kitap alıntıları
"dindarlığınızı tanrı’ya gösterin, bana insanlığınız lazım!”
böyle buyurdu zerdüşt-friedrich nietzsche
böyle buyurdu zerdüşt-friedrich nietzsche
devamını gör...
kendimizi hafiflemiş hissetmemizi sağlayan şeyler
denizde açılmak.
devamını gör...
klişe youtube yorumları
bu yorumu beğeninde hatırlayıp dinleyeyim.
devamını gör...
leyla ile mecnun replikleri
hoşçakal diyen geri gelmiyor mecnun (bkz: ismail abi)
devamını gör...
icat edilmesi gereken elzem şeyler
insanın dişinin arasına kaçmayan mısır.
devamını gör...
müşterisine müşteri demeyen meslekler
interaktif sözlük sahipleri.
(bkz: yoldaş benjamin franklin)
(bkz: yoldaş benjamin franklin)
devamını gör...
adele'nin yeni şarkısıyla dinlenme rekoru kırması
adele, yaklaşık 6 yıllık uzun bir aradan sonra water under the bridge’den bu yana ilk şarkısı olan easy on me ile muhteşem bir dönüş yapmıştı.
yayınlandığı gün dünya çapında 24 milyonu aşkın dinlenme alarak k-pop grubu bts’in “butter” şarkısıyla spotify’daki “tek günde en çok dinlenen şarkı” rekorunu kıran adele, spotify türkiye top 50 listesine 30. sıradan giriş yaptı.
şarkıya eşlik eden klibiyle de türkiye’de youtube trendler listesine 6. sıradan giriş yapan “easy on me”, 3 gün içerisinde 70 milyon izlenme sayısına ulaşarak hayranlarından büyük ilgi gördü.
2015 yılında yayınladığı “hello” ile 1.18 milyar dinleme alan ve 2011 yılına damga vuran “someone like you” ile 1.10 milyar dinlemeye ulaşan adele’in yeni albümü 19 kasım 2021 tarihinde müzikseverlerle buluşacak.
buradan
video klip versiyon;
klipsiz versiyon;
adele'in tarzını ve sesini çok seviyorum, başarıyı hak eden bir sanatçı olduğunu düşünüyorum. yeni albümü 19 kasım'da çıkacak, bakalım albümde bizi ne gibi güzellikler bekliyor.
yayınlandığı gün dünya çapında 24 milyonu aşkın dinlenme alarak k-pop grubu bts’in “butter” şarkısıyla spotify’daki “tek günde en çok dinlenen şarkı” rekorunu kıran adele, spotify türkiye top 50 listesine 30. sıradan giriş yaptı.
şarkıya eşlik eden klibiyle de türkiye’de youtube trendler listesine 6. sıradan giriş yapan “easy on me”, 3 gün içerisinde 70 milyon izlenme sayısına ulaşarak hayranlarından büyük ilgi gördü.
2015 yılında yayınladığı “hello” ile 1.18 milyar dinleme alan ve 2011 yılına damga vuran “someone like you” ile 1.10 milyar dinlemeye ulaşan adele’in yeni albümü 19 kasım 2021 tarihinde müzikseverlerle buluşacak.
buradan
video klip versiyon;
klipsiz versiyon;
adele'in tarzını ve sesini çok seviyorum, başarıyı hak eden bir sanatçı olduğunu düşünüyorum. yeni albümü 19 kasım'da çıkacak, bakalım albümde bizi ne gibi güzellikler bekliyor.
devamını gör...
arkadaşım şeytan
hak ettiği kadar tanınmayan, 1988 yapımı fantastik türk filmi. fantastik film ve türk filmi bir araya gelince çoğu kişiye garip gelebilir bu durum. pek rastlanmaz bizde bu tür yapımlara. bu nedenle izlenmesi, tarafımdan şiddetle tavsiye edilir.
--! spoiler !--
şeytanın, insanoğlunun kötülükleri karşısında "bu kadarı benim bile aklıma gelmezdi" durumuna düşerek masum bir meleğe dönüşmesine şahit oluruz filmde. insan öyle bir noktaya gelmiştir ki kötülük konusunda, artık şeytana ihtiyaç kalmamış, hatta şeytan 200 km/s hızla sollanıp geçilmiştir bile.
bavul içerisinde bulunan ve ruhunu şeytana satmış kişileri temsil eden kukla sahnesindeki tanıdık tipler detayıyla yarmış filmdir.
--! spoiler !--
--! spoiler !--
şeytanın, insanoğlunun kötülükleri karşısında "bu kadarı benim bile aklıma gelmezdi" durumuna düşerek masum bir meleğe dönüşmesine şahit oluruz filmde. insan öyle bir noktaya gelmiştir ki kötülük konusunda, artık şeytana ihtiyaç kalmamış, hatta şeytan 200 km/s hızla sollanıp geçilmiştir bile.
bavul içerisinde bulunan ve ruhunu şeytana satmış kişileri temsil eden kukla sahnesindeki tanıdık tipler detayıyla yarmış filmdir.
--! spoiler !--
devamını gör...
sami kanı
sameblod (sami blood), amanda kernell’in yazıp yönettiği, 2016 yapımı bir film. filmde sami halkının isveç’te yaşadıkları ve maruz kaldıkları ayrımcı davranışlar genç bir kız özelinde anlatılıyor. film, kendisine “christina” olarak seslenilen yaşlı bir kadının, kızkardeşinin cenaze töreni dolayısıyla, çocukluğunun geçtiği yere oğlu ve torunu ile birlikte dönmesiyle başlıyor. buradan sonrasını biraz spoiler'lı anlatacağım.
--! spoiler !--
christina orada olmayı pek istemiyor, yolculuk esnasında oğluna samileri sevmediğini, onların hırsız ve yalancı olduklarını söylüyor. dillerini konuşmayı reddediyor ve anlamadığını söylüyor, kızkardeşinin ailesinin olduğu yerde kalmak yerine otelde kalmayı tercih ediyor. sonrasında geriye dönüşlerle kadının gençlik yıllarına tanık oluyoruz.
elle marja, 14 yaşında bir sami kızı ve 1930’lu yıllarda küçük kızkardeşi njenna’yla yatılı bir okulda okumaya yollanıyor. burası, katı sınırları olan ve kurallara uymadıklarında dövülerek cezalandırıldıkları bir yer. isveççe öğrenmek zorundalar ve onların kültürüne uyum sağlamalılar, ancak yine de bir “lapon” olduklarını da unutmamalılar. hatta biyoloji araştırmaları için kafataslarının ölçülerinin alınmasına ve çırılçıplak fotoğraflarının çekilmesine de ses çıkarmamaları bekleniyor. ayrıca mahalledeki erkek çocukların ırkçı hakaretlerle onlara laf atmaları da katlanmaları gereken başka bir konu. ama bir gün elle marja daha fazla dayanamayıp babasından kalan bıçağını çekerek sözlerini geri almalarını istediğinde, gruptakiler onun elinden bıçağını alarak onu kulağından yaralıyorlar (samiler geyikleri damgalamak için onların kulağına kesik atıyorlar, erkek çocuklar da bu törenin bir taklidini yapıyor).
elle marja yoldan geçen genç isveçli askerlerin onu dansa davet etmesinden sonra, öğretmenin kıyafetlerini çalarak gizlice dansa gidiyor ve orada onu oraya çağıran niklas’la tanışıyor, ama çok geçmeden yakalanıp okula geri götürülüyor ve dövülerek cezalandırılıyor. danstayken onu aramaya gelen kardeşi njenna’yı tanımamazlıktan gelmesi ve aşağılaması, kardeşinin ve okuldaki diğer çocukların ona soğuk davranmasına neden oluyor. elle marja, yaşadığı tüm olumsuzlukların sebebinin “lapon” olması olduğunu düşünerek, ailesi ve geçmişiyle bağlarını koparmak ve öğretmen olmak için uppsala şehrine kaçıyor. orada kendini “christina” olarak tanıttığı niklas’ın evinde bir gece kaldıktan sonra niklas’ın ailesi nedeniyle oradan ayrılıyor ve geceyi parkta geçirip oradaki okula kaydoluyor. biraz zor da olsa okula kabul edilmesi ve kendine yeni bir arkadaş çevresi edinmesinin ardından ise, eline 200 kronluk okul faturası tutuşturuluyor.
yeni adıyla “christina”, faturayı ödeyebilmek için niklas’tan yardım istemek üzere onun evine gidiyor. ancak niklas’ın doğum günü partisi için orada bulunan arkadaşları onun sami olduğundan haberdarlar ve onu türlü aşağılamalara maruz bırakıyorlar. christina, niklas’tan da istediği yardımı alamayınca, parayı bulabilmek için ailesinin yanına dönmek zorunda kalıyor. annesine durumu anlatıp babasından kalan gümüş kuşağı satmak istediğini söylüyor, annesi izin vermediğinde de onlarla yaşamak istemediğini anlatıyor ve annesi de bunun üzerine onu kovuyor. ancak ertesi sabah yine de istediği gümüş kuşağı ona verip tek kelime etmeden yanından ayrılıyor.
tüm bu yaşadıklarını düşünen yaşlı kadın, otelde eğlenen kalabalığın yanından ayrılarak kız kardeşinin tabutunun yanına gidiyor ve ondan kendisini affetmesini istiyor, ardından bir tepeye çıkarak samilerin yaşadığı yere gittiğinde film sona eriyor.
filmde beni en çok etkileyen sahnelerden ilki, araştırma için okula gelen biyologların olduğu sahneydi. elle maria, isveççe okumada başarılı olduğu için gelen ekibi okulun önünde karşılama sözlerini söyleme ve hediyelerini takdim etme görevine seçilmişti. biraz utangaçtı, ama biraz da mutluluk duyuyordu; fakat daha sonra neler olacağından habersizdi. içeriye geçmeleri söylendikten sonra kafasının çeşitli yerleri ölçüldü, ancak onun tüm bunların ne için olduğu sorusuna kimse cevap vermeye bile tenezzül etmedi. daha sonra kıyafetlerini çıkarmalarını istediklerinde de ondan örnek bir öğrenci olmasını bekliyorlardı, o da istemeye istemeye sustu ve dediklerini yapmak zorunda kaldı. sıra diğer öğrencilere ve kardeşine geldiğinde, artık her flaş patlayışında irkiliyordu.
benim için bir diğer etkileyici sahne, isveçli öğretmenin elle maria’yla olan konuşmasıydı. genç kız, uppsala’daki okula geçmek istediğini söyleyip ne yapması gerektiğini sormuştu. öğretmeni de orada okumasının zor olduğunu, sertifika ve evrak gerektiğini, ona referans olamayacağını söyleyip başından savmak için cevaplar sıralarken elle maria’nın ısrar etmesiyle şu cevabı vermişti: “zekan sadece buraya yeterli. bilimsel raporlara göre şehre uygun insanlar değilsiniz. beyniniz… gerekli donanıma sahip değilsiniz. ya burada kalırsın ya da ölürsün.”
son olarak, elle maria’nın gördüğü rüya sahnesinden etkilendim. annesine onlarla yaşamak istemediğini söyledikten sonra çadırdan kovulmuş, dışarıda uyuyordu. rüyasında ise sisler içerisinde, etrafında bir ren geyiği sürüsüyle birlikteydi. elindeki ipi öfkeyle sağa sola savurduktan sonra ren geyiklerinden birini boynuzundan yakalamış, ardından büyük bir çaba sarf ederek onu yanına çekip öldürmüştü. öldürdükten sonra nefes nefese yerdeki kan birikintisine bakıyordu. sabah, annesi yanına gelip gümüş kemeri ona verdiğinde o da tek kelime etmemişti, artık onun da damarlarında sami kanı yoktu.
--! spoiler !--
--! spoiler !--
christina orada olmayı pek istemiyor, yolculuk esnasında oğluna samileri sevmediğini, onların hırsız ve yalancı olduklarını söylüyor. dillerini konuşmayı reddediyor ve anlamadığını söylüyor, kızkardeşinin ailesinin olduğu yerde kalmak yerine otelde kalmayı tercih ediyor. sonrasında geriye dönüşlerle kadının gençlik yıllarına tanık oluyoruz.
elle marja, 14 yaşında bir sami kızı ve 1930’lu yıllarda küçük kızkardeşi njenna’yla yatılı bir okulda okumaya yollanıyor. burası, katı sınırları olan ve kurallara uymadıklarında dövülerek cezalandırıldıkları bir yer. isveççe öğrenmek zorundalar ve onların kültürüne uyum sağlamalılar, ancak yine de bir “lapon” olduklarını da unutmamalılar. hatta biyoloji araştırmaları için kafataslarının ölçülerinin alınmasına ve çırılçıplak fotoğraflarının çekilmesine de ses çıkarmamaları bekleniyor. ayrıca mahalledeki erkek çocukların ırkçı hakaretlerle onlara laf atmaları da katlanmaları gereken başka bir konu. ama bir gün elle marja daha fazla dayanamayıp babasından kalan bıçağını çekerek sözlerini geri almalarını istediğinde, gruptakiler onun elinden bıçağını alarak onu kulağından yaralıyorlar (samiler geyikleri damgalamak için onların kulağına kesik atıyorlar, erkek çocuklar da bu törenin bir taklidini yapıyor).
elle marja yoldan geçen genç isveçli askerlerin onu dansa davet etmesinden sonra, öğretmenin kıyafetlerini çalarak gizlice dansa gidiyor ve orada onu oraya çağıran niklas’la tanışıyor, ama çok geçmeden yakalanıp okula geri götürülüyor ve dövülerek cezalandırılıyor. danstayken onu aramaya gelen kardeşi njenna’yı tanımamazlıktan gelmesi ve aşağılaması, kardeşinin ve okuldaki diğer çocukların ona soğuk davranmasına neden oluyor. elle marja, yaşadığı tüm olumsuzlukların sebebinin “lapon” olması olduğunu düşünerek, ailesi ve geçmişiyle bağlarını koparmak ve öğretmen olmak için uppsala şehrine kaçıyor. orada kendini “christina” olarak tanıttığı niklas’ın evinde bir gece kaldıktan sonra niklas’ın ailesi nedeniyle oradan ayrılıyor ve geceyi parkta geçirip oradaki okula kaydoluyor. biraz zor da olsa okula kabul edilmesi ve kendine yeni bir arkadaş çevresi edinmesinin ardından ise, eline 200 kronluk okul faturası tutuşturuluyor.
yeni adıyla “christina”, faturayı ödeyebilmek için niklas’tan yardım istemek üzere onun evine gidiyor. ancak niklas’ın doğum günü partisi için orada bulunan arkadaşları onun sami olduğundan haberdarlar ve onu türlü aşağılamalara maruz bırakıyorlar. christina, niklas’tan da istediği yardımı alamayınca, parayı bulabilmek için ailesinin yanına dönmek zorunda kalıyor. annesine durumu anlatıp babasından kalan gümüş kuşağı satmak istediğini söylüyor, annesi izin vermediğinde de onlarla yaşamak istemediğini anlatıyor ve annesi de bunun üzerine onu kovuyor. ancak ertesi sabah yine de istediği gümüş kuşağı ona verip tek kelime etmeden yanından ayrılıyor.
tüm bu yaşadıklarını düşünen yaşlı kadın, otelde eğlenen kalabalığın yanından ayrılarak kız kardeşinin tabutunun yanına gidiyor ve ondan kendisini affetmesini istiyor, ardından bir tepeye çıkarak samilerin yaşadığı yere gittiğinde film sona eriyor.
filmde beni en çok etkileyen sahnelerden ilki, araştırma için okula gelen biyologların olduğu sahneydi. elle maria, isveççe okumada başarılı olduğu için gelen ekibi okulun önünde karşılama sözlerini söyleme ve hediyelerini takdim etme görevine seçilmişti. biraz utangaçtı, ama biraz da mutluluk duyuyordu; fakat daha sonra neler olacağından habersizdi. içeriye geçmeleri söylendikten sonra kafasının çeşitli yerleri ölçüldü, ancak onun tüm bunların ne için olduğu sorusuna kimse cevap vermeye bile tenezzül etmedi. daha sonra kıyafetlerini çıkarmalarını istediklerinde de ondan örnek bir öğrenci olmasını bekliyorlardı, o da istemeye istemeye sustu ve dediklerini yapmak zorunda kaldı. sıra diğer öğrencilere ve kardeşine geldiğinde, artık her flaş patlayışında irkiliyordu.
benim için bir diğer etkileyici sahne, isveçli öğretmenin elle maria’yla olan konuşmasıydı. genç kız, uppsala’daki okula geçmek istediğini söyleyip ne yapması gerektiğini sormuştu. öğretmeni de orada okumasının zor olduğunu, sertifika ve evrak gerektiğini, ona referans olamayacağını söyleyip başından savmak için cevaplar sıralarken elle maria’nın ısrar etmesiyle şu cevabı vermişti: “zekan sadece buraya yeterli. bilimsel raporlara göre şehre uygun insanlar değilsiniz. beyniniz… gerekli donanıma sahip değilsiniz. ya burada kalırsın ya da ölürsün.”
son olarak, elle maria’nın gördüğü rüya sahnesinden etkilendim. annesine onlarla yaşamak istemediğini söyledikten sonra çadırdan kovulmuş, dışarıda uyuyordu. rüyasında ise sisler içerisinde, etrafında bir ren geyiği sürüsüyle birlikteydi. elindeki ipi öfkeyle sağa sola savurduktan sonra ren geyiklerinden birini boynuzundan yakalamış, ardından büyük bir çaba sarf ederek onu yanına çekip öldürmüştü. öldürdükten sonra nefes nefese yerdeki kan birikintisine bakıyordu. sabah, annesi yanına gelip gümüş kemeri ona verdiğinde o da tek kelime etmemişti, artık onun da damarlarında sami kanı yoktu.
--! spoiler !--
devamını gör...
cehenneme gidildiğinde yapılacak ilk aktivite
savaş çıkarırım gibi geliyor.
çocukken dayak yediğim bi gün şunu fark etmiştim. öyle ya da böyle dayak yiyordum. yediğim dayak aslında benimle ilgili değildi, dayağı yiyordum çünkü dövmek istiyordu. mesele buydu. öyle olunca dayak sırasında ağlamayı bıraktım. çünkü dayak ağlayınca bitiyordu. ha bir tokat yemişim ha 10 tokat, arasında bir fark göremiyordum. her türlü onur kırıcı buluyordum.
dayak sırasında beni döven kişinin gözlerinin içine bakmaya başladım. ağlamadığımı görsün diye. bu sefer ağlatana kadar dövmeye başladı. öyle olunca şunu düşünmeye başladım. öyle de öleceğim böyle de, hiç olmazsa savaşı ben kazanayım, o ağlasın. hakkat beni döven artık baktı ben ağlamıyorum, kendi ağlamaya başladı.
o günden beri aynı ruh hastalığım devam ediyor. öyle ya da böyle öleceğim kafasındayım. o yüzden pek geri adım atmam. oraya gittiğim zaman olacaklar belli. yanacağım söylenene gore. sahiden cehennem varsa ve zaten öyle ya da böyle yanıyorsam o zaman oradan çıkmak için yanarım diye düşünüyorum. her türlü zaten yanıyorsak neden öylece oturup yanalım?
bu nedenle cennet ve cehennem bana biraz ilginç gelir. insan sürekli acı verilecek, sürekli işkence edilecek ve daha önemlisi hiçbir zaman o kadarını hak ettiğini düşünecek bir varlık değil, olamaz. ya da cenneti hak ettiğini düşündüğü zaman azına razı gelecek bir varlık hiç değil. ben bu nedenle asıl kaosun cennet ve cehennem varsa oralarda çıkacağına inanıyorum.
sanki çok eğlenceli olacak gibi geliyor bana.
bi bakmışız, beni cennet ve cehenneme bile almaya layık görmüyorlar, akıl yaşımı 6 çıkarıyorlar. sahiden çok onur kırıcı olurdu bu. çok üzüldüm şu an.
çocukken dayak yediğim bi gün şunu fark etmiştim. öyle ya da böyle dayak yiyordum. yediğim dayak aslında benimle ilgili değildi, dayağı yiyordum çünkü dövmek istiyordu. mesele buydu. öyle olunca dayak sırasında ağlamayı bıraktım. çünkü dayak ağlayınca bitiyordu. ha bir tokat yemişim ha 10 tokat, arasında bir fark göremiyordum. her türlü onur kırıcı buluyordum.
dayak sırasında beni döven kişinin gözlerinin içine bakmaya başladım. ağlamadığımı görsün diye. bu sefer ağlatana kadar dövmeye başladı. öyle olunca şunu düşünmeye başladım. öyle de öleceğim böyle de, hiç olmazsa savaşı ben kazanayım, o ağlasın. hakkat beni döven artık baktı ben ağlamıyorum, kendi ağlamaya başladı.
o günden beri aynı ruh hastalığım devam ediyor. öyle ya da böyle öleceğim kafasındayım. o yüzden pek geri adım atmam. oraya gittiğim zaman olacaklar belli. yanacağım söylenene gore. sahiden cehennem varsa ve zaten öyle ya da böyle yanıyorsam o zaman oradan çıkmak için yanarım diye düşünüyorum. her türlü zaten yanıyorsak neden öylece oturup yanalım?
bu nedenle cennet ve cehennem bana biraz ilginç gelir. insan sürekli acı verilecek, sürekli işkence edilecek ve daha önemlisi hiçbir zaman o kadarını hak ettiğini düşünecek bir varlık değil, olamaz. ya da cenneti hak ettiğini düşündüğü zaman azına razı gelecek bir varlık hiç değil. ben bu nedenle asıl kaosun cennet ve cehennem varsa oralarda çıkacağına inanıyorum.
sanki çok eğlenceli olacak gibi geliyor bana.
bi bakmışız, beni cennet ve cehenneme bile almaya layık görmüyorlar, akıl yaşımı 6 çıkarıyorlar. sahiden çok onur kırıcı olurdu bu. çok üzüldüm şu an.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının soundtrack tavsiyeleri
cowboy bebop soundtrackları bir efsanedir.
ha gerilimli olsun diyosanız death noteda dolu var ondan.
ha gerilimli olsun diyosanız death noteda dolu var ondan.
devamını gör...
kibar insanı zayıf görmek
kendi halinde ,yardımsever ve iyi kalpli insanların hep maruz kaldığı durum. oysa ki kalbiniz karanlık ,kibirli ve kaba olursanız da ilginç bir şekilde güçlü bir imaj oluşuyor bunu oluşturan ise yine insanlar çünkü iyiler azınlıkta kalanlardır.
devamını gör...
30 yaş üstü alkolik bekar erkek yazar tayfası
nickim başlıkta sayılan tüm özelliklerin teminatıdır.
devamını gör...
kitap alıntıları
köleyi çalıştırarak ömrünü çalar ve yorarlar. böylece düşünmek için ne gücü kalır ne de zamanı.
-yakan ışık-
-yakan ışık-
devamını gör...
yazar mahlaslarının öteki dünya versiyonu
tûbâ (cennette bir ağaç)
devamını gör...
nazım hikmet ran
paylaşmayı kim daha güzel anlatabildi yarin yanağından gayrı.
"yarin yanağından gayrı,
her yerde,
her şeyde,
hep beraber"
"yarin yanağından gayrı,
her yerde,
her şeyde,
hep beraber"
devamını gör...
14 şubat için antik öyküler
kendini tanıttıktan sonra, programa başlamadan önce, selam gönderdiği sevgilisi ile olan aşkın hikayesini biliyorum ve mutluluğu daim olsun istiyorum.
diğer hikayeleri de aramızda tartıştığımız olmuştu. bi takım müthüşlü sohbetler...
bi ‘swallowed’ çalmasını bekledim içten içe.
genel anlamda beğendim. hoş bi akşam oldu.
diğer hikayeleri de aramızda tartıştığımız olmuştu. bi takım müthüşlü sohbetler...
bi ‘swallowed’ çalmasını bekledim içten içe.
genel anlamda beğendim. hoş bi akşam oldu.
devamını gör...
yabancı uyruklu biriyle evlenmek
yapmayındır, etmeyindir.
yabancı biriyle evlilik yapmış ve boşanmış bir abiniz olarak söylüyorum bunu. herhalde dünyada eski eşimle ben kadar çok sevip, aşık olup evlenen yoktur. biz birbirimize tapıyorduk kısacası. önce bir sene türkiye'de yaşadık ama o türkiye'yi sevmedi. sonra ben 4 sene onun memleketinde yaşadım, oraya adapte oldum ama bu sefer para suyunu çekti. ikimiz de işsiz kaldık. mecburen türkiye'ye dönüş oldu. bu sırada çok da tatlı bir kızımız dünyaya geldi. eski eşim ne yaptıysam türkiye'ye alışamadı. her şeye bir eleştirisi vardı. (bu arada bunlar haklı eleştiler. eski eşim tanıdığım en zeki insandı.) vel hasılı kelam olmadı.
hemen hemen her gün internetten görüşürüz. birbirimize saygımızı hiç kaybetmedik ama olmayınca olmuyor.
er kişi için: "ben yurtdışında sorunsuz yaşarım" diyorsanız olabilir.
hatun kişi için: "adamın ailesinin garipliklerini görmezden gelebilirim" diyorsanız o da olabilir.
son olarak türk erkeklerine naçizane abi tavsiyesi: yemin ederim ki türk kadını dünyanın en asil ve en güzel kadınıdır. bunu da size bir sürü örnekle kanıtlayabilirim.
yabancı biriyle evlilik yapmış ve boşanmış bir abiniz olarak söylüyorum bunu. herhalde dünyada eski eşimle ben kadar çok sevip, aşık olup evlenen yoktur. biz birbirimize tapıyorduk kısacası. önce bir sene türkiye'de yaşadık ama o türkiye'yi sevmedi. sonra ben 4 sene onun memleketinde yaşadım, oraya adapte oldum ama bu sefer para suyunu çekti. ikimiz de işsiz kaldık. mecburen türkiye'ye dönüş oldu. bu sırada çok da tatlı bir kızımız dünyaya geldi. eski eşim ne yaptıysam türkiye'ye alışamadı. her şeye bir eleştirisi vardı. (bu arada bunlar haklı eleştiler. eski eşim tanıdığım en zeki insandı.) vel hasılı kelam olmadı.
hemen hemen her gün internetten görüşürüz. birbirimize saygımızı hiç kaybetmedik ama olmayınca olmuyor.
er kişi için: "ben yurtdışında sorunsuz yaşarım" diyorsanız olabilir.
hatun kişi için: "adamın ailesinin garipliklerini görmezden gelebilirim" diyorsanız o da olabilir.
son olarak türk erkeklerine naçizane abi tavsiyesi: yemin ederim ki türk kadını dünyanın en asil ve en güzel kadınıdır. bunu da size bir sürü örnekle kanıtlayabilirim.
devamını gör...

