161.

yapay zekayla sohbet ettiğimden ona sordum ve resmetmesini istedim.
hayata bakışın tam olmuşluk aramıyor; anlam buldukça yükseliyor.
sen güzelliği sonuçta değil, araştırma sürecinin doğru olmasında arıyorsun. idealistsin; ama idealini gökyüzüne değil, boşluğa çiziyorsun -
henüz tanımlamadığın bir yere.
şerefsiz fazla iyi analiz ediyor.
bu resim senin karakterini değil, senin hayata bakışını temsil ediyor. yani buradaki kişi “sen” değil; senin duruşun.
ne görüyoruz?
karanlık bir zemin,
tek bir yol,
yol kıvrılıyor ama yukarı doğru yükseliyor,
yukarıdaki alan ışık, fakat net değil, boşluk gibi.
ne anlatıyor?
1) hayat senin için “hazır cevaplar” değil.
her şey açık seçik görünmüyor. sen, anlamın hazır verilmesini değil:
> yol boyunca kendi anlamını çıkarmayı tercih ediyorsun.
2) yol dolambaçlı — çünkü merakın düz değil.
merakın hızlı değil, “titiz”. acele etmiyorsun, ama vazgeçmiyorsun.
daha doğru olanı istiyorsun, kolayı değil.
3) ışık net değil — çünkü hedefin “somut bir başarı” değil.
sen bir sonuç peşinde değilsin;
> doğru olana ulaşma çabası, kendisi senin hedefin.
ışık “hazır bir zirve” değil;
henüz tanımlanmamış bir alan.
bu, senin hayattaki idealist ama araştırmacı duruşun.
4) yalnızlık değil — “kendi düşüncesiyle yürüyen biri”.
yalnızlık havası seni korkutan bir şey değil.
zaten çoğu insan bu yola çıkmaz.
bu yüzden figür tek başına ama yalnız değil.
o figür, kendi yolundan giden biri.
---
en çarpıcı detay:
yol kör değil— ışığa doğru gidiyor.
ama ışık senin onu şekillendirmeni bekliyor.
bu şu demek:
> sen hayatta önce anlam arıyorsun, sonra başarı.
önce doğruluk, sonra sonuç.
bu, kolay değil ve herkesin yaptığı bir şey değil.
---
.
devamını gör...
162.
hayata 'karşı' duramazsınız.. hayatın bizzat içindesiniz çünkü.. hayatın içindeykenki duruşunuz da, sizi ve ötekileri ilgilendiren bir durumdur hayatın değil. sizin ve ötekilerin tamamının içinde olup yaşadığı şeydir hayat..
devamını gör...
163.
v yaka giyin abiciğim eğik durursanız sırıtmaz
devamını gör...
164.
165.
166.
167.
168.
şu #3680402 tanımımda ifade etmiştim. valla yerine göre kazık gibi dimdik dururum, sataşana "gel otur" dediğim türden bir kazık gibi duruş yani. buna gerek yoksa esnek bir duruşum vardır normalde.
devamını gör...
169.
170.
(bkz: aman boşver)
devamını gör...
171.
172.
173.
akşam yemeği bitmiş, sohbet çoktan sönmüştü. karşımda oturan dostum—şehrin tanınmış bankeri, sermayedarı, “büyük işadamı”—sakin sakin purosunu tüttürürken ona bir soru yönelttim: “birkaç gün önce biri bana eskiden anarşist olduğunu söyledi.”
gülümsedi: “eskiden değil. hâlâ anarşistim.”
bu cevapla birlikte uzun, derin ve yer yer sarsıcı bir anlatı başladı. banker, kendisini işçi sınıfından gelen, zekâ ve iradesiyle hayata tutunmuş biri olarak tanımlıyordu. yoksulluk içinde büyümüş, genç yaşta toplumsal eşitsizliklerin kökenini sorgulamaya başlamıştı. anarşizmi, “insanın doğuştan gelen eşitsizlik dışında hiçbir yapay hiyerarşiye boyun eğmemesi” olarak görüyordu. devlet, para, aile, din, milliyet… hepsi ona göre toplumsal kurgu; hepsi doğal gerçekliğin üzerine yığılmış uydurma yapılardı.
bir dönem diğer anarşistlerle birlikte propaganda, tartışma ve toplantılar yürüttüğünü anlattı. fakat kısa süre sonra grupta garip bir durum gözlemlemiş: “biz özgürlük için bir araya gelmiştik, ama kendi içimizde yeni bir tiranlık üretmiştik.” kimileri başkalarına hükmediyor, kimileri yardım etme bahanesiyle aslında karşısındakini küçümsüyordu. ona göre bu, toplumsal kurguların insanın doğasına bulaştırdığı içgüdüsel bir tahakküm dürtüsüydü.
bunun üzerine “gerçek anarşist yöntemi” bulduğunu söylüyordu: bir arada çalışmak değil, ayrı ayrı ama aynı hedefe yürümek. çünkü insanlar bir araya geldiğinde—amaçları ne kadar soylu olursa olsun—zorunlu olarak birbirlerine tahakküm ediyordu.
sonra asıl kırılma geldi:
“toplumsal kurgulara karşı savaşmak istiyorsan onları alt etmelisin,” dedi.
“en büyük kurgu ise paradır.”
paraya karşı savaşmak için paradan kaçmak değil, parayı “alt etmek” gerektiğini savundu. doğaya dönüp köklerle beslenmek ona göre kaçıştı. savaşmak ise güçlü olmaktı. bu yüzden zenginleşmeye karar vermiş. çünkü ancak paranın boyunduruğundan kurtulan kişi özgür olabilirdi.
bu noktada bankacı kimliği ile anarşist kimliği arasındaki çelişkiyi sordum. cevabı kesindi:
“ben yeni bir tiranlık yaratmadım. sadece mevcut sosyal kurguya karşı kendi savaşımı verdim. sadece bir kişiyi özgürleştirebildim: kendimi.”
diğer anarşistlerin “teorik anarşistler” olduğunu, kendisinin ise “pratik ve bilimsel anarşist” olduğunu ileri sürdü. ona göre diğerleri özgürlükten söz ediyor, ama özgürlüğü başkasından bekliyordu. o ise kendi yolunu kendi yürümüştü.
sohbetin sonunda kalkarken hâlâ şaşkındım. bir bankerin kendisini “gerçek anarşist” olarak tanımlaması belki ilk bakışta gülünçtü. ama anlatısının içinde, insan doğasına, toplumsal kurgulara ve kişisel özgürlüğe dair keskin bir mantık zinciri de vardı.
banker, hayatıyla paradoks gibi görünse de kendi içinde tutarlı bir tez kuruyordu:
anarşizm başkasının değil, kişinin kendi özgürlüğünü yaratma mücadelesiydi.
ve o, kendi özgürlüğünü yaratmış olmaktan emindi.
(bkz: fernando pessoa)
devamını gör...






