kısa tanım girenlerin sözlüğe hak ettiği değeri vermemesi
yo
gayette
uzun
uzun
yazıyoruz
tüm
tanımlarımızı,
bak
kaç
satır
oldu.
gayette
uzun
uzun
yazıyoruz
tüm
tanımlarımızı,
bak
kaç
satır
oldu.
devamını gör...
olasılıksız
4 yıl kadar önce okuyup bitirdiğim kitap.
hatta hızımı alamadım, iki kez daha okudum, öyle etkileyiciydi yani.
her fırsatta öneririm, gerçek bir başyapıttır.
hatta hızımı alamadım, iki kez daha okudum, öyle etkileyiciydi yani.
her fırsatta öneririm, gerçek bir başyapıttır.
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
bir kaç gün önce annem hastaneden çıktı ve aramızda. bu beni biraz sevindirdi. ama hala yaşamaktan nefret ediyorum. beni motive edecek hiçbir şeyim yok. her an ölmek istiyorum. insanlar sürekli linç manyağı, aşk düşmanı, ırkçı tipler olmuş. hepsinden nefret ediyorum. bu kadar...
devamını gör...
gelibolu
buket uzuner'in kaleme aldığı çanakkale savaşı temalı bir roman. çanakkale'ye savaşmaya gelmiş ama bir daha haber alınamamış bir anzak askerinin torununun dedesinin mezarını bulmak için gelibolu'ya gelmesi, orada bir çanakkale gazisinin kızı yaşlı bir kadınla tanıştırılması ve kaderin cilvesi olarak da yaşlı kadının babası ile anzak kadının dedesinin aslında aynı insan çıkması gibi dramatik bir olay örgüsü işlenmiştir. kitap esas olarak cepheden yazılmış mektuplarla ilerler. bu mektupların içinde okur kendisini çanakkale savaşının tam orta yerinde bulur. daha fazla spoiler vermemek için kendimi zor tutuyorum. okuyan kendisine çok şey katacaktır.
(bkz: aotearoa)
(bkz: aotearoa)
devamını gör...
ağustos'tan eylül'e geçmenin verdiği hüzün
hiç sorma. hemen üşümeye başladım.
üşümeyi sevmiyorum, midem de sevmiyor.
işin yoksa anlat ona, ısı değişimini.
üşümeyi sevmiyorum, midem de sevmiyor.
işin yoksa anlat ona, ısı değişimini.
devamını gör...
kafa sözlük
eksi sozlukten gelenlerdenim. eksinin ozunu kaybetmesi ile bir suredir bakmiyordum bile.
devamını gör...
sevgi neydi
"sevgi neydi? sevgi iyilikti, dostluktu, sevgi emekti." diyen asya bize sevginin ne olduğunu öğretti.
devamını gör...
yazarların bugün attığı adım sayısı
mutfakla banyo arası ımmm.. yaklaşık 18 adım falan
devamını gör...
güzel olmanın verdiği öz güven
tek başına bir anlamı yoktur. sempatin, zekân, eğitimin ve en önemlisi çevre ile desteklenmelidir.
tek başına güzelliğe güvenip kuru bir özgüvenle ortaya çıkarsanız kurtlar sizi ham yapar.
tek başına güzelliğe güvenip kuru bir özgüvenle ortaya çıkarsanız kurtlar sizi ham yapar.
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın sözlük;
ama öyle; gelininin/damadının koyacağı egzantirik çocuk ismini beğenmeyerek, kulağına okuduğu ezan sonrası -misal veriyorum- berkant yanına bir de birol; yahut 'karsu' yanına bi'de 'naciye' ekleyen kayınpeder sürprizi gibi bir günaydın değil elbet...
sözlükte birtakım değişimlerin yaşandığı şu günlerde, bugünün getirdiği/getireceği bütün değişimlerin tüm yazarlara uğur getirdiği, normal ile anormalin ayrımının başarıyla yapılabildiği, bizden sonra gelen/gelecek tüm nesillerin ( ikinci nesiller bu size bak) uslu uslu normal sözlüğümüzü daha normal seviyelere iteleyebileceği umutlarıyla dolu bir günaydın...
öyle şovsuz, gamsız bir günaydın...
normal bi' günaydın...
ayrıca herakleitos'un dediği gibi:
''değişmeyen tek şey süper lig'in kalitesizliğidir...''
ama öyle; gelininin/damadının koyacağı egzantirik çocuk ismini beğenmeyerek, kulağına okuduğu ezan sonrası -misal veriyorum- berkant yanına bir de birol; yahut 'karsu' yanına bi'de 'naciye' ekleyen kayınpeder sürprizi gibi bir günaydın değil elbet...
sözlükte birtakım değişimlerin yaşandığı şu günlerde, bugünün getirdiği/getireceği bütün değişimlerin tüm yazarlara uğur getirdiği, normal ile anormalin ayrımının başarıyla yapılabildiği, bizden sonra gelen/gelecek tüm nesillerin ( ikinci nesiller bu size bak) uslu uslu normal sözlüğümüzü daha normal seviyelere iteleyebileceği umutlarıyla dolu bir günaydın...
öyle şovsuz, gamsız bir günaydın...
normal bi' günaydın...
ayrıca herakleitos'un dediği gibi:
''değişmeyen tek şey süper lig'in kalitesizliğidir...''
devamını gör...
utanmadan hala kablolu kulaklık kullanan insan
o zaman kablosuz kulaklık hediye et de takalım sayın yazar.
devamını gör...
astronomi ve uzay bilimleri
havalı bölümdür.
umut yıldız dediğimiz kişi de türkiye'de doğan ve lisans eğitimini türkiye'de tamamlayan biri olduğundan, coğrafya kaderdir deyip tüm suçu coğrafyaya atmak da ne bileyim, bir garip durumdur. evet, batı'da yaşıtlarımız 1 adım atarken biz belki 10 adım atmak zorundayız fakat imkansız değil hiçbir şey. çalışmak her şeydir. yalnızca tembeller suçu yıkacak bir şeyler bulurlar.
umut yıldız dediğimiz kişi de türkiye'de doğan ve lisans eğitimini türkiye'de tamamlayan biri olduğundan, coğrafya kaderdir deyip tüm suçu coğrafyaya atmak da ne bileyim, bir garip durumdur. evet, batı'da yaşıtlarımız 1 adım atarken biz belki 10 adım atmak zorundayız fakat imkansız değil hiçbir şey. çalışmak her şeydir. yalnızca tembeller suçu yıkacak bir şeyler bulurlar.
devamını gör...
she’s the giggle at a funeral
hozier’in take me to church şarkısında geçen ve nedendir bilmem ama bana çokça anlam yüklü gelen, her dinlediğimde beni çok etkileyen bir sözdür.
bu sözden neden bu kadar etkilendiğime çok anlam veremiyordum ilk dinlediğim zamanlar ama şunu anlıyordum; bir insanın aşık olduğu insanı cenazedeki bir kıkırdamaya benzetmesi büyük bir nimettir. ve bulunması çok zordur.
düşünsenize; bir cenaze esnasında duyacağınız bir kıkırdama geri dönüşü olmayan bir şeydir. gülmek bulaşıcı bir eylem olduğu için çok ciddiye alınan bir eylemi, bambaşka bir şeye dönüştürebilir. bütün ciddiyet ve acı bir anda yok olup göklere gönderilebilir.
ayrıca bu eylem devrimci bir eylemdir de. onaylamaz sesler, öfkeli bakışlara neden olması kaçınılmazdır. çok insanın tepkisine rağmen engellemek de mümkün değildir. kıkırdama bir kere başladı mı çınlayan, ışıl ışıl bir kahkahaya dönüşmesi an meselesidir ve o an hiç kimse ve hiçbir şey önemli değildir.
ve gülümsemek, kıkırdamak, kahkaha atmak nerde ve ne zaman olursa olsun güzeldir. hem de her haliyle. insanın içine yaşama sevincini bırakıp geçmiş için hayıflanmasına gerek olmadığını da anlatır. çocuksudur da aynı zamanda. saftır, temizdir, insana dairdir.
ilk dinlediğim zamanlar anlamını sadece içimde duyduğum bir sözdü bu. sadece güzel yazılmış bir cümle idi. artık biliyorum ne anlatmak istediğini. gözümde canlanan görüntü şöyle; ben siyah takım elbisem ile bir cenazedeyim, herkes üzgün, hafif bir yağmur ıslatır gibi yapıyor herkesi, o kadar cılız. ve gözlerim tam karşıda bir kıkırdamaya kilitlenmiş.
gülüşümü sakallarımın arkasına gizliyorum.
bu sözden neden bu kadar etkilendiğime çok anlam veremiyordum ilk dinlediğim zamanlar ama şunu anlıyordum; bir insanın aşık olduğu insanı cenazedeki bir kıkırdamaya benzetmesi büyük bir nimettir. ve bulunması çok zordur.
düşünsenize; bir cenaze esnasında duyacağınız bir kıkırdama geri dönüşü olmayan bir şeydir. gülmek bulaşıcı bir eylem olduğu için çok ciddiye alınan bir eylemi, bambaşka bir şeye dönüştürebilir. bütün ciddiyet ve acı bir anda yok olup göklere gönderilebilir.
ayrıca bu eylem devrimci bir eylemdir de. onaylamaz sesler, öfkeli bakışlara neden olması kaçınılmazdır. çok insanın tepkisine rağmen engellemek de mümkün değildir. kıkırdama bir kere başladı mı çınlayan, ışıl ışıl bir kahkahaya dönüşmesi an meselesidir ve o an hiç kimse ve hiçbir şey önemli değildir.
ve gülümsemek, kıkırdamak, kahkaha atmak nerde ve ne zaman olursa olsun güzeldir. hem de her haliyle. insanın içine yaşama sevincini bırakıp geçmiş için hayıflanmasına gerek olmadığını da anlatır. çocuksudur da aynı zamanda. saftır, temizdir, insana dairdir.
ilk dinlediğim zamanlar anlamını sadece içimde duyduğum bir sözdü bu. sadece güzel yazılmış bir cümle idi. artık biliyorum ne anlatmak istediğini. gözümde canlanan görüntü şöyle; ben siyah takım elbisem ile bir cenazedeyim, herkes üzgün, hafif bir yağmur ıslatır gibi yapıyor herkesi, o kadar cılız. ve gözlerim tam karşıda bir kıkırdamaya kilitlenmiş.
gülüşümü sakallarımın arkasına gizliyorum.
devamını gör...
türk hava yolları
devamını gör...
muhsin yazıcıoğlu
seni tanıyordum.
elinde silah, komünist avına çıktığın ta o ilk günlerden beri seni tanıyordum.
önce ankara'da, sonra istanbul'da ve tüm bir ülkede kana bulamadığın sokak, kahvehane, okul avlusu, fabrika önü kalmamıştı.
ev baskınları yaptın; kör karanlıklarda.
boğarak öldürdüğün arkadaşlarımın üstüne, kurşun yağdırmak marifetlerin arasındaydı.
bahçelievler' de yedi canıma sen kıydın.
ellerine bulaşmış insan kanıyla, yüzünü yıkıyordun her sabah.
sarkık bıyıkların, yaz-kış üstünden çıkarmadığın kara ceketin, korkak- hain sinsi, kan oturmuş bakışların, gözümün önünden hiç gitmedi.
16 mart katliamı'nda kardeşlerimin üstüne kurşun yağdıranların başında sen vardın.
1979 kışında, ankara ziraat fakültesi öğrencisi, kayınbiraderim sabit torun'u balgat'ta evinin önünde pusu kurup, yaylım ateşine tutanların başında sen vardın.
kalbura çevirdiğiniz o körpe bedendeki, yirmi bir kurşunun dört adedi, senin cinayet aletinden çıkmıştı.
maraş'ı kana sen buladın.
annelerimizin karnındaki bebeklerimizi katlettin.
bir değil, beş değil, on değil yüzlerle canımızı ateşe verdin.
yozgat, çorum ve 93'te sivas'ta yine sen vardın.
bir dağ başında, elinde silahın uluyan resimlerini anımsıyorum, madımak ateşe verildiğinde, "tahrik var" diyen yine senin ölüm kokulu sesindi.
korkağın tekiydin.
uçan kuştan, akan sudan, kararmış geceden, gündüz güneşten ve insan sesinden ödün patlardı.
bu yüzden olsa gerek, seni yalnız başına kimse görmedi!
kuyruğunu kıstırıp, sokak köşelerine pusu kuran, uyuzluk misali yaşadın.
ardında iş ortağın onca "tosuncuk" varken, hep güvencede hissettin kendini.
bu ülke katillerini seviyor ya, seni daha çok seviyorlar!
bahçeli de seviyor seni, baykal da, tayyip de, erbakan da.
halen arkan sağlam.
ardından methiyeler düzülüyor!
yazık oldu sana yazık. ölümün böyle olmamalıydı!
ateşe verdiğin o maraş yolu, canını aldı!
çakılıp kaldın bir dağın başına.
beş santim buz tutmuş bedenin.
zavallı ürkek yüreğin donmuş!
üzülmedim.
hiç unutmayacağım; söz!
aklıma faşizm düştüğü her an, önce seni anıyordum, yine seni anacağım.
orhan aydın
30 mart 2009
elinde silah, komünist avına çıktığın ta o ilk günlerden beri seni tanıyordum.
önce ankara'da, sonra istanbul'da ve tüm bir ülkede kana bulamadığın sokak, kahvehane, okul avlusu, fabrika önü kalmamıştı.
ev baskınları yaptın; kör karanlıklarda.
boğarak öldürdüğün arkadaşlarımın üstüne, kurşun yağdırmak marifetlerin arasındaydı.
bahçelievler' de yedi canıma sen kıydın.
ellerine bulaşmış insan kanıyla, yüzünü yıkıyordun her sabah.
sarkık bıyıkların, yaz-kış üstünden çıkarmadığın kara ceketin, korkak- hain sinsi, kan oturmuş bakışların, gözümün önünden hiç gitmedi.
16 mart katliamı'nda kardeşlerimin üstüne kurşun yağdıranların başında sen vardın.
1979 kışında, ankara ziraat fakültesi öğrencisi, kayınbiraderim sabit torun'u balgat'ta evinin önünde pusu kurup, yaylım ateşine tutanların başında sen vardın.
kalbura çevirdiğiniz o körpe bedendeki, yirmi bir kurşunun dört adedi, senin cinayet aletinden çıkmıştı.
maraş'ı kana sen buladın.
annelerimizin karnındaki bebeklerimizi katlettin.
bir değil, beş değil, on değil yüzlerle canımızı ateşe verdin.
yozgat, çorum ve 93'te sivas'ta yine sen vardın.
bir dağ başında, elinde silahın uluyan resimlerini anımsıyorum, madımak ateşe verildiğinde, "tahrik var" diyen yine senin ölüm kokulu sesindi.
korkağın tekiydin.
uçan kuştan, akan sudan, kararmış geceden, gündüz güneşten ve insan sesinden ödün patlardı.
bu yüzden olsa gerek, seni yalnız başına kimse görmedi!
kuyruğunu kıstırıp, sokak köşelerine pusu kuran, uyuzluk misali yaşadın.
ardında iş ortağın onca "tosuncuk" varken, hep güvencede hissettin kendini.
bu ülke katillerini seviyor ya, seni daha çok seviyorlar!
bahçeli de seviyor seni, baykal da, tayyip de, erbakan da.
halen arkan sağlam.
ardından methiyeler düzülüyor!
yazık oldu sana yazık. ölümün böyle olmamalıydı!
ateşe verdiğin o maraş yolu, canını aldı!
çakılıp kaldın bir dağın başına.
beş santim buz tutmuş bedenin.
zavallı ürkek yüreğin donmuş!
üzülmedim.
hiç unutmayacağım; söz!
aklıma faşizm düştüğü her an, önce seni anıyordum, yine seni anacağım.
orhan aydın
30 mart 2009
devamını gör...




