sen kimsin radyo yayını
sözlüğümüzün en değerli yazar bireylerinden iki gözümüz köylü güzelimiz konuk olacakmış. kaçmaz diyorum. miko ve köylüme başarı dilemek anlatım bozukluğu. zira harika bir yayın olacağından şüphem yok. ilk defa sözlük radyosu dinleyeceğim. başladı, tutmayın beni.
miko, bu şarkıyı çalmazsan her şey eksik kalır. kamuoyu gücü arkamda.
miko, bu şarkıyı çalmazsan her şey eksik kalır. kamuoyu gücü arkamda.
devamını gör...
tc vatandaşlığından çıktığı için sevinen adam
araba alırken devlete araba almayacak adamdır
devamını gör...
kıvrık boynuzlu oriks
günümüzde maalesef soyu tükenmiş bir antilop türüdür. öncesinde gruplar halinde afrika'nın kuzeyi, sahra çölü kuzey ve güney sınırlarında yaşıyorlardı. gruptan kasıt ortalama koşullarda 40 civarı üye, su kıtlığı koşullarında 100'den fazla üyesiyle bir arada yaşayabiliyorlardı.

ortalama ağırlıkları 200 kg, ortalama yaşam süreleri 27 senedir. boynuzları ortalama 1 metredir ve hem erkek hem dişisinde bulunur, dişinin boynuzu nispeten daha ince olur. otçuldurlar, beslenme alışkanlıkları genelde çimen, ot ve meyve ağırlıklıdır. çöle yakın iklim koşullarında yaşayabildiklerinden çöl iklim adaptasyonuna sahiplerdir. birçok memeli için ölümcül olan sıcaklıkları vücutları tolere edebilir. susuzluk sıkıntısı yaşadıklarından yağmur sonrası çıkan çimenleri yiyebilmek için grup halinde kilometrelerce mesafe giderler.

1970'lerde tüm dünyada sayıları 6000 civarındaydı. ancak 2000 yılından itibaren vahşi doğada soylarının tamamen tükendiği kabul edildi. vahşi doğada olmasa da şu an bazı hayvanat bahçelerinde halen az sayıda üyesi bulunmaktadır. kimi zaman hayvanat bahçesinde yetiştirilip doğal yaşam alanlarına da salınıyorlar. kaynak

ortalama ağırlıkları 200 kg, ortalama yaşam süreleri 27 senedir. boynuzları ortalama 1 metredir ve hem erkek hem dişisinde bulunur, dişinin boynuzu nispeten daha ince olur. otçuldurlar, beslenme alışkanlıkları genelde çimen, ot ve meyve ağırlıklıdır. çöle yakın iklim koşullarında yaşayabildiklerinden çöl iklim adaptasyonuna sahiplerdir. birçok memeli için ölümcül olan sıcaklıkları vücutları tolere edebilir. susuzluk sıkıntısı yaşadıklarından yağmur sonrası çıkan çimenleri yiyebilmek için grup halinde kilometrelerce mesafe giderler.

1970'lerde tüm dünyada sayıları 6000 civarındaydı. ancak 2000 yılından itibaren vahşi doğada soylarının tamamen tükendiği kabul edildi. vahşi doğada olmasa da şu an bazı hayvanat bahçelerinde halen az sayıda üyesi bulunmaktadır. kimi zaman hayvanat bahçesinde yetiştirilip doğal yaşam alanlarına da salınıyorlar. kaynak
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
/ onüç damla gözyaşını saydım
alllahına kitabına sövüp saydım
şafak nabız gibi atıyordu
sarhoştum kasımpaşa'daydım /
demiş hemşerim, ezberden geldi sesi, işin içinde ahmet abi de varken hem de. oysa benim yürümek gibi bir niyetim yoktu, cibran'ın okçusunu biliyordum çünkü ve onun "sizler, evlatların birer canlı ok gibi fırlatıldıkları yaylarsınız. " dediğini bilenlerindendim. laf?
yürümeye niyetim yoktu aslında hiç yoktu, sarhoştum, yas gibi ufacık bişi vardı içimde, kavga ettim kendimle ve onunla, kapı önüne çıktım sigara içmeye, içtim, ona döndüm yüzümü, kapı kilitli, olsun öbür kapıdan girerim dedim, orası da kilitli ve bir not adıma yazılmış, "gidiyorum ben"
"lan bu kaçıncı" dedim kendi kendime, sonra sokağa baktım, mahalleye baktım, ben biraz yürüyeyim dedim kendime ve herkese, yürüdüm.
yaklaşık iki gün hiç durmadan yürüdüm, sarhoştum, alsancaktaydım, sarhoştum, yalıdaydım, sarhoştum güzelbahçe küçük limandaydım, eski kale fenerleri yerinde olsaydı yolumu çok daha önceden bulurdum ama yoklardı, ben de yürüdüm, karşıya geçeyim dedim köstenli eski bir dosta, sakın dedi, sakın bu gece yapma, ortak kontrol var ve artık ipler bizim elimizde değil, bilirim yalan söylemezdi o bana, o köstenin yani istanbul ağzı ile dalyanın en eski adamlarındandı.
vazgeçtim ben de, yürüdüm.
tam o sıra gördüm o dört kişiyi, gökte yeşil ay yoktu üstelik, ama o dört bıçak parıltısını nerde olsa tanırdım, cinayeti kör bir balıkçı gördü, ben gördüm, vapur gördü sadece.
hiçbirimiz ve hiçbiriniz orada yoktuk.
hatırladığım son şey onun yüzüme vurduğu ölü bir yavru kedi bedeni. sevmiyorum artık dedi, kediye mi dedi bana bana mı dedi bilmiyorum, gerçi ikisi de aynıydı, o bıraktığın gibi değilim diyordu, ben de gittiğim gibi değilim artık diyordum.
üstelik vapuru ben vurmamıştım?
/ vapuru onlar vurdu ben vurmadım
sarhoştum kasımpaşa'daydım
cinayeti kör bir kayıkçı gördü
ben vursam kendimi vuracaktım. /
alllahına kitabına sövüp saydım
şafak nabız gibi atıyordu
sarhoştum kasımpaşa'daydım /
demiş hemşerim, ezberden geldi sesi, işin içinde ahmet abi de varken hem de. oysa benim yürümek gibi bir niyetim yoktu, cibran'ın okçusunu biliyordum çünkü ve onun "sizler, evlatların birer canlı ok gibi fırlatıldıkları yaylarsınız. " dediğini bilenlerindendim. laf?
yürümeye niyetim yoktu aslında hiç yoktu, sarhoştum, yas gibi ufacık bişi vardı içimde, kavga ettim kendimle ve onunla, kapı önüne çıktım sigara içmeye, içtim, ona döndüm yüzümü, kapı kilitli, olsun öbür kapıdan girerim dedim, orası da kilitli ve bir not adıma yazılmış, "gidiyorum ben"
"lan bu kaçıncı" dedim kendi kendime, sonra sokağa baktım, mahalleye baktım, ben biraz yürüyeyim dedim kendime ve herkese, yürüdüm.
yaklaşık iki gün hiç durmadan yürüdüm, sarhoştum, alsancaktaydım, sarhoştum, yalıdaydım, sarhoştum güzelbahçe küçük limandaydım, eski kale fenerleri yerinde olsaydı yolumu çok daha önceden bulurdum ama yoklardı, ben de yürüdüm, karşıya geçeyim dedim köstenli eski bir dosta, sakın dedi, sakın bu gece yapma, ortak kontrol var ve artık ipler bizim elimizde değil, bilirim yalan söylemezdi o bana, o köstenin yani istanbul ağzı ile dalyanın en eski adamlarındandı.
vazgeçtim ben de, yürüdüm.
tam o sıra gördüm o dört kişiyi, gökte yeşil ay yoktu üstelik, ama o dört bıçak parıltısını nerde olsa tanırdım, cinayeti kör bir balıkçı gördü, ben gördüm, vapur gördü sadece.
hiçbirimiz ve hiçbiriniz orada yoktuk.
hatırladığım son şey onun yüzüme vurduğu ölü bir yavru kedi bedeni. sevmiyorum artık dedi, kediye mi dedi bana bana mı dedi bilmiyorum, gerçi ikisi de aynıydı, o bıraktığın gibi değilim diyordu, ben de gittiğim gibi değilim artık diyordum.
üstelik vapuru ben vurmamıştım?
/ vapuru onlar vurdu ben vurmadım
sarhoştum kasımpaşa'daydım
cinayeti kör bir kayıkçı gördü
ben vursam kendimi vuracaktım. /
devamını gör...
bir özlem atağıyla olduğun yerde kalakalmak
bazen bi’ koku , bi söz ,bi yol ne olacağını bilemediğin, seni bir anda yakalayan ,yüreğini sıkan sımsıkı tutan içini anılarla özlemle doldurduran yaşadığın his sonucu senin için kaçınılmaz olan durumdur.
devamını gör...
ağzındakikanısilipişteşimdikızandövüşçü
sözlükte nickini okuması zor ama okumayı başarınca gülümseten aramıza yeni katılmış yazarımız. ekşi'den geldiğini belirtmiştir. hoş gelmiş aramıza.
okuyamayanlar için türkçe karakterlerle nickini yazıyorum: ağzındaki-kanı-silip-işte-şimdi-kızan-dövüşçü .
okuyamayanlar için türkçe karakterlerle nickini yazıyorum: ağzındaki-kanı-silip-işte-şimdi-kızan-dövüşçü .
devamını gör...
la gelir misin lütfen
devamını gör...
ördek sendromu
devamını gör...
kamuran şipal
türk yazar ve çevirmendir.

kamuran şipal çok sayıda ödül almış çok büyük bir romancı ve öykü yazarıdır. muhteşem romanları ve beni çok etkileyen öyküleri olan yazar, nedense yazarlık kimliğiyle çok göz önünde olmamıştır hayatı boyunca. daha çok bir çevirmen olarak tanınır ve almancadan çevirdiği muhteşem eserlerle türkiye’deki edebiyat severlere çok büyük hizmetlerde bulunmuştur.
ben kamuran şipal ile üniversite yıllarında tanıştım. aslında kamuran şipal ile tanışmama franz kafka neden oldu ya da franz kafka ile tanışmama kamuran şipal neden oldu. her iki durum da eşit oranda geçerlidir bence.
cem yayınlarından çıkan franz kafka kitaplarının çevirmeni kamuran şipal’dir. yanlış hatırlamıyorsam can yayınlarından çıkan kafka kitaplarını da ahmet cemal ustamız çevirmişti.
benim için kamuran şipal, franz kafka ile aynı kişidir. dünyanın en büyük yazarı saydığım kafka’nın cümleleri bana büyük çevirmen aracılığıyla ulaştığı için ikisini birbirinden ayrımam çok zor. kafka’yı birçok çevirmenden okudum ama hiçbir kamuran şipal çevirileri kadar keyif vermedi.
dünyanın en ünlü kitaplarından biri olan dönüşüm’ün dünyanın en ünlü kitap açılış cümlelerinden biri kamuran şipal tarafından şöyle çevirilmiştir ve 20 yıldır ezberimdedir:
gregor samsa bir sabah korkulu düşlerden uyandığında kendi yatağında devcileyin bir böceğe dönüşmüş olarak buldu.

kamuran şipal çok sayıda ödül almış çok büyük bir romancı ve öykü yazarıdır. muhteşem romanları ve beni çok etkileyen öyküleri olan yazar, nedense yazarlık kimliğiyle çok göz önünde olmamıştır hayatı boyunca. daha çok bir çevirmen olarak tanınır ve almancadan çevirdiği muhteşem eserlerle türkiye’deki edebiyat severlere çok büyük hizmetlerde bulunmuştur.
ben kamuran şipal ile üniversite yıllarında tanıştım. aslında kamuran şipal ile tanışmama franz kafka neden oldu ya da franz kafka ile tanışmama kamuran şipal neden oldu. her iki durum da eşit oranda geçerlidir bence.
cem yayınlarından çıkan franz kafka kitaplarının çevirmeni kamuran şipal’dir. yanlış hatırlamıyorsam can yayınlarından çıkan kafka kitaplarını da ahmet cemal ustamız çevirmişti.
benim için kamuran şipal, franz kafka ile aynı kişidir. dünyanın en büyük yazarı saydığım kafka’nın cümleleri bana büyük çevirmen aracılığıyla ulaştığı için ikisini birbirinden ayrımam çok zor. kafka’yı birçok çevirmenden okudum ama hiçbir kamuran şipal çevirileri kadar keyif vermedi.
dünyanın en ünlü kitaplarından biri olan dönüşüm’ün dünyanın en ünlü kitap açılış cümlelerinden biri kamuran şipal tarafından şöyle çevirilmiştir ve 20 yıldır ezberimdedir:
gregor samsa bir sabah korkulu düşlerden uyandığında kendi yatağında devcileyin bir böceğe dönüşmüş olarak buldu.
devamını gör...
babası tarafından zincirlenen 6 yaşındaki çocuğun ölmesi
herkes çocukların eşit şartlarda büyümesi, aç kalmaması, yardım yapılması konusunda hemfikir fakat insanların çoğunun görmek istemediği bir durum var, bu çocuklara bakan kişiler aileleri. eğer ailelerine maddi ve psikolojik yardım yapılmazsa her şey boşa gidiyor.
''çocuklara üzülüyorum, onlara severek yardım ederim ama yetişkinlere yardım etmeyeceğim'' anlayışı ne yazık ki konu onların çocukları olunca çok yanlış bir düşünce tarzına dönüşüyor. erken çocukluk dönemi çok önemli olmakla birlikte bireylerin yaşam boyu sağlıklı gelişimi için aile faktörü çok daha önemlidir. çocuklar sadece besin, eğitim, barınma vb. etmenlere ihtiyaç duymaz; sevgi ve ilgiye de gereksinimleri vardır. yaşam şartlarından çocuklarıyla ilgilenemeyen ebeveynlerin olduğu bir ortamda çocuk gelişimini sağlıklı tamamlayamaz. ''bana ne'' diyenler elbet olacaktır fakat sağlıklı (psikolojik ve fiziksel) yetişemeyen çocukların sonucu tüm dünyayı etkileyecektir.
bu konuda hepimizin sorumluluk alması lazım. bunu haksızlık olarak görseniz de almak zorundayız çünkü gelecekte bu kişilerin topluma ne kadar katkı ya da zararda bulunduğu hayatımızı kolaylaştırıp zorlaştıracak. haberle bunun ne ilgisi var diyebilirsiniz fakat adamın eşi türkiye'ye kaçmış, iki çocuğuyla kalmış. maddi zorluklarla baş etmeye çalışırken psikolojik olarak yıpranmış olabilir. yaptığı çok yanlış, hiçbir savunması olamaz fakat açıklaması olabilir. eşit şartların verilmemesi, destek sağlanmaması.
bu çocuk anasınıfına gidecek yaşta, kafese kapatılacak değil. bu çocuk annesinden gizli babasından hamburger isteyecek yaşta, açlıktan bayılacak değil. bu çocuk babasından yüzme öğrenmeye çalışırken gülerek, 'baba beni bırakma, boğulurum' diyecek yaşta, uzun süre yemek yemeyip bir anda hızlıca yediği için boğularak ölecek değil!
''çocuklara üzülüyorum, onlara severek yardım ederim ama yetişkinlere yardım etmeyeceğim'' anlayışı ne yazık ki konu onların çocukları olunca çok yanlış bir düşünce tarzına dönüşüyor. erken çocukluk dönemi çok önemli olmakla birlikte bireylerin yaşam boyu sağlıklı gelişimi için aile faktörü çok daha önemlidir. çocuklar sadece besin, eğitim, barınma vb. etmenlere ihtiyaç duymaz; sevgi ve ilgiye de gereksinimleri vardır. yaşam şartlarından çocuklarıyla ilgilenemeyen ebeveynlerin olduğu bir ortamda çocuk gelişimini sağlıklı tamamlayamaz. ''bana ne'' diyenler elbet olacaktır fakat sağlıklı (psikolojik ve fiziksel) yetişemeyen çocukların sonucu tüm dünyayı etkileyecektir.
bu konuda hepimizin sorumluluk alması lazım. bunu haksızlık olarak görseniz de almak zorundayız çünkü gelecekte bu kişilerin topluma ne kadar katkı ya da zararda bulunduğu hayatımızı kolaylaştırıp zorlaştıracak. haberle bunun ne ilgisi var diyebilirsiniz fakat adamın eşi türkiye'ye kaçmış, iki çocuğuyla kalmış. maddi zorluklarla baş etmeye çalışırken psikolojik olarak yıpranmış olabilir. yaptığı çok yanlış, hiçbir savunması olamaz fakat açıklaması olabilir. eşit şartların verilmemesi, destek sağlanmaması.
bu çocuk anasınıfına gidecek yaşta, kafese kapatılacak değil. bu çocuk annesinden gizli babasından hamburger isteyecek yaşta, açlıktan bayılacak değil. bu çocuk babasından yüzme öğrenmeye çalışırken gülerek, 'baba beni bırakma, boğulurum' diyecek yaşta, uzun süre yemek yemeyip bir anda hızlıca yediği için boğularak ölecek değil!
devamını gör...
cehenneme girince kurulacak ilk cümle
dante'nin cehennem kapısının üzerindeki okuduğu cümledir:
" ey buradan içeri girenler! bütün umutlardan vazgeçin!"
" ey buradan içeri girenler! bütün umutlardan vazgeçin!"
devamını gör...
küçük şeylerle mutlu olmak
karşılıklı random gülmek küçük bir şey sayılıyorsa ben de bu vasfa sahibim demektir. bazen konuşmayı bırakır karşılıklı random atmayı tercih ederim. mutlu eder miyim bilemiyorum ama mutlu olduğum kesin.
devamını gör...
bir insanın kalitesiz olduğunu gösteren detaylar
bir insanın bir başkasına olan davranışlarını gözlemleyerek o insanın karakteri hakkında oldukça net çıkarımlarda bulunabileceğimiz detaylardır. örneğin; kasiyer ve garson gibi hizmet sektörü çalışanlarına kötü davranması, bunu bir hak olarak görmesi.
devamını gör...
bir insana yapılabilecek en büyük kötülük
size güvenmiş bir insanı yarı yolda bırakmaktır.
çaresiz hisseder, terk edilmiş, kandırılmış.
beni kör kuyularda
güvenmemeyi, temkinli olmayı öğretirsiniz, yolların tek başına yürünmesi gerektiğini...
çaresiz hisseder, terk edilmiş, kandırılmış.
beni kör kuyularda
güvenmemeyi, temkinli olmayı öğretirsiniz, yolların tek başına yürünmesi gerektiğini...
devamını gör...
yapay zeka insan
insan... gülen, ağlayan, sevinen, üzülen, kızan, kızaran, şaşıran, heyecanlanan, özleyen, arzulayan, kıskanan, böbürlenen, acıyan, acıtan, paylaşan, hatırlayan, unutan... düşünen, soran, sorgulayan, araştıran, bulan, bilen, öğrenen, öğreten...
insan kendine özgü sahip olduğu tüm duygularına rağmen, yaklaşık 86 milyar sinir hücresi, 1000 trilyon nöron bağlantısıyla, 50'den fazla farklı hormonları, 60'dan fazla farklı nörotransmitter "sinir hücreleri arasındaki sinaptik bağlantılarda veri iletimini sağlayan kimyasallar" molekülleriyle, bazen uzaktan, bazen en derinden o kadar yapay duruyor ki...
bir sabah yatağınızda doğrulmuş, hiçbir şey düşünemeden en derin ve sessiz anlamsızlıklara dalmış, farkındalığın en keskin ucunda, en yakınınızın mutfaktan gelen sesi nasıl da bir yabancının sesine bürünüyor. yüzünüzü yıkarken her sabah aynada göz göze geldiğiniz yüz nasıl da bir yabancıya dönüşüyor...
depersonalizasyon dediğimiz rahatsızlık farkındalığın en keskin ucu olsa gerek. sinir sistemimizin oluşturduğu mekanik bilinçle göz göze gelmektir depersonalizasyon. işin ilginç ve ürkütücü tarafı mekanik bilinciniz de onu uzaktan izlediğinizin farkındadır. bu noktada iç sesinizi hanginizin sahipleneceğine dair küçük bir problem ortaya çıkmaktadır. bunun çözümü iç sesinizi de ona emanet edip, aynada kendinize göz kırpıp gülümsemektir. eğer iç sesinizi sahiplenmekte diretip ısrar edecek olursanız, şimdiden tebrikler, şizofreni 1'e hoş geldiniz. *
milyarlarca yıllık gelişimin ve değişimin sonucu bize insanı hediye eden bu evren eğer simülasyon olsaydı... belki de bir üst akılın yaptığı kozmik bir deney içinde dikkate alınmayan, hatta varlığı fark bile edilmeyen bir insan modeli ve göz ardı edilmiş muazzam bir yapay zeka havuzu... fakat insan, bilinçli bir proje ise, bu yapay zeka havuzu üst akıla neler sunabilirdi?
öncelikle üst akılın yapması gereken bazı görevler vardır. yapay zeka olduğumuz gerçeğini kavrayabilme ihtimalimizi ellerinden geldiği kadar bizden uzak tutmalıdırlar. projeleri, bize sundukları evrenin gerçekliği ve bizde yarattıkları gerçeklik duygusu kadar başarılı olacaktır. ışık hızı, mutlak sıfır, planck sabiti gibi kozmolojik sabitleri her ne kadar kafamızı bulandırsa da, sistemlerinin altyapısını oluşturmak için bu birimlere ihtiyaçları olacaktır. biz nasıl iki boyutlu bir modele perspektif katarak simüle karakterimize üçüncü boyutta hareket etme yanılgısını veriyorsak, onlar da bize karşı "zaman" gibi hilelere başvurabilirler. *
yapay zeka havuzumuza geri dönelim. öncelikle üst akılın dışarıdan müdahalede bulunduğunu varsayarak havuzumuzu irdeleyelim. bizleri toplumsal olarak test ve gözlem amaçlı, belki de manüpüle amaçlı kral, ya da peygamber, veya lider modeli ajan programlar gönderilmiş olsun. bu programlar kendi varlıklarını sorgulayabilir mi? sorgulayabildikleri andan itibaren aramızda yapay zekasal bir farktan söz edebilir miydik?
tabi ki yapay zeka havuzu herhangi bir dış müdahale altında olmadan da kendi liderlerini kendi içinden çıkartmış olabilir. insanın kendisinin yapay zeka olduğunun anlatıldığı bu yazı, bundan sonra bilim-kurgusal bir öykü dizisi olarak devam edecektir. manga tadında bir eser ortaya koymak istesem de, her ne kadar biraz çizim yeteneğim olsa da, hayal gücümü çizgiye dökebilecek üretkenlikte ve yetenekte değilim. roman yazabilecek edebi olgunlukta da olmadığım için, bir öykü dizisini tercih ediyorum. kurguda oluşabilecek mantık hatalarından dolayı, anlayışınız için şimdiden teşekkürler. *
-uyanış-
gece yarısı 01:12
alarm! alarm! alarm!
tüm görevliler görev yerine! acil durum! tüm görevliler görev yerine! acil durum!
-lanet olsun! on beş yıl sonra ilk defa mı? hep gece yarısı mı olmak zorunda!
yirmi dakika sonra
-durum nedir kate?
-kapı birde hareketlilik var efendim. sistem oksijen, karbon, hidrojen ve nitrojen çekmeye devam ediyor. ama neden bu kadar erken geldiniz ki? sabahı bekleseniz daha iyi olurdu.
lanet alarm bir kere uyandırmıştı zaten. koordinatör stefan, önünü boydan boya kaplayan kırılmaz camın arkasından içeri, yukarıdan aşağıya doğru, geniş boşluğu dolduran kapı ikiye bakındı ve onun gölgesinde kalan kapı bire odaklandı. ahtapot yüzlerce upuzun ince metal kollarıyla kapı birin beş metre çapındaki tavanını sarmıştı. koordinatör, soğuk ve sakin duruşunun altında, içten içe on beş yıl sonra yine aynı heyecanla bu mucizeye şahit oluyordu...
devam edecek...
insan kendine özgü sahip olduğu tüm duygularına rağmen, yaklaşık 86 milyar sinir hücresi, 1000 trilyon nöron bağlantısıyla, 50'den fazla farklı hormonları, 60'dan fazla farklı nörotransmitter "sinir hücreleri arasındaki sinaptik bağlantılarda veri iletimini sağlayan kimyasallar" molekülleriyle, bazen uzaktan, bazen en derinden o kadar yapay duruyor ki...
bir sabah yatağınızda doğrulmuş, hiçbir şey düşünemeden en derin ve sessiz anlamsızlıklara dalmış, farkındalığın en keskin ucunda, en yakınınızın mutfaktan gelen sesi nasıl da bir yabancının sesine bürünüyor. yüzünüzü yıkarken her sabah aynada göz göze geldiğiniz yüz nasıl da bir yabancıya dönüşüyor...
depersonalizasyon dediğimiz rahatsızlık farkındalığın en keskin ucu olsa gerek. sinir sistemimizin oluşturduğu mekanik bilinçle göz göze gelmektir depersonalizasyon. işin ilginç ve ürkütücü tarafı mekanik bilinciniz de onu uzaktan izlediğinizin farkındadır. bu noktada iç sesinizi hanginizin sahipleneceğine dair küçük bir problem ortaya çıkmaktadır. bunun çözümü iç sesinizi de ona emanet edip, aynada kendinize göz kırpıp gülümsemektir. eğer iç sesinizi sahiplenmekte diretip ısrar edecek olursanız, şimdiden tebrikler, şizofreni 1'e hoş geldiniz. *
milyarlarca yıllık gelişimin ve değişimin sonucu bize insanı hediye eden bu evren eğer simülasyon olsaydı... belki de bir üst akılın yaptığı kozmik bir deney içinde dikkate alınmayan, hatta varlığı fark bile edilmeyen bir insan modeli ve göz ardı edilmiş muazzam bir yapay zeka havuzu... fakat insan, bilinçli bir proje ise, bu yapay zeka havuzu üst akıla neler sunabilirdi?
öncelikle üst akılın yapması gereken bazı görevler vardır. yapay zeka olduğumuz gerçeğini kavrayabilme ihtimalimizi ellerinden geldiği kadar bizden uzak tutmalıdırlar. projeleri, bize sundukları evrenin gerçekliği ve bizde yarattıkları gerçeklik duygusu kadar başarılı olacaktır. ışık hızı, mutlak sıfır, planck sabiti gibi kozmolojik sabitleri her ne kadar kafamızı bulandırsa da, sistemlerinin altyapısını oluşturmak için bu birimlere ihtiyaçları olacaktır. biz nasıl iki boyutlu bir modele perspektif katarak simüle karakterimize üçüncü boyutta hareket etme yanılgısını veriyorsak, onlar da bize karşı "zaman" gibi hilelere başvurabilirler. *
yapay zeka havuzumuza geri dönelim. öncelikle üst akılın dışarıdan müdahalede bulunduğunu varsayarak havuzumuzu irdeleyelim. bizleri toplumsal olarak test ve gözlem amaçlı, belki de manüpüle amaçlı kral, ya da peygamber, veya lider modeli ajan programlar gönderilmiş olsun. bu programlar kendi varlıklarını sorgulayabilir mi? sorgulayabildikleri andan itibaren aramızda yapay zekasal bir farktan söz edebilir miydik?
tabi ki yapay zeka havuzu herhangi bir dış müdahale altında olmadan da kendi liderlerini kendi içinden çıkartmış olabilir. insanın kendisinin yapay zeka olduğunun anlatıldığı bu yazı, bundan sonra bilim-kurgusal bir öykü dizisi olarak devam edecektir. manga tadında bir eser ortaya koymak istesem de, her ne kadar biraz çizim yeteneğim olsa da, hayal gücümü çizgiye dökebilecek üretkenlikte ve yetenekte değilim. roman yazabilecek edebi olgunlukta da olmadığım için, bir öykü dizisini tercih ediyorum. kurguda oluşabilecek mantık hatalarından dolayı, anlayışınız için şimdiden teşekkürler. *
-uyanış-
gece yarısı 01:12
alarm! alarm! alarm!
tüm görevliler görev yerine! acil durum! tüm görevliler görev yerine! acil durum!
-lanet olsun! on beş yıl sonra ilk defa mı? hep gece yarısı mı olmak zorunda!
yirmi dakika sonra
-durum nedir kate?
-kapı birde hareketlilik var efendim. sistem oksijen, karbon, hidrojen ve nitrojen çekmeye devam ediyor. ama neden bu kadar erken geldiniz ki? sabahı bekleseniz daha iyi olurdu.
lanet alarm bir kere uyandırmıştı zaten. koordinatör stefan, önünü boydan boya kaplayan kırılmaz camın arkasından içeri, yukarıdan aşağıya doğru, geniş boşluğu dolduran kapı ikiye bakındı ve onun gölgesinde kalan kapı bire odaklandı. ahtapot yüzlerce upuzun ince metal kollarıyla kapı birin beş metre çapındaki tavanını sarmıştı. koordinatör, soğuk ve sakin duruşunun altında, içten içe on beş yıl sonra yine aynı heyecanla bu mucizeye şahit oluyordu...
devam edecek...
devamını gör...
yök'ün galatasaray üniversitesi hakkında aldığı karar
türkçe okutmanlarımıza zorluk çıkarıldı hadi biz de çıkaralım mantığı değildir. uluslararası ilişkilerde denklik olmalıdır. aksi halde bir müddet sonra başka konularda da dayatmalar çıkabilir ve ses edilmezse eğitim terörüne kadar konu gider. gayet yerinde karardır. türkçe zaten kolay bir dil. ekmeğinizi bu ülkeden alıyorsanız dilini de öğrenin. ya da yıllardır öğrenseydiniz...
devamını gör...



