orijinal adı: cien años de soledad
yazar: gabriel garcia marquez
yayım yılı: 1967
çocukluğunun geçtiği aracataca kasabasını mekan olarak seçen yazar bu eserinde, akraba evliliği yaptıkları için kendilerine yapılan bir büyü yüzünden 100 yıl lanetle yaşayan bir aileyi anlatıyor.
yazar: gabriel garcia marquez
yayım yılı: 1967
çocukluğunun geçtiği aracataca kasabasını mekan olarak seçen yazar bu eserinde, akraba evliliği yaptıkları için kendilerine yapılan bir büyü yüzünden 100 yıl lanetle yaşayan bir aileyi anlatıyor.
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "silinmiş hesap 3502" tarafından 10.12.2020 11:38 tarihinde açılmıştır.
21.
pastirmalicorekle gereksiz anılarını öğrenelim serisinde bugün:
okulda zoraki okutulduğu için büyük olasılıklar okurken fenalık basmıştı beni. aynı şey ince memed'de de başıma gelmişti çünkü bilmiyorum zorla güzellik olmuyor sanırım. birde insan bir kitaba zamanında soğuyunca o soğumayı aşması da zor oluyor. yoksa gabriel garcia marquez'in yazımına kötü bir şey asla diyemem. ama konuya ilginiz yok onun başına o gelmiş bu olmuş yok sınavda şunu sorarlar derken o güzelliği kaçırıp kötü bir anı olarak hafızanıza kazınıyor böyle.
okulda zoraki okutulduğu için büyük olasılıklar okurken fenalık basmıştı beni. aynı şey ince memed'de de başıma gelmişti çünkü bilmiyorum zorla güzellik olmuyor sanırım. birde insan bir kitaba zamanında soğuyunca o soğumayı aşması da zor oluyor. yoksa gabriel garcia marquez'in yazımına kötü bir şey asla diyemem. ama konuya ilginiz yok onun başına o gelmiş bu olmuş yok sınavda şunu sorarlar derken o güzelliği kaçırıp kötü bir anı olarak hafızanıza kazınıyor böyle.
devamını gör...
22.
içerisinde şöyle bir paragraf bulunmayan kitap:
“birisi kabuk tutmuş yaralarımızı okşamaya başladığında,cırt diye açılıveriyor ve kanamaya başlıyor yeniden oluk oluk.birine teslim olduğumuzda içimizi döktüğümüzde,bedenimiz ve ruhumuz kan içinde kalıyor.o yüzden değil mi içimizi tutmalarımız,birine teslim olmaktan korkmalarımız, ortalıkta gergin ve tedirgin dolanmalarımız? 'anlatsam mı anlatmasam mı?' kararsızlığımız.'bu sevgi beni acıtır mı?' kuşkularımız.”
detaylı bilgi için
böylesine değerli yapıtlarla ilgili yazarken azami dikkat lütfen.
“birisi kabuk tutmuş yaralarımızı okşamaya başladığında,cırt diye açılıveriyor ve kanamaya başlıyor yeniden oluk oluk.birine teslim olduğumuzda içimizi döktüğümüzde,bedenimiz ve ruhumuz kan içinde kalıyor.o yüzden değil mi içimizi tutmalarımız,birine teslim olmaktan korkmalarımız, ortalıkta gergin ve tedirgin dolanmalarımız? 'anlatsam mı anlatmasam mı?' kararsızlığımız.'bu sevgi beni acıtır mı?' kuşkularımız.”
detaylı bilgi için
böylesine değerli yapıtlarla ilgili yazarken azami dikkat lütfen.
devamını gör...
23.
karakterleri birbirleriyle karıştırmadığınız ve olayları hiç kaçırmadığınız sürece dünya edebiyatının en güzel kitaplarından birini okuyacaksınız. ancak bir noktada olayı kaçırırısanız ya da kim kimdi diye sormaya başlarsanız geçmiş olsun, en anlaşılmaz ve çekilmez kitaplardan birini okuyacaksınız.
devamını gör...
24.
hiç beğenmediğim, döne döne aynı olayların olduğu, aşırı sıkıcı kitap. amma övmüşsünüz. sanki dünyadaki en iyi kitap bu. net söylüyorum alakası bile yok. gaza gelip kitapçıya koşmayın.
devamını gör...
25.
bu kitaba verilebilecek en doğru ad yüzyıllık yalnızlıkmış ve vermişler tebrik ediyorum. okuması bence inanılmaz zordu ve bitirmek için inat etseydim geçen süre yüzyıl gibi gelirdi. yalnızlık da cabası. ama dediğim gibi bence böyle. yoksa bu kitap bir çok listede var ve çok iyi kitap olduğu söylenir. sadece ben henüz anlayacak kadar olgun değilim.
devamını gör...
26.
kitaba başladığım ve bitirdiğim sürenin arası epeyce uzundur. okurken severek okuduğum ama bırakınca da bir hafta elime almak istemediğim nadir kitaplardandır. okurken, ‘bu kimdi ya!’ ya da ‘başlarım böyle işe, bu neydi şimdi!’ dediğim çok olmuştur. nitekim bitirdiğim ve iyi ki okuduğum dediğim kitaplardan biridir.
devamını gör...
27.
içinde ölümden, akraba evliliğine, idamdan, çeşitli hastalıklara dair neredeyse hayata dair her şeyi barındıran über marquez kitabı. okunmalı, okutulmalı.
devamını gör...
28.
baş döndüren bir büyülü gerçekçilik romanı. her karakterin başından geçen olaylardan onlarca roman çıkabilecekken yazardaki nasıl bir zenginliktir ki tek bir romana sığdırmış hepsini. yazar aklının bütün sınırlarını zorlamış, hayal edilebilecek her şeyi etmiş, tüm birikimini, tüm yeteneğini bu kitapta bıraktı, artık kendisine hiçbir şey kalmadı sanıyorsunuz okurken.
kitabın başındaki soy ağacı yetersiz geliyor. okurken bir kağıda soy ağacını kendinizin çizmesini, karakterlerin başından geçen olayları not almanızı tavsiye ederim. yoksa aurelianolardan, arcadiolardan başınız dönecektir.
kitabın başındaki soy ağacı yetersiz geliyor. okurken bir kağıda soy ağacını kendinizin çizmesini, karakterlerin başından geçen olayları not almanızı tavsiye ederim. yoksa aurelianolardan, arcadiolardan başınız dönecektir.
devamını gör...
29.
kitap okumaya yeni yeni başlamış, kitap okuma alışkanlığı henüz oturmamış kişiler için uygun bir kitap olduğunu söyleyemem. cümlelerin süslü oluşu, olay örgüsü ve karakterlerin fazla oluşu kitabı anlamakta biraz engel oluyor. ben kitabı 4 sene önce okumaya başladım ve bitiremeyip yarıda bırakmıştım. o zamanlarda kitap okumaya yeni başlamıştım. daha sona tabi fazlaca kitapla haşır neşir oldum. kitabın kalanını da şimdi yeni bitirme başarısını gösterdim. üst seviye anlatış tarzını benşmemek kolay değil. kitap, bir sülalenin yüz yıllık sürecini ele alıyor. kitapta tarih bir çok kez tekerrür ediyor. ensest ilişkiler, akraba evlilikleri bir hayli fazla. aslında ilk okuduğumda kitabı bırakmama sebep olan kısımlardan birisi de bu olaylardı. kitabın konusu da bu ilişkilerin getirdiği felaketler. bir ailenin başına gelen bu dramatik olayların sebebi olarak gösteriliyor. söylenilene göre yazar bu kitabı yazarken kendi gerçek yaşantısınsan kesitler almış. biraz da fantastik olaylarla süsleyip bu kitabı yazmış. kitapta büyüler doğa üstü olaylar da mevcut. yazarın üst düzey anlatımına bu kurgular da biraz renk katmış. okumak isteyen olursa,kitaba başlarsanız hemen bırakmayın diye küçük bir tavsiye de veriyim
devamını gör...
30.
yazarının üzerinde 16 sene düşündüğünü, 1.5 senede de yazdığını söylediği kitap.
tüm erkek karakterlerin isimlerinin aynı olduğu kitap.
yazarının arka kapakta; "okuttuğum kimse şaşırmadı, içinde yazan her şey sıradan" tarzında bir söylemi olan ama içinde bitmeyen yağmurlar, tanrının fotoğrafını çeken/çekmeye çalışan bir adam, uykusuzluk hastalığı gibi enteresan olayların olduğu kitap.
yazdığı dönemde, kitapta hikaye ile yumurta akı yanığa iyi gelir diyen ve bu yıllarda iyi geldiğine emin olduğumuz kitap.
marquez'in ruhu şad olsun. güzel ama birazcık sıkıcı bir kitap.
tüm erkek karakterlerin isimlerinin aynı olduğu kitap.
yazarının arka kapakta; "okuttuğum kimse şaşırmadı, içinde yazan her şey sıradan" tarzında bir söylemi olan ama içinde bitmeyen yağmurlar, tanrının fotoğrafını çeken/çekmeye çalışan bir adam, uykusuzluk hastalığı gibi enteresan olayların olduğu kitap.
yazdığı dönemde, kitapta hikaye ile yumurta akı yanığa iyi gelir diyen ve bu yıllarda iyi geldiğine emin olduğumuz kitap.
marquez'in ruhu şad olsun. güzel ama birazcık sıkıcı bir kitap.
devamını gör...
31.
yarın bu saatlerde herkes netflix'in yüzyıllık yalnızlık uyarlamasına sövecek, heyecanla yerimi aldım bekliyorum. kitabı okuyanlardan bayılanlar sinir krizi geçirenler olacak. marquez'in ahını aldılar, adam vermemişti film haklarını hayatı boyunca. o da biliyordu çünkü uyarladığı kitaptan daha iyi tek bir film yok dünyada, film dediğiniz şey nihayetinde çerezdir. kitap öyle değil, kitapla çok şahsi bir ilişki kurarsın, sen yönetirsin o filmi. dikkat ve emek ister. hele yüzyıllık yalnızlık gibi muhteşem bir yaratıcılık patlamasının, edebi zaferin, hayat dolu kıpır kıpır bir anlatının değil filmini bir sahnesini bile çekmezsin. çekmişler güya, yarın ak gt kara gt ortaya çıkar.
devamını gör...
32.
yüzyıllık yalnızlık (dizi)
değerli olan bir şeyi algılamak, anlamak ve yorumlamak emek ister. yüzyıllık yalnızlık romanı dünya edebiyatında öyle değerli bir yere sahip ki, bir gün mars'ta koloniler kurup pılımızı pırtımızı alıp gidersek yanımıza alacağımız birkaç romandan biri olacaktır eminim.
bu romanı aç bir zihin okuduğunda, gidilmesi çok zor olan o büyülü yolların kapısı açılır. zihnimiz de evren gibidir; bulutlu bir gecede bakarsan tek bir yıldız bile göremezsiz, açık bir gökyüzünde ise yıldızlar ayağına serilir. sen ne kadar meraklıysan o kadar çok görürsün; keşfedersin, ufkun açılır, baktıkça gözündeki perdeler teker teker açılır, zihnin bir şölene dönüşür. bu roman öyle bir yolculuk vaat ediyor ki, yolculuk roman için bitse bile açtığı yolların tüm yaşamına yön verdiğini bu diziyi izlerken bir kez daha anlamış oluyorsun.

hiçbir yapım bu görsel zihin şölenini aktaramaz ama aktarmaya çalışır. bu dizi yapımda elinden geleni yapmış herkes. daha iyisi yapılıncaya kadar en iyi yapım bu olacak. bu roman nasıl sahneye adapte edilir diye cesaret edip izleyemeyen varsa kaçırdıklarını söyleyebilirm ancak. 8 bölümden oluşan ikinci kısmı merakla bekliyor olacağım.
değerli olan bir şeyi algılamak, anlamak ve yorumlamak emek ister. yüzyıllık yalnızlık romanı dünya edebiyatında öyle değerli bir yere sahip ki, bir gün mars'ta koloniler kurup pılımızı pırtımızı alıp gidersek yanımıza alacağımız birkaç romandan biri olacaktır eminim.
bu romanı aç bir zihin okuduğunda, gidilmesi çok zor olan o büyülü yolların kapısı açılır. zihnimiz de evren gibidir; bulutlu bir gecede bakarsan tek bir yıldız bile göremezsiz, açık bir gökyüzünde ise yıldızlar ayağına serilir. sen ne kadar meraklıysan o kadar çok görürsün; keşfedersin, ufkun açılır, baktıkça gözündeki perdeler teker teker açılır, zihnin bir şölene dönüşür. bu roman öyle bir yolculuk vaat ediyor ki, yolculuk roman için bitse bile açtığı yolların tüm yaşamına yön verdiğini bu diziyi izlerken bir kez daha anlamış oluyorsun.

hiçbir yapım bu görsel zihin şölenini aktaramaz ama aktarmaya çalışır. bu dizi yapımda elinden geleni yapmış herkes. daha iyisi yapılıncaya kadar en iyi yapım bu olacak. bu roman nasıl sahneye adapte edilir diye cesaret edip izleyemeyen varsa kaçırdıklarını söyleyebilirm ancak. 8 bölümden oluşan ikinci kısmı merakla bekliyor olacağım.
devamını gör...
33.
kırmızı pazartesi'den sonra okuduğum ikinci gabriel garcia marquez romanı. eh adama o kadar nobel vermişler, okumamak olmaz değil mi?
macondo adlı kasabayı kuran jose arcadio ile ursula ailesinin yüz yıllık süre içerisinde meydana gelen 7 kuşak boyunca yaşadığı hayatın her yönüyle, yer yer masalsı, yer yer gerçeksi, yer yer toplumsal yer yer bireysel ele alınan öyküsü. her yeni kuşağın dedelerinin hatalarını yaptığı ve kısır döngüye giren böyle bir ailenin helak olmaması mümkün değil zaten. zina fuhuş bunlarda, ensest bunlarda, alkol bunlarda, kumar bunlarda, yemedikleri halt yok. eline dünya kadar para geçiyor, havanlar 3'er 5'er doğuruyor, akıyorken doldur bi yatırım yap, kara gün olur de köşeye para koy demi? ama yok, illa partilerle festivallerle iti köpeği doyurcan. halasına, teyzesine, kız kardeşine kerkinmeyen zaten yok. böyle zındık bir ailede bir tane bile eşcinsel çıkmamasına çok şaşırdım. o da muhtemelen yazarın yaşadığı dönemde eşcinselliğin bu kadar ulu orta ve yaygın olmamasından kaynaklı. sen ver bakayım netfliks'e jose arcadio, albay aureliano beundia ve melquiedes'e nasıl 3'lü yaptırıyorlar asjhdsjl
şaka bir yana kitapta büyük bir dramın yanı sıra pek çok toplumsal ve ahlaki sorun ele alınmış, siyasi yapıya selam çakılmış. yer yer duygulandıran üzen olaylar olduğu gibi yer yer güldüren yerler de vardı. akraba evliliğinden korkup çocuklarının domuz kuyruğuyla doğacağından endişe eden ursula'nın ilk oğlu jose arcadio'nun devasa aletini görünce korktuğunun başına geldiğini sanıp karalar bağlaması yardı asjhsdjl neyse ki işinin ehli olan pilar ternera olayın aslını anlattı da rahat bir nefes aldı. bu ablamız da maşallah bu arada her mahallede bi tane bundan olsa var ya ülkede nüfus sorunu kalmaz agdskh
bir de ursula yine yaşlanıp kör olup yatağa düşünde yaptığı iç hesaplaşma esnasında içinden küfür etmeye başlayıp sonra bir anda bok diye bağırması ve o anda odada olan torununun ursula'nın içinden sövdüğü bilmediğinden yerlerde bok aramasıydı. metroda kendi kendime güldüm baya. deli sanıp ağacağa bağlayacaklar diye korktum jahjsdlk kitaptaki favoriikarakterim ursula'dır bu arada. o olmasa bu ahraz aile 3. kuşakta çoktan kurumuştu hgdhksj
bu arada rabbim cümlemizi amaranta gibilerin nefretinden korusun. ne öfkeymiş arkadaş. seven(7) filminin kitap versiyonu gibi. 7 ölümcül günah ve 7 kuşaklık lanet. açgözlülük(çoğunda var) , kibir(özellikle fernanda. kraliçe olucam diye kasım kasım kasılıp burnundan kıl aldırmıyordu.) öfke (dedik zaten amaranta diye.) kıskançlık( bu da yine kardeşler arasında var da amaranta- rebecca rekabeti daha belirgin), tembellik(bu daha çok aurelianolarda var. ben gözlemci ve sezgiciyim aga deyip yatıyorlar) oburluk (jose arcadio segundo'ydu galiba festivallerde fil lakaplı kadınla yeme yarışına girip çatlıyordu az daha. yiye yiye 150 kiloya yaklaştı camış.) şehvet (bunun için isim vermeye gerek var mı, beundia hanesinde kimseye arkanızı dönmeye gelmez hepsi düz duvara tırmanıyor maşallah.)
amaranta ursula, son kuşağın adını rodrigo koyalım deyince hah ailenin makus talihi düzeliyor sanıp sevindim ama kitaptaki tek akıllı beundia olan 6. kuşak aureliano gitti çocuğun adını yine aureliano koydu. ve ailenin atasının ağaca bağlanıp sonuncusunu karıncaların yemesi kehaneti gerçekleşti. kitap boyunca sürekli anlatılan melquides'in el yazmaları olayı da güzel bağlandı. yüzyıllık yalnızlık da sona erdi. zaten ermeseydi 47. kuşak jose arcadio bundiea devasa aletiyle hepimizi sıradan geçirecekti jkshdld
kitapta o kadar konu o kadar olay, o kadar karakter var ki anlat anlat bitmez. yazarın anlatım dili ve çeviri de güzel olunca keyifli bir okuma çıkıyor. evet biraz karışık ama çözülüyor ya. 3. kuşaktan sonra anlıyorsun zaten kimin ne olduğunu. hazır yeni bitirmişken unutmadan yazayım ileride okurum diye buraya da not alayım. 3 güne unutuyorum zaten. burada karşıma çıkınca iyi oluyor. hee evet böyle böyleydi diyorum.
neticeten güzel bir kitap. okunması gereken bir eser. yazarın anlatım tarzını görmeli bence. ama çok kitap okuyan biri değilseniz bununla başlamayın direkt. başka kitaplar okuyup kitap okuma alışkanlığı edinip mental olarak hazır olun öyle okuyun.
macondo adlı kasabayı kuran jose arcadio ile ursula ailesinin yüz yıllık süre içerisinde meydana gelen 7 kuşak boyunca yaşadığı hayatın her yönüyle, yer yer masalsı, yer yer gerçeksi, yer yer toplumsal yer yer bireysel ele alınan öyküsü. her yeni kuşağın dedelerinin hatalarını yaptığı ve kısır döngüye giren böyle bir ailenin helak olmaması mümkün değil zaten. zina fuhuş bunlarda, ensest bunlarda, alkol bunlarda, kumar bunlarda, yemedikleri halt yok. eline dünya kadar para geçiyor, havanlar 3'er 5'er doğuruyor, akıyorken doldur bi yatırım yap, kara gün olur de köşeye para koy demi? ama yok, illa partilerle festivallerle iti köpeği doyurcan. halasına, teyzesine, kız kardeşine kerkinmeyen zaten yok. böyle zındık bir ailede bir tane bile eşcinsel çıkmamasına çok şaşırdım. o da muhtemelen yazarın yaşadığı dönemde eşcinselliğin bu kadar ulu orta ve yaygın olmamasından kaynaklı. sen ver bakayım netfliks'e jose arcadio, albay aureliano beundia ve melquiedes'e nasıl 3'lü yaptırıyorlar asjhdsjl
şaka bir yana kitapta büyük bir dramın yanı sıra pek çok toplumsal ve ahlaki sorun ele alınmış, siyasi yapıya selam çakılmış. yer yer duygulandıran üzen olaylar olduğu gibi yer yer güldüren yerler de vardı. akraba evliliğinden korkup çocuklarının domuz kuyruğuyla doğacağından endişe eden ursula'nın ilk oğlu jose arcadio'nun devasa aletini görünce korktuğunun başına geldiğini sanıp karalar bağlaması yardı asjhsdjl neyse ki işinin ehli olan pilar ternera olayın aslını anlattı da rahat bir nefes aldı. bu ablamız da maşallah bu arada her mahallede bi tane bundan olsa var ya ülkede nüfus sorunu kalmaz agdskh
bir de ursula yine yaşlanıp kör olup yatağa düşünde yaptığı iç hesaplaşma esnasında içinden küfür etmeye başlayıp sonra bir anda bok diye bağırması ve o anda odada olan torununun ursula'nın içinden sövdüğü bilmediğinden yerlerde bok aramasıydı. metroda kendi kendime güldüm baya. deli sanıp ağacağa bağlayacaklar diye korktum jahjsdlk kitaptaki favoriikarakterim ursula'dır bu arada. o olmasa bu ahraz aile 3. kuşakta çoktan kurumuştu hgdhksj
bu arada rabbim cümlemizi amaranta gibilerin nefretinden korusun. ne öfkeymiş arkadaş. seven(7) filminin kitap versiyonu gibi. 7 ölümcül günah ve 7 kuşaklık lanet. açgözlülük(çoğunda var) , kibir(özellikle fernanda. kraliçe olucam diye kasım kasım kasılıp burnundan kıl aldırmıyordu.) öfke (dedik zaten amaranta diye.) kıskançlık( bu da yine kardeşler arasında var da amaranta- rebecca rekabeti daha belirgin), tembellik(bu daha çok aurelianolarda var. ben gözlemci ve sezgiciyim aga deyip yatıyorlar) oburluk (jose arcadio segundo'ydu galiba festivallerde fil lakaplı kadınla yeme yarışına girip çatlıyordu az daha. yiye yiye 150 kiloya yaklaştı camış.) şehvet (bunun için isim vermeye gerek var mı, beundia hanesinde kimseye arkanızı dönmeye gelmez hepsi düz duvara tırmanıyor maşallah.)
amaranta ursula, son kuşağın adını rodrigo koyalım deyince hah ailenin makus talihi düzeliyor sanıp sevindim ama kitaptaki tek akıllı beundia olan 6. kuşak aureliano gitti çocuğun adını yine aureliano koydu. ve ailenin atasının ağaca bağlanıp sonuncusunu karıncaların yemesi kehaneti gerçekleşti. kitap boyunca sürekli anlatılan melquides'in el yazmaları olayı da güzel bağlandı. yüzyıllık yalnızlık da sona erdi. zaten ermeseydi 47. kuşak jose arcadio bundiea devasa aletiyle hepimizi sıradan geçirecekti jkshdld
kitapta o kadar konu o kadar olay, o kadar karakter var ki anlat anlat bitmez. yazarın anlatım dili ve çeviri de güzel olunca keyifli bir okuma çıkıyor. evet biraz karışık ama çözülüyor ya. 3. kuşaktan sonra anlıyorsun zaten kimin ne olduğunu. hazır yeni bitirmişken unutmadan yazayım ileride okurum diye buraya da not alayım. 3 güne unutuyorum zaten. burada karşıma çıkınca iyi oluyor. hee evet böyle böyleydi diyorum.
neticeten güzel bir kitap. okunması gereken bir eser. yazarın anlatım tarzını görmeli bence. ama çok kitap okuyan biri değilseniz bununla başlamayın direkt. başka kitaplar okuyup kitap okuma alışkanlığı edinip mental olarak hazır olun öyle okuyun.
devamını gör...
34.
yüzyıllık yalnızlık bir aile hikayesi gibi başlayıp insanlığın hikayesine dönüşen bir kitap bence. olaylar, buendía ailesinin kurduğu macondo kasabasında geçiyor ve roman yaklaşık yüz yıllık bir dönemi anlatıyor. ama düz bir aile anlatısı bekleyen biraz afallayabilir çünkü kitap sürekli gerçekle hayal arasında gidip geliyor.
ailenin kurucuları jose arcadio buendia ile ursula kuzen. daha en baştan ailede bir lanet korkusu oluşuyor ve akraba evliliği yüzünden domuz kuyruklu çocuk doğacağına inanıyorlar. roman boyunca da bu korku aslında ailenin kaderini simgeliyor gibi. çünkü nesiller değişse bile insanlar aynı hataları tekrar ediyor.
macondo’nun değişimi de baya etkileyici anlatılmış. başta dış dünyadan kopuk, sakin, neredeyse masalsı bir yer. sonra savaşlar geliyor, siyaset geliyor, şirketler geliyor ve kasaba yavaş yavaş bozuluyor. özellikle muz şirketiyle ilgili bölümler baya doğrudan latin amerika’daki sömürü tarihine gönderme gibi..
kitapta en kafa karıştıran şeylerden biri aynı isimlerin sürekli tekrar etmesi olabilir. sürekli jose arcadio ve aureliano çıkıyor karşımıza. kim kimdir diye anlayana kadar kafayı yedim bir süre itiraf etmem gerekirse. bu durum ilk başta zorlayabiliyor ama bir süre sonra bunun bilinçli yapıldığını anlıyorsun. çünkü yazar aslında karakterlerin kaderlerinin de tekrar ettiğini hissettirmek istiyor.
bir de büyülü gerçekçilik meselesi var tabii. normalde absürt gelecek olaylar romanda aşırı doğal anlatılıyor. yıllarca süren yağmur, hayaletlerle konuşmalar, göğe yükselen insanlar falan var ama kimse (yani ben) dönüp ama bu imkansız demiyor. garip olan şu ki sen de okurken bunu yadırgamamaya başlıyorsun. bana doğal bir şeymiş gibi geldi yani.
bence romanın en güçlü tarafı yalnızlık hissi. kitaptaki hemen herkes bir şeye saplanıp kalıyor: aşk, savaş, hırs, geçmiş… mesela albay aureliano buendia’nın durmadan altın balık yapıp sonra eritmesi baya unutulmaz bir detay. adamın bütün hayatı bir döngüye dönüşüyor resmen.
finalde ise roman boyunca yaşanan her şeyin aslında yıllar öncesinden yazılmış olduğu ortaya çıkıyor. ve bu son hissi gerçekten insanın içinde kalıyor. sanki bütün karakterler kaderlerinden kaçmaya çalışmış ama en başından beri sona doğru yürüyormuş gibi.
tamam kabul ediyorum, kolay okunan bir kitap değil bence ama okunması gerekli klasiklerden.. aşağıya kitaptan birkaç alıntı cümlesi bırakıyorum efenim. iyi okumalar..
“insanın oturduğu toprakların altında ölüleri yoksa, o adam o toprağın insanı değildir.”
“bir ilişkiyi kadın başlatır, kadın bitirir. ama başlatan ve bitiren, aynı kadın olmayabilir.”
“yüreğini kolla, aureliano,” dedi, “ölmeden çürüyorsun.”
ailenin kurucuları jose arcadio buendia ile ursula kuzen. daha en baştan ailede bir lanet korkusu oluşuyor ve akraba evliliği yüzünden domuz kuyruklu çocuk doğacağına inanıyorlar. roman boyunca da bu korku aslında ailenin kaderini simgeliyor gibi. çünkü nesiller değişse bile insanlar aynı hataları tekrar ediyor.
macondo’nun değişimi de baya etkileyici anlatılmış. başta dış dünyadan kopuk, sakin, neredeyse masalsı bir yer. sonra savaşlar geliyor, siyaset geliyor, şirketler geliyor ve kasaba yavaş yavaş bozuluyor. özellikle muz şirketiyle ilgili bölümler baya doğrudan latin amerika’daki sömürü tarihine gönderme gibi..
kitapta en kafa karıştıran şeylerden biri aynı isimlerin sürekli tekrar etmesi olabilir. sürekli jose arcadio ve aureliano çıkıyor karşımıza. kim kimdir diye anlayana kadar kafayı yedim bir süre itiraf etmem gerekirse. bu durum ilk başta zorlayabiliyor ama bir süre sonra bunun bilinçli yapıldığını anlıyorsun. çünkü yazar aslında karakterlerin kaderlerinin de tekrar ettiğini hissettirmek istiyor.
bir de büyülü gerçekçilik meselesi var tabii. normalde absürt gelecek olaylar romanda aşırı doğal anlatılıyor. yıllarca süren yağmur, hayaletlerle konuşmalar, göğe yükselen insanlar falan var ama kimse (yani ben) dönüp ama bu imkansız demiyor. garip olan şu ki sen de okurken bunu yadırgamamaya başlıyorsun. bana doğal bir şeymiş gibi geldi yani.
bence romanın en güçlü tarafı yalnızlık hissi. kitaptaki hemen herkes bir şeye saplanıp kalıyor: aşk, savaş, hırs, geçmiş… mesela albay aureliano buendia’nın durmadan altın balık yapıp sonra eritmesi baya unutulmaz bir detay. adamın bütün hayatı bir döngüye dönüşüyor resmen.
finalde ise roman boyunca yaşanan her şeyin aslında yıllar öncesinden yazılmış olduğu ortaya çıkıyor. ve bu son hissi gerçekten insanın içinde kalıyor. sanki bütün karakterler kaderlerinden kaçmaya çalışmış ama en başından beri sona doğru yürüyormuş gibi.
tamam kabul ediyorum, kolay okunan bir kitap değil bence ama okunması gerekli klasiklerden.. aşağıya kitaptan birkaç alıntı cümlesi bırakıyorum efenim. iyi okumalar..
“insanın oturduğu toprakların altında ölüleri yoksa, o adam o toprağın insanı değildir.”
“bir ilişkiyi kadın başlatır, kadın bitirir. ama başlatan ve bitiren, aynı kadın olmayabilir.”
“yüreğini kolla, aureliano,” dedi, “ölmeden çürüyorsun.”
devamını gör...
35.
çeklip yayınlanan dizisi de harika olmuş ayrıca. keşke sekiz değil on bölüm yapsalarmış da daha fazla detayı ekleselermiş.
son yüz yılda yaratılmış en iyi şey bu. tarihsel sosyoloji, kültürel antropoloji ve evrimsel psikoloji alanlarında ders olarak okutulmalı.
son yüz yılda yaratılmış en iyi şey bu. tarihsel sosyoloji, kültürel antropoloji ve evrimsel psikoloji alanlarında ders olarak okutulmalı.
devamını gör...
36.
en sevdiğim kitaplardan birisidir. bir ailenin nesiller boyu kaderinin nasıl da değişmediğini izlemek, dönemine dair sunduğu eleştirileri okumak muhteşem bir deneyimdir. isimler vs birbirinin sürekli aynısı ama unutmayın ki thats the whole point. çoğu açıdan postmodernizmin mükemmel bir örneğidir, bu akımın yalnızca bilinç akışı tekniğinden ibaret olmadığının da ayrıca en güzel örneğidir
devamını gör...
"yüzyıllık yalnızlık" ile benzer başlıklar
yalnızlık
934
