doğum kontrol hapı
bir doğum kontrol yöntemi.
genellikle bir kutusunun içerisinde 21 tane vardır ve 7 gün ara verilerek kullanılır. bazı kutularda ise 28 adet bulunur. 7 adeti vitamin ve gıda takviyesi içerikli ilaçlardır.
bu doğum kontrol yöntemi kişiyi yalnızca gebeliğe karşı korurken cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı koruma sağlamaz.
düzenli kullanımda koruyuculuğu çok yüksektir.* zamanında alınmayan doğum kontrol hapının iki hapı aynı anda içmek anlamına gelse bile içilmesi tavsiye edilir. *
doğum kontrolü yanında polikistikover sendromu ve kadınlarda aşırı kıllanma durumları başta olmak üzere hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır.
bu minicik hapı eskiden devlet karşılamakta iken geldiğimiz noktada hastalık tedavisi için dahi olsa karşılamamakta. (geçtiğimiz aylarda bir kutu yasmin 40 tl civarındaydı) bu durumu devletin doğum kontrolü politikasının ipucu olarak görebiliriz sanırım.
tüm bunların yanında doğum kontrol hapı kadının gebeliğini planlayabilmesi, erken ve istenmeyen gebeliklerin önüne geçilmesi açısından kadının çalışma hayatına ve sosyal hayata katılımı açısından devrim niteliğinde bir çalışma olmuştur. kendisine teşekkürü borç biliriz.
genellikle bir kutusunun içerisinde 21 tane vardır ve 7 gün ara verilerek kullanılır. bazı kutularda ise 28 adet bulunur. 7 adeti vitamin ve gıda takviyesi içerikli ilaçlardır.
bu doğum kontrol yöntemi kişiyi yalnızca gebeliğe karşı korurken cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı koruma sağlamaz.
düzenli kullanımda koruyuculuğu çok yüksektir.* zamanında alınmayan doğum kontrol hapının iki hapı aynı anda içmek anlamına gelse bile içilmesi tavsiye edilir. *
doğum kontrolü yanında polikistikover sendromu ve kadınlarda aşırı kıllanma durumları başta olmak üzere hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır.
bu minicik hapı eskiden devlet karşılamakta iken geldiğimiz noktada hastalık tedavisi için dahi olsa karşılamamakta. (geçtiğimiz aylarda bir kutu yasmin 40 tl civarındaydı) bu durumu devletin doğum kontrolü politikasının ipucu olarak görebiliriz sanırım.
tüm bunların yanında doğum kontrol hapı kadının gebeliğini planlayabilmesi, erken ve istenmeyen gebeliklerin önüne geçilmesi açısından kadının çalışma hayatına ve sosyal hayata katılımı açısından devrim niteliğinde bir çalışma olmuştur. kendisine teşekkürü borç biliriz.
devamını gör...
türkiye iş bankası kültür yayınları
modern klasikler dizisi ile harika bir iş yapmışlar.
1. sineklerin tanrısı - william golding
2. bilinmeyen bir adanın öyküsü* - jose saramago
3. otomatik portakal - anthony burgess
4. casus - joseph conrad
5. korku vadisi - arthur conan doyle
6. vahşetin çağrısı - jack london
7. aforizmalar - franz kafka
8. kopyalanmış adam* - jose saramago
9. dört oyun - bernard shaw
10. beyaz diş - jack london
11. üç örnek öykü ve bir önsöz - miguel de unamuno
12. dörtlerin yemini - arthur conan doyle
13. a.b.d. 42. enlem - john dos passos
14. üç büyük usta: balzac - dickens - dostoyevski - stefan zweig
15. kendileriyle savaşanlar: hölderlin - kleist - nietzsche - stefan zweig
16. oda müziği - james joyce
17. küskün kahvenin türküsü - carson mccullers
18. kendi hayatının şiirini yazanlar: casanova -stendhal - tolstoy - stefan zweig
19. bahçede eğlence - katherine mansfield
20. a.b.d. 2 - 1919 - john dos passos
21. satranç - stefan zweig
22. bilinmeyen bir kadının mektubu - stefan zweig
23. demir ökçe - jack london
24. mozart ve deyyuslar - anthony burgess
25. çocuksu bir şey - katherine mansfield
26. dönüşüm - franz kafka
27. kule - william golding
28. ermiş - halil cibran
29. altın gözde yansımalar - carson mccullers
30. bir yazarın günlüğü - virginia woolf
31. deniz kurdu - jack london
32. kum ve köpük - halil cibran
33. huckleberry finn'in maceraları - mark twain
34. martı - anton çehov
35. vanya dayı - anton çehov
36. bir hanımefendinin portresi - henry james
37. çocukluğum - maksim gorki
38. martin eden - jack london
39. ayaktakımı arasında - maksim gorki
40. bütün şiirlerinden seçmeler - rainer maria rilke
41. bir elin sesi var - anthony burgess
42. yirmi aşk şiiri ve umutsuz bir şarkı - pablo neruda
43. şato - franz kafka
44. yıldız gezgini - jack london
45. meczup - halil cibran
46. küçük burjuvalar - maksim gorki
47. genç bir doktorun anıları - mihail bulgakov
48. gitanjali ilahiler - rabindranath tagore
49. dava - franz kafka
50. ben, claduis - robert graves
51. ellerin zamanlarla dolu - paul celan
52. bir kadının yaşamından yirmi dört saat - stefan zweig
53. deniz feneri - virginia woolf
54. piramit - william golding
55. karmaşık duygular - stefan zweig
56. gog (i-iii) - giovanni papini
57. korku - stefan zweig
58. ölümcül yumurtalar - mihail bulgakov
59. çatal dil - william golding
60. ekmeğimi kazanırken - maksim gorki
61. yakıcı sır - stefan zweig
62. dr. jekyll ile bay hyde - robert louis stevenson
63. muhteşem gatsby - f. scott fitzgerald
64. köpek kalbi - mihail bulgakov
65. gömülü şamdan - stefan zweig
66. olağanüstü bir gece - stefan zweig
67. gezgin - halil cibran
68. benim üniversitelerim - maksim gorki
69. mürebbiye - stefan zweig
70. tanrı claudius - robert graves
71. üç kız kardeş - anton çehov
72. ay'a yolculuk - jules verne
73. doktor hastalandı - anthony burgess
74. tom sawyer'in maceraları - mark twain
75. felice'ye mektuplar - franz kafka
76. vişne bahçesi - anton çehov
77. boyalı peçe - w. somerset maugham
78. feniçka - lou andreas-salomé
79. serbest düşüş - william golding
80. ceza kolonisinde ve diğer öyküler - franz kafka
81. amerika - franz kafka
82. babaya mektup - franz kafka
83. arayışlar - lou andreas-salomé
84. dalgalar - virginia woolf
85. kısa öykünün büyük ustaları - kolektif
86. ermişin bahçesi - halil cibran
87. amok koşucusu - stefan zweig
88. clarissa - stefan zweig
89. define adası - robert louis stevenson
90. bir çöküşün öyküsü - stefan zweig
91. anne frank'in hatıra defteri - anne frank
92. doktor ox’un deneyi - jules verne
93. yalnız bir avcıdır yürek - carson mccullers
94. seksen günde dünya gezisi - jules verne
95. insanın esareti - w. somerset maugham
96. mutlu prens - oscar wilde
97. alice harikalar diyarında - lewis carroll
98. ay işığı sokağı - stefan zweig
99. pinokyo - carlo collodi
100. doktor moreau’nun adası -h. g. wells
101. duvarcı ustası don gesualdo - giovanni verga
102. altıncı koğuş - anton çehov
103. lord jim - joseph conrad
104. mecburiyet - stefan zweig
105. artamonovlar - maksim gorki
106. görünür karanlık - william golding
107. zaman makinesi -h. g. wells
108. ottla’ya ve aileye mektuplar - franz kafka
109. ruth - lou andreas-salomé
110. zacharius usta - jules verne
111. bir kuzey macerası - jack london
112. geçmişe yolculuk - stefan zweig
113. leonardo'nun yahuda’sı - leo perutz
114. usta ile margarita - mihail bulgakov
115. üç yıl - anton çehov
116. kızıl - stefan zweig
117. bir safdilinin hatıra defteri - arkadi averçenko
118. kırık kanatlar - halil cibran
119. lyon'da düğün - stefan zweig
120. rahel tanrı'yla hesaplaşıyor - stefan zweig
121. şeytanın günlüğü - leonid andreyev
122. patlayan kuyrukluyıldızlar - ekspresyonist öyküler - kolektif
123. ceberut martin - william golding
124. şeytan tozu - leo perutz
125. bozkır (bir yolculuk hikâyesi) - anton çehov
126. oz büyücüsü - l. frank baum
127. adem'den once - jack london
128. istanbul treni - graham greene
129. ateş yakmak - jack london
130. yahuda iskariot - leonid andreyev
131. homeros’un kızı - robert graves
132. meselenin özü - graham greene
133. kadransız saat - carson mccullers
134. hayatım - bir taşralının hikâyesi - anton çehov
135. kızıl kahkaha - leonid andreyev
136. dünyalar savaşı -h. g. wells
137. peter pan - j. m. barrie
138. uyanış - kate chopin
139. canavar - stephen crane
140. insanlığın yıldızının yükseldiği anlar - stefan zweig
141. denizler altında yirmi bin fersah - jules verne
142. küçük kadınlar - louisa may alcott
143. kassandra - christa wolf
144. hayatın mucizeleri - stefan zweig
145. buzullar arasında bir kış - jules verne
146. olalla - robert louis stevenson
147. benjamin button'ın tuhaf hikayesi - f. scott fitzgerald
148. gizli bahçe - frances hodgson burnett
149. baraganın dikenleri - panait istrati
150. karanlığın yüreği - joseph conrad
151. dokuzla dokuz arasında - leo perutz
152. kızıl veba - jack london
153. aşkın sonu - graham greene
154. ay ve altı peni - w. somerset maugham
155. kara keşiş - anton çehov
156. sarı odanın esrarı - gaston leroux
157. küçük prens - antoine de saint-exupery
158. geriye bakış 2000’den 1887’ye - edward bellamy
159. bir zanaatla beklenmedik karşılaşma - stefan zweig
160. sokak kızı maggie bir new york hikayesi - stephen crane
161. aelita - aleksey nikolayeviç tolstoy
162. kira kiralina - panait istrati
163. 1984 - george orwell
164. hayvan çiftliği - george orwell
1. sineklerin tanrısı - william golding
2. bilinmeyen bir adanın öyküsü* - jose saramago
3. otomatik portakal - anthony burgess
4. casus - joseph conrad
5. korku vadisi - arthur conan doyle
6. vahşetin çağrısı - jack london
7. aforizmalar - franz kafka
8. kopyalanmış adam* - jose saramago
9. dört oyun - bernard shaw
10. beyaz diş - jack london
11. üç örnek öykü ve bir önsöz - miguel de unamuno
12. dörtlerin yemini - arthur conan doyle
13. a.b.d. 42. enlem - john dos passos
14. üç büyük usta: balzac - dickens - dostoyevski - stefan zweig
15. kendileriyle savaşanlar: hölderlin - kleist - nietzsche - stefan zweig
16. oda müziği - james joyce
17. küskün kahvenin türküsü - carson mccullers
18. kendi hayatının şiirini yazanlar: casanova -stendhal - tolstoy - stefan zweig
19. bahçede eğlence - katherine mansfield
20. a.b.d. 2 - 1919 - john dos passos
21. satranç - stefan zweig
22. bilinmeyen bir kadının mektubu - stefan zweig
23. demir ökçe - jack london
24. mozart ve deyyuslar - anthony burgess
25. çocuksu bir şey - katherine mansfield
26. dönüşüm - franz kafka
27. kule - william golding
28. ermiş - halil cibran
29. altın gözde yansımalar - carson mccullers
30. bir yazarın günlüğü - virginia woolf
31. deniz kurdu - jack london
32. kum ve köpük - halil cibran
33. huckleberry finn'in maceraları - mark twain
34. martı - anton çehov
35. vanya dayı - anton çehov
36. bir hanımefendinin portresi - henry james
37. çocukluğum - maksim gorki
38. martin eden - jack london
39. ayaktakımı arasında - maksim gorki
40. bütün şiirlerinden seçmeler - rainer maria rilke
41. bir elin sesi var - anthony burgess
42. yirmi aşk şiiri ve umutsuz bir şarkı - pablo neruda
43. şato - franz kafka
44. yıldız gezgini - jack london
45. meczup - halil cibran
46. küçük burjuvalar - maksim gorki
47. genç bir doktorun anıları - mihail bulgakov
48. gitanjali ilahiler - rabindranath tagore
49. dava - franz kafka
50. ben, claduis - robert graves
51. ellerin zamanlarla dolu - paul celan
52. bir kadının yaşamından yirmi dört saat - stefan zweig
53. deniz feneri - virginia woolf
54. piramit - william golding
55. karmaşık duygular - stefan zweig
56. gog (i-iii) - giovanni papini
57. korku - stefan zweig
58. ölümcül yumurtalar - mihail bulgakov
59. çatal dil - william golding
60. ekmeğimi kazanırken - maksim gorki
61. yakıcı sır - stefan zweig
62. dr. jekyll ile bay hyde - robert louis stevenson
63. muhteşem gatsby - f. scott fitzgerald
64. köpek kalbi - mihail bulgakov
65. gömülü şamdan - stefan zweig
66. olağanüstü bir gece - stefan zweig
67. gezgin - halil cibran
68. benim üniversitelerim - maksim gorki
69. mürebbiye - stefan zweig
70. tanrı claudius - robert graves
71. üç kız kardeş - anton çehov
72. ay'a yolculuk - jules verne
73. doktor hastalandı - anthony burgess
74. tom sawyer'in maceraları - mark twain
75. felice'ye mektuplar - franz kafka
76. vişne bahçesi - anton çehov
77. boyalı peçe - w. somerset maugham
78. feniçka - lou andreas-salomé
79. serbest düşüş - william golding
80. ceza kolonisinde ve diğer öyküler - franz kafka
81. amerika - franz kafka
82. babaya mektup - franz kafka
83. arayışlar - lou andreas-salomé
84. dalgalar - virginia woolf
85. kısa öykünün büyük ustaları - kolektif
86. ermişin bahçesi - halil cibran
87. amok koşucusu - stefan zweig
88. clarissa - stefan zweig
89. define adası - robert louis stevenson
90. bir çöküşün öyküsü - stefan zweig
91. anne frank'in hatıra defteri - anne frank
92. doktor ox’un deneyi - jules verne
93. yalnız bir avcıdır yürek - carson mccullers
94. seksen günde dünya gezisi - jules verne
95. insanın esareti - w. somerset maugham
96. mutlu prens - oscar wilde
97. alice harikalar diyarında - lewis carroll
98. ay işığı sokağı - stefan zweig
99. pinokyo - carlo collodi
100. doktor moreau’nun adası -h. g. wells
101. duvarcı ustası don gesualdo - giovanni verga
102. altıncı koğuş - anton çehov
103. lord jim - joseph conrad
104. mecburiyet - stefan zweig
105. artamonovlar - maksim gorki
106. görünür karanlık - william golding
107. zaman makinesi -h. g. wells
108. ottla’ya ve aileye mektuplar - franz kafka
109. ruth - lou andreas-salomé
110. zacharius usta - jules verne
111. bir kuzey macerası - jack london
112. geçmişe yolculuk - stefan zweig
113. leonardo'nun yahuda’sı - leo perutz
114. usta ile margarita - mihail bulgakov
115. üç yıl - anton çehov
116. kızıl - stefan zweig
117. bir safdilinin hatıra defteri - arkadi averçenko
118. kırık kanatlar - halil cibran
119. lyon'da düğün - stefan zweig
120. rahel tanrı'yla hesaplaşıyor - stefan zweig
121. şeytanın günlüğü - leonid andreyev
122. patlayan kuyrukluyıldızlar - ekspresyonist öyküler - kolektif
123. ceberut martin - william golding
124. şeytan tozu - leo perutz
125. bozkır (bir yolculuk hikâyesi) - anton çehov
126. oz büyücüsü - l. frank baum
127. adem'den once - jack london
128. istanbul treni - graham greene
129. ateş yakmak - jack london
130. yahuda iskariot - leonid andreyev
131. homeros’un kızı - robert graves
132. meselenin özü - graham greene
133. kadransız saat - carson mccullers
134. hayatım - bir taşralının hikâyesi - anton çehov
135. kızıl kahkaha - leonid andreyev
136. dünyalar savaşı -h. g. wells
137. peter pan - j. m. barrie
138. uyanış - kate chopin
139. canavar - stephen crane
140. insanlığın yıldızının yükseldiği anlar - stefan zweig
141. denizler altında yirmi bin fersah - jules verne
142. küçük kadınlar - louisa may alcott
143. kassandra - christa wolf
144. hayatın mucizeleri - stefan zweig
145. buzullar arasında bir kış - jules verne
146. olalla - robert louis stevenson
147. benjamin button'ın tuhaf hikayesi - f. scott fitzgerald
148. gizli bahçe - frances hodgson burnett
149. baraganın dikenleri - panait istrati
150. karanlığın yüreği - joseph conrad
151. dokuzla dokuz arasında - leo perutz
152. kızıl veba - jack london
153. aşkın sonu - graham greene
154. ay ve altı peni - w. somerset maugham
155. kara keşiş - anton çehov
156. sarı odanın esrarı - gaston leroux
157. küçük prens - antoine de saint-exupery
158. geriye bakış 2000’den 1887’ye - edward bellamy
159. bir zanaatla beklenmedik karşılaşma - stefan zweig
160. sokak kızı maggie bir new york hikayesi - stephen crane
161. aelita - aleksey nikolayeviç tolstoy
162. kira kiralina - panait istrati
163. 1984 - george orwell
164. hayvan çiftliği - george orwell
devamını gör...
kitaplıktaki en kıymetli kitap
"en" kıymetli diye sınıflandıramam ama 1968 basım "nazım hikmet'in kemal tahir'e mektupları" isimli kitap diğerlerinden ayrı bir yerde duruyor. tabii bir de ilk kitapların eski basımları var. ilk tarihi roman ilk psikolojik roman denemesi gibi. 1948'den kalan kitap örneğin nasıl gözüm gibi bakmam?
devamını gör...
insanı yoran şeyler
fazla düşünmek. bir hiç için bunca gürültü, ne yazık.
devamını gör...
sebk-i hindi akımı
sebk-i hindî; iran, hindistan, afganistan, türkiye, azerbaycan ve tacikistan gibi ülkelerin edebiyatlarında birkaç asır etkisini göstermiş bir edebî üsluptur.
sebk-i hindî, daha önceki dönemlerin üsluplarında (klasik, mahalli üslup) kullanılan çoğu unsuru da içerdiği için onlardan kesin çizgilerle ayrılamamıştır. bu sebeple de ne zaman başladığı ve ilk temsilcilerinin kimler olduğu konusunda farklı görüşler ortaya çıkmıştır.
sebk-i hindî’nin ortaya çıkışı ve gelişimiyle ilgili pek çok sosyal, siyasi ve edebî etkenden söz edilir. iran ve hindistan arasındaki tarihsel ilişkiler, safeviler dönemindeki şiilik anlayışının dışlayıcı tutumu, hindistan’daki hint ve türk yöneticilerin başta şiir olmak üzere güzel sanatlara yaklaşımı sebk-i hindî’nin gelişimini etkileyen sebepler arasında sıralanır.
sebk-i hindî’nin oluşmasına sebep olan etkenlerin en önemlisi, safeviler döneminde yöneticilerin, şiiliğin aşırı yorumunu benimseyerek diğer mezheplere mensup şairlere ilgi göstermemeleridir. bu da şairlerin kendileriyle daha fazla ilgilenen hindistan’daki türk hükümdarlarının muhitlerine göç etmeleri sonucunu doğurmuştur.
sebk-i hindî tek koldan değil üç koldan gelişmiştir. bu kollar; iran kolu, ısfahan kolu ve ifrati kol olarak isimlendirilmiştir.
sebk-i hindî, türk şairleri arasında büyük bir rağbet gör mesine rağmen iran şairleri tarafından zamanla terk edilmiş, hindistan’dan gelen yabancı bir tarz olarak değerlendirilmiştir. bu üslubun temsilcilerinden saib ve şevket, bilmece söyledikleri gerekçesiyle eleştirilmişlerdir.
iran’da doğup hindistan’da gelişen ve afganistan’da da kabul gören sebk-i hindî, xvıı. yüzyıldan iti baren anadolu’da gelişen türk edebiyatını da etkilemiştir ve pek çok şair bu üslupla şiirler yazmıştır.
türk şairle rini en çok etkileyen ve örnek alınan şairler saib-i tebrizî, şevket-i buharî, urfî-yi şirazî, talib-i amulî ve kelîm-i kâşanî’dir. hatta şevket-i buharî, iran ve hindistan’dan çok, osmanlı toprakların da tanınmıştır.
bu üslubun divan şiirindeki en önemli temsilcileri olarak da xvıı. yüzyılda nailî, neşatî ve fehim-i kadîm; xvııı. yüzyılda ise şeyh galip sayılabilir.
ancak, şiirinde hint üslubunun birkaç özelliğini toplayan her şairi sebk-i hindî’nin temsilcisi saymak yanlış olur. zira zarif, nazik, ince bir dil; anlamda derinlik, hayallerde incelik devrin genel özelliğidir. tasavvuf ve ıstırap da pek çok şairde vardır. mesela; nef’î’nin şiirlerinde bu özelliklerin çoğu vardır.
sebk-i hindî’de diğer üsluplara göre daha girift bir anlam söz konusudur. bu giriftlik ise anlamdaki derinlik ve genişlikten kaynaklanmaktadır.
ol âşık-ı pâkiz ki serâ-perde-i ismet
âlûde-i hûn-ı dil olan dâmenimüzdür
(biz, o temiz âşığız ki, günahsızlık perdesi bizim gönül kanına bulaşmış olan eteğimizdir.)
sebk-i hindî şiirinde anlam bu derece genişleyip derinleştikçe hayal unsurları önem kazanmıştır. zira anlam derine indikçe gerçeğin anlatılması sınırlı kalmış ve yeterli olmamaya başlamıştır. işte bu noktadan sonra hayal unsurları devreye girmiş ve böylece de şiirde muhayyile kuvvet kazanmıştır. soyut kavramların somut kavramlarla birleştirilmesi söz konusu olmuştur. bu da insan mantığını zorlamış ve bu şekilde kurulan hayallerin insan zihninde canlandırılması da zorlaşmıştır.
bu üslupta, yaşanılan çevreden ve günlük hayattan uzaklaşılmış; insanın dış dünyasından çok, iç dünyasına yönelinmiştir. şiirde derinleşen, genişleyen ve giriftleşen mananın altında insan ruhunun ıstırabı ortaya çıkmaktadır.
sebk-i hindî şiirinin konusu ıstıraptır. ıstırabın verdiği acı ve üzüntüler, bu üzüntülerden dolayı insan ruhunun çırpınışları ve çalkantıları hemen hemen bütün sebk-i hindî şairlerinin rağbet ettikleri ve şiirlerinde inceden inceye işledikleri konulardır. şiirde yoğun bir şekilde karamsarlık havası hissedilmektedir.
hint üslubundaki anlam derinliği ve hayal enginliği eskiden beri kullanılagelen mazmunları yetersiz kılmıştır. şiirin konusu değişip insan ruhunun derinliklerine inildikçe, muhayyile genişledikçe yeni mazmunlara ihtiyaç duyulmuştur. böylece şairler ya eskiden kullanılmış olan mazmunları biraz daha geliştirerek farklı boyutlara taşımışlar ya da yeni mazmunlar arayıp bulmuşlardır.
aşağıdaki beyitte ifade edildiği tarzda kirpiklerin saz çalıp yan bakışın şarkı söylemesi nailî’ye kadar hiçbir şairde rastlanmamış bir mazmundur:
leb-i şûh-ı nigâh-ı çeşmün oldukça terennüm-sâz
eder her cünbiş-i müjgânı bir nakş-ı füsûn peydâ
(gözünün yan bakışının şuh dudağı şarkı söyleme ye başladıkça, kirpiklerinin her kıpırdanışı sihirli bir beste ortaya çıkarır.)
hint üslubunun en önemli özelliklerinden biri de şiirde tasavvufun çok geniş bir şekilde yer almasıdır. şairler, ruhlarındaki ıstırap, acı ve çalkantıları dindirmek için çareyi tasavvufa sığınmakta bulmuşlar ve bu sebeple de şiirlerinde tasavvuf sembolizmini kullanmışlardır.
ancak, tasavvufu amaç olarak görmemişler, sadece söylemek istediklerini daha rahat ifade edebilmek için bir araç olarak kullanmışlardır. mısralar arasındaki tasavvufi örüntüyü çözmek bazen mümkün olduğu hâlde çoğu zaman oldukça zordur.
türk edebiyatında sebk-i hindî’yi şiirlerinde ustaca işleyen fehim-i kadîm’in aşağıdaki beytinde de bulunan tasavvufi özellikleri anlayabilmek ve açıklayabilmek için, tasavvuf terimlerinden biri olan “hayret” kelimesinin “şaşkınlık, müridin, sâlikin zuhur eden tecelliler karşısında düşmüş olduğu ruhi durum ve tasavvufta bir merhale” manasına geldiğini bilmek gerekir:
figân kim câme-i ömrüm kabâ-yı hayret olmışdur
girîbân-ı hayâtum çâk-i dest-i firkat olmışdur
(ömrümün elbisesi, hayret cübbesi hâline geldiği ve hayatımın yakası ayrılık eliyle yırtıldığından dolayı feryât!)
bu beyitte geçen “câme-i ömrüm, kabâ-yı hayret, girîbân-ı hayat, çâk-i dest-i firkat” tamlamalarında hint üslubunun bir başka özelliği görülür. soyut kavramlar ile somut nesneler ve varlıklar arasında ilişki kurarak imgeler oluşturmak, hint üslubunun önemli özelliklerindendir.
hint tarzında mübalağa sanatı da önemli bir yer tutar. aslında mübalağa, edebiyatta eskiden beri kullanılan bir edebî sanattır. ancak sebk-i hindî’de bunun daha fazla önem kazanması, mübalağanın hem derecesinin artmasından hem de çok fazla kullanılmasından kaynaklanmaktadır.
insan mantığını zorlayan hayal genişliği ve sınırsızlığı, şairlerin mübalağa sanatını çok kullanmalarına sebep olmuştur. hayalî unsurların mübalağalı bir şekilde anlatılması, insan zihnindeki müphemliği daha da fazlalaştırmış, sebk-i hindî şiirini büsbütün anlaşılmaz hâle getirmiştir.
etdik o kadar ref’-i ta’ayyün ki neşâtî
âyîne-i pür-tâb-ı mücellâda nihânuz
(ey neşatî, biz görünmeyi, yani varlığı öylesine ortadan kaldırdık ki cilalı parlak aynada bile görünmez hâle geldik.)
sebk-i hindî şairlerinin, mübalağa sanatının yanı sıra en çok kullandıkları sanatlardan biri de tezattır. özellikle manevi tezat söz konusudur.
aşağıdaki beyitte saç, hem ayaklar altında çiğnenip yerlerde sürünmekte hem de güneş topunu yakalamaktadır. yani en alçak seviyede iken en yüksek mertebeye ulaşmaktadır.
ey nailî o turra ki çevgân-ı fitnedir
pâmâl iken rubûdesidir gûy-ı âfitâb
(ey nailî! o kıvrım kıvrım olan saç bir fitne çevgânıdır. ayaklar altında sürünürken bile güneş topunu yakalar.)
mananın çok büyük önem kazandığı sebk-i hindî şiirinde söz ikinci planda kalmıştır. şairler söz güzelliği için anlamdan feragat etmemişler; bunun aksine anlamı derinleştirmek için zaman zaman sözden feragat etmişlerdir.
hint tarzı şiirlerde dil; ince, nazik ve süslüdür. bu tarzda kelimeler özenle seçilmiş, aynı anlamı veren kelimelerin en ince ve zarif olanı tercih edilmiştir. nailî, şu beytinde ince ve süslü anlatımının güzel örneklerinden birini vermiştir:
tâ cilve-geh-i berk-ı belâ hırmenimüzdür
hâkister-i dûzah çemen-i gülşenimüzdür
(harman, bela şimşeğinin cilve ettiği yer olunca, cehennem külü bizim gül bahçemizin çimenliğidir.)
berk (şimşek), duzah (cehennem), gülşen (gül bahçesi) gibi kırmızı rengi hatırlatan kelimelerin bir arada kullanıldığı beyitte şair, çok büyük belalarla, sıkıntılarla, zorluklarla karşılaştığını, bunların yanında cehennemde karşılaşılacak azabın küçük ve ehemmiyetsiz olacağını anlatmak istemiş ve bunu da ince, zarif ve süslü bir dille ifade etmiştir.
hint üslubunda, nasıl ki hayaller genişleyip anlamlar derinleştikçe mevcut mazmunlar yetersiz kalmış ve yerine yeni mazmunlar bulmak gerekmişse, dilde de kelimelerde bir kifayetsizlik ortaya çıkmış ve yeni kelimeler arayıp bulmak lüzumu hasıl olmuştur.
bunun için de şairler ya o zamana kadar hiç kullanılmamış yeni kelimeler bulmuşlar ya da halkın günlük konuşmasında yer alıp şiirde kullanılmayan kelime ve deyimleri şiire sokmuşlardır.
yeni hayalleri dillendirmek için şairler zincirleme tamlamalar kullanmayı tercih etmişlerdir. özellikle farsça kelimelerle yapılan zincirleme tamlamalar çok kullanılmıştır.
sebk-i hindî, daha önceki dönemlerin üsluplarında (klasik, mahalli üslup) kullanılan çoğu unsuru da içerdiği için onlardan kesin çizgilerle ayrılamamıştır. bu sebeple de ne zaman başladığı ve ilk temsilcilerinin kimler olduğu konusunda farklı görüşler ortaya çıkmıştır.
sebk-i hindî’nin ortaya çıkışı ve gelişimiyle ilgili pek çok sosyal, siyasi ve edebî etkenden söz edilir. iran ve hindistan arasındaki tarihsel ilişkiler, safeviler dönemindeki şiilik anlayışının dışlayıcı tutumu, hindistan’daki hint ve türk yöneticilerin başta şiir olmak üzere güzel sanatlara yaklaşımı sebk-i hindî’nin gelişimini etkileyen sebepler arasında sıralanır.
sebk-i hindî’nin oluşmasına sebep olan etkenlerin en önemlisi, safeviler döneminde yöneticilerin, şiiliğin aşırı yorumunu benimseyerek diğer mezheplere mensup şairlere ilgi göstermemeleridir. bu da şairlerin kendileriyle daha fazla ilgilenen hindistan’daki türk hükümdarlarının muhitlerine göç etmeleri sonucunu doğurmuştur.
sebk-i hindî tek koldan değil üç koldan gelişmiştir. bu kollar; iran kolu, ısfahan kolu ve ifrati kol olarak isimlendirilmiştir.
sebk-i hindî, türk şairleri arasında büyük bir rağbet gör mesine rağmen iran şairleri tarafından zamanla terk edilmiş, hindistan’dan gelen yabancı bir tarz olarak değerlendirilmiştir. bu üslubun temsilcilerinden saib ve şevket, bilmece söyledikleri gerekçesiyle eleştirilmişlerdir.
iran’da doğup hindistan’da gelişen ve afganistan’da da kabul gören sebk-i hindî, xvıı. yüzyıldan iti baren anadolu’da gelişen türk edebiyatını da etkilemiştir ve pek çok şair bu üslupla şiirler yazmıştır.
türk şairle rini en çok etkileyen ve örnek alınan şairler saib-i tebrizî, şevket-i buharî, urfî-yi şirazî, talib-i amulî ve kelîm-i kâşanî’dir. hatta şevket-i buharî, iran ve hindistan’dan çok, osmanlı toprakların da tanınmıştır.
bu üslubun divan şiirindeki en önemli temsilcileri olarak da xvıı. yüzyılda nailî, neşatî ve fehim-i kadîm; xvııı. yüzyılda ise şeyh galip sayılabilir.
ancak, şiirinde hint üslubunun birkaç özelliğini toplayan her şairi sebk-i hindî’nin temsilcisi saymak yanlış olur. zira zarif, nazik, ince bir dil; anlamda derinlik, hayallerde incelik devrin genel özelliğidir. tasavvuf ve ıstırap da pek çok şairde vardır. mesela; nef’î’nin şiirlerinde bu özelliklerin çoğu vardır.
sebk-i hindî’de diğer üsluplara göre daha girift bir anlam söz konusudur. bu giriftlik ise anlamdaki derinlik ve genişlikten kaynaklanmaktadır.
ol âşık-ı pâkiz ki serâ-perde-i ismet
âlûde-i hûn-ı dil olan dâmenimüzdür
(biz, o temiz âşığız ki, günahsızlık perdesi bizim gönül kanına bulaşmış olan eteğimizdir.)
sebk-i hindî şiirinde anlam bu derece genişleyip derinleştikçe hayal unsurları önem kazanmıştır. zira anlam derine indikçe gerçeğin anlatılması sınırlı kalmış ve yeterli olmamaya başlamıştır. işte bu noktadan sonra hayal unsurları devreye girmiş ve böylece de şiirde muhayyile kuvvet kazanmıştır. soyut kavramların somut kavramlarla birleştirilmesi söz konusu olmuştur. bu da insan mantığını zorlamış ve bu şekilde kurulan hayallerin insan zihninde canlandırılması da zorlaşmıştır.
bu üslupta, yaşanılan çevreden ve günlük hayattan uzaklaşılmış; insanın dış dünyasından çok, iç dünyasına yönelinmiştir. şiirde derinleşen, genişleyen ve giriftleşen mananın altında insan ruhunun ıstırabı ortaya çıkmaktadır.
sebk-i hindî şiirinin konusu ıstıraptır. ıstırabın verdiği acı ve üzüntüler, bu üzüntülerden dolayı insan ruhunun çırpınışları ve çalkantıları hemen hemen bütün sebk-i hindî şairlerinin rağbet ettikleri ve şiirlerinde inceden inceye işledikleri konulardır. şiirde yoğun bir şekilde karamsarlık havası hissedilmektedir.
hint üslubundaki anlam derinliği ve hayal enginliği eskiden beri kullanılagelen mazmunları yetersiz kılmıştır. şiirin konusu değişip insan ruhunun derinliklerine inildikçe, muhayyile genişledikçe yeni mazmunlara ihtiyaç duyulmuştur. böylece şairler ya eskiden kullanılmış olan mazmunları biraz daha geliştirerek farklı boyutlara taşımışlar ya da yeni mazmunlar arayıp bulmuşlardır.
aşağıdaki beyitte ifade edildiği tarzda kirpiklerin saz çalıp yan bakışın şarkı söylemesi nailî’ye kadar hiçbir şairde rastlanmamış bir mazmundur:
leb-i şûh-ı nigâh-ı çeşmün oldukça terennüm-sâz
eder her cünbiş-i müjgânı bir nakş-ı füsûn peydâ
(gözünün yan bakışının şuh dudağı şarkı söyleme ye başladıkça, kirpiklerinin her kıpırdanışı sihirli bir beste ortaya çıkarır.)
hint üslubunun en önemli özelliklerinden biri de şiirde tasavvufun çok geniş bir şekilde yer almasıdır. şairler, ruhlarındaki ıstırap, acı ve çalkantıları dindirmek için çareyi tasavvufa sığınmakta bulmuşlar ve bu sebeple de şiirlerinde tasavvuf sembolizmini kullanmışlardır.
ancak, tasavvufu amaç olarak görmemişler, sadece söylemek istediklerini daha rahat ifade edebilmek için bir araç olarak kullanmışlardır. mısralar arasındaki tasavvufi örüntüyü çözmek bazen mümkün olduğu hâlde çoğu zaman oldukça zordur.
türk edebiyatında sebk-i hindî’yi şiirlerinde ustaca işleyen fehim-i kadîm’in aşağıdaki beytinde de bulunan tasavvufi özellikleri anlayabilmek ve açıklayabilmek için, tasavvuf terimlerinden biri olan “hayret” kelimesinin “şaşkınlık, müridin, sâlikin zuhur eden tecelliler karşısında düşmüş olduğu ruhi durum ve tasavvufta bir merhale” manasına geldiğini bilmek gerekir:
figân kim câme-i ömrüm kabâ-yı hayret olmışdur
girîbân-ı hayâtum çâk-i dest-i firkat olmışdur
(ömrümün elbisesi, hayret cübbesi hâline geldiği ve hayatımın yakası ayrılık eliyle yırtıldığından dolayı feryât!)
bu beyitte geçen “câme-i ömrüm, kabâ-yı hayret, girîbân-ı hayat, çâk-i dest-i firkat” tamlamalarında hint üslubunun bir başka özelliği görülür. soyut kavramlar ile somut nesneler ve varlıklar arasında ilişki kurarak imgeler oluşturmak, hint üslubunun önemli özelliklerindendir.
hint tarzında mübalağa sanatı da önemli bir yer tutar. aslında mübalağa, edebiyatta eskiden beri kullanılan bir edebî sanattır. ancak sebk-i hindî’de bunun daha fazla önem kazanması, mübalağanın hem derecesinin artmasından hem de çok fazla kullanılmasından kaynaklanmaktadır.
insan mantığını zorlayan hayal genişliği ve sınırsızlığı, şairlerin mübalağa sanatını çok kullanmalarına sebep olmuştur. hayalî unsurların mübalağalı bir şekilde anlatılması, insan zihnindeki müphemliği daha da fazlalaştırmış, sebk-i hindî şiirini büsbütün anlaşılmaz hâle getirmiştir.
etdik o kadar ref’-i ta’ayyün ki neşâtî
âyîne-i pür-tâb-ı mücellâda nihânuz
(ey neşatî, biz görünmeyi, yani varlığı öylesine ortadan kaldırdık ki cilalı parlak aynada bile görünmez hâle geldik.)
sebk-i hindî şairlerinin, mübalağa sanatının yanı sıra en çok kullandıkları sanatlardan biri de tezattır. özellikle manevi tezat söz konusudur.
aşağıdaki beyitte saç, hem ayaklar altında çiğnenip yerlerde sürünmekte hem de güneş topunu yakalamaktadır. yani en alçak seviyede iken en yüksek mertebeye ulaşmaktadır.
ey nailî o turra ki çevgân-ı fitnedir
pâmâl iken rubûdesidir gûy-ı âfitâb
(ey nailî! o kıvrım kıvrım olan saç bir fitne çevgânıdır. ayaklar altında sürünürken bile güneş topunu yakalar.)
mananın çok büyük önem kazandığı sebk-i hindî şiirinde söz ikinci planda kalmıştır. şairler söz güzelliği için anlamdan feragat etmemişler; bunun aksine anlamı derinleştirmek için zaman zaman sözden feragat etmişlerdir.
hint tarzı şiirlerde dil; ince, nazik ve süslüdür. bu tarzda kelimeler özenle seçilmiş, aynı anlamı veren kelimelerin en ince ve zarif olanı tercih edilmiştir. nailî, şu beytinde ince ve süslü anlatımının güzel örneklerinden birini vermiştir:
tâ cilve-geh-i berk-ı belâ hırmenimüzdür
hâkister-i dûzah çemen-i gülşenimüzdür
(harman, bela şimşeğinin cilve ettiği yer olunca, cehennem külü bizim gül bahçemizin çimenliğidir.)
berk (şimşek), duzah (cehennem), gülşen (gül bahçesi) gibi kırmızı rengi hatırlatan kelimelerin bir arada kullanıldığı beyitte şair, çok büyük belalarla, sıkıntılarla, zorluklarla karşılaştığını, bunların yanında cehennemde karşılaşılacak azabın küçük ve ehemmiyetsiz olacağını anlatmak istemiş ve bunu da ince, zarif ve süslü bir dille ifade etmiştir.
hint üslubunda, nasıl ki hayaller genişleyip anlamlar derinleştikçe mevcut mazmunlar yetersiz kalmış ve yerine yeni mazmunlar bulmak gerekmişse, dilde de kelimelerde bir kifayetsizlik ortaya çıkmış ve yeni kelimeler arayıp bulmak lüzumu hasıl olmuştur.
bunun için de şairler ya o zamana kadar hiç kullanılmamış yeni kelimeler bulmuşlar ya da halkın günlük konuşmasında yer alıp şiirde kullanılmayan kelime ve deyimleri şiire sokmuşlardır.
yeni hayalleri dillendirmek için şairler zincirleme tamlamalar kullanmayı tercih etmişlerdir. özellikle farsça kelimelerle yapılan zincirleme tamlamalar çok kullanılmıştır.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şiirleri
uyuyorum gözlerime
yarım güneş boyu
uyuyorum
biziz zaman ve
bir
iz
tüm zamanlarda
bilmiyordum
kendimi kendime iliklemiş
aşksız kemikleşmişim
hiç bilmiyordum
kendime mi döndüm
kendimden mi
bilmiyorum
ellerim çocuk
ellerim kadın
ellerin ellerime sıcak
dokun
bin özlem
aşkla
yaklaşırım tanrıya
bir fırtına solumuşluğu var ellerimizin
bir çiçeği ayartmışlığı
mum gibi titremişliği
dilinde seyrelmiş
yaşamın çoğul güneşi
dilinde ölüsü çiçeklerin
kuş sürüsü
büyüsü yaşamın
dilinde
kırk ayna
kırkı da kırık ayna
nasıl görsün insan kendini
çiçekler kan kırmızı
çıkar yüzümden yüzümü
bininci kez ihtiyar
ve diriliğinde fırtınanın
bininci kez çocuk
kuşatıyor atlas bir gölgeyi
ağartarak
kuşatıyor insanlar
sokakları evleri
yüzümüz gök makamında
ayaklarımız toprak
biz ki hür
gece ve gündüz gibi
çıplak çocuklarıyız tanrının
tanrı çok sevsin ikimizi
yarım güneş boyu
uyuyorum
biziz zaman ve
bir
iz
tüm zamanlarda
bilmiyordum
kendimi kendime iliklemiş
aşksız kemikleşmişim
hiç bilmiyordum
kendime mi döndüm
kendimden mi
bilmiyorum
ellerim çocuk
ellerim kadın
ellerin ellerime sıcak
dokun
bin özlem
aşkla
yaklaşırım tanrıya
bir fırtına solumuşluğu var ellerimizin
bir çiçeği ayartmışlığı
mum gibi titremişliği
dilinde seyrelmiş
yaşamın çoğul güneşi
dilinde ölüsü çiçeklerin
kuş sürüsü
büyüsü yaşamın
dilinde
kırk ayna
kırkı da kırık ayna
nasıl görsün insan kendini
çiçekler kan kırmızı
çıkar yüzümden yüzümü
bininci kez ihtiyar
ve diriliğinde fırtınanın
bininci kez çocuk
kuşatıyor atlas bir gölgeyi
ağartarak
kuşatıyor insanlar
sokakları evleri
yüzümüz gök makamında
ayaklarımız toprak
biz ki hür
gece ve gündüz gibi
çıplak çocuklarıyız tanrının
tanrı çok sevsin ikimizi
devamını gör...
hdp’nin ermeni soykırımı tweeti
kendileri dağda bayırda binlerce masum cana kıyarken iyi, atalarımız taa 100 sene önce savaş varken bizim olan toprakları geri alınca kötü. aynen.
devamını gör...
eski sevgiliyi geri döndürme yolları
unutun. hayatınızı yaşayın. anında geri döner.
devamını gör...
pâyidar
“ölümsüz, sonsuza kadar yaşayacak olan, kalıcı ve devamlı” anlamına gelen kelimedir.
devamını gör...
takipçilerini görememek
karma puanımın yeterli olmasına rağmen, aktive etmedim. çok yeri değil ama bu ve sözlük gidişatı hakkında şunları belirtmeyi bir sorumluluk görüyorum.
çok iyi yazan arkadaşlar var. okumaktan keyif aldığım. ancak üzülerek sol frame’in bayalığı, açılan cinsiyetçi başlıklar, mizahtan uzak güldürmeyen yazılar artık bıktırmak üzere. bu konuda başka yazar arkadaşlar da aynı düşünceyi paylaşıyorlar.
elbette kimse akıl vermek değil derdimiz. ancak yazar arkadaşların, sözlüğün kalitesini artırmak için sorumluluk taşımaları gerekir.
ve bu noktada yönetime şu sitemi yollamak isterim.
karma puan, 800 entry gir, etkileşimde kal gibi uygulamalar acaba sözlüğe kalitemi katıyor, yoksa “yazmak” gibi önemli bir uğraşı ucuzlatıyor mu?
ne karma puan umrumda, ne girilen entry sayısı. ama kalite umrumda.
çok iyi yazan arkadaşlar var. okumaktan keyif aldığım. ancak üzülerek sol frame’in bayalığı, açılan cinsiyetçi başlıklar, mizahtan uzak güldürmeyen yazılar artık bıktırmak üzere. bu konuda başka yazar arkadaşlar da aynı düşünceyi paylaşıyorlar.
elbette kimse akıl vermek değil derdimiz. ancak yazar arkadaşların, sözlüğün kalitesini artırmak için sorumluluk taşımaları gerekir.
ve bu noktada yönetime şu sitemi yollamak isterim.
karma puan, 800 entry gir, etkileşimde kal gibi uygulamalar acaba sözlüğe kalitemi katıyor, yoksa “yazmak” gibi önemli bir uğraşı ucuzlatıyor mu?
ne karma puan umrumda, ne girilen entry sayısı. ama kalite umrumda.
devamını gör...
zengin olunca yapılacak ufak şımarıklıklar
hayal dünyamızın sınır tanımaz görkemi varken küçük dünyamızın sınırlarında sıkışıp kalmak.
depoyu fullerim,
eve et alırım,
faturalarımı son günü beklemeden öderim,
markette para hesabı yapmadan gönlümce araba doldururum bla bla...
bunlar ve benzeri vizyonsuz hayaller işte.
dün reis gençlere vizyonumuzu miras bırakacağız dedi. sevindim en azından eksiklerim tamamlanacak. zengin olunca boşluğa düşerim ben çünkü.
depoyu fullerim,
eve et alırım,
faturalarımı son günü beklemeden öderim,
markette para hesabı yapmadan gönlümce araba doldururum bla bla...
bunlar ve benzeri vizyonsuz hayaller işte.
dün reis gençlere vizyonumuzu miras bırakacağız dedi. sevindim en azından eksiklerim tamamlanacak. zengin olunca boşluğa düşerim ben çünkü.
devamını gör...
yirmili yaşların sıkıcılığı
allah allah.
40'lı yaşlılara, akıl yaşta değil başta demeyin, daha da sıkıcı hale geçirebilirler size o yaşı.*
şaka bir yana, seviyoruz sizi, siz de yaşınızı sevin.
40'lı yaşlılara, akıl yaşta değil başta demeyin, daha da sıkıcı hale geçirebilirler size o yaşı.*
şaka bir yana, seviyoruz sizi, siz de yaşınızı sevin.
devamını gör...
guru
hint dillerinde usta, öğretmen anlamına gelen kelime.
hiç hindistan'da gitmedim, gitmeyi de tercih etmem, malum hijyen meraklarından dolayı. ama bu kelimelerini çok seviyorum. duyduğum ilk andan beri her duruma özel bir tabir icat edip kullanıyorum. sanki benim için icat edilmiş bir kelime. etimolojik olarak bana özel bir tılsım var bu kelimede. hindistan nire ben nire ama işte. dünya küçük.
hiç hindistan'da gitmedim, gitmeyi de tercih etmem, malum hijyen meraklarından dolayı. ama bu kelimelerini çok seviyorum. duyduğum ilk andan beri her duruma özel bir tabir icat edip kullanıyorum. sanki benim için icat edilmiş bir kelime. etimolojik olarak bana özel bir tılsım var bu kelimede. hindistan nire ben nire ama işte. dünya küçük.
devamını gör...
yazarlara bir enerji patlaması bir öz güven gelmesi
hep bu havalaradan.. bahar geldi ciceklendik..
devamını gör...
eskişehir dendiğinde akla gelenler
gülhatmi çiçekleridir efendim. yol boyu o kadar ama o kadar çok görmüştüm ki...
odunpazarı yakınında küçük bir el sanatları pazarı vardı. ürünlerin fiyatlarını görünce çok şaşırmıştım. izmir'de 20 tl'ye satılacak bilekliği 5 tl'ye satıyorlardı.
masal şatosu arka kısmında türk dünyası ile ilgili üniversite binasının içindeki müzik aletleri müzesi de muazzamdı.
bir de eti müzesinden gorsel bırakalım.
bozkırın ortasında deniz kabuğu bulunmuş bir şehirdir diyerek de bitirelim.


odunpazarı yakınında küçük bir el sanatları pazarı vardı. ürünlerin fiyatlarını görünce çok şaşırmıştım. izmir'de 20 tl'ye satılacak bilekliği 5 tl'ye satıyorlardı.
masal şatosu arka kısmında türk dünyası ile ilgili üniversite binasının içindeki müzik aletleri müzesi de muazzamdı.
bir de eti müzesinden gorsel bırakalım.
bozkırın ortasında deniz kabuğu bulunmuş bir şehirdir diyerek de bitirelim.


devamını gör...
tiktok kullanmak
zevk renk meselesi.
kızım, sevdiği kpop gruplarına yaptığı editler için kullanıyor.
onun için bir hobi.
arada onun oturumundan bakıyorum baya eğlenceli bir uygulama.
ne ararsan var.
kızım, sevdiği kpop gruplarına yaptığı editler için kullanıyor.
onun için bir hobi.
arada onun oturumundan bakıyorum baya eğlenceli bir uygulama.
ne ararsan var.
devamını gör...
cadı avı
genelde kadın, binlerce insan avrupa ve amerika'da cadı sayılıp öldürülse bile, massachusetts eyaletinin salem kasabası belkide en meşhur olaydır.
1692 yılında, iki tane ergen kızın çırpınarak krize girmesi üzerine, bu kızlara büyü yapıldığı iddia edilmiş ve bunun için birkaç aykırı tipli kadına soruşturma açılmış.
cadı olduklarını itiraf ederlerse idamdan kurtulabilirler umuduyla, her sorguya çekilen bir başkasının cadı olduğunu "itiraf" etmiş. işler o kadar büyümüş ki artık ihbar edecek "potansiyel cadı" kalmayınca, en sonunda mahkemeyi yürüten hakimler ve şehrin valisi falan cadı olmakla suçlanmış.
tabi işin ucu "önemli insanlara" gelince, durun artık yahu ne yapıyoruz biz demişler ve yeniden mahkeme yapıp, alt tabakadaki sıradan 20 kişiyi idam etmişler.
bu olayın etkisi uzun süre sürmüş ve soğuk savaş yıllarında mccarthy'nin komünistleri fişleme uygulamaları cadı avı olarak anılmıştır.
1692 yılında, iki tane ergen kızın çırpınarak krize girmesi üzerine, bu kızlara büyü yapıldığı iddia edilmiş ve bunun için birkaç aykırı tipli kadına soruşturma açılmış.
cadı olduklarını itiraf ederlerse idamdan kurtulabilirler umuduyla, her sorguya çekilen bir başkasının cadı olduğunu "itiraf" etmiş. işler o kadar büyümüş ki artık ihbar edecek "potansiyel cadı" kalmayınca, en sonunda mahkemeyi yürüten hakimler ve şehrin valisi falan cadı olmakla suçlanmış.
tabi işin ucu "önemli insanlara" gelince, durun artık yahu ne yapıyoruz biz demişler ve yeniden mahkeme yapıp, alt tabakadaki sıradan 20 kişiyi idam etmişler.
bu olayın etkisi uzun süre sürmüş ve soğuk savaş yıllarında mccarthy'nin komünistleri fişleme uygulamaları cadı avı olarak anılmıştır.
devamını gör...
en lezzetli reçel
fişne reçeli.
devamını gör...
yazarların şu an dinledikleri şarkı
devamını gör...
