki kadınla göz göze geldik.
ben: “artık var mıyım?”
kadın: “tost 35 lira.”
demek ki bu evrende hâlâ paranın hükmü geçiyordu.
koskoca 4 senem bu ilk günüm gibi geçerse harika anılar biriktiririm diye düşünerek kendimi rahatlatmaya çalıştım.
ama bu ilk gün, ilk felsefe dersi sadece fragmandı.
devamını gör...