kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

(bkz: kırk yaşından küçük kardeşlerim)
ocak'ta 43 .
devamını gör...

hergun hergun de, ne bu kardeşim. ne yiyip ne içiyorsunuz.
(bkz: kyk yurtlarına şap gelsin)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

âdeme âdem gerektir âdem etsin âdemi
âdem âdem olmayınca âdem netsin âdemi.
(ziya paşa)
anlamı: insana insan gerekir, insan etsin insanı. insan, insan olmayınca, insan ne yapsın insanı?


her renge boyan da renk verme.
mirat-ı safaya jeng verme...
(şeyh galip)
anlamı: renkten renge gir de renk verme, berrak aynayı paslandırma.

güllü dîbâ giydin amma korkarım âzâr eder
nâzenînim sâye-i hâr-ı gül-i dîbâ seni
(nedîm)
anlamı: ipekten gül desenli bir elbise giymişsin, ama kumaşın üstündeki gülün dikeninin gölgesi seni incitir diye korkuyorum.
devamını gör...

yemeğe toz pul biber yerine tarçın dökmek..dalgınlığımı seveyim o bile tatlı.
devamını gör...

sezen aksu-geri dön
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

edward hopper'ın en meşhur tablosu. ressamın bu resmi çizmek için ernest hemingway'in the killers ya da a clean well lighted place adlı kısa hikayesinden ilham aldığı söylenir.
ressam burada istemeden de olsa büyük şehrin yalnızlığını resmettiğini söylemiştir.


nighthawks depicts not only the bitter alienation of living in a large city, but the paranoia that gripped the united states after the 1941 pearl harbor attack. anxieties over a second attack shrouded the city like the frequent blackout drills new york and its residents were subjected to.

nighthawks, yalnızca büyük bir şehirde yaşamanın acı yabancılaşmasını değil, aynı zamanda 1941 pearl harbor saldırısından sonra amerika birleşik devletleri'ni saran paranoyayı da tasvir ediyor. new york ve sakinlerinin sık sık maruz kaldığı elektrik kesintisi tatbikatları gibi ikinci bir saldırı üzerine endişeler şehri ele geçirdi.


kaynak
devamını gör...

sahaftan alışveriş yapıp kitapları ucuza getirince iki kat artıyor bu mutluluk.
devamını gör...

muhammed yaşadı, bunun için yeterli miktarda tarihi kanıt var. fakat islam tabii ki bir projeydi. projenin mimarı da haticenin akrabası olan varaka bin nevfel'dir. bu şahsiyet çok ilginç fakat hakkında fazla bilgi yok. ancak bilebildiğimiz kadarıyla yeni bir din fikriyle donanmış nasturi bir hristiyan. pek çok din ve muhtemelen dil biliyor. roma'yı da persleri de tanıyor. muhammed'i hatice ile evlendiren de o ki bu basbayağı politik bir evlilik ve enteresan(!) bir şekilde muhammed'in peygamberliğini ilk sezen de o. yeni dini için politik olarak güçlü kureyş kabilesinin önemli bir ferdini reklam yüzü olarak kullanması gayet akla yatkın.

varaka'nın yeni bir din fikrindeki motivasyonu neydi bilinmez. amacı iyi mi kötü mü o da bilinemez fakat bilinen bir şey var ki mekke düşene kadar barışçıl ve uzlaşmacı olan islam mekke düşünce bir anda şiddet içeren bir dine evriliyor. hatta varaka öldükten sonra bir müddet ayetler de kesiliyor ve sonrasında "muhammed'i rahatsız etmeyin, oyalamayın" diyen ya da "peygambere şu şu kadınlar helal kılınmıştır" gibi upuzun tuhaf ayetler iniyor(!).

varaka'nın muhammed'in akıl hocası ve sponsoru olduğu çok açık. o öldükten sonra kurumsal kimliğini yitiren islam'ın bir şiddet sarmalına girdiği de ortada.
devamını gör...

bir ay sonra iki sene olacak. ardında bıraktığı korkunç boşluk her geçen gün içime doğru derinleşiyor. geçmiyor. kabullendim artık, geçmeyecek.
devamını gör...

bir kız arkadaşım vardı, olmadı yürütemedik ayrıldık. kötü ayrılmadık ama. ( her ne kadar olabiliyorsa kötü olmamak tabii ki) yani ayrılık sırasında, sonrasında da kırmadık üzmedik birbirimizi. aradan 3 sene filan geçti, bu birlikteliğimiz sırasında bana deriden çok güzel bir bileklik yapmıştı, ben de çok yıpranmasına rağmen neredeyse hiç çıkarmadım, çok güzeldi çünkü. arada ona bakar aklıma o gelirdi, gülümserdim. geçtiğimiz ocak ayında bir sabah uyandım, o bileklik yatağı toplarken gözüme ilişti, kopmuştu. üzüldüm ama çok düşünmedim üzerinde, dediğim gibi çok yıpranmıştı çünkü, olağan karşıladım, "belki tamir ederim" diye bi yere kaldırdım.

öğlene doğru telefon çaldı, eski kız arkadaşımın kız kardeşi, hayırdır diye açtım, ağlıyor ama nasıl? "urlalı abi, ablam trafik kazası geçirdi nolur gel", arabaya atladım gittim hastaneye ama maalesef kurtarılamadı, o akşama doğru vefat etti.

tesadüf müdür, başka birşey midir bilmiyorum ama aradan aylar geçti, hâlâ o bilekliği ve o günü hatırlayınca bir tuhaf olurum

( sonradan öğrendim, kaza anı ve benim uyanıp yatakta bilekliği görmem zamanları da hemen hemen aynı, arada 5 dakika yok.)
devamını gör...

"herkese içindeki iyilik kadar iyi bir hayat dilerim" demiş sabahattin ali , şahsen bende çok zaman kullanıyorum.
devamını gör...

dün akşam saatlerinde aklımı kurcalayan ve beni derin hüzünlere gark eden durumdur.

daha önce bir entrymde bahsetmiştim. bilenler bilir, haftaiçi günde 6 saat taksiye çıkıyorum, haftasonu bir gün de, bireysel direksiyon dersi veriyorum. e haliyle arabada podcasttir, radyo tiyatrosudur dinleyecek çok fazla vaktim oluyor. akşamleyin kumkapı'da bir tane adam bindi taksiye ama nasıl içmiş. iki saat boyunca adamla ücret pazarlığı yaptık. adam elindeki parayı saymayı bile beceremiyor. neyse bunu indirdim bu sefer de başka bir herif bindi. biliyorsunuz dostlar, biz türk halkında hemşeri çıkıp faturayı indirmeye çalışma teşebbüsü bulunmaktadır. tıpkı gözlerini hayata yeni açmış bir süt buzağısının, annesini görür görmez içgüdüsel olarak memesine yapıştığı gibi, karşımızdaki hizmet verenle ahbap-akraba-kanki çıkmaya çalışır ve bir güzellik bekleriz. bereket versin bu işbu hemşericilik olgusu, oldukça işe de yarar. neyse bu herifçioğlu bana soruyor "nerelisin abi?" diye. bir elimle direksiyon sallarken adama dönüp "çorum" dedim. "neresinden?" diye sordu bu sefer. "sungurlu'dayız" dedim. "aa yapma be benim anne tarafı da sungurlu" dedi. gözlerinde zafer kazanmak üzere olan bir roma'lı general parıltısı görünüyordu. boncuk boncuk terledim ama bunu fark ettirmiyordum. çünkü aynı köylü çıkarsak -ki bu sıklıkla başıma geliyordu- ona cüzi bir indirim yapmak zorundaydım. hayatımda çorum'lu olmanın bana bu kadar maliyetli olduğunu bilseydim, gider istanbul'da doğardım anasını satim. tam da bu esnada anneannemin emekli maaşını tek maça yatırmış olup, tek golden yatmanın ezikliği ve kaybetmişliği içinde friedrich engels'in çarlık rusya proleteryası hakkındaki devrimsel düşünceleriyle, hegel'in diyalektiğinin günümüzde işlevselliğinin, geçerliliğinin ne kadar azaldığını düşünüp hayıflandım.

bütün bunlar birkaç saniye içinde olmuştu.

"abi daldın gittin??" dedi hafif sırıtarak. zeki demirkubuz filmi boş bakışı atmıştım önümdeki yola lan. neyse.

"akçındılılar köyündeniz aslanım" dedim.
"harbi mi abi? biz de oradanız. gavurgillerin necip'i tanıyon mu?" diye sordu.
bir süre sessizlik oldu. "iyi adamlı rahmetli" dedim. derin bir nefes vermiştim. adam uzun uzun necip'in köyden kente göçtüğünde yaşadığı zorluklardan bahsetti. ilgimi çekmeyen konuları dinliyormuş gibi yapma huyum vardır. bu muhabbet de ilgimi çekmediği için kulağım kendisindeymiş gibi yaptım. necip'in falanca kişiyi vurup 6 yıl içerde yattığı kısımdan sonrasını dinlemedim. karşındaki kişiye "özet geç p.ç!" de diyemiyorsunuz. ben hayatımda geçen her bir saniyeye değer veriyorum. yavaş konuşan, boş konuşan insanlardan nefret ederim. özellikle mıy mıy mıy konuşan kişilerden... bir keresinde tüyap fuarında ilber ortaylı'yı görmüştüm. adamla ayaküstü iki sohbet ettik. hayatımın en acılı 15 dakikasıydı. yıllarca hep youtube'da 1,75x hızda izlediğim için, ilber hoca'nın gerçek konuşmasını görünce bir şok yaşadım. ceketinin üzerindeki düğmelere basmak istedim belki hızlanır diye.

neyse. adama cüzi bir fiyat indirimi yaptım. yolculuğun son saniyelerinde trt radyo'da picasso'dan bahseden bir sanat konuşması oldu. yanımdaki delikanlı "abi bu picasso da büyük adam hee. biz bu monami pastel boyalarla bir b.k çizemiyoruz afedersin, adam neler neler yapmış yav." dedi gülerek. aynı şekilde "sanki onların zamanında 24'lü pastel boya vardı haha" dedim. sonra vücudum birdenbire kaskatı kesildi ve ani fren yapıp yoldan çıkmamak için e-5'te yana çektim. "abi noldu hayırdır yav?" dedi. yok bir şey dedim derin bir nefes vererek. burada inmen gerekiyor. çocuk oracıkta neye uğradığını şaşırdı. toprakları büsbütün rus çarı tarafından el konulmuş st. petersburg köylüsü gibi suratıma mel mel, hüzünle baktı. para filan istemedim ondan doğruca eve sürdüm. esra'dan bilgisayarımı, sanat tarihi kitaplarımı ve avrupa gezisi notlarımı evin mahzenindeki gizli bölmeye sakladığım yerden çıkarmasını istedim. şifre ne diye sordu whatsapp'tan. "doğru.." diye söylendim içimden. esra'ya hiç kasanın şifresini söylememiştim. sonra ekledi: "tamam buldum 1453'müş". bulmasına şaşırmıştım doğrusu. esra zeki bir kız, o'nu bu yüzden seviyorum.

neyse eve girer girmez üstümü bile çıkarmadan (arabanın anahtarını bile kontakta bırakmışım telaştan, esra almış) direkt olarak bilgisayarın başına geçtim. esra, gözleri parıl parıl bana bakıyordu. üzerindeki hal o kadar kırılgandı ki, bir müddet dönemedim. google'da picasso'nun yaşantısını forumlarda araştırdım.

monami, 1960 yılında kurulmuş bir kırtasiye ürünleri markası.
pablo picasso 1973 yılında ölmüş.
monami güney kore menşeili bir şirket. fakat ne zaman pastel boya ürettiği ile alakalı kesin bir tarih yok. tabii burada dış ticaret yaptığı süre de önemli. picasso yaşamının son yıllarında fransa'da bulunmuş. fransa'da o yıllarda monami boya reklamı ile alakalı herhangi bir veriye ulaşamadım. picasso müzesinin sanal olarak gezdim fakat son yaşlılık dönemindeki kübist çalışmaları dışında herhangi bir veri de yok açıkçası. kafamdaki soru işaretlerini bitirmek için picasso'nun yanındaki asistanı madamoiselle gertrurde'a bir telefon açtım. telefon çalarken, saat farkını hesaplayamadığım için geç bir saatte aramış olduğumu fark ettim. kadın açtı. takma dişlerini taktığını ağzından gelen "locukss" sesiyle anladım. "elloo , qui es-tu?" diye kim olduğumu sordu. "esköze moğa madmozel" diyerek kendimi tanıttım kısa bir konuşma oldu. telefonu kapatırken "mösyö ünal lütfen beni böyle saçma suallerle meşgul etmeyiniz. öyle bir durum olsaydı haberim olurdu. iyi geceler" dedi. o anda cevabını almış ve rahatlamıştım. odaya şöyle bir göz gezdirdiğimde panoda tıpkı dedektiflerin suç ağını kafasına oturtmak için koyduğu birtakım şahıs fotoğrafları ve cümlecikler gibi picasso ve monami kurucusu, madamoiselle gertrude'un fotoğrafları ve birbirleri ile arasındaki ilişki çizgileri vardı. "napıyorum lan ben!!" dedim kendi kendime. bu ben olamazdım. ama kafamdaki bir soru işaretini giderdim. bu soru işareti ile değil uyuyabilmek, bir lokmayı bile rahatlıkla yiyemezdim.

nasıl olur da sanata bu kadar etki etmiş, halen daha imtinayla eserler üretilen kübizm akımının babası olan picasso, yaşamının hiçbir döneminde monami 24'lü boya seti almamış olabilir lan? bu boya hani bir dönem herkeste, bir şekilde vardı? bazı olayları kafamızda kurgulamamalıymışız demek ki, hayatta her şey olabilirmiş.
devamını gör...

yaş ilerledikçe yavaş yavaş azaldı. hatta şuan düşününce gerçekten dertleşebileceğim tek arkadaşım var.
devamını gör...

“millet ne der ,ne düşünür”diye fazla ciddiye aldığın gereksiz insanlar zümresi
devamını gör...

ağlamamak için dinlenilmeyen şarkıdır aynı zamanda. en azından benim için öyle. o şarkıyı bir yerde duymak bile içimi acıtır. ayrıca başka biri dinleyince memnun olmuyorum. biri günlüğümü okuyormuş gibi hissediyorum. bazı şarkıların size özel olmasını istersiniz ya hani, bu da öyle bir şey.
edit: yazım hatası.
devamını gör...

"arkadan vermeyen var mı?"
devamını gör...

türklerin ata sporudur.
devamını gör...

o minik geleceğin yazarı, güzel yanaklarından öpüyorum seni.
keyiften kudurmak diye bir deyim varsa şuan onu yaşıyorum dostlar..
mahlası duyamadığım için üzgünüm. buradan çok çok teşekkür ediyorum sevgili yazarımıza..
devamını gör...

başlık sahibinin açtığı başlıkları türkçe'ye çeviriyorum.

tanım: kadın yazarların şu an yaptıklarını yazacakları başlıktır.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim