aklıma berkeley'in öznel idealizmini getirdi bu soru. o da "var olmak algılanmış olmaktır" demiş ve sen bir şeyi algılamıyor olsan bile en büyük zihin olan tanrı'nın algılıyor olduğunu yani o şeyin varlığını kabul ettiğini ileri sürmüştür. tabii böyle söyleyince akla şu geliyor: madem var olmak algılanmış olmaktır, tanrı'yı kim algılıyor?

ancak bunlar hep mutlak gücü sorgulayan zihinlerimizin bir sonucu. bu sorunun ardı kesilmez. tanrı'yı x yarattı denilse x'i kim yarattı diye sorulacak ve cevabı asla bilemeyeceğiz. işte bu yüzden tanrı "ilk" kabul edilir. daha öncesi yoktur. bu bir kabulleniştir; mantıklı veya değil, tamamen size kalmış. ancak daha fazlasını düşündüğünüzde kafayı yeme noktasına gelebiliyorsunuz. zaten tanrı olayında mantık aramak ne kadar akla yatkın ki?
devamını gör...

eskiden kartvizite yazılırdı. bu da torpil için işe yarardı. bir işe girebilmek için de adamını bulmak lazımdı.
ehliyeti, liyakatı, dürüstlüğü hiçe sayıp, bu özelliklere bakmadan birisine kefil olmak sakınca doğurur.
devamını gör...

erkek tarafı anahtar, cüzdan, telefon, sigara vs ne varsa içine atarak uyanıklık yaptığını düşünür ama bir ara "hayatım şunu tutsana 2 dakika, omzum ağrıdı" cümlesi ile erkeğe kilitlenir.

bir de fotoğraf çekip "yakıştı da hay maaşallah" diye dalga da geçilir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

merhaba canım portakallar!
bu akşam yapacağımız kış şarkıları temalı yayınımız için gecenin yıldızları belli oldu. bu vesile ile hem afişi paylaşmaya hem de yayının saatini hatırlatmaya geldim.
bu akşam saat 21.00'da sözlük radyosunda birbirinden güzel kış şarkılarıyla hep birlikte içimizi ısıtmak için sizleri davet ediyorum, battaniyeleri, kahveleri kapın gelin!
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
ps: muhteşem, harika, mükemmel afiş için canım @cenk'in arka bahçesi'ne çok çok çok teşekkür ediyorum.
devamını gör...

((düzeltme; dediklerim "selefilik'i" değil "esasında harici olup kendisini selefi zannedenleri" yansıtmaktadır. zira selefi önde gelen demek ve mezhep imamlarının hepsi selefi. fakat günümüz selefiliği; sadece ilk gelenlere tabii olmak manasında, sonradan gelen bir insanı eskileri nispetinde otorite olarak kabul etmiyorlar ve olamayacağını da savunuyorlar. hadis-i şerife binaen bunu yapıyorlar haddi zatında sonradan gelen büyüklerin hiçbiri kendini ilklerden büyük görmemiştir.

hariciler ile benzettim fakat kendisini selefi olarak tanımlayıp aklı yerinde insanlarda varmış, benim kastım/tepkim ışid vari oluşumlara ve ideolojileredir. ))


-
hariciler eskide kaldığından tarih gözüyle daha objektif bakılabilir, işte kendine yapılacak tek iş olarak tekfir ve diğer müslümanlara sataşmayı gören selefilere selefi değil bi yönüyle harici demek lazım gelir çünkü onlar selefi değil haricilerin bugünkü versiyonudur.

dine olan muhabbetleri ifrat manasında olduğundan hadis ve ayetlerden yanlış manaları çıkartıp insanları galeyana hızlıca getirebilirler. hızlıca parlarlar ve hızlıca sönerler tarihten bakınız harici vari oluşumlara aynısını göreceksiniz.

günümüzden buna verilecek örnekse ışid'dir

(bkz: ışid)
devamını gör...

costa rica-san jose.
devamını gör...

bu umut değil de ne?
devamını gör...

sanılanın aksine bir zaman ölçme birimi değil, mesafe ölçme birimidir.
bir ışık yılı 9 460 730 472 580 800 metre demektir, buna göre dünya ile güneş arasındaki yaklaşık 150.000.000 km olan mesafe 8 ışık dakikasına tekabül etmektedir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

şunun zarafetine bakarmısınız.
devamını gör...

maç muhabbeti abi! accayip ayar olurum.... takımın antrenörünün geçmişinden tut da oyuncunun ayakkabı numarasına kadar her gereksiz ayrıntıyı bilirler, takıma kim girdi kim çıktı, 3 ay önceki maçta kim oynadı kim oynamadı, hepsini takip ederler... işin mi yok birader! hayatında başka birşey yok mu senin ya, bu kadar detaya yer veriyorsun kafanda!
devamını gör...

yazın toroslar'ın zirvesindeki yaylalara yerleşerek kıl çadırda barınıp ve küçükbaş hayvanlardan süt çıkarıp peynir üreterek geleneksel yaşantılarını devam ettirirler.
devamını gör...

en sevdiklerimden.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

insanlar vardır;
gelip geçerler hayatlarımızdan.
kimi hiçbir iz bırakmaz ardından,
kimi hafifçe okşar ruhumuzu,
kimi de hüzün bırakır ardından...

insanlar vardır;
usulca sokulurlar içimize,
sonsuzcasına orada kalsın isteriz.
bazıları serap gibidir,
yokluğunda hayalleridir gerçeğimiz...

insanlar vardır;
su gibi aziz, su gibi duru.
konuştukça su olur akarlar kalbimize,
kan gibi, can gibi, canan gibi...

insanlar vardır;
soğuk duvarlar misali,
gülümsemenin sıcaklığını bilmezler,
bilseler de sevmezler…

insanlar vardır;
gelip geçerler hayatlarımızdan.
kimi depremlerle gider,
kimi fırtınalarla…

ben kalanlardan yanayım.
gitmeyenlerin sadakatini ve sabrını severim,
sarılıp bırakmayanların sıcaklığını...
*
devamını gör...

düşünsel derinliği olmayan daha çok duygu ve heyecan yüklü bir düşünceyi kolay hatırlanıp tekrarlanabilir bir biçimde ifade eden kitleyi kullandırmaya yönelik kısa ve kolay cümle şeklindeki ifadeler çarpıcı sözlerdir.
devamını gör...

türk medeni kanununun 973 üncü maddesine göre bir şey üzerinde fiilî hâkimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir. kanunun açıklamasından hareketle bir şey üzerindeki fiili hakimiyete zilyetlik denir. mülkiyet hakkı, bir eşya üzerinde kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma hakkı verirken, zilyetlikte böyle bir tasarruf yetkisi söz konusu değildir. örnek vermek gerekirse; sınav akşamı çalışmak için arkadaşınızın size verdiği kitabın maliki, arkadaşınızdır ancak kitabın zilyedi sizsinizdir. konunun daha iyi anlaşılması için oldukça eğlenceli ve ilgi çekici bir dava olan popov v. hayashi örneğini aşağıya bırakıyorum;

amerikan beyzbol tarihinin en başarılı sporcularından sayılan babe ruth lakaplı georhe herman ruth jr. bir sezonda (1927 yılı) 60 sayı turu (home run) ile kırılması zor bir rekora imza atar. rekor aradan geçen yıllarda iki kez geliştirilir. 2001 senesi beyzbolseverler için tarihi bir anı barındırmaktadır. çünkü beyzbolcu barry bonds kırılması imkânsız olarak görülen bir sezonda en fazla sayı turu vuruşu yapma rekorunu geliştirmek üzeredir. beyzbol kaliforniya’da en popüler sporlardan birisidir ve taraftarlar bu tarihi ana tanıklık etmek istemektedirler. bu nedenlerden dolayı, 7 ekim 2001 tarihindeki maçta tribünler tamamen doludur. tribünlerdeki tüm taraftarların arzusu barry bonds’un sayı turu vuracağı topu yakalamaktır. çünkü top sadece manevi değil aynı zamanda maddi anlamda da ciddi bir değere sahip olacaktır. topu yakalama amacıyla gelen sayısız taraftardan ikisi alex popov ve patrick hayashi’dir. daha sonra davacı ve davalı olarak karşı karşıya gelecek bu ikili topu yakalamak için beyzbol eldivenlerini takıp tribündeki yerlerini almıştır.

maç başlar ve bir süre sonra barry bonds tarihi yetmiş üçüncü sayı turu vuruşunu yapar. tanık beyanları ve görüntülere göre olaylar şu şekilde gelişir: top tribünlere doğru gelir; alex popov beyzbol eldiveniyle topun gidişatını durdurur. fakat popov’un topu tam hâkimiyeti altına alıp almadığı tanık beyanlarından veya görüntülerden anlaşılamaz. tam bu sırada popov oluşan büyük bir arbede sonucu kendisini yerde bulur. kargaşada bazıları topu almak için kasıtlı şekilde popov’un üstüne çullanırken diğerleri arbedenin etkisiyle istemeden kendilerini yerde bulurlar. popov bu süreçte kendisini birçok kişinin altında bulur, nefes almakta zorluk çeker ayrıca tekmelenir. bunun yanı sıra, bazı taraftarlar popov’un beyzbol eldivenine uzanırlar. kargaşadan kimin sorumlu olduğu tanık beyanlarından veya görüntülerden anlaşılamaz.

kargaşa sırasında top popov’un eldiveninden (veya o civardan) ayrılır. topun popov’un eldiveninden (veya o civardan) tam olarak ne zaman, ne şekilde ve neden ayrıldığı görüntülerden veya tanık beyanlarından anlaşılamaz. bu sırada, kargaşa sebebiyle kendisini istemeden yerde bulan ve tüm bu olayların gelişiminde herhangi kusuru olmayan patrick hayashi topu görüp alır, ayağa kalkar ve onu cebine koyar.

güvenlik görevlilerinin müdahalesinden sonra kargaşa yatışır ve popov yerden kalkar. popov yerden kalktıktan sonra topu hâkimiyeti altına aldığını ve onu tutma amacında olduğunu dile getirir. popov, topu tutan hayashi’yi görünce ona topu kendisine vermesini söyler hatta topu kapmaya çalışır. bunun üzerine hayashi topu geri çeker. sonrasında güvenlik görevlileri hayashi’yi tribünlerin güvenli bir kısmına götürür.

olayda altı çizilmesi gereken husus, popov’un topun tam hâkimiyetini sağlayıp sağlayamadığının, topu tam olarak ne zaman ve ne şekilde kaybettiğinin ve kalabalık popov’un üstüne çullanmasaydı onun topun tam hâkimiyetini sağlayıp sağlayamayacağının bilin(e)memesidir.

hukuki uyuşmazlık ve mahkemenin kararı;
davacı popov, zilyetliğinin gaspı (conversion), zilyetliğine zarar verilmesi (trespass to chattel) ve zilyetlik hakkının ihlal edilmesinden dolayı ihtiyati tedbir talepli zilyetliğinin geri verilmesi (constructive trust) davası açar. davacıya göre, hayashi topu kendisinden kasten almıştır ve onu geri vermeyi reddetmektedir.
topa vurulana kadar topun maliki amerika ulusal beyzbol ligi’dir ve bu konuda bir çekince yoktur. vurulduğu andan itibaren top malikin arzusu ile terk edilmiş, taşınır mal üzerindeki hâkimiyet sona ermiştir. amerika birleşik devletleri’nde son seksen yıldır beyzbol maçlarına giden taraftarların yakaladığı topları eve götürme hakkına sahip olduğu kabul edilmektedir. bu nedenle, beyzbol topunu yakalayan taraftar onun maliki olacaktır. bu konu hakkında taraflar arasında çekince yoktur. peki, topa kim(ler) malik olmalıdır?

davanın esası “zilyetlik” tanımı üzerinde yoğunlaşır. kanunlarda zilyetliğin tarifi yapılmıştır fakat ilgili tanım şartlara göre değişiklik göstermektedir. çünkü zilyetliğe ilişkin hukuki uyuşmazlıklar genelde ticari niteliktedir ve farklı ticari sektörler değişik gelenek ve uygulamaları barındırmaktadır. kanun koyucu bu nedenle açık ve net bir zilyetlik tanımından kaçınmıştır. davanın tarafları zilyetlik tanımı üzerinde uzlaşamazlar. mahkemenin uyuşmazlığın çözümüne katkıda bulunması için başvurduğu dört seçkin hukuk profesörü de zilyetliğin tanımı üzerinde mutabık kalamaz.

zilyetliğin açık ve net bir tanımı olmaması onun hakkında genel prensipler olmadığı anlamına gelmez. mahkemenin görüşüne başvurduğu uzman hukukçulardan prof. roger bernhardt’a göre: “zilyetlik eşya üzerinde fiziki kontrolü ve eşyayı kontrol etme niyetini veya başkalarını eşyadan hariç tutmayı gerektirir. fakat genellemeler zilyetliğe ilişkin sorunların çözülmesinde doğrudan belirleyici etken olmaktan ziyade yönlendirici ilke işlevi görmektedir.”

diğer uzman hukukçu prof. brown ise konu hakkında: “zilyetliğe ilişkin geleneksel bakış açısına göre zilyetlik iki unsurun birleşiminden oluşur, zilyetin şey ile olan fiziki ilişkisi ve gayesi. fiziki güç eşya üzerindeki söz konusu fiili kuvvet, eşyayı tutma ve istifade etmektir. fakat zilyetin yalnızca şey üzerindeki fiziki gücü yeterli değildir. eşyayı kontrol etme niyetinin ortaya çıkmış olması şarttır.”

huzurdaki davada eşyayı kontrol etme niyetinin açığa vurulması bir sorun teşkil etmemektedir. çünkü davacı popov topu kontrol etme niyetini, topu yakalamak için beyzbol eldiveni giyip tribünlere gelerek ve topun gidişatını durdurarak açık ve net şekilde ortaya koymuştur. esas sorun davacının top üzerinde yeterli ölçüde münhasır hâkimiyet kurup kurmadığıdır. davalı hayashi’ye göre bir taraftar beyzbol topunu tamamen hâkimiyeti altına almazsa zilyetlik oluşmaz. uzman hukukçu prof. brian gray de benzer görüştedir: “kişi, topu yakalamaya çalışırken, topun ve kendisinin momentumunu sona erdirdiği sırada topun tam hâkimiyetini sağladıysa top yakalanmış sayılır.”

davacı popov’a göre, topun zilyeti olmak için kişinin topu kapma niyeti ve bunun topun gidişatını durdurarak dışa vurulması yeterlidir. zilyetlik için topun tam hâkimiyetini sağlamak gerekli değildir. profesör finkelman ve bernhardt’ın da vurguladığı üzere, bazı durumlarda tam hâkimiyet ve kontrol sağlanmasa dahi zilyetlik tanınabilmektedir. yabani hayvanların avlanılması, balık tutmak ve batmış gemilerin kurtarılması duruma örnek teşkil etmektedir. bir avcı tarafından ölümcül şekilde yaralanmış vahşi hayvan düşmeden önce bir süre boyunca kaçmaya devam edebilir. fakat avcı, yabani hayvanın zilyetliğini onun üzerinde tam hâkimiyet kurduğunda (ele geçirme anında) değil silahla vurduğu sırada kazanır. aynı durum zıpkınla avlanılan balıklar için de geçerlidir. batmış gemi kurtarma operasyonlarında durumun ve eşyanın tabiatının elverdiği ölçüde çaba sarf edilerek zilyetlik elde edilir. fakat yetersiz bir çaba zilyetlik savını desteklemekte eksik kalacaktır. örneğin, batık ve terkedilmiş gemi kurtarma operasyonuna katılacak denizcinin tek başına bir gemiye binip geminin zilyeti olacağını ilan etmesi ona zilyet unvanını kazandırmaz. burada terkedilmiş gemiye operasyon yapılması zilyetlik savını dile getirilmesi için şarttır.

yukarıda açıklandığı üzere, zilyetliğe ilişkin kurallar içinde bulunulan duruma, ilgili sektörün gelenekleri ve uygulamalarına göre değişebilir. davacı popov, yukarıda değinilen açıklamalar ışığında, bir şeye zilyet olmak için onu tamamen hâkimiyet ve kontrol altına almanın gerekli olmadığını iddia etmektedir. fakat yukarıda zikredilen örnekler durumun doğası gereği beyzbol topuna uymamaktadır. kişinin batık gemiyi veya avcı tarafından vurulduktan sonra kaçmakta olan yabani bir hayvanı o anda elleriyle sarması, tam hâkimiyeti ve kontrolü altına alması imkânsızdır. bir beyzbol topu için bu durumun tam tersi geçerlidir. hatta gelenek ve uygulamaya göre, bir beyzbol maçında vurulan topa sahip olmak isteyen taraftarın topu tam kontrol ve hâkimiyeti altına alması yönünde makul bir beklenti vardır. diğer bir deyişle, zilyet olmak için, yaşanan kargaşanın sona ermesini takiben taraftarın topun tam hâkimiyetini sağlamış olması beklenir. popov bunu başardığını gösteren delilleri sunmakta yetersiz kalmıştır.

fakat yukarıdaki bulgu uyuşmazlığın çözülmesinde yeterli değildir. davacı popov’un zilyetliği sağlama çabaları, bir grubun ona hukuka aykırı şekilde toplu olarak saldırmasından dolayı kesintiye uğramıştır. hâkime göre, bu vaka göz önünde bulundurulmadan bir sonuca varmak adil olmaz. ayrıca, yoğun medya ilgisine maruz kalan bu gibi davalar yurttaşların davranışları üzerinde ciddi etki gösterir. bu nedenle, huzurdaki davada bir ilke tekrar vurgulanmalıdır: “biz kaba kuvvetle değil hukukla yönetilen bir ulusuz.”

hakkaniyete göre popov topu yakalama girişimini hukuka aykırı bir hareket tarafından engellenmeden sonlandırabilmeliydi. bunu göz ardı etmek davanın gidişatının şiddet tarafından belirlenmesine yol açar. bu nedenlerden ötürü, mahkeme kararı popov’un tam zilyetliği sağlayamaması tespitiyle sona ermeyecektir. uyuşmazlığı çözümü sadece zilyetliği değil aynı zamanda zilyetliğe sahip olma hakkını da kapsamalıdır.

davacı popov, huzurdaki davada ya zilyetliğinin ya da zilyetliğe sahip olma hakkının tespitini talep etmektedir. ayrıca, zilyetlik hakkının ihlal edilmesinden dolayı ihtiyati tedbir talepli zilyetliğinin geri verilmesi talebinde bulunmaktadır. tüm bu istekler hakkaniyetle bağlantılıdır. hakkaniyet ilkesi de göz önünde bulundurularak mahkeme şu sonuca varmıştır: bir kişi terk edilmiş bir şeyin zilyetliğini elde etmek için önemli fakat yetersiz adımlar atarsa ve bu çaba diğerlerinin hukuka aykırı hareketi sebebiyle kesintiye uğrarsa, bu durum o kişinin eşya üzerinde hukuken tanınabilir bir ön zilyetlik ilgisini doğurur. bu ön zilyetlik ilgisi nitelikli zilyetliğe sahip olma hakkı teşkil eder ve zilyetliğin gaspı (zorla alınan zilyetliğin iadesi) davasını destekleyebilir.

mahkemeye göre, davacı popov topun maliki olmak için bir yola çıkmıştır. varacağı yol ayrımında ya topu başarılı şekilde yakalayacak ve ona sahip olacak ya da topu düşürüp ona zilyet olamayacaktır. huzurdaki davadaki sorun: popov’un yol ayrımına gelmeden bir haydut gurubu saldırıya uğraması ve bu nedenle topun kavrayışını kaybetmesidir.

popov’un hukuken koruma altındaki ön zilyetlik ilgisinin tanınması ona nitelikli bir zilyetlik hakkı tanımakta ve popov’a topu meşru bir şekilde talep etme hakkı vermektedir. bu çözüm yolu kalabalık grubun hukuka aykırı şekilde verdiği zararlara da gönderme yapmaktadır. fakat bu çıkarım davalı hayashi’nin menfaatlerini göz önünde bulundurmadığından, mahkeme tarafların çıkarlarını dengesini gözetmek zorundadır.

davalı hayashi hukuka aykırı bir eylem yapmamıştır. hayashi de popov’a saldıran haydutların mağdurudur. aradaki tek fark hayashi’nin köşeye kaçarak kendisini saldırıdan kurtarmış olmasıdır. hayashi’nin başıboş topu bulduğu nokta da burasıdır. bunu takiben, hayashi topu alıp cebine koyarak tartışmasız şekilde onun tam hâkimiyet ve kontrolünü sağlamıştır.

popov topun tam zilyeti olamamıştır, yaptığı hareketler onun ancak ön zilyet ilgisi sağlamasına yardımcı olmuştur. popov’un eylemlerinden sonra hayashi topun tam zilyeti olmuştur. hayashi topun zilyeti olmak için her şeyi tam olarak yapmıştır. buna rağmen, hayashi topun zilyetliğini edinirken popov’un top üzerindeki zilyetlik ön ilgisi devam etmekte ve hayashi’nin malikliğini gölgelendirmektedir.
topun popov’a verilmesi hayashi bakımından adaletsiz olacaktır. çünkü bu sav popov’un topu yakaladığı varsayımına dayanır ve bu faraziye gerçeklerle desteklen(e)memektedir. topun hayashi’ye verilmesi ise popov’un cezalandırılması anlamına gelir. çünkü bu hipotez popov’un topu düşüreceği varsayımı üzerine kuruludur. bu husus, tıpkı diğeri gibi, gerçeklerle desteklen(e)memektedir.
hem davalı hem de davacı temeli olan sağlam savlar ileri sürmektedir. davanın her iki tarafı da en az diğer kadar itibarı hak etmektedir. bu sebeple ortada bir ikilem vardır. bu açmazın çözümünde ise orta yola başvurulmalıdır.

mahkeme uyuşmazlığın çözümünde “hakkaniyete uygun bölme” (equitable division) teorisinden yararlanmaya karar verir. nazariyenin fikir babası olan prof. r.h. helmholz, kaybedilmiş veya unutulmuş bir eşyayı bulan kişiyle, şeyin bulunduğu arazinin maliki arasındaki uyuşmazlıkları çözmek için bu kuramı öne sürmüştür. huzurdaki dava ile ilgili olmayan sebeplerden ötürü, böyle bir durumda hakkaniyete uygun bölme yapılması gerektiği ileri sürülmektedir. kökeni roma hukukuna kadar dayanan “hakkaniyete uygun bölme” kuramı, mahkemeye göre, tarafların çatışan iddialarının eşit güçte olduğu durumlarda adalete uygun bir çözüm yolu sağlar.
mahkemenin önündeki uyuşmazlıkta, hem popov hem de hayashi topla temas halindeyken onun kontrolünü sağlamak istemiştir. uyuşmazlığı çözmek için ise hangi tarafın savının daha nitelikli olduğu bulunmalıdır. mahkemeye göre, her iki tarafında da argümanları eşit niteliktedir.

mahkeme, yukarıdaki sebeplerden ötürü, hem davalının hem de davacının topla eşit ölçüde ilgili olduğuna ve bu ilginin bölünemeyeceğine kanaat getirmiştir. bu eşit hükmü uygulayabilmek için mahkeme topun açık arttırma vasıtasıyla satılmasına ve satış bedelinin taraflar arasında eşit olarak bölünmesine karar vermiştir. tüm bu süreçten sonra top bir açık arttırmada satışa çıkarılır ve 450 bin amerikan doları karşılığında satılır, para popov ve hayashi arasında eşit şekilde bölüşülür.

(kaynak; av. can yavuz, güncel hukuk dergisi, aralık 2016, sayfa;156)
devamını gör...

birkaç yıldır imza attıkları kaliteli yayınlarla (özellikle de tarih yayınlarıyla) adını duyuran, her ay genişlettikleri kataloglarına özenle baktıran, sahip olduğu vizyonla hayran bırakan yayınevi. çok mühim hocaların çok mühim eserlerini yayımlamakla kalmıyor, uzun zamandır yeni baskısı yapılmayan eski kitapları yeniden basıyor ya da yabancı dilde yazılmış önemli eserleri dilimize kazandırıyorlar mesela.

kendilerini internet sitelerinde şöyle açıklamışlar: "kronik kitap olarak ülkemizin kültür yayıncılığına yepyeni bir soluk getirmek amacıyla 2016 sonbaharında yayın hayatına başladık. içeriklerinden kapak tasarımlarına, baskı kalitesinden sosyal medya iletişimine dek komple bir yayıncılığı hedefledik ve kısa denebilecek bir sürede türk yayıncılığının çıtasını yükselttik."

herhalde daha fazla katılamazdım son cümledeki öz övgülerine.
devamını gör...

başka bir yazara gün de 15 nickaltı girilirken sana ise ayda yılda bir yanlışlıkla bile 1 tane nickaltı girilmez ya... diyeceklerim bu kadar.

(bkz: biz kimsenin en sevdiği olamadık)
devamını gör...

yapılışını gözleme şansınız olduğu hamur işi.
devamını gör...

not: beyin yoksunu bir kişi benim için bu imada bulunduğu için bu başlığı açtım.

öncelikle (bkz: abdullah öcalan) kısaca adı (bkz: apo) olan pkk liderinin izinden gidip onu kendine lider belleyen ve onun teorilerine bağlı olan kişiye (bkz: apocu) denir.

sizin sevip sevmemeniz veya benim sevip sevmemem hiç bir şeyi değiştirmez.
bu yazdıklarım objektif olan kısımdır ve benim dışımdadır.

ben hayatımın hiç bir evresinde (bkz: apocu) olmadım.
25 yaşına kadar sünni ve şafii olarak büyüdüm!
öyle kuru kuruya da değil. gayet bu yolda okuyarak.
üstelik apocuların en aftif olduğu dönemde şırnak gibi bir yerde büyüdüm.
kürtlüğümü hep ön planda tutum ki din ile ilk çatışmam böyle başladı.
sonralarında ise (bkz: celadet ali bedirxan) ve (bkz: cigerxwin) okumaya başladım ki onlar benim için takip edilecek insanlardır.
yani senin reisine,
senin zalim devletine,
senin o kağıt toplayıcılarına saldırın polisine ve köy yakan jandarmana laf ettim diye ben (bkz: apocu) olmuyorum sayın tek hücreli.
işinize gelince bütün kürtler bir değil, işinize gelince de pökökölö öpöcö hühühüh.
devamını gör...

bence o pandemi başlayana kadardı,artık kardeşimin saçlarını kuaför konforunda kesebiliyorum ve benden başkasına saçlarını emanet etmiyor *.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim