geceleri sevgili ile mesajlaşmak
allaaam bunu yapmayı o kadar özledim ki... adeta mutluluk sebebi, stres atıcı, doğal antidepresan. birde aynı kafadaysanız ve birbirinizi güldürebiliyorsanız pamuk şeker bir olay.
devamını gör...
evanescence
hayko cepkin'in bir anısına konu olan gruptur... h. cepkin bi etkinlikte, evanescence'den önce sahneye çıkacaklarını, fakat evanescence'nin: bizden önce bu kadar sert bi sanatçı çıkmasaydı keşke deyip korktuğu olay, hala çıkmaz aklımdan. yine ne varsa bizde var.*
bahsi geçen olayın ilk ağızdan anlatımı için, tıklayın
bahsi geçen olayın ilk ağızdan anlatımı için, tıklayın
devamını gör...
ya annen ya ben diyen eş
saçmalayan eştir.
annesi doğurup büyütsün sonra da sen kalkıp daha hayatına iki üç gündür girmiş ya annen ya ben diye boş yapıyorsun.
asla doğru bulmam.
ayrıca bunu doyen kişi bilmiyo mu ki ilerde o da bir ebeveyn olacak ve bu durumu yaşamak hiç de hoşuna gitmez bnce
annesi doğurup büyütsün sonra da sen kalkıp daha hayatına iki üç gündür girmiş ya annen ya ben diye boş yapıyorsun.
asla doğru bulmam.
ayrıca bunu doyen kişi bilmiyo mu ki ilerde o da bir ebeveyn olacak ve bu durumu yaşamak hiç de hoşuna gitmez bnce
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
kendimi hiç gibi hissediyorum.
devamını gör...
sözlükçülerin bu geceki aktiviteleri
film izleyeceğim. kış uykusu
kitabımı okuyacağım. 1984
radyomu dinleyeceğim. matrax
kahvemi içeceğim.buzlu
tanım okuyacağım. sadece okumakla kalmayacağım...
kitabımı okuyacağım. 1984
radyomu dinleyeceğim. matrax
kahvemi içeceğim.buzlu
tanım okuyacağım. sadece okumakla kalmayacağım...
devamını gör...
arthur schopenhauer
parerga und paralipomena'da milli gurur hakkında oldukça güzel noktalara değinmiş alman filozof. schopenhauer'in* bu çıkarımlarının bir benzerini daha sonra alexander otto weber'in durch die lupe eserinde de görürüz aynı zamanda. weber şu cümleleri kurarken şüphesiz kendisinden esinlenmiş:
"der nationalstolz ist der billigste stolz, den ich mir denken kann. auch die edelste nation besteht zum größten teil aus menschen, auf die man gar keinen grund hat, stolz zu sein." alexander otto weber, durch die lupe
weber'in -bence- esinlenmiş olduğu düşünceler ise schopenhauer'in parerga und paralipomena'da sözünü ettiği milli gurur arkasına sığınmış, bununla övünç duyan ama aslında yalnızca bundan başka kendisiyle gurur duyabileceği bir şeye sahip olmayan insanlar hakkında yaptığı çıkarımlardır. 360. sayfada şöyle söz ediyor bu durumdan schopenhauer:
"en değersiz gurur, milli gururdur. bu, onunla gurur duyandaki bireysel özelliklerin yoksunluğunu ele verir. çünkü insan neden milyonlarca insanlarla paylaştığı bir özelliğe tutunma gereği duyabilir ki başka türlü? dikkate değer kişisel niteliklere sahip olan, sürekli göz önünde bulundurduğu ülkesinin hatalarını açıkça görebilecektir. ama dünyada gurur duyabilecek hiçbir şeyi olmayan her zavallı aptal gurur duyabilmek için son çare olarak ait olduğu ülkesi ile gurur duyar.”
(die billigste art des stolzes ist hingegen der nationalstolz. denn er verrät in dem damit behafteten den mangel an individuellen eigenschaften, auf die er stolz sein könnte, indem er sonst nicht zu dem greifen würde, was er mit so vielen millionen teilt. wer bedeutende persönliche vorzüge besitzt, wird vielmehr die fehler seiner eigenen nation, da er sie beständig vor augen hat, am deutlichsten erkennen. aber jeder erbärmliche tropf, der nichts in der welt hat, darauf er stolz sein könnte, ergreift das letzte mittel, auf die nation, der er gerade angehört, stolz zu sein)
parerga und paralipomena, aphorismen zur lebensweisheit, von dem was einer vorstellt s.360
arthur schopenhauer
esasında weber'in esinlendiği düşünme sebebim, konu hakkında iki ismin de birbirine oldukça benzer bir giriş tercih etmiş olması. yalnız şu var ki türkçe çevirisi aşağı yukarı aynı olsa da orijinal dilinde baktığımız zaman farkı açıkça görebiliyoruz. yine de cümleler benim ifade ettiğim kadar benzer olmasa bile açıkça altında yatan düşünce aynıdır. weber, schopenhauer'in düşüncelerinin devamını aktarıyor ve pekiştiriyor gibi görünüyor.
"der nationalstolz ist der billigste stolz, den ich mir denken kann. auch die edelste nation besteht zum größten teil aus menschen, auf die man gar keinen grund hat, stolz zu sein." alexander otto weber, durch die lupe
weber'in -bence- esinlenmiş olduğu düşünceler ise schopenhauer'in parerga und paralipomena'da sözünü ettiği milli gurur arkasına sığınmış, bununla övünç duyan ama aslında yalnızca bundan başka kendisiyle gurur duyabileceği bir şeye sahip olmayan insanlar hakkında yaptığı çıkarımlardır. 360. sayfada şöyle söz ediyor bu durumdan schopenhauer:
"en değersiz gurur, milli gururdur. bu, onunla gurur duyandaki bireysel özelliklerin yoksunluğunu ele verir. çünkü insan neden milyonlarca insanlarla paylaştığı bir özelliğe tutunma gereği duyabilir ki başka türlü? dikkate değer kişisel niteliklere sahip olan, sürekli göz önünde bulundurduğu ülkesinin hatalarını açıkça görebilecektir. ama dünyada gurur duyabilecek hiçbir şeyi olmayan her zavallı aptal gurur duyabilmek için son çare olarak ait olduğu ülkesi ile gurur duyar.”
(die billigste art des stolzes ist hingegen der nationalstolz. denn er verrät in dem damit behafteten den mangel an individuellen eigenschaften, auf die er stolz sein könnte, indem er sonst nicht zu dem greifen würde, was er mit so vielen millionen teilt. wer bedeutende persönliche vorzüge besitzt, wird vielmehr die fehler seiner eigenen nation, da er sie beständig vor augen hat, am deutlichsten erkennen. aber jeder erbärmliche tropf, der nichts in der welt hat, darauf er stolz sein könnte, ergreift das letzte mittel, auf die nation, der er gerade angehört, stolz zu sein)
parerga und paralipomena, aphorismen zur lebensweisheit, von dem was einer vorstellt s.360
arthur schopenhauer
esasında weber'in esinlendiği düşünme sebebim, konu hakkında iki ismin de birbirine oldukça benzer bir giriş tercih etmiş olması. yalnız şu var ki türkçe çevirisi aşağı yukarı aynı olsa da orijinal dilinde baktığımız zaman farkı açıkça görebiliyoruz. yine de cümleler benim ifade ettiğim kadar benzer olmasa bile açıkça altında yatan düşünce aynıdır. weber, schopenhauer'in düşüncelerinin devamını aktarıyor ve pekiştiriyor gibi görünüyor.
devamını gör...
20 aralık 2021 ani kur ve altın düşüşü
1-yine birileri çok güzel para kazandı.
2-benzin,motorin ve yapılan zamlar da düşecek mi?bir indirim bekliyoruz marketlerde ve benzin istasyonlarında bu gece itibari ile.
2-benzin,motorin ve yapılan zamlar da düşecek mi?bir indirim bekliyoruz marketlerde ve benzin istasyonlarında bu gece itibari ile.
devamını gör...
joseph goebbels
çok usta bir yalancı ve usta bir propagandacıdır. hitler döneminde propaganda bakanlığı görevini üstlenmiştir.
devamını gör...
halı sahada kalp krizi
halı sahada maça çıkmak üzere beklerken okuduğum ve beni derin endişelere gark eden durumdur.
bu başlığa göre hareket etmem ve ısınmadan sahaya çıkmamam gerektiğini düşünüyorum şu an.
sonuçta sol kanatta fırtına gibi esip gol olup yapmak gibi bir planım var ve kalp gibi bir organın bunu engellemesini istemiyorum.
bu başlığa göre hareket etmem ve ısınmadan sahaya çıkmamam gerektiğini düşünüyorum şu an.
sonuçta sol kanatta fırtına gibi esip gol olup yapmak gibi bir planım var ve kalp gibi bir organın bunu engellemesini istemiyorum.
devamını gör...
diyanet'in 13 milyar tl ödeneği 7 ayda bitirmesi
çok tanrılı dine geçilmiştir, tek tanrıyla bu mümkün değil.
devamını gör...
aşırı kafein alımında yapılabilecek şeyler
bir adet havuç yiyebilirsiniz. bir porsiyon laktozsuz süt tüketebilirsiniz. tabii ki su samuruymuşçasına su tüketmeniz ve hareketli olmanız da gerek. bu arada, su gerçekten mühim. yanlışlıkla aşırı kafein yüklemesi yaptıysanız ve hala sindirmediğinizi düşünüyorsanız hemen kusun.
devamını gör...
şarkılarla geçtim aranızdan radyo yayını
pinhani benim için sizlere ulaşmamın anahtarı.*
radyo fikrini ortaya koyduğumda programın ismini hiç düşünmeden dünyadan uzak olarak seçmiştim. 2 saatliğine de olsa dünyanın sıkıntılarından, sorunlarından ve keşmekeşinden uzaklaşmak hepimize iyi gelir diye düşündüm. bu düşünceyle çıktığım yolda derdimi en güzel pinhani'nin dünyadan uzak şarkısı ile anlatabildiğimi gördüm. "bir yol daha var dünyadan uzak" diyordu ve benim isteğim de buydu aslında.
pinhani ve dünyadan uzak bana uğurlu geldi, o yüzden madem bugün pinhani konuşuyoruz, iyi ki var olan gruptur diyorum kendi adıma.
radyo fikrini ortaya koyduğumda programın ismini hiç düşünmeden dünyadan uzak olarak seçmiştim. 2 saatliğine de olsa dünyanın sıkıntılarından, sorunlarından ve keşmekeşinden uzaklaşmak hepimize iyi gelir diye düşündüm. bu düşünceyle çıktığım yolda derdimi en güzel pinhani'nin dünyadan uzak şarkısı ile anlatabildiğimi gördüm. "bir yol daha var dünyadan uzak" diyordu ve benim isteğim de buydu aslında.
pinhani ve dünyadan uzak bana uğurlu geldi, o yüzden madem bugün pinhani konuşuyoruz, iyi ki var olan gruptur diyorum kendi adıma.
devamını gör...
oh burama da zam oh orama da zam
üst üste gelen zamlar neticesinde, artık hoşlanma durumunu gösteren zevk cümlesi.
evet evet şurama da zam, oh evet buramada zam, devam et evet orama da zam...
evet evet şurama da zam, oh evet buramada zam, devam et evet orama da zam...
devamını gör...
şiir inceleme
uzun süredir düşündüğüm bir şeydi bir şiir üzerinde şiiri incelemesi yapmak. daha önce şiir inceleme başlığında yazmıştım. onları önce burada bir tekrarlayalım ki, okuyacak olanlara kolaylık olsun:
şiir nedir?
şiirin tek bir tanımı yoktur. hatta biraz abartarak söyleyelim; şiirin, şiiri tanıyıp, bilenlerin sayısı kadar tanımı olabilir. nedir şiiri bu kadar 'özel' kılan? şiiri bilen insan sayısı kadar tanımı olmasını sağlayan?
ben bugün, şiirin edebi tanımları üzerinde durmayacağım. şiiri tıpkı öğrencilerime anlatır gibi, 'formülleştirerek' anlatmaya çalışacağım.
şiir kısaca; ses + imaj/imge'dir.
şimdi 'ses'le neyi kastettiğimizi açalım:
ses aslında şiirin biçimine ait her şeydir; şiirin nazım şekli, şiirin nazım birimi, şiirin ölçüsü, şiirin kafiye dizilişi, şiirin kafiye ve varsa redifleri, şiirdeki bilinçli ses tekrarları (aliterasyonlar ve asonanslar).....
şiirde, imge/imaj nedir onu açalım şimdi de:
imge/imaj dediğimiz şey, şiire ait her türlü anlamsal/bağlamsal niteliktir. yine formülize ederek açıklamaya çalışırsak,
şiirleri; şiirin konusu, şiirin ana duygusu (theme/tema), şiirin -eğer varsa- vermek istediği mesaj, şiirde kullanılan edebi sanatlar, şiirin imge dünyası (şiiri okuduğumuzda gözümüzde canlananlar), şiirde kullanılan sözcüklerin seçimi (dil ve anlatım)... özellikleriyle irdelediğimizde ortaya koyduğumuz her şeydir.
şimdi, yukarıdaki açıklamaları okuyanlar "bu da nedir, yazar bize ne anlatmaya çalışıyor?" diyebilirler.
bu soruya çok basitçe bir cevap verirsek, lisedeki edebiyat derslerinde ve üniversitelerdeki 'dil' bölümlerinde, bir şiir inceleneceği zaman yukarıdaki kriterlerden hareket edilir. bu kişiler (öğrenciler?) için şiir, yalnızca 'ruhlarında fırtınalar estiren bir söz mucizesi' değildir. onlar bir şiiri yukarıda saydığım kıstaslar çerçevesinde didik didik ederler.
belki siz de bundan sonra bir şiiri okurken, yukarıya yazdıklarımı hatırlar ve şiire bir de bu çerçeveden bakarsınız.
zamanı oy, sesini sakla; bir ahmet erhan şiirini bu izlekler eşliğinde incelemek istedim. önce şiir:
zamanı oy, sesini sakla...unutulmasın
tarih düşür her yazdığının altına
aynaya bak, yüzünü göm...unutulmasın
bir gün küllerin savrulur nasılsa
bence sen bir günlük tutmalısın
solgun güller kurutarak yapraklarında
yağmurda yürü, izini koru...unutulmasın
toprağı eşeleyen çocukların avuçlarında
şimdi kentlerin yalın-kılıç yalnızlığındasın
geçtiğin kırmızı, durduğun yeşil...unutulmasın
dimdik önündesin bir fotoğraf karesinin
o fotoğrafta hiç sarı kullanılmasın
iyi çocuk ol, acınla büyü...unutulmasın...
-------------------------------------------------
şiire önce 'ses' özellikleri açısından bakalım:
şiir, türk şiirinin özellikle 80 sonrası bir dönemine ait olduğu için herhangi bir nazım şeklinden söz etmemiz mümkün değil. tamamen serbest ve şairin kendi özgür biçemiyle kurduğu bir şiir. bu nedenle şiirde bir ölçüden de söz etmek mümkün değil.
şiir seslerden örüldüğü için şiirde bir kafiye şeması arayalım önce:
abab/abab/aaca/a
şiir üç dörtlük ve bir dizeden oluşmuş. her dörtlük şemalaştırırken harflerle işaretlediğimiz gibi benzer seslerle örülmüş. ana ses, olumsuz emir kipi 3. tekil şahısla kurulmuş: unutulmasın!
kafiye ve rediflere tek tek bakarsak;
1. dörtlükte: unutulmasın sözleri redif.
altına ve nasılsa sözcüklerinde ise 'a' sesleri yarım kafiye.
2. dörtlükte: tutmalısın ve unutulmasın sözcüklerindeki 'sın' sesleri arasında zengin kafiye var. çünkü, 'tutmalısın'daki 'sın'-->gereklilik kipinin ikinci tekil şahsı. 'unutulmasın'daki 'sın'-->emir kipi üçüncü tekil şahıs. yani aralarında herhangi bir anlam ya da görev benzerliği yok. sadece ses benzerliği olduğu ve üç ses benzediği için de zengin kafiye diyoruz.
3. dörtlüğe gelince: birinci dizedeki yalnızlığındasın sözcüğündeki 'sın' ikinci tekil şahıs eki. üçüncü ve dördüncü dizelerdeki, unutulmasın ve kullanılmasın sözcüklerindeki ortak sesler olan 'sın'lar ise emir kipi üçüncü tekil şahıs ekleri ve bu nedenle redif ama birinci dizedeki ses benzerliği bu redif ilişkisini bozduğu için bu üç dize arasında da zengin kafiye olduğunu söyleyeceğiz.
3. dörtlüğün üçüncü dizesindeki 'karesinin' sözcüğünü başka bir kafiye işareti ile işaretlemiştik. evet burada da kulağımıza benzeyen sesler çarpıyor ama diğer üçüyle herhangi bir kafiye ya da redif ilişkisi yok bu dize ile diğer dizeler arasında. sadece bir asonans ya da aliterasyon benzerliğinden söz edebiliriz.
ve şiir tek bir vurucu dize ile bitiyor, o dizedeki kafiye sesi de bütün şiir boyunca şiire hizmet eden aynı sözcüğün içindeki aynı ses--> 'sın' sesi.
bütün bir şiir boyunca bir öğüt ve emir karışımı ifade var; bu ifade emir kipiyle pekiştirilmiş ve şiirin ana sesinin 's' sesi olduğunu; şiirde en çok tekrar edilen seslerin, ünlülerde 'ü ve 'a' (asonans); ünsüzlerde 's' sesinin yanında, 'l', 't', 'n' ve 'ç' sesleri olduğunu söyleyebiliriz (aliterasyon).
bütün bu ses benzerliklerine ve aralarındaki ilişkiye bakarsak, şiirin her şeyden önce, bir dilde yaratılan seslerin mükemmel uyumu olduğunu söyleyebiliriz. işte tam bu nedenden ötürü de şiirin asla çevrilemeyeceğini, aynı konuda farklı bir dilde yeni bir şiir yazılacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.
------------------------------------------
şimdi gelelim şiirin öz yönünden incelenmesine yani, anlamsal, imgesel incelemesine.
şiir incelemeleri aslında tam buradan başlar. bundan önce yazdıklarımız aslında sadece işin akademik öğretisidir ama bundan sonra yazacaklarımız herkesi ilgilendiren, şiiri şiir yapan her türlü hayal, duygu, anlam.......dır.
şiiri okuduğumuzda ilk hissettiğimiz, çocukluk anılarıyla harmanlanmış bir geleceğe bir şeyler bırakma kaygısı. son derece insani. son derece anlaşılır. hepimizde, her birimizde var olan bir duygu. öyle bir duygu ki, sözlüklere yazma nedenimiz de o, günlük tutmamız ya da fotoğraf çektirme nedenimiz de o.
geçici, kısacık ömürlerimizde bir şeylere tutunma, var olma isteği. benliğimiz.
aslında bizi biz yapan her şey, bütün duygularımız, yaşantımız, yaşadıklarımız....
hani geçmişe dönebilsek o zamanki bize, 'şu an' hakkında bir şeyler söylemek isteriz ya, hani 'keşke'lerimizi geçmişe dönüp yok etmek isteriz ya, hani o çocukluğun masum saflığındaki çocuğa, yaşadıklarının kıymetini bil, kendini koru, n'olur incinme demek isteriz ya, işte o duyguların hepsi bu şiirde var.
"şimdi kentlerin yalın-kılıç yalnızlığındasın
geçtiğin kırmızı, durduğun yeşil...unutulmasın
dimdik önündesin bir fotoğraf karesinin
o fotoğrafta hiç sarı kullanılmasın"
artık bugündür, bir yetişkin olarak yaşadıkların da kıymetli. ölüm, ah ölüm! evet, belki ölüm hep var ama ölümsüzlük de yok mu? yoksa bile unutulmamak. evet, o işte kesinlikle var. o zaman unutulmaz ol. öyle şeyler yap, öyle şeyler bırak ki, asla unutulma. işte ölümsüzlüğün formülü de bu. bunu bilerek yaşa.
şiirde olağanüstü imgeler, benzetmeler, mecazlar..... yok. var olanlar da o kadar açık ve net ki. gerçek çırılçıplak patlıyor suratlarımızda.
toprağı eşeleyen bir çocuk imgesinden, büyük kentte tek başına mücadele eden adam yalnızlığına kadar her sözcük bilinçli, kullanılan renkler bilinçli. eğer bir simge halinden söz edebilirsek yalnızca bu renkler bir şeyleri örterek anlatmış, yoruma açık diyebiliriz.
şiirler; bazen sırdaşımız, dert ortağımız, tesellimiz, ağlayışlarımız, umutlarımız, umutsuzluklarımız, sevinçlerimiz, coşkularımız, arzularımız, zayıflıklarımız, gücümüz, karanlık yanlarımız, bitmeyen isteklerimiz.........insanlığımız.
ben şaire, sevdiğim bir şarkı eşliğinde, bu kalp seni unutur mu diyorum.
şiir nedir?
şiirin tek bir tanımı yoktur. hatta biraz abartarak söyleyelim; şiirin, şiiri tanıyıp, bilenlerin sayısı kadar tanımı olabilir. nedir şiiri bu kadar 'özel' kılan? şiiri bilen insan sayısı kadar tanımı olmasını sağlayan?
ben bugün, şiirin edebi tanımları üzerinde durmayacağım. şiiri tıpkı öğrencilerime anlatır gibi, 'formülleştirerek' anlatmaya çalışacağım.
şiir kısaca; ses + imaj/imge'dir.
şimdi 'ses'le neyi kastettiğimizi açalım:
ses aslında şiirin biçimine ait her şeydir; şiirin nazım şekli, şiirin nazım birimi, şiirin ölçüsü, şiirin kafiye dizilişi, şiirin kafiye ve varsa redifleri, şiirdeki bilinçli ses tekrarları (aliterasyonlar ve asonanslar).....
şiirde, imge/imaj nedir onu açalım şimdi de:
imge/imaj dediğimiz şey, şiire ait her türlü anlamsal/bağlamsal niteliktir. yine formülize ederek açıklamaya çalışırsak,
şiirleri; şiirin konusu, şiirin ana duygusu (theme/tema), şiirin -eğer varsa- vermek istediği mesaj, şiirde kullanılan edebi sanatlar, şiirin imge dünyası (şiiri okuduğumuzda gözümüzde canlananlar), şiirde kullanılan sözcüklerin seçimi (dil ve anlatım)... özellikleriyle irdelediğimizde ortaya koyduğumuz her şeydir.
şimdi, yukarıdaki açıklamaları okuyanlar "bu da nedir, yazar bize ne anlatmaya çalışıyor?" diyebilirler.
bu soruya çok basitçe bir cevap verirsek, lisedeki edebiyat derslerinde ve üniversitelerdeki 'dil' bölümlerinde, bir şiir inceleneceği zaman yukarıdaki kriterlerden hareket edilir. bu kişiler (öğrenciler?) için şiir, yalnızca 'ruhlarında fırtınalar estiren bir söz mucizesi' değildir. onlar bir şiiri yukarıda saydığım kıstaslar çerçevesinde didik didik ederler.
belki siz de bundan sonra bir şiiri okurken, yukarıya yazdıklarımı hatırlar ve şiire bir de bu çerçeveden bakarsınız.
zamanı oy, sesini sakla; bir ahmet erhan şiirini bu izlekler eşliğinde incelemek istedim. önce şiir:
zamanı oy, sesini sakla...unutulmasın
tarih düşür her yazdığının altına
aynaya bak, yüzünü göm...unutulmasın
bir gün küllerin savrulur nasılsa
bence sen bir günlük tutmalısın
solgun güller kurutarak yapraklarında
yağmurda yürü, izini koru...unutulmasın
toprağı eşeleyen çocukların avuçlarında
şimdi kentlerin yalın-kılıç yalnızlığındasın
geçtiğin kırmızı, durduğun yeşil...unutulmasın
dimdik önündesin bir fotoğraf karesinin
o fotoğrafta hiç sarı kullanılmasın
iyi çocuk ol, acınla büyü...unutulmasın...
-------------------------------------------------
şiire önce 'ses' özellikleri açısından bakalım:
şiir, türk şiirinin özellikle 80 sonrası bir dönemine ait olduğu için herhangi bir nazım şeklinden söz etmemiz mümkün değil. tamamen serbest ve şairin kendi özgür biçemiyle kurduğu bir şiir. bu nedenle şiirde bir ölçüden de söz etmek mümkün değil.
şiir seslerden örüldüğü için şiirde bir kafiye şeması arayalım önce:
abab/abab/aaca/a
şiir üç dörtlük ve bir dizeden oluşmuş. her dörtlük şemalaştırırken harflerle işaretlediğimiz gibi benzer seslerle örülmüş. ana ses, olumsuz emir kipi 3. tekil şahısla kurulmuş: unutulmasın!
kafiye ve rediflere tek tek bakarsak;
1. dörtlükte: unutulmasın sözleri redif.
altına ve nasılsa sözcüklerinde ise 'a' sesleri yarım kafiye.
2. dörtlükte: tutmalısın ve unutulmasın sözcüklerindeki 'sın' sesleri arasında zengin kafiye var. çünkü, 'tutmalısın'daki 'sın'-->gereklilik kipinin ikinci tekil şahsı. 'unutulmasın'daki 'sın'-->emir kipi üçüncü tekil şahıs. yani aralarında herhangi bir anlam ya da görev benzerliği yok. sadece ses benzerliği olduğu ve üç ses benzediği için de zengin kafiye diyoruz.
3. dörtlüğe gelince: birinci dizedeki yalnızlığındasın sözcüğündeki 'sın' ikinci tekil şahıs eki. üçüncü ve dördüncü dizelerdeki, unutulmasın ve kullanılmasın sözcüklerindeki ortak sesler olan 'sın'lar ise emir kipi üçüncü tekil şahıs ekleri ve bu nedenle redif ama birinci dizedeki ses benzerliği bu redif ilişkisini bozduğu için bu üç dize arasında da zengin kafiye olduğunu söyleyeceğiz.
3. dörtlüğün üçüncü dizesindeki 'karesinin' sözcüğünü başka bir kafiye işareti ile işaretlemiştik. evet burada da kulağımıza benzeyen sesler çarpıyor ama diğer üçüyle herhangi bir kafiye ya da redif ilişkisi yok bu dize ile diğer dizeler arasında. sadece bir asonans ya da aliterasyon benzerliğinden söz edebiliriz.
ve şiir tek bir vurucu dize ile bitiyor, o dizedeki kafiye sesi de bütün şiir boyunca şiire hizmet eden aynı sözcüğün içindeki aynı ses--> 'sın' sesi.
bütün bir şiir boyunca bir öğüt ve emir karışımı ifade var; bu ifade emir kipiyle pekiştirilmiş ve şiirin ana sesinin 's' sesi olduğunu; şiirde en çok tekrar edilen seslerin, ünlülerde 'ü ve 'a' (asonans); ünsüzlerde 's' sesinin yanında, 'l', 't', 'n' ve 'ç' sesleri olduğunu söyleyebiliriz (aliterasyon).
bütün bu ses benzerliklerine ve aralarındaki ilişkiye bakarsak, şiirin her şeyden önce, bir dilde yaratılan seslerin mükemmel uyumu olduğunu söyleyebiliriz. işte tam bu nedenden ötürü de şiirin asla çevrilemeyeceğini, aynı konuda farklı bir dilde yeni bir şiir yazılacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.
------------------------------------------
şimdi gelelim şiirin öz yönünden incelenmesine yani, anlamsal, imgesel incelemesine.
şiir incelemeleri aslında tam buradan başlar. bundan önce yazdıklarımız aslında sadece işin akademik öğretisidir ama bundan sonra yazacaklarımız herkesi ilgilendiren, şiiri şiir yapan her türlü hayal, duygu, anlam.......dır.
şiiri okuduğumuzda ilk hissettiğimiz, çocukluk anılarıyla harmanlanmış bir geleceğe bir şeyler bırakma kaygısı. son derece insani. son derece anlaşılır. hepimizde, her birimizde var olan bir duygu. öyle bir duygu ki, sözlüklere yazma nedenimiz de o, günlük tutmamız ya da fotoğraf çektirme nedenimiz de o.
geçici, kısacık ömürlerimizde bir şeylere tutunma, var olma isteği. benliğimiz.
aslında bizi biz yapan her şey, bütün duygularımız, yaşantımız, yaşadıklarımız....
hani geçmişe dönebilsek o zamanki bize, 'şu an' hakkında bir şeyler söylemek isteriz ya, hani 'keşke'lerimizi geçmişe dönüp yok etmek isteriz ya, hani o çocukluğun masum saflığındaki çocuğa, yaşadıklarının kıymetini bil, kendini koru, n'olur incinme demek isteriz ya, işte o duyguların hepsi bu şiirde var.
"şimdi kentlerin yalın-kılıç yalnızlığındasın
geçtiğin kırmızı, durduğun yeşil...unutulmasın
dimdik önündesin bir fotoğraf karesinin
o fotoğrafta hiç sarı kullanılmasın"
artık bugündür, bir yetişkin olarak yaşadıkların da kıymetli. ölüm, ah ölüm! evet, belki ölüm hep var ama ölümsüzlük de yok mu? yoksa bile unutulmamak. evet, o işte kesinlikle var. o zaman unutulmaz ol. öyle şeyler yap, öyle şeyler bırak ki, asla unutulma. işte ölümsüzlüğün formülü de bu. bunu bilerek yaşa.
şiirde olağanüstü imgeler, benzetmeler, mecazlar..... yok. var olanlar da o kadar açık ve net ki. gerçek çırılçıplak patlıyor suratlarımızda.
toprağı eşeleyen bir çocuk imgesinden, büyük kentte tek başına mücadele eden adam yalnızlığına kadar her sözcük bilinçli, kullanılan renkler bilinçli. eğer bir simge halinden söz edebilirsek yalnızca bu renkler bir şeyleri örterek anlatmış, yoruma açık diyebiliriz.
şiirler; bazen sırdaşımız, dert ortağımız, tesellimiz, ağlayışlarımız, umutlarımız, umutsuzluklarımız, sevinçlerimiz, coşkularımız, arzularımız, zayıflıklarımız, gücümüz, karanlık yanlarımız, bitmeyen isteklerimiz.........insanlığımız.
ben şaire, sevdiğim bir şarkı eşliğinde, bu kalp seni unutur mu diyorum.
devamını gör...
twitter’da afrikalı insanların sizi takip etmesi
şu meşhur 4 afrikalı harici takip edebilir, zira onlar azraili takip ediyorlar hahaha.
devamını gör...
abartılan diziler
gülseren buğdaycıoğlu'nun kitaplarından uyarlanan diziler. dikkatinizi çekerim çoğul eki kullandım. konu istediği kadar sağlam olsun her kitaptan birer dizi uyarlanması ve ekranın bu dizilerle dolması abartı bence.
devamını gör...
moderasyona soru sor
rozetleri hazırlarken muhakkak öneriler kısmına göz atıyorum. son eklemelerin neredeyse yarısı, öneriler başlığından olmuştu.
bunun dışında kafa store üzerinde değişiklik yapma yetkim yok. bunu sadece iko yapabilir.
mevcut kategorilerin dışında öneriler olduğunda, orkide gibi, bu biraz sorun yaratıyor.
elimizde şuan orkide ekleyebileceğimiz bir kategori yok.
bunun dışında kafa store üzerinde değişiklik yapma yetkim yok. bunu sadece iko yapabilir.
mevcut kategorilerin dışında öneriler olduğunda, orkide gibi, bu biraz sorun yaratıyor.
elimizde şuan orkide ekleyebileceğimiz bir kategori yok.
devamını gör...
kusma hissi uyandıran insan davranışları
her şeyi karşı taraftan beklemek.
sen muhteşem değilsin,çevrendeki insanlar da senin kölen değil. hayatın her anında hep senin istediklerin de olamaz.
benden uzak olsun böyle tipler.
sen muhteşem değilsin,çevrendeki insanlar da senin kölen değil. hayatın her anında hep senin istediklerin de olamaz.
benden uzak olsun böyle tipler.
devamını gör...

