101.
sabah sabah ağzım sulandı. yapmayın nan böyle şeyler.
devamını gör...
102.
neredeyse herkesin deliler gibi sevdiği ama benim sevmediğim yiyecek. hem yapması da zahmetli. kendi başıma yaşıyor olsaydım kalkıp iki saat sarıp sonra da pişirmeyle uğraşamazdım. çok üşenirdim.
devamını gör...
103.
tamam sarmam.
devamını gör...
104.
deli gibi özlediğim o mis yemek. zeytinyağlı, bol ekşili sulu sulu bir sarmayı öyle özledim öyle arıyorum ki. hazır satılanları alıp nefsimi adi şeylerle körlemek istemiyorum sabır edip en güzelini yiyeceğim.
devamını gör...
105.
etli karalahana ile olan için ölünür.
devamını gör...
106.
sevmeyeni yok bunun. nasil bir lezzeti var anlamadım, özellikle tencere dibinde hafif yanık ekşimsi olanları löpür löpür götüreceksin.
devamını gör...
107.
yapılırken verilen emeği bir lokmada gömmek kötü his uyandırıyor.
devamını gör...
108.
neredeyse en sevdiğim yemek. bu kadar lezzetli çok az şey var ama asıl olay bu lezzeti kaybettirmek. eskiden herkes annem gibi lezzetli yapar sanıyordum. ama yapmıyormuş ve bunu acı bir şekilde deneyimledim. (:
lisede öğretmenimiz dersin sonunda beyin fırtınası yaptırırdı ve sırası gelen çok beklerse ceza alırdı. bize tatlı ya da yemek getirirdi. bizim için ödül ve benim için hep ödül kaldılar.
bir ara sarma lafı geldi ve ceza alan bir kız sınıf için bir tencere sarmayla geleceğini söyledi. ama ben nasıl mutluyum, nasıl keyifliyim anlatamam. çünkü bu yemeği pek paylaşamıyorum. allah affetsin ama bunda cimrilik yapıyordum. seviyorsam 1-2 tane veriyordum sevmiyorsam yarım, nefret ediyorsam çeyrek. sevdiğim şeylerde paylaşımcılığım en fazla bu kadar.
ben o günü iple çekiyorum. keyifliyim, sevinçliyim vs. kız tencereyle ikrama başladığında ben 3 tane aldım. "niye bu kadar az aldın, annem hepsini bize sardı. daha al." demişti. kızla pek yakın değildim ve herkes almadan fazla almayı hoş bulmadım. "herkes alsın ben sonra daha alırım teşekkür ederim ve ellerinize sağlık şimdiden." demiştim. direkt ağzıma bir tane atıp çiğnediğim gibi zehirlenmiş hissine kapıldım ve peçete arayışına girdim. ama ağzımdan çıkartmak için olsa bile hareket ettirmek istemiyordum o derece bir şey. sinirlerim de bozuldu. en sevdiğim yemeklerden birinde böyle bir şey yaşamak hayal kırıklığı ve acı vericiydi. peçeteye aldığım gibi hemen ondan da kurtuldum. günümüzde civciv sıçmığı olan kuzenimle aynı sınıftaydık. onu ağzına atmaya yakın görünce elini çektim yavaşça "ağzına sarma olarak aldığın şey sarma dışında her şey olabilir. ben yiyemedim çöpten geliyorum. bence uyaran varken sen bu hataya düşme." gibisinden bir şeyler demiştim. ama kendisi "saçmalama bir sarma en fazla ne kadar kötü olabilir ki?" deyip ağzına attı. tabi bende gülerek yüzüne bakıyorum. bir anda ekşimiş ve ağzına kurbağa girmiş gibi tepkiler verince dayanamayıp kahkaha attım "acaba demin benim yüz ifadem de böyle mi görünüyordu?" derken hâlâ gülüyordum. sonra sarma tencereli olan kız geldi. "ya ben aslında sarma sevmiyorum. demin ayıp olmasın diye aldım ama şimdi alamayacağım kusura bakma." dedim. o da anlayışla karşıladı. allah'tan sevip haftayı iple çektiğimi söylememiştim yoksa çok kötü olurdu. midem hassas ve direkt ortaya kusardım bu onu ortamda baya rencide ederdi ve hoş olmazdı. o yüzden günah yazılmasını uygun görüp böyle bir yalan söyledim. zaten yalanlarım hep bu tarzdır. sonra kuzenime "sen tam bir eşeksin. sarma aşığı, damak zevki yüksek ve hassas biri olarak yiyemedim. bir pirinç tanesini bile yutamadım. ne demek en fazla ne olabilir? bunun seviyesi o kadar üst ki bundan en fazlası olamaz bence. şekli bile garipti, bu kadar ince sarma mı olur boş sarılmış gibi? neyse yedin gördün. çok eğlendim sağ ol." demiştim. o da bozulmuş suratla bakmıştı. kendisi yiyip o tepkiyi vermiş olsaydı ben sarmayı hemen birine verirdim. ve beni şaşırtan durum sınıfın çoğunun yiyebilmesiydi. bunlar evde nasıl yemekler yiyor ya da yemek denilebilir mi? onların hâline üzülmüştüm.
gidip sadece sigara böreği ya da milföy almıştım. bunlar da çok sakatlık olmayacağını düşünerek. bunlarda da sakatlık olabileceğini başka yerlerde deneyimlemiştim. ah ne berbat deneyimler... bir de o kadar sarma tattım kimse annemin ki gibi yapamıyor. bazılarının lezzeti yakın en fazla. millet bu yemekten hem soğumasın hem de soğutmasın diye tarif mi versem? (normalde paylaşacağım bir şey değil ama o durum o kadar vahim ki yapabilirim yani. güzel şekilde yensin.)
lisede öğretmenimiz dersin sonunda beyin fırtınası yaptırırdı ve sırası gelen çok beklerse ceza alırdı. bize tatlı ya da yemek getirirdi. bizim için ödül ve benim için hep ödül kaldılar.
bir ara sarma lafı geldi ve ceza alan bir kız sınıf için bir tencere sarmayla geleceğini söyledi. ama ben nasıl mutluyum, nasıl keyifliyim anlatamam. çünkü bu yemeği pek paylaşamıyorum. allah affetsin ama bunda cimrilik yapıyordum. seviyorsam 1-2 tane veriyordum sevmiyorsam yarım, nefret ediyorsam çeyrek. sevdiğim şeylerde paylaşımcılığım en fazla bu kadar.
ben o günü iple çekiyorum. keyifliyim, sevinçliyim vs. kız tencereyle ikrama başladığında ben 3 tane aldım. "niye bu kadar az aldın, annem hepsini bize sardı. daha al." demişti. kızla pek yakın değildim ve herkes almadan fazla almayı hoş bulmadım. "herkes alsın ben sonra daha alırım teşekkür ederim ve ellerinize sağlık şimdiden." demiştim. direkt ağzıma bir tane atıp çiğnediğim gibi zehirlenmiş hissine kapıldım ve peçete arayışına girdim. ama ağzımdan çıkartmak için olsa bile hareket ettirmek istemiyordum o derece bir şey. sinirlerim de bozuldu. en sevdiğim yemeklerden birinde böyle bir şey yaşamak hayal kırıklığı ve acı vericiydi. peçeteye aldığım gibi hemen ondan da kurtuldum. günümüzde civciv sıçmığı olan kuzenimle aynı sınıftaydık. onu ağzına atmaya yakın görünce elini çektim yavaşça "ağzına sarma olarak aldığın şey sarma dışında her şey olabilir. ben yiyemedim çöpten geliyorum. bence uyaran varken sen bu hataya düşme." gibisinden bir şeyler demiştim. ama kendisi "saçmalama bir sarma en fazla ne kadar kötü olabilir ki?" deyip ağzına attı. tabi bende gülerek yüzüne bakıyorum. bir anda ekşimiş ve ağzına kurbağa girmiş gibi tepkiler verince dayanamayıp kahkaha attım "acaba demin benim yüz ifadem de böyle mi görünüyordu?" derken hâlâ gülüyordum. sonra sarma tencereli olan kız geldi. "ya ben aslında sarma sevmiyorum. demin ayıp olmasın diye aldım ama şimdi alamayacağım kusura bakma." dedim. o da anlayışla karşıladı. allah'tan sevip haftayı iple çektiğimi söylememiştim yoksa çok kötü olurdu. midem hassas ve direkt ortaya kusardım bu onu ortamda baya rencide ederdi ve hoş olmazdı. o yüzden günah yazılmasını uygun görüp böyle bir yalan söyledim. zaten yalanlarım hep bu tarzdır. sonra kuzenime "sen tam bir eşeksin. sarma aşığı, damak zevki yüksek ve hassas biri olarak yiyemedim. bir pirinç tanesini bile yutamadım. ne demek en fazla ne olabilir? bunun seviyesi o kadar üst ki bundan en fazlası olamaz bence. şekli bile garipti, bu kadar ince sarma mı olur boş sarılmış gibi? neyse yedin gördün. çok eğlendim sağ ol." demiştim. o da bozulmuş suratla bakmıştı. kendisi yiyip o tepkiyi vermiş olsaydı ben sarmayı hemen birine verirdim. ve beni şaşırtan durum sınıfın çoğunun yiyebilmesiydi. bunlar evde nasıl yemekler yiyor ya da yemek denilebilir mi? onların hâline üzülmüştüm.
gidip sadece sigara böreği ya da milföy almıştım. bunlar da çok sakatlık olmayacağını düşünerek. bunlarda da sakatlık olabileceğini başka yerlerde deneyimlemiştim. ah ne berbat deneyimler... bir de o kadar sarma tattım kimse annemin ki gibi yapamıyor. bazılarının lezzeti yakın en fazla. millet bu yemekten hem soğumasın hem de soğutmasın diye tarif mi versem? (normalde paylaşacağım bir şey değil ama o durum o kadar vahim ki yapabilirim yani. güzel şekilde yensin.)
devamını gör...
109.
şu dakika bi tencere gömerim.
devamını gör...
110.
dedim, ane ane, yemek var? dedi, sen dışarda yemedin? dedim, ane volağ kursagimdan künci inmemiş.
dedi, ogıl sen böle iç iç bir vakıd ölecahsın.
dedim ki anne biz neden böyle konuşuyoruz? ay oğlum ne bileyim sen başlattın dedi.
git dedi tencerede bir şeyler var dedi.
oha yaprak sarma. hz. süleyman'ın hazinesi'ni bulsam böyle sevinmezdim bu saatte.
üstü bol sarımsaklı yoğurt, altı yaprak sarma. oyş. gelin yiyelim.
dedi, ogıl sen böle iç iç bir vakıd ölecahsın.
dedim ki anne biz neden böyle konuşuyoruz? ay oğlum ne bileyim sen başlattın dedi.
git dedi tencerede bir şeyler var dedi.
oha yaprak sarma. hz. süleyman'ın hazinesi'ni bulsam böyle sevinmezdim bu saatte.
üstü bol sarımsaklı yoğurt, altı yaprak sarma. oyş. gelin yiyelim.
devamını gör...
111.
taze yaprakla sarılan sarma için amiyane tabirle kurşun atılır kurşun yenir.
devamını gör...
112.
sar sen sar birşey olmaz,yeriz.
devamını gör...
113.
lezzetine göre sarıyorrrr. yaprağın bunda rolü büyük. tokat yaprağı olur mesela.
devamını gör...
114.
oh en sevdiğim yemektir. böyle kalem gibi olacak. yavaş yavaş yiyeceksin. yoğurtlayınca daha bir güzel olur.
devamını gör...
115.
yaprak sarmanın sırrı nedir? lezzetli dolmaların efendisi olmak için önce el becerisi sonra da tokat yaprağı şart. sararken de ‘kurdum kurdum dolmayı, yiyeceğim yolmayı!’ demeyi unutmayın.
devamını gör...
116.
maden suyuyla pişirince sodyumunun yani tuzunun çok dengeli olduğu en sevdiğim; içinde yenibahar, tarçın, nane olmazsa olmaz dediğim yedikçe insanı saran şu kadar yedim bu kadar yedim diye yarışmaları yapılan yemek.
devamını gör...
117.
en sevdiğim yemeklerden biri. kendi ailem çok iyi yapamaz. ama şansıma tokat geliniyim kayınvalidem çok güzel yapıyor. hayattaki şansının büyük kısmını burda kullanmış olabilirim.
devamını gör...
118.
tahtakalede makinesine denk geldiğim yemektir. artık sarma sarmak da bir yetenek olmaktan çıkmıştır. oysa ki en güzel sarma kübalı kadınların baldırlarında sardığı puro gibi sarılır.
devamını gör...
119.
sararken birilerinin ayrıca yaprakları ayıklaması süreyi kısaltır. tül gibi yaprakları ayırmak da bir meziyet. bayram geldi... bayramın vazgeçilmezi.
devamını gör...
120.

