bunu hiçbir zaman bilemeyecek olmandır.
devamını gör...

martin scorsese'in yönettiği, al pacino ve robert de niro'nun rol aldığı 2019 yapımı film.
devamını gör...

insan dışındaki canlı ve cansız varlıklara, insansı anlamların verilmesi eylemi, yani bir tür insanlaştırmak.
hepimiz bunu yapıyoruz. çok daha basit yapıdaki canlıların içgüdüsel davranışlarını, bizim gibi irade ve bilinçle gerçekleştirdiğini düşünüyoruz ya da varsayıyoruz. mesela bir süre ilgilenemediğimiz çiçeklerimizin küstüğünü düşünmek, evden ayrılırken evin hamsterının o gün durgun olduğuna inanmak gibi... sanırım nahif, empati yeteneği yüksek olanlarımız bunu çok daha fazla yapıyor.
cansız varlıklarda ise gördüğümüz nesneyi insan yüzüne benzetme eğilimiyle kendini gösteriyor. zira beynimiz yabancılık hissini sevmez, kendi doneleriyle tanımlamak ister.
insanın bu meyilinin en sevdiğim tezahürü edebiyat alanında gerçekleşiyor. bunun için la fontaine masalları ve george orwell’ın hayvan çiftliği örneklerini verebiliriz.
devamını gör...

araba onu ezecek diye kalk yerinden diye seslendiğim kedi kalkıp arabaya doğru koştu bugün. deli ruhlu herhalde. onun yüzünden hocama “abi kedi var!” diye bağırmış da bulundum. umarım adam beni tanımamıştır...
devamını gör...

kaçma. kendine bakma yürekliliğini göster!
"bana bunları söylemeye ne hakkın var?" kuşkulu ve kavrayışlı bakışlarında bu soruyu okuyorum. saygısız ağzından bu sözcüklerin döküldüğünü duyuyorum, küçük adam. kendine bakmaktan korkuyorsun, eleştiriden korkuyorsun küçük adam; sana vereceklerini vaat ettikleri yetkiden korktuğun gibi korkuyorsun. bu yetkiyi nasıl kullanacağını bilemezsin. başka bir biçimde yaşayabileceğini düşünmeye cesaret edemiyorsun: koyun gibi güdülmek yerine özgür yaşamak, taktikler uygulamak yerine açık davranmak, bir hırsız gibi gecenin karanlığında sevmek yerine açık açık sevebilmek düşüncelerine yer vermiyorsun kafanda. kendini küçümsüyorsun, küçük adam. "ben kim oluyorum da kendi görüşüm olacakmış, kendi yaşamımı kendim saptayacak ve dünyanın benim olduğunu açıklayacakmışım" diyorsun. haklısın; sen kim oluyorsun da kendi yaşamın üzerinde hak sahibi olmak isteyeceksin? sana kim olduğunu söyleyeceğim.

gerçekten büyük olan insandan seni ayıran tek bir nokta var: büyük adam da bir zamanlar çok küçük bir adamdı; ama bir tek önemli yetenek geliştirdi: düşünce ve davranışlarında küçük olduğu noktaları görmeyi öğrendi. kendisi için çok değerli olan bazı şeyleri yitirmeyi göze alarak kendi küçüklüğünün ve önemsizliğinin taşıdığı tehlikeyi giderek daha iyi sezmeyi öğrendi. demek ki, büyük adam, ne zaman ve hangi alanda küçük adam olduğunu bilir. küçük adam, küçük olduğunu bilmez ve bunu bilmekten korkar.

* *

ilk yayınlanma tarihi 1948 olan bir kitabın günümüz insanı için hala geçerliliğini koruması...
devamını gör...

sözlükte kuşak çatışması da görmedik demeyiz artık. bir y kuşağı olarak yaşasın z kuşağı diyorum. bana göre genç olanlara diyorum ki - ki bende gencim;)- tam gaz yola devam..
devamını gör...

bon jovi'den gelsin o zaman
hey god hey god do you really think about me?
edit:tek kelime bulamadim.
devamını gör...

tepende karabulutlar olsa bile gökyüzünün maviliğinden kuşku duyma.
devamını gör...

' sen seversin diye ' ile başlayan tüm cümleler..
pamuk gibi oluyorum bunu duyunca.
devamını gör...

benim için kafa sözlük'ün en iyi yazarıdır
devamını gör...

renklerin, mekanların birbirinden güzel olduğu 18 ülkede çekilmiş başlangıçta konusunu anlamakta zorlandığım tatlı mı tatlı bir kızın da başrolde olduğu 2006 yapımı film.

hastanede kolu kırık olan hareketli bir çocuk ile kaza sonucu vücudunun bir kısmı tutmayan bir dublörün hikayesini konu alıyor.
başlangıçta dublör çocuğu morfin getirmesi için kullansa da sonradan o kız çocuğu hayatının bir parçası ve umudu oluyor.

sahnelerden biride ayasofya da çekilmiş, başta bu ayasofya değil mi diye düşündükten sonra öğrendim ki gerçekten ayasofya imiş.
film bir kez daha gösteriyor ki dünyada gezilmesi, görülmesi gereken çok güzel yerler var.
ek olarak eski dönemlere, kalelere, şövalyelere özel bir ilgim olduğu hatta o zamanlarda yaşamak isteyen biri olarak ara ara beni daha fazla içine çekti film.
sonu mutlu biten, güzel renk dolu bir film.
keyifli seyirler.
devamını gör...

hoca asperger sendromludur. yürüyüşünden yüz şekline kadar birçok farklı detay kendisinin asperger sendromu olduğunu gösteriyor. bir süre önce bir çocuğu linç eden topluluğa karşı çıkıp çocuğun asperger sendromlu olduğunu ilk söyleyen ve nedenlerini madde madde anlatan kişilerden biri bendim. hemen sonra oytun erbaş çocuğun asperger olduğunu yine söyledi. bir asperger sendromlu başka bir asperger sendromluyu tanır. bu da benim iddiam değildir, asperger sendromluların toplandığı ortamlarda yine kendileri bundan bahsediyor. asperger sendromu dışardan çok kolay fark edilebilir detaylar bütünü ancak otizmli olmayanlar kendisine benzemeyeni direkt olarak gözden çıkarıp linç ettiği için bunları göremiyorlar. otizmli olmayanların davranışları inanılmaz değişik. hakkatan gram anlam veremiyorum.

şimdi ben celal şengör'ü aklamaya çalışmam. ben asperger sendromunu anlatmaya çalışırım. celâl hoca yine tepki çekecek açıklamalar yapmış. ondan önce oytun yapmıştı. sıra sıra yapıyorlar böyle şeyler.

asperger sendromlu erkekler kadınlardan çoğu konuda ayrılır. asperger sendromunda bir kadın çok daha şanslı sayılır çünkü nihayetinde kadindir ve sosyal zekası daha yüksektir. kadınlar sosyal ortamlara çok daha kolay uyum sağlar. erkek asperger sendromlular ise bu konularda çok daha zorlanır. evet oradadır, bir şekilde en iyi bildiği işi yapıyordur ama psikolojik olarak tamamen içine sıkışmış haldedir. bir süre sonra her an ağrıyan karnına alışıp o ağrıyı hissetmemek ama sürekli seni bir şeyin rahatsız etmesi meselesi gibidir bu. asperger sendromlular ısı, koku ve vücut temasına karşı inanılmaz hassastır. bu nedenle sosyal ortamlarda oldukça anlamsız hareketler yaparlar.

bir diğer mevzu asperger sendromluların cinselliği algılama şekli ile alakalıdır. 100 asperger sendromluyu soruyorlar, cinsellikten nefret eden bir kişi çıkıyor ama bu meseleler tam tersi olarak biliniyor. sadece bir kişi düşkün gibi davranılıyor. oysa arka tarafta her gün bir kaç kez kendini bu konularda rahatlatmak zorunda kaldığını söyleyen sendromlular var. otizmli olmayanlardan ayrıldıkları bir başka nokta bu. cinsel istek kısmında bir farklılık var. bi de asperger sendromluların ilişki sırasında değişen hormon seviyesi nedenli kendilerini otizmli gibi hissetmeme ve tamamen normal hissetmeleri meselesi var. tüm tüm bunlar çok karmaşık meseleler ancak bir şekilde asperger sendromlu o hormon seviyesinin pesinde gidiyor. normal hissetmek mutlu hissettiriyor çünkü. madde kullanmak gibi düşünün. asperger sendromlu onu normal hissettiren o şeyin peşine düşüyor ama niyeti kötü olmuyor. sadece istediği şeyi nasıl alacağını bilmiyor. direkt olarak söylüyor, direkt olarak seni öpmek istiyorum falan diyor. hiç süzgeçleri yok çoğunun.

bu istekli halin ortaya çıkışı da üzücü şekilde gerçekleşebiliyor. bunun farkında olup bir şekilde isteğini düzene sokabilen asperger sendromlular toplumda daha rahat ilerliyor ancak yapmayanlara böyle davranışlar görüyoruz. böyle davranan asperger sendromlu içsel olarak kendisi de niyetinin farkında değildir. tamamen dürtüsel davranır. niyeti cinsel taciz değildir ama davranışı tacizdir. sosyal zekası çok çok düşük olduğu için işler iyice karışıyor. içindeki cinsel enerji, sosyal ilişkilerde olan davranış bozuklukları ve dürtüsel davranma birlikte görülünce olan bu.

zaten asperger sendromlulara bu nedenle özel eğitim veriliyor. hangi davranışın ne anlama geldiği tek tek öğretiliyor. bir asperger sendromlu sosyal ilişkiyi oluşturan tüm davranışları anlayamaz. bazılarını anlar ve uygular. sürekli öğrenmeye devam eder ama hep eksik kalır. asperger sendromunun ne olduğunu tek örnekle anlatayım, bir asperger sendromlunun insanları nasıl gördüğünü daha iyi anlayacaksınız.

annen çocukken seni dövüyor. annenle ilgili bildiğin tek şey seni dövüyor olduğu. öncesinde sana bağırmıyor, yüzünde seni döveceğine dair hiçbir şey yok, hiçbir mimik yok. geliyor ve dövüyor. çünkü asperger sendromlu özellikle çocukluk döneminde ne mimikleri ne de ses tonunu bilir, anlar. bildiği tek sey annesinin onu dövdüğüdür. bu nedenle annesiyle de tam olarak bağ kuramayan çok fazla asperger sendromlu vardır. erkekler daha az mimik kullanıp daha stabil davranabildigi için erkekler daha az karmaşık gelir otizmli insanlara.

ha işte asperger sendromlu erkeklerin çoğu o çocuk. ancak o çocuklar şizofren değil. asperger sendromlu. bunun ayrımını çok iyi yapalım.

benim celal hocayı aklama derdim yok. dinlemedim bile söylemini, anladığım kadarıyla bir taciz iddiası var. kimisi hayır taciz niyetli değil diyor. celal hocanın gerçek niyetini ben bilemem. ben asperger sendromunu çok iyi bilirim.

dediğim gibi asperger karmaşık bir mevzudur. çocukluk cağında görülen belirtileri düzeltmeye çalışan bazı uzmanlar, sendromluları ergenlik ve yetişkinlik döneminde içine kapanacak, cinsellikten nefret edecek, sosyal iletişim kurmak istemeyecek insanlar gibi görüyorlar ve ileriye yönelik düzeltmeleri çoğunlukla yapmıyorlar. toplum olarak asperger sendromlu ünlü insanların bu tür yanlış davranışlarını, çocuk asperger sendromlular yapmasın diye uğraşsak, eğitimi sosyal ve cinsel yönden versek bence daha iyi yaparız. sadece parçalamaya ve yok etmeye çalışıyoruz, düzeltmeye çalışmıyoruz.

özetle asperger sendromlular şizofren değildir. celâl hoca'da çok açık şekilde asperger sendromludur. teşekkürler. bb.
devamını gör...

ilk sıraya kendimi rahatlıkla yerleştirebileceğim,
ardından tanımımı görüp ...lı tanımla ilgili mesajı atan yazarların hepsini dizdiğim listedir.
devamını gör...

önemli yer, merkez anlamındadır.
ayrıca bir ışık veya ısı kaynağından yayılan ışınların toplandığı yer anlamına da gelir.
devamını gör...

harika anadolu rock eserlerini içerisinde barındıran youtube kanalıdır. parçalar restore edilmiş sanırım, muhteşem kalitede, dinleyin dinlettirin.
devamını gör...

günaydın sözlük, sözlükçüm.
sabaha karşı 5'te uyumuş olmam dışında muhteşem bir güne uyandım.
tatlış mı tatlış bir 'merhaba, nasılsın?' aldım sabah sabah.

tabi 10 benim için uyuma saati değil bunu herkes bilir. (sevdiklerim, sevenlerim, hayranlarım) * (herkesin işi yok beni takip etsin hah haspam ya) *
neyse efem 'aa bu saatte uyuyor musun? dur sonra arayayım' dedi ama nafile ben uyanmıştım bile.

kahve içiyorum şimdi taa uzak yollardan gelen bir kahve. sağ olsun, zaten yılların hatırı varken birkaç 40 yıl daha kitledi daha sonra tekrar deneyiniz 'arkadaşım ben bu kadar yılın hatırıyla ne yapayım, al istemem' dedim üstüme attı kaçtı trabzon'a doğru. zaten hep böyle yapar borçlu bırakır beni kendine.

şimdi biz üniversite arkadaşıyız hatta aynı ev hatta aynı oda. neyse efem ben çıkmışım evden apar topar dağıtmışım kendi bölümümü ohh içim rahat. derken eve bir geliyorum toplanmış ve karşı koltuğuma kurulmuş bir adet smile surat. mecbur seviniyoruz ama içimden geçiriyorum 'ben bir bahane bulup nasıl dağıtırım burayı yine?' diye.

hah ben hep bir bahane bulup dağıttım o hiç üşenmedi hep topladı. yoo niye ben pis, pasaklı, dağınık olacakmışım. siz dağınıksınız, ben fazla düzene karşıyım o kadar!

biz biraz kalabalıktık evde maddi nedenlerden dolayı. o zamanın zonguldak' ında oturduğumuz ev 750-900 aralarındaydı. ben kredi olarak 160 burs olarakta 100 lira alıyordum ve tüm cebime giren buydu. arkadaşlarında benden farkı yoktu. varın gerisini siz düşünün. (konu çok dağıldı ehü ehü)

neyse efem ben bir ara dağınıklık kutusu yapmıştım kendime. çekyatımın hemen köşesinde duruyor hem ev halkını rahatsız etmiyor hem benim ara ara görüp ohh neyse dağınık bir yerim var deyip huzur buluyordum. işte günlerden bir gün bir arkadaşımızın bir şeyi kayboldu başka bir arkadaşımız da gayri ihtiyari banu'nun kutusuna bak oradadır dedi. ben tabi saydım sövdüm (içimden) * 'sen ne demeyr çalışıyorsun? ben hırsız mıyım?' deyip atarımı yapıp odama gidip kapımı çarptım. tabi ev halkı şok. benden beklenmeyecek hareket evin neşe kaynağı, evin delisinden beklenmeyecek bir hareket. herkes suspus. akşam saatleri zaten sanırım uykumda var yattım uyudum. sabah kalktım odada rutin işler sonra kutum aklıma geldi az karıştırıp keyfim yerine gelsin dedim. nasıl huzur nasıl... derken anam kızın zımbırtısı benim kutumdan çıktı ehü ehü çeşitli şebeklikler. durduk yere ev halkına kahvaltı hazırlanıp ultra şaklabanlıklar yapıp gönüller alındı tabi. yahu o zımbırtının orada ne işi var hala anlamış değilim.

bu arada genelde sakin bir insanım ama ara ara 40 yolda bir (ki ben 33 yaşındayım) uca akarım. bir yükselirim ben bile beni tanımam. neysem efem bu daha az olsun diye meditasyon yapıyoruz işte.

bu arada kahvem bitti kalkıp kahvaltı hazırlamam lazım. sakin sakin bir vukuat yok içimden geldi. ayrıca artık topluyum, toplum baskısı beni toplu olmaya itti. değil mi daha sonra tekrar deneyiniz ? yaa tamam kabul be odamda hala bir bölüm, bölümler, odam komple dağınık. herkesin dağınıklığına kimse karışamaz hıh.

günaydın demiş miydim?
günaydın ahali..
günaydın benim gibi kısa fitilli meditasyon severler..
günaydın hiç bir yeri olmasa bile beyninin içini, ruhunun bir köşesini dağıtanlar, günaydın banuca mağdurları...
haydin selametle..
devamını gör...

çocukluğumun kalitesini artıran, kışın ortasında anneme yalvarıp bu dergiyi satan bakkala bitmeden alalım diye gittigimiz çocuk dergisi. bir yığın da oyuncak veriyorlardı. simdi 100 kadar sayısını sakladığım bir çantam var, ara ara açıp bakıyorum karikatürlere.
devamını gör...

mu kıtası, hayali bir kıtadır.
hayali kıta mu, 19.yüzyılın yazarı ve aynı zamanda gezgini olan augustus le plongeon'un iddiasına göre büyük okyanusta, 14 bin yıl önce batarak yok olmuştur. aynı zamanda yine le plongeonun iddiasına göre mezoamerika ve antik mısır toplumlarının ataları mu kıtasında yaşamıştır.

mu kıtası teorisini güçlendiren bir diğer isim james churchward olmuştur. kendisinin iddiası da mu kıtasının büyük okyanusta değil pasifik okyanusunda bulunmasıdır. bu iddialara ilişkin james churchward "kayıp kıta mu" adlı kitabında hayali kıta mu'ya ilişkin bir hayali harita ortaya koymuştur.
(link:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel :buradan)

sinan meydan'ın kaleme aldığı "atatürk ve kayıp kıta mu" kitabından referansla atatürk'ün de çalışmalarının bulunduğu kıtadır bu hayali kıta.
atatürk'ün de araştırdığı teoriye göre türkler, bir doğal afet sonucu pasifik okyanusunda karanlık sulara gömülen kayıp kıta mu'dan orta asya'ya göç etmişlerdir.
devamını gör...

mutfak, tuvalet, banyo gibi küçük ve kapalı alanlarda, havalandırmayı sağlamak amacıyla açılan küçük, kanallı pencere.

ayrıca kara ve demir yollarının altına döşenerek, yolların yağıştan zarar görmesini engellemek yahut yol altından kablo geçirilmesini sağlamak gibi amaçlarla inşa edilen yapı da aynı ismi taşır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

7 yasyaşındayım, sömestr tatili için köye gidiyoruz. yollar kötuymüs kim dinler? maaile bize hiçbir şey engel olamıyor. illa ki gidilecek o köye...
kar, buz, yollarda don olsa da gidilecek! gidin, gidin de, görün ebemin örekesini...*
neyse...

köye gidince benim başıma bir bekçi dikin, sonra ne yaparsanız yapın. insan geçmiş yıllardan ders alır değil mi?
ama nerdeeee? *
köye giriş yaptık annemler eşyaları taşıyor, babam içeride dedemle sohbet ediyor. daha bir saat dolmadan ben üst katın balkonunun gider borusundaki boyum kadar sarkıta kafayı taktım. illa onu kıracağım. yerden bir taş aldım, sarkıta attım ama...
aması o gitti babam ve dedemin oturdugu odanın camını kırdı. kırılan yerden babamla göz göze geldik. babam gözüyle kaç işareti yaptı. ben kaçtım üst kata... dedem alt kattan sinirle dışarı fırladı. babamın camı kırarken gördüğü 8-9 yaşlarındaki oğlan çocuğunu aramak için köyü dolaşmaya gitti.

ben diyorum ama kimse dinlemiyor.
anneeeee!
anneeeee!!
bana sahip çık!
beni sakın gözünden ayırma!!!
zaten köyde adim çıkmış kıyamet alametine, herkes benim hakkımda;
-"o kıvırcık var ya, o kıvırcık, tam deccal, ocaklardan ırak!" falan diyor.
az bak bana, bu kız nerede ne yapıyor? öyle başımı boş bırakma!

ama annem yine aynı tas, aynı hamam. saldım çayıra, mevlam kayıra diye attı ortaya... iyi o zaman, olacaklardan ben sorumlu değilim.
.....
annemler ertesi gün yufka ekmek yaptılar. öyle az buz değil. en az yüz kilo undan yaptılar. sonraki günlerde ekmeğe yardim eden komşulara yardim ettiler. imece usulü tüm mahalle ekmek yaptı. birgün sobanın başında otururken dışarıda iki keçinin dolaştığını gördüm. kış günü dışarıda keçi olmaz ki... kesin bunlar başka köyden gelmiş, açlardır deyip annemlerin koca gün uğraştıkları ekmeklerin olduğu üst kata keçileri çıkardım. sonra odadaki ayva dolu kovayı onların önüne çektim. onlar biraz ayvadan yedi sonra büyük olan yufkalari yemeye başladı. diğeri de ona katıldı. bunlar yiyorken birden o koca yığın yufka tüm heybetiyle yere serildi...
keçiler yufkaları yerken o sıra üst kata yengem geldi. gözleri kocaman açılmış. ne olduğunu anlamaya çalışıyor.

en uydurugundan yengeme bir yalan;
-yenge, bunlar girmiş buraya korktum büyük olan keçiden çıkaramadım bir türlü.
yengem keçileri kovdu.
odanın halini gören annemlerde matem havası, kim yardım eder bir daha, hem herkesin ekmeği var?
şunların derdine bak!
yalan dünya bir vaaar, bir yok.
bizim yörede her evin kendine ait tek göz bir ekmek evi vardır. içinde devasa bir sac ocağı, yapılan ekmeği koyarlar ve kapılari çok sağlam kilitli olmaz. sağlam yapın işte ne olur ne olmaz?

keçileri ertesi gün yine gördüm. e bunlar aaaaç!
her gün onlar geldi, bende başka başka komşuların ekmel evine soktum. zaten sonrasını onlar halletti. hala kimse bütün bunları benim yaptığımı bilmiyor.

bak anne "herkesin ekmeği var" diyordun. umudunu yitirme, boşuna dememişler 'gün doğmadan ,neler doğar.'
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim