mutluluk reklamı
vera grubunun 2019'da çıkarttığı karşının hikayesi albümünden bir şarkıdır. adı sosyal medyayı tanımlamak için çok uygun bence.
hikayeyi ekledi
ağustos’u etiketledi
bi mutluluk reklamından ibaretti resimleri
rujunu temizledi
bir otel odasında
bıraktı geçmişi, belli ki asfaltlara
o kadar güzel di ki
harap olursunuz
fısıldadı mahur o boşluğa
aynaya baktı bi sigara yaktı
derdini kuşlar telefona yazdı
sesini unuttum dedi ama böyle yalan
olmaz olsun
hikayeyi ekledi
yalnızlığı güzelledi
bi mutluluk reklamından ibaretti gülüşleri
yüzünü temizledi
bir otel odasında
bıraktı geçmişi, belli ki asfaltlara
o kadar güzel di ki
harap olursunuz
fısıldadı mahur o boşluğa
aynaya baktı bi sigara yaktı
derdini kuşlar telefona yazdı
yüzünü unuttum dedi ama böyle yalan
aynaya baktı bi sigara yaktı
derdini kuşlar telefona yazdı
sesini unuttum dedi ama böyle yalan
olmaz olsun
aynaya baktı bi sigara yaktı
derdini kuşlar telefona yazdı
yüzünü unuttum dedi ama öyle yalan
olmaz olsun, olmaz olsun
hikayeyi ekledi
ağustos’u etiketledi
bi mutluluk reklamından ibaretti resimleri
rujunu temizledi
bir otel odasında
bıraktı geçmişi, belli ki asfaltlara
o kadar güzel di ki
harap olursunuz
fısıldadı mahur o boşluğa
aynaya baktı bi sigara yaktı
derdini kuşlar telefona yazdı
sesini unuttum dedi ama böyle yalan
olmaz olsun
hikayeyi ekledi
yalnızlığı güzelledi
bi mutluluk reklamından ibaretti gülüşleri
yüzünü temizledi
bir otel odasında
bıraktı geçmişi, belli ki asfaltlara
o kadar güzel di ki
harap olursunuz
fısıldadı mahur o boşluğa
aynaya baktı bi sigara yaktı
derdini kuşlar telefona yazdı
yüzünü unuttum dedi ama böyle yalan
aynaya baktı bi sigara yaktı
derdini kuşlar telefona yazdı
sesini unuttum dedi ama böyle yalan
olmaz olsun
aynaya baktı bi sigara yaktı
derdini kuşlar telefona yazdı
yüzünü unuttum dedi ama öyle yalan
olmaz olsun, olmaz olsun
devamını gör...
spontane radyo yayını
gargamelsiz buyuculer, kambersiz düğüne benzer:)
devamını gör...
seyir
piraye erdoğan'ın kasım 2019'da yayınlamış olduğu bir roman.
bir öneri sonrası haberdar olduğum bir kitaptı ama kişisel gelişim kitabı sanıp pek sıcak bakmamıştım. yanılmışım. aslında bir kadının yaşantısını, çöküşlerini anlatan sonra hayatının nasıl değiştiğini, hangi aşamalardan geçtiğini en ince ayrıntısına kadar aktaran bir kitap. bu kitabı ne kadar anlatsam da asla yeterli derecede anlatamayacakmış gibi hissediyorum. ama eğer mutsuz hissediyorsanız bu kitabı okumanın fayda sağlayacağını düşünüyorum. tabiki bir kitap okudu diye kimse mutlu olmaz ama size çok farklı bir bakış açısı kazandıracak bir kitap.
bir öneri sonrası haberdar olduğum bir kitaptı ama kişisel gelişim kitabı sanıp pek sıcak bakmamıştım. yanılmışım. aslında bir kadının yaşantısını, çöküşlerini anlatan sonra hayatının nasıl değiştiğini, hangi aşamalardan geçtiğini en ince ayrıntısına kadar aktaran bir kitap. bu kitabı ne kadar anlatsam da asla yeterli derecede anlatamayacakmış gibi hissediyorum. ama eğer mutsuz hissediyorsanız bu kitabı okumanın fayda sağlayacağını düşünüyorum. tabiki bir kitap okudu diye kimse mutlu olmaz ama size çok farklı bir bakış açısı kazandıracak bir kitap.
devamını gör...
mensah'tan papiss cisse'ye şampiyonlar ligi göndermesi
bir zamanlar fenerbahçe'de top koşturan roberto carlos'un mesut özil'e hitaben yaptığı "türk bayrağını şampiyonlar ligi'nde taşıyacak olman milyonlarca fenerbahçeliyi mesut edecek" paylaşımda bulundu. bu tweet'i papiss cisse kişisel twitter hesabından paylaşarak şampiyonlar ligi hesabını etiketleyerek, "biz geliyoruz" tweet'ini attı.
bernand mensah ise papiss cisse'nin bu gönderisine, "fenerbahçe'ye 13 yıldır gelen her oyuncu aynı şeyi söylüyor ama sonu hep hüsran dostum cevabını verdi.
kısa sürede futbolseverler arasında bu diyalog gündeme oturdu.
yapılan açıklamaya göreye ; bernand mensah'ın kişisel twitter'ı hacklenmiş.
resim direkt adresi
bernand mensah ise papiss cisse'nin bu gönderisine, "fenerbahçe'ye 13 yıldır gelen her oyuncu aynı şeyi söylüyor ama sonu hep hüsran dostum cevabını verdi.
kısa sürede futbolseverler arasında bu diyalog gündeme oturdu.
yapılan açıklamaya göreye ; bernand mensah'ın kişisel twitter'ı hacklenmiş.
resim direkt adresi
devamını gör...
insanı en sakin anında bile sinir eden şeyler
müsait misin diye sorulması... neye müsait olmam gerektiğini bilmeden cevap vermek istemiyorum.
devamını gör...
normal sözlük'teki kafa karışıklığı
modların iyi niyetinin suistimal edilmesi olarak görüyorum bu yaşananları .
devamını gör...
çocuğuna kendi mesleğinden isim vermek
imkansız gördüğüm başlık.
'freud oğlum her şeyi cinselliğe saldırganlığa bağlama artık. ya adler ne demek tek kardeşinle aranda 6 yaştan fazla olduğu için tek kardeş sayılıyorsun. obsesif ve kompulsif yorulmadınız mı siz hala annem.. size bir grupla psikolojik danışma vakti geldi anlaşılan'
'freud oğlum her şeyi cinselliğe saldırganlığa bağlama artık. ya adler ne demek tek kardeşinle aranda 6 yaştan fazla olduğu için tek kardeş sayılıyorsun. obsesif ve kompulsif yorulmadınız mı siz hala annem.. size bir grupla psikolojik danışma vakti geldi anlaşılan'
devamını gör...
en acı verici ölüm şekli
evladına bakamadığı için, çocuklarını saç kurutma makinesi ile ısıtmaya çalışırken yan odada kendini asan annenin ölüm şekli.
devamını gör...
saç dökülmesi
ırsi bir durum varsa önüne geçmek imkansız.
ektirecekseniz eğer 35 yaşını bekleyin derim.
mavi su gibi dolandırıcılık ürünü olan şeylere de bulaşmayın, sağlığınıza yazık.
ektirecekseniz eğer 35 yaşını bekleyin derim.
mavi su gibi dolandırıcılık ürünü olan şeylere de bulaşmayın, sağlığınıza yazık.
devamını gör...
cüzdanında 100 tl olmayan erkek tipi
zaten sokağa çıkamadığımızdan ve harcayacak bir sosyal aktivite olmadığından keyfine bakması gereken erkektir. seni çaylak yapalım buna ne dersin koca adam?
devamını gör...
pelin dilara çolak
onun sayesiyle kafa sözlükle tanışmıştım. youtubeda bulunan kanalı gerçekten çok güzel. ilgililere tavsiye olunur.
devamını gör...
güne bir söz bırak
devamını gör...
normal sözlük'te neden adam gibi adam yok sorunsalı
bir sorunsal değildir. yazı yazarak adamlık denilen şeyi nasıl göstereceğiz ulan. ayrıca adamlık nedir nasıl olur.
iki tanımdır sözlük zirvesinde bir şeyler göstereceğini söylüyor. bu adam sözlük zirvesinde bir araba dayak yiyip dönecek gibi hissediyorum. umarım öyle bir şey olmaz.
adam gibi tanımlar girin beyler bayanlar gösterin adamlığınızı.
iki tanımdır sözlük zirvesinde bir şeyler göstereceğini söylüyor. bu adam sözlük zirvesinde bir araba dayak yiyip dönecek gibi hissediyorum. umarım öyle bir şey olmaz.
adam gibi tanımlar girin beyler bayanlar gösterin adamlığınızı.
devamını gör...
evde pijama ile dolaşan köylü
''pardon ingiltere prens/prensesi siz misiniz? '' dediğim başlık. özür dileriz, insan kendi evinde de rahat kıyafetler giymemeli hatta çıplak gezmelidir. aksini iddia eden dağdan inmiş ayıdır!
(şaka şaka, gül diye.)
(şaka şaka, gül diye.)
devamını gör...
islam’ın dili arapça mıdır sorunsalı
emevi ve abbasilerin, devlet politikası haline getirdiği arap milliyetçiliği, kuranın hükümlerini, dinin temel prensiplerini ve hatta kuranda anlatılan tanrı profilini dahi arap milliyetçiliği üzerinden yorumlayan bir fıkıh anlayışı ortaya çıkarmıştır.
bu anlayış;
"allah'ın dili arapçadır."
"islamın dili arapçadır."
"cennette arapça konuşulacak." gibi dayanağı olmayan iddiaları
"kurulacak çok uluslu bir islam medeniyetinin dili de arapça olmalıdır." sonucuna bağlayarak bu arapça dayatmasını meşrulaştırmaya çalışmaktadır. bu iddialara islamın en öncül kaynağı olan kur'an-ı kerim üzerinden cevap vermek gerekir.
birinci iddia hz. muhammet'in arapça konuşuyor olması. ku'ran-ı kerim bize bir çok yerde peygamberin bir millete değil alemlere gönderildiğini ifade eder.
"seni alemlere şefkat(rahmet) olarak gönderdik."(enbiya 107)
yüce yaratan'ın insanlarla iletişim kurmasına vesile olacak olan elçinin onu dinleyecek toplulukla farklı bir dili konuşması düşünülemezdi. insanlar kendilerinin muhatap oldukları emir ve yasakları, uyarıları anlamadan bu noktada bir hesaplaşmaya tabi tutulamazdı.
-ki bugünün müslümanlarının kendilerini bir çok emir ve yasaklara muhatap olarak görmemeleri de bu şekilde açıklanabilir-
yani peygamberin arapça konuşması arapçanın kutsallığına değil yaratıcının insanlarla anladıkları dilde iletişim kurduğu sonucuna bağlanmalıdır.
"onlar ki, dünya hayatını severek ahirete tercih ederler, insanları allah yolundan çevirirler ve o ona bir eğrilik bulmak isterler. işte onlar haktan uzak bir sapıklık içindedirler.
"halbuki her peygamberi ancak kendi kavminin lisanıyla gönderdik ki allah'ın emirlerini onlara açıklasın!" (ibrahim 4)
işte bu sebeple bütün peygamberler arapça konuşmuyordu.
hz. musa ibranice, hz.isa aramice konuşuyordu.diğer peygamberler de kendi kavimlerinin lisanlarıyla konuşuyorlardı. bunu televizyonlarda insanlara islamın hikayelerini(!) anlatarak para kazanan ve hz. adem'i anlatırken onu bile arapça konuşturanlara da hatırlatmak gerekir. galiba bu ayet peygamberlerin lisanlarının sebebini ve kuran'ın anlaşılmasını istemeyenlerin gerekçelerini açıkça dile getiriyor.
ikinci bir iddia türkçe'nin arapçadaki kelimeleri karşılamadığı yönünde.
bu iddia çok geniş bir konu yelpazesinde kendine yer bulmaktadır. ibadetlerden, kuranın okunmasına kadar hemen her konuda bu iddia dile getirilmektedir. işin en üzücü tarafı ise bu iddia bir çok kişi tarafından
"arapça en zengin en güzel dildir. allah bu yüzden arapçayı tercih etmiştir" gibi bir sonuca bağlanmaktadır.
deniyor ki arapça'da bir kelime bazen onlarca anlama gelebildiği için çok zenginmiş. halbuki bu bir dilin zenginliğini değil fakirliğini gösterir. bir millet bir alandaki 10 nesneyi tek bir kelime ile ifade ediyorsa bu o milletin o alanda yeterince bilgi sahibi olmadığını gösterir. ki bu o milletin sosyal yapısıyla da ilgilidir. örneğin hayvancılıkla uğraşan bir milletin sadece at renklerini ifade eden 300'den fazla kelimesi mevcut olabilirken hayvancılıkla uğraşmayan bir millet bu renkleri 4 kelime ile ifade edebiliyor. şimdi bu hangi milletin dilinin zenginliğinin göstergesidir? eğer arapçadaki bir kelimenin türkçe karşılığı yok ise o kelime türkçe çeviride birden fazla kelime ile ifade edilebilir.
sonuç olarak bazı kelimeler türkçe'de tek kelime ile ifade edilemiyor diye kuran'ın tamamından feragat edip onu anlamadığımız dilde okumak kesinlikle mantık dışıdır. bu bizzat kuran'ın hükümlerine de terstir. çünkü kuran'da "biz onu arapça indirdik" ifadesinin geçtiği bütün ayetlerde bu anlaşılır olmaya bağlanmıştır.
"anlayasınız diye biz onu arapça bir kuran olarak indirdik." (yusuf 2)
peki türkçe ibadet mümkün müdür?
konunun başından beri de ifade ettiğimiz gibi tanrı, insanlığa sayfalar ve harfler değil mana indirmiştir. arap milliyetçiliği üzerinden islamı yorumlayan gelenek namazın bütün dünyada arapça kılınmasının onu evrenselleştirdiğini iddia etse de bu tanrı ile iletişim kurma noktasında arap olmayanlar için sadece bir prangadır.
islam ve ona ait ritüelleri evrenselleştirmenin tek yolu bütün insanların hz. muhammet'in anlattığı tek tanrıya anladıkları dil ile seslenmeleridir. ülkemizde, ulu önder mustafa kemal atatürk'ün dinde aydınlanma hareketi olarak niteleyebileceğimiz kuran'ın,hadislerin ve ezanın türkçeleştirilmesi devrimlerinin sadece 20 yıl kadar hayatta kalmasıyla milletimiz tanrı ile arasına tekrar arapçayı dolayısıyla hurafeleri, sahte şeyhleri koymuştur.
ülkemizdeki müslümanların neredeyse tamamının hanefi mezhebine mensup olduğunu göz önünde bulundurursak bu konuya da imam ebu hanife üzerinden delil getirmek en mantıklısı olacaktır.
imam ebu hanife'ye göre kuran lafız olarak, yani arapça olarak değil, mana olarak kuran idi. bu nedenle de arapça okunduğu gibi farsça da -dolayısıyla türkçe de- okunabilirdi. bir insan arapça'yı bilse de kendi dilinde ibadet edebilirdi. imam ebu hanife bu fikrini ise bizzat peygamber dönemine dayandırıyordu. iranlılar, hz. muhammet'in arkadaşlarından selman-ı farisi'ye bir mektup yazmışlar ve arapçayı bilmediklerini, namazda okumak üzere kendilerine fatiha suresini farsçaya tercüme etmesini istemişlerdi. bunun üzerine selman-ı farisi de fatiha'yı farsçaya çevirerek gönderdi. iranlılar bunu namazlarında okudular. bu bilgi, hanefi ekolünün en güvenilir kaynaklarında sıklıkla ifade edilir.
islamı arap dini olarak gören çevreler, imam ebu hanife'nin bu görüşlerinden rahatsız oldukları için onun ölümünün hemen ardından onun ağzıyla bu fikri yok etmeye çalışmışlardır. nuh ibni meryem, ebu hanife öldükten sonra "onun bu görüşünden vazgeçtiğini" onun ağzıyla rivayet etmiştir. müslümanlar bu rivayete dört elle sarılmış ve çeviri ile namaz kılınamayacağını büyük bir şiddetle savunmaya başlamışlardır. halbuki nuh ibni meryem, ebu hanife'den önce hadis bilginleri tarafından bizzat hz. muhammet'in ağzıyla hadis uydurduğu için "kazip" yani yalancı olarak belirlenmiştir. ebu hanife bu görüşünden hiçbir zaman ayrılmamıştır. onun iki önemli talebesi olan ebu yusuf ve ebu muhammet'in görüşleri de : "namazı arapça bilen arapça kılar, arapça bilmeyen ise kendi dilinde kılabilirdi." şeklindedir.
burada şunu ifade etmek gerekir ki, arapçayı bilmekten kasıt o lisanı bilmektir. yoksa o dilin anlamını idrak etmeden okunuşunu bilmek, arapça bilmek manasına gelmez.
diğer bazı islam kaynaklarında da bu konu ile ilgili bir çok deliller vardır. tahavi şerhi'nin 217. sayfasında ve hazin tefsirinin 725. sayfasında kısaca anadilde ibadet mümkündür denmektedir.
konuyu saptırmadan ilginç bir bilgiyi de dipnot olarak paylaşalım. hanefilerin en güvenilir kaynaklarından olan mebsut'ta daha da enteresan bir görüş zikredilmiştir. buna göre; "eğer allah'ın sözü olduğundan şüphe edilmez ise, bozulmadığına dair delil var ise tevrat ve incil'in bölümlerinin bile namazda okunmasında sakınca yoktur."
sonuç olarak ;büyük türk mütefekkiri, türkiye cumhuriyeti'nin kurucu zihniyetinin öncülerinden ziya gökalp'in , din kitaplarının ve hutbelerle vaazların türkçe okunması düşüncesi kesinlikle siyasi bir duruş olarak görülememelidir.
ziya gökalp'in bu duruşu kimseyi rahatsız edemez ve etmemelidir. türk milletine ve diğer milletlere bu hak bizzat ulu tanrı ya da diğer deyişle cenab-ı allah tarafından verilmiştir. hal böyleyken bir milleti bilmediği bir dile hapsetmek en hafif tabir ile ırkçılıktır. üstelik dinde türkçeye karşı çıkan çevrelerin peygamber, abdest,namaz gibi farsça kelimelere de arapça gibi kutsaliyet atfetmeleri bu tepkilerin ne kadar sığ olduğunun göstegesidir.
öztürkçe tanrı kelimesini türk milletinin dilinden sökmeye çalışırken yine farsça huda kelimesini sakıncalı görmemek tam olarak siyasi bir duruştur. dinin anadilde yaşanmasına karşı çıkmak, ülkemizde son yıllarda sıkça başvurulan din istismarına da kapı açar. bazı çevrelerin kuran'ın insanlar tarafından anlaşılmasını "sen okuma,okusan da anlamazsın,sapıtırsın" gibi söylemlerle tehlikeli göstermelerinin sebebi, zümer suresi 3. ayeti olsa gerek. çünkü bu ayette yüce yaratan bizlere çok önemli bir uyarıda bulunmaktadır.
"dikkat edin! gerçek din, sadece allah'a mahsusdur. ondan başkasını kendilerine dostlar edinenler ise: biz onlara sadece bizi allah'a daha fazla yakınlaştırsınlar diye tapıyoruz derler."
bu size bir şeyleri yada birilerini hatırlatmış olabilir...
bizler bugün malesef konuştuğu cümlelere ingilizce kelimeler serpiştirerek modern görünmeye çalışanlarla, konuştuğu cümlelere arapça kelimeler serpiştirerek dindar görünmeye çalışanlar arasında türkçe konuşma savaşı vermekteyiz.
milletimiz anladığı dilde tanrı ile iletişim kurduğunda, anladığı dilde namaza çağırıldığında, tanrı sözlerini anlamadıkları bir dilde sevap kazanmak için değil, anladıkları dilde "anlamak" için okuduğunda önce kendini sonra geleceğini kurtaracaktır prangalardan.
"göklerin ve yerin yaratılması ile dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da allah'ın delillerindendir. şüphesiz bunda bilenler için elbette alınacak dersler vardır." (rum,22)
tanrı esenliği üstünüze olsun...
edit: pek dindar bir adam sayılmam. sadece konuya ilgiliyim.
milliyetçi olduğumu da düşünebilirsiniz.
fakat unutmayın milliyetçilik iç güdüsel bir olaydır.
burada milliyetçilik yaptıysam bile bu ofansif değil defansif bir milliyetçiliktir.
yani din üzerinden yapılan arap ırkçılığına karşı kendimi savundum sadece.
bu anlayış;
"allah'ın dili arapçadır."
"islamın dili arapçadır."
"cennette arapça konuşulacak." gibi dayanağı olmayan iddiaları
"kurulacak çok uluslu bir islam medeniyetinin dili de arapça olmalıdır." sonucuna bağlayarak bu arapça dayatmasını meşrulaştırmaya çalışmaktadır. bu iddialara islamın en öncül kaynağı olan kur'an-ı kerim üzerinden cevap vermek gerekir.
birinci iddia hz. muhammet'in arapça konuşuyor olması. ku'ran-ı kerim bize bir çok yerde peygamberin bir millete değil alemlere gönderildiğini ifade eder.
"seni alemlere şefkat(rahmet) olarak gönderdik."(enbiya 107)
yüce yaratan'ın insanlarla iletişim kurmasına vesile olacak olan elçinin onu dinleyecek toplulukla farklı bir dili konuşması düşünülemezdi. insanlar kendilerinin muhatap oldukları emir ve yasakları, uyarıları anlamadan bu noktada bir hesaplaşmaya tabi tutulamazdı.
-ki bugünün müslümanlarının kendilerini bir çok emir ve yasaklara muhatap olarak görmemeleri de bu şekilde açıklanabilir-
yani peygamberin arapça konuşması arapçanın kutsallığına değil yaratıcının insanlarla anladıkları dilde iletişim kurduğu sonucuna bağlanmalıdır.
"onlar ki, dünya hayatını severek ahirete tercih ederler, insanları allah yolundan çevirirler ve o ona bir eğrilik bulmak isterler. işte onlar haktan uzak bir sapıklık içindedirler.
"halbuki her peygamberi ancak kendi kavminin lisanıyla gönderdik ki allah'ın emirlerini onlara açıklasın!" (ibrahim 4)
işte bu sebeple bütün peygamberler arapça konuşmuyordu.
hz. musa ibranice, hz.isa aramice konuşuyordu.diğer peygamberler de kendi kavimlerinin lisanlarıyla konuşuyorlardı. bunu televizyonlarda insanlara islamın hikayelerini(!) anlatarak para kazanan ve hz. adem'i anlatırken onu bile arapça konuşturanlara da hatırlatmak gerekir. galiba bu ayet peygamberlerin lisanlarının sebebini ve kuran'ın anlaşılmasını istemeyenlerin gerekçelerini açıkça dile getiriyor.
ikinci bir iddia türkçe'nin arapçadaki kelimeleri karşılamadığı yönünde.
bu iddia çok geniş bir konu yelpazesinde kendine yer bulmaktadır. ibadetlerden, kuranın okunmasına kadar hemen her konuda bu iddia dile getirilmektedir. işin en üzücü tarafı ise bu iddia bir çok kişi tarafından
"arapça en zengin en güzel dildir. allah bu yüzden arapçayı tercih etmiştir" gibi bir sonuca bağlanmaktadır.
deniyor ki arapça'da bir kelime bazen onlarca anlama gelebildiği için çok zenginmiş. halbuki bu bir dilin zenginliğini değil fakirliğini gösterir. bir millet bir alandaki 10 nesneyi tek bir kelime ile ifade ediyorsa bu o milletin o alanda yeterince bilgi sahibi olmadığını gösterir. ki bu o milletin sosyal yapısıyla da ilgilidir. örneğin hayvancılıkla uğraşan bir milletin sadece at renklerini ifade eden 300'den fazla kelimesi mevcut olabilirken hayvancılıkla uğraşmayan bir millet bu renkleri 4 kelime ile ifade edebiliyor. şimdi bu hangi milletin dilinin zenginliğinin göstergesidir? eğer arapçadaki bir kelimenin türkçe karşılığı yok ise o kelime türkçe çeviride birden fazla kelime ile ifade edilebilir.
sonuç olarak bazı kelimeler türkçe'de tek kelime ile ifade edilemiyor diye kuran'ın tamamından feragat edip onu anlamadığımız dilde okumak kesinlikle mantık dışıdır. bu bizzat kuran'ın hükümlerine de terstir. çünkü kuran'da "biz onu arapça indirdik" ifadesinin geçtiği bütün ayetlerde bu anlaşılır olmaya bağlanmıştır.
"anlayasınız diye biz onu arapça bir kuran olarak indirdik." (yusuf 2)
peki türkçe ibadet mümkün müdür?
konunun başından beri de ifade ettiğimiz gibi tanrı, insanlığa sayfalar ve harfler değil mana indirmiştir. arap milliyetçiliği üzerinden islamı yorumlayan gelenek namazın bütün dünyada arapça kılınmasının onu evrenselleştirdiğini iddia etse de bu tanrı ile iletişim kurma noktasında arap olmayanlar için sadece bir prangadır.
islam ve ona ait ritüelleri evrenselleştirmenin tek yolu bütün insanların hz. muhammet'in anlattığı tek tanrıya anladıkları dil ile seslenmeleridir. ülkemizde, ulu önder mustafa kemal atatürk'ün dinde aydınlanma hareketi olarak niteleyebileceğimiz kuran'ın,hadislerin ve ezanın türkçeleştirilmesi devrimlerinin sadece 20 yıl kadar hayatta kalmasıyla milletimiz tanrı ile arasına tekrar arapçayı dolayısıyla hurafeleri, sahte şeyhleri koymuştur.
ülkemizdeki müslümanların neredeyse tamamının hanefi mezhebine mensup olduğunu göz önünde bulundurursak bu konuya da imam ebu hanife üzerinden delil getirmek en mantıklısı olacaktır.
imam ebu hanife'ye göre kuran lafız olarak, yani arapça olarak değil, mana olarak kuran idi. bu nedenle de arapça okunduğu gibi farsça da -dolayısıyla türkçe de- okunabilirdi. bir insan arapça'yı bilse de kendi dilinde ibadet edebilirdi. imam ebu hanife bu fikrini ise bizzat peygamber dönemine dayandırıyordu. iranlılar, hz. muhammet'in arkadaşlarından selman-ı farisi'ye bir mektup yazmışlar ve arapçayı bilmediklerini, namazda okumak üzere kendilerine fatiha suresini farsçaya tercüme etmesini istemişlerdi. bunun üzerine selman-ı farisi de fatiha'yı farsçaya çevirerek gönderdi. iranlılar bunu namazlarında okudular. bu bilgi, hanefi ekolünün en güvenilir kaynaklarında sıklıkla ifade edilir.
islamı arap dini olarak gören çevreler, imam ebu hanife'nin bu görüşlerinden rahatsız oldukları için onun ölümünün hemen ardından onun ağzıyla bu fikri yok etmeye çalışmışlardır. nuh ibni meryem, ebu hanife öldükten sonra "onun bu görüşünden vazgeçtiğini" onun ağzıyla rivayet etmiştir. müslümanlar bu rivayete dört elle sarılmış ve çeviri ile namaz kılınamayacağını büyük bir şiddetle savunmaya başlamışlardır. halbuki nuh ibni meryem, ebu hanife'den önce hadis bilginleri tarafından bizzat hz. muhammet'in ağzıyla hadis uydurduğu için "kazip" yani yalancı olarak belirlenmiştir. ebu hanife bu görüşünden hiçbir zaman ayrılmamıştır. onun iki önemli talebesi olan ebu yusuf ve ebu muhammet'in görüşleri de : "namazı arapça bilen arapça kılar, arapça bilmeyen ise kendi dilinde kılabilirdi." şeklindedir.
burada şunu ifade etmek gerekir ki, arapçayı bilmekten kasıt o lisanı bilmektir. yoksa o dilin anlamını idrak etmeden okunuşunu bilmek, arapça bilmek manasına gelmez.
diğer bazı islam kaynaklarında da bu konu ile ilgili bir çok deliller vardır. tahavi şerhi'nin 217. sayfasında ve hazin tefsirinin 725. sayfasında kısaca anadilde ibadet mümkündür denmektedir.
konuyu saptırmadan ilginç bir bilgiyi de dipnot olarak paylaşalım. hanefilerin en güvenilir kaynaklarından olan mebsut'ta daha da enteresan bir görüş zikredilmiştir. buna göre; "eğer allah'ın sözü olduğundan şüphe edilmez ise, bozulmadığına dair delil var ise tevrat ve incil'in bölümlerinin bile namazda okunmasında sakınca yoktur."
sonuç olarak ;büyük türk mütefekkiri, türkiye cumhuriyeti'nin kurucu zihniyetinin öncülerinden ziya gökalp'in , din kitaplarının ve hutbelerle vaazların türkçe okunması düşüncesi kesinlikle siyasi bir duruş olarak görülememelidir.
ziya gökalp'in bu duruşu kimseyi rahatsız edemez ve etmemelidir. türk milletine ve diğer milletlere bu hak bizzat ulu tanrı ya da diğer deyişle cenab-ı allah tarafından verilmiştir. hal böyleyken bir milleti bilmediği bir dile hapsetmek en hafif tabir ile ırkçılıktır. üstelik dinde türkçeye karşı çıkan çevrelerin peygamber, abdest,namaz gibi farsça kelimelere de arapça gibi kutsaliyet atfetmeleri bu tepkilerin ne kadar sığ olduğunun göstegesidir.
öztürkçe tanrı kelimesini türk milletinin dilinden sökmeye çalışırken yine farsça huda kelimesini sakıncalı görmemek tam olarak siyasi bir duruştur. dinin anadilde yaşanmasına karşı çıkmak, ülkemizde son yıllarda sıkça başvurulan din istismarına da kapı açar. bazı çevrelerin kuran'ın insanlar tarafından anlaşılmasını "sen okuma,okusan da anlamazsın,sapıtırsın" gibi söylemlerle tehlikeli göstermelerinin sebebi, zümer suresi 3. ayeti olsa gerek. çünkü bu ayette yüce yaratan bizlere çok önemli bir uyarıda bulunmaktadır.
"dikkat edin! gerçek din, sadece allah'a mahsusdur. ondan başkasını kendilerine dostlar edinenler ise: biz onlara sadece bizi allah'a daha fazla yakınlaştırsınlar diye tapıyoruz derler."
bu size bir şeyleri yada birilerini hatırlatmış olabilir...
bizler bugün malesef konuştuğu cümlelere ingilizce kelimeler serpiştirerek modern görünmeye çalışanlarla, konuştuğu cümlelere arapça kelimeler serpiştirerek dindar görünmeye çalışanlar arasında türkçe konuşma savaşı vermekteyiz.
milletimiz anladığı dilde tanrı ile iletişim kurduğunda, anladığı dilde namaza çağırıldığında, tanrı sözlerini anlamadıkları bir dilde sevap kazanmak için değil, anladıkları dilde "anlamak" için okuduğunda önce kendini sonra geleceğini kurtaracaktır prangalardan.
"göklerin ve yerin yaratılması ile dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da allah'ın delillerindendir. şüphesiz bunda bilenler için elbette alınacak dersler vardır." (rum,22)
tanrı esenliği üstünüze olsun...
edit: pek dindar bir adam sayılmam. sadece konuya ilgiliyim.
milliyetçi olduğumu da düşünebilirsiniz.
fakat unutmayın milliyetçilik iç güdüsel bir olaydır.
burada milliyetçilik yaptıysam bile bu ofansif değil defansif bir milliyetçiliktir.
yani din üzerinden yapılan arap ırkçılığına karşı kendimi savundum sadece.
devamını gör...
severus snape
hogwarts'taki öğrencilik yıllarında zorbalığa maruz kalmış kişidir.
--! spoiler !--
james potter ve arkadaşları*** severus snape'le uğraşıp herkesin içerisinde snape'i küçük düşürürler, zorbalık yaparlar. sevdiği kadın* james'i seçer. snape yapayalnız kalır.
kötü ve zorlu geçen çocukluk ve gençlik yıllarının etkisindeki snape güç kazanmak için karanlık tarafı seçer. lord voldemort'a kehaneti anlatır fakat lily evans'ı öldürmemesini ister. sevdiği kadın voldemort tarafından sonsuza kadar elinden alınınca hogwarts'a geri döner.
yıllar sonra harry potter hogwarts'a gelir. gözlerini annesinden alan harry'ye her baktığında snape'in aklına geçmişte yaptığı ve değiştiremeyeceği hataları, sahip olamadığı ve olamayağı geleceği ve sevdiği kadın* gelir.
harry hogwarts'a geldiği ilk günden itibaren snape'i düşman beller. quidditch maçında snape harry'nin asasındaki büyüyü kaldırmaya çalışmasına rağmen harry snape'e iftira atar. harry gerçeği öğrenmesine rağmen snape'ten özür bile dilemez.
james ve harry potter'ın kendisine yaptıkları tüm kötülüklere rağmen snape sevdiği kadının oğlunun hayatını kurtarmak için yıllarca voldemort gibi birinin gözünün içine baka baka yalan söyler. albus dumbledore'u öldürür.* sonunda öleceğini bile bile voldemort'a kazık atıp harry'nin hayatını kurtarır.
--! spoiler !--
- "after all this time?"
+ "always."
--! spoiler !--
james potter ve arkadaşları*** severus snape'le uğraşıp herkesin içerisinde snape'i küçük düşürürler, zorbalık yaparlar. sevdiği kadın* james'i seçer. snape yapayalnız kalır.
kötü ve zorlu geçen çocukluk ve gençlik yıllarının etkisindeki snape güç kazanmak için karanlık tarafı seçer. lord voldemort'a kehaneti anlatır fakat lily evans'ı öldürmemesini ister. sevdiği kadın voldemort tarafından sonsuza kadar elinden alınınca hogwarts'a geri döner.
yıllar sonra harry potter hogwarts'a gelir. gözlerini annesinden alan harry'ye her baktığında snape'in aklına geçmişte yaptığı ve değiştiremeyeceği hataları, sahip olamadığı ve olamayağı geleceği ve sevdiği kadın* gelir.
harry hogwarts'a geldiği ilk günden itibaren snape'i düşman beller. quidditch maçında snape harry'nin asasındaki büyüyü kaldırmaya çalışmasına rağmen harry snape'e iftira atar. harry gerçeği öğrenmesine rağmen snape'ten özür bile dilemez.
james ve harry potter'ın kendisine yaptıkları tüm kötülüklere rağmen snape sevdiği kadının oğlunun hayatını kurtarmak için yıllarca voldemort gibi birinin gözünün içine baka baka yalan söyler. albus dumbledore'u öldürür.* sonunda öleceğini bile bile voldemort'a kazık atıp harry'nin hayatını kurtarır.
--! spoiler !--
- "after all this time?"
+ "always."
devamını gör...
kubital tünel sendromu
parmak ucunda karıncalanmayla başlayan tüm koluma yayılan nörolojik rahatsızlık.hayat standardını düşürür.öldürmez,bunaltır.aylarca mücadele ettim,daha iyiyim.tamamen geçmeyen,ara ara yoklayan hastalık.
devamını gör...

