bazı sohbetlerde bazı alıntılar insanın aklına çok süper şekilde cuk oturduğu için kullanan insandır.

mesela aşkla ilgili bir şey konuşurken aşkla ilgili bir alıntı eklersiniz şu kitapta şunu diyordu şair dersiniz.

çünkü o konuda en güzel cümleyi o şair kurmuştur bizim ne haddimize bak usta şöyle demiş dersiniz.
devamını gör...

dolar'dan hızlı yükselen bir zamanların yazaryusu kirmizipisi.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
gündem konularını sözlüğe taşımasıyla ekmeksiz kalmamın sebebi, bundan mütevellit sitem ettiğim moderatöryus. her zaman sorduğum soruları güler yüzle cevaplayan samimi sohbetini esirgemeyen sözlüğe aile sıcaklığını yansıtan yağmurlarla gelen ruhsar.
21 aralık 2020 öğlen vakitlerinde güneş gibi sözlükte parladı. kafa sözlük formatı ve kurallarının savunucusu, yargıcı, her şeyi gören, bilen, sözlük için gönülden çalışan, sözlüğün birleştirici gücü. yüreği her zaman haktan, adaletten yana olan sözlüğün kanatsız meleği.
sözlüğü taşıyabilen, yazarları ve çaylakları özel güçleriyle sözlüğe bağlayan, portakalizm düşüncesine haiz portakalist, kendisine inandığım, güvendiğim, kefil olduğum yönetici.
devamını gör...

20.yüzyılın büyük dervişi ve bilgesi.sivasın şarkışla köyünde doğmuş, çocukken gözlerini kaybetmiş, yaşadığı dönemde ülke çapında deyişleri ile meşhur olmuş bir aşık.halk bilgeliği denince akla ilk gelen isimlerden.
güzelliğin on para etmez şu bendeki aşk olmasa dıyerek aşk ve muhabbet konularındaki derinliğini gözler önüne sermiştir.

"güzelliğin on par'etmez
şu bendeki aşk olmasa
eğlenecek yer bulaman
gönlümdeki köşk olmasa

tâbirin sığmaz kaleme
derdin dermandır yâreme
ismin yayılmaz âleme
âşıklarda meşk olmasa

kim okurdu kim yazardı
bu düğümü kim çözerdi
koyun kurt ile gezerdi
fikir başka başk'olmasa

güzel yüzün görülmezdi
bu şak bende dirilmezdi
güle kıymet verilmezdi
âşık ve maşuk olmasa

senden aldım bu feryâdı
bu imiş dünyanın tadı
anılmazdı veysel adı
o sana âşık olmasa"
devamını gör...

uzun zamandır denizde bulunan ve artan, halk arasında deniz salyası olarak bilinen müsilajların yüzeye çıkmasıdır. müsilajlarların yoğunluğunu konuyla ilgili yapılan bir söyleşiden net bir şekilde anlayabilirsiniz:

"marmara denizi’nin tabanına ses dalgası yollayarak derinliği ölçtüğümüz cihazlarımız var. ses dalgalarıyla derinliği ölçen aletler marmara denizi’nin büyük bir bölümünde derinliği 25 metre gösteriyor. altınızdaki derinlik bin metre de olsa alet 25 metre gösteriyor! çünkü çok büyük bir müsilaj yoğunlaşması var. ses dalgaları çarpıp geri dönüyor. tam derinliği ölçmenin imkânı yok. bin metreyi aşkın derinliklerden, çukurlardan, su numuneleri alıyoruz. o derinliklerde de müsilaj var. an itibarıyla interface dediğimiz ara yüzeyde büyük bir birikim gözlense de, marmara denizi’nin tüm su kolonunda müsilaj agregat mevcut."

söyleşi

1989’da ne oldu?

1960’larda haliç’in kirlenmesiyle deniz kirliliği olgusu hayatımıza girdi. ama o kirlilik bugün anladığımız türden bir deniz kirliliği değildi. denizde yüzen sebzelerin yarattığı kirlilik veya dağınık noktalardan yüzeye ulaşan çok daha az bir nüfusun atıkları, bugünkü kirlilikten çok farklı. haklı olarak o tarihlerde devlet ve yerel idare istanbul’un kanalizasyon ve yağmur suyunun bertarafı ile içme suyunun planlanması için yabancı mühendislik firmalarının içinde olduğu damoc (daniel-mann-jhonson/alvard-burdic/mendhall/havson motor-chechi and comp) konsorsiyumunun projesi üzerinde çalışmaya başladı. o günkü teknolojik şartlarda istanbul’un atık suyunun bertarafı için biyolojik arıtma sistemleri kurulması öngörülüyordu. kanalizasyon arıtma sistemleriyle ilgili projelendirme yapıldı. hatta damoc projesi istanbul’da atık suyun arıtılmasının deniz kenarındaki bölgelerde değil, karasal bölgelerde yapılmasını öneriyordu. proje 1971’de sunuldu. damoc projesi hayata geçseydi istanbul’un o günkü sorunu çağdaş bir şekilde çözülecekti. proje gerçekleştirilmedi, marmara’dan çok “sular aktı”.

neydi o “sular”?

istanbul bugünkü kadar büyük değildi, ama o zaman da “megakent” denirdi. yine yeni bir konsorsiyumla istanbul kanalizasyon projesi revizyonu adı altında camp-tekser isimli bir proje üretildi. damoc istanbul kanalizasyon ve su temini projesiydi, camp-tekser ise onun “revizyonu!”. ilk iş arıtmalar “ön arıtmaya” çevrildi. politik akıl ve onun şakşakçıları “pisliği kolektörlerde toplarız, derin deniz deşarjıyla marmara’nın alt akıntısına basarız ve karadeniz’e göndeririz” dediler. en iyi şartlarda alt akıntının sadece yüzde 10’u karadeniz’e ulaşıyor. bilim insanlarının yüzde 90’ı ayağa kalktı. “bu olmaz” dendi. ama dinleyen olmadı. kamuoyunda büyük tartışmalar yaşandı. fakat idare bilimle inatlaşarak bu revizyonu uygulamaya soktu. bu, bedrettin dalan’ın “haliç gözlerimin rengi gibi olacak” dediği dönemdir.

marmara’da oksijen miktarı yerlerde sürünüyor. oksijen şu an müsilaj yüzünden daha da düşük. marmara denizi’nin “o bölgesi bu bölgesi” yok. bir havuza içme suyu doldurup bir köşesinden pis su bassanız o su içilir mi?

teknik olarak bu nasıl uygulandı?

ilk önce kuzey ve güney haliç kolektörleri yapıldı. haliç’in bütün pisliği borularla (kuşaklama kolektörleri) toplanarak ahırkapı önünden derin deniz deşarjı yöntemiyle marmara’ya basıldı. denizin alt akıntısını taşıyıcı bir bant (konveyör) gibi düşündüler ve atık suların karadeniz’e gitmesini umdular. velev ki bütün atık su karadeniz’e ulaşsaydı, o zaman da karadeniz kirlenecekti. ne yazıktır ki, kısa sürede bu derin deniz deşarj yöntemi türkiye’deki tüm belediyelere örnek oldu. karadeniz, marmara ve ege’deki tüm kurum ve kuruluşlar bu kervana katıldı. geçen zaman zarfında derin deniz deşarjını aklamak için yönetmelikler çıkarıldı. “derin deniz deşarjı seyreltmeyle arıtma yapıyor” dendi. evet, seyrelme oluyor. bir bardak temiz suya bir damla kirli su eklesem kirlilik seyrelir. ama o su içilir mi? hiçbir arıtma yapmaksızın, nasıl olsa seyreliyor düşüncesiyle atıklar denizlere boca edilmeye başlandı. ne kadar seyrelirse seyrelsin, 32 senenin sonunda geldiğimiz nokta bu. ancak, derin deniz deşarjına taraftar olanlar zamanında alt akıntının kendi “keşifleri” olan odtü kanalı yoluyla “güldür güldür” karadeniz’e gittiğini söylüyorlardı. bunu ispatlamak için “marmara denizi’nin alt akıntısını boyadılar”. neden boyandı? marmara’nın dip akıntısının karadeniz’e gittiğini ispatlamak için boyadılar. alt akıntının ancak yüzde 10’u karadeniz’e ulaşıyor, o da uygun şartlar altında. şimdi de öyle, geçmişte de öyleydi. bunca şey yaşandıktan sonra, “marmara denizi zaten hastaydı” deniyor. değildi, bu hale 1989 sonrası getirildi, daha doğrusu taammüden öldürüldü.

bahsettiğiniz yıllar istanbul’a neoliberal müdahalelerin başladığı yıllar. marmara denizi’nin sağlığının neoliberal kentleşme politikalarıyla nasıl bir ilişkisi var?

1989 istanbul için tasarlanan neoliberal politikaların devreye sokulduğu döneme denk geliyor. o zamanlar camp-tekser projesine karşı çed raporunun muadili olan ingiltere konumlu jones and stokes associates tarafından hazırlanan çevre etki değerlendirme çalışmaları bugünkü durumu tarif ediyordu. “derin deniz deşarjı yaparsanız, türkiye’de balıkçılığa nokta koyarsınız. tür çeşitliliği azalır mevcut türlerin fert adetinde artış olur. oksijen dramatik şekilde düşer, canlılık yok olur” deniyordu. tam olarak belirtmek gerekirse, biyolojik rapor ve çevresel değerlendirme bölümünde, giriş kısmı sonunda, “biyolojik bakımdan, projeden etkilenebilecek deniz kaynakları, ege denizi’nden karadeniz’e kadar uzanmaktadır kısa vadede ölçülenebilir etkiler, proje sahası sınırları içinde kalabilir. ancak, uzun vadede, istanbul ve izmit’in yerleşme sahalarının, ege’den karadeniz’e kadar bütün saha içinde, su niteliğini ve biyolojik kaynakları etkilemesi beklenmektedir” vurgusu yapılıyor. ama bugün de pek çok projede gördüğümüz gibi bilimle inatlaşarak bu garabet sistem hayata geçirildi.
devamını gör...

katalan yönetmen ısabel coixet‘in penelope fitzgerald‘ın kitabından uyarlanan 2017 yapımı bir film. tiyatral bir havada geçen filmde emily mortimer‘ın performansı ile diğer oyunculardan bir adım öne çıkıyor.
filmin konusuna gelecek olursak:
cesur olmak, sevmek, iyimserlik ve mücadele ile ilişkilendirebiliriz. hardborough kasabasında yalnız bir kadının kitapçısında kasabaya ve onların fikirlerine verdiği mücadeleyi kitap dükkanında geçen bir hayal dünyası şeklinde aktarıyor . kadının oldukça gizemli bir adam ile gerçekleştirdiği mektuplaşmalar ve görüşmeler filmin ana temasını oluşturmaktadır. filmde özellikle kullanılan pastel renkler filme başka bir boyut kazandırmıştır. ve kullanılan bazı eşyalar fazla imgesellik katmak açısından saçma bir şekilde izleyenin gözüne sokulmaya çalışılmıştır. kapının önünde duran çiçekli kabin ya da mektup sahnelerinde sürekli arkada duran vazo gibi. oyunculuklardan ise bazıları gerçekten çok amatörce ve ruhsuz durmaktadır. müzikler ise belki emily mortimer'den sonra en güzel şey filmin içersinde olan ispanyol gazeteleri tarafından çok poh pohlanmasına rağmen çok sıradan durağan yayvan bir film olmanın ötesine geçememiştir.


şahsi fikrimce film biraz yavaş tempoda ilerliyor ve bu izleyeni çok yoruyor.
devamını gör...

aksiyon filmlerinin başarılı oyuncusu harika bir karaktere sahip oyuncudur. kendisini matrix ile tanımışızdır. son dönemlerde john wick film serisiyle başarılı işler çıkarmıştır. ayrıca şeytanın avukatı filminde al pacino ile muazzam işler çıkarmıştır. severek izliyoruz güzel kalpli keanu reeves abi .
devamını gör...

clostridium botulinum bakterisi tarafından ürettiği bir toksinden kaynaklanan gıda zehirlenmesidir. insan ve hayvan sinir sitemini etkiler. böylece solunum ve kas felcine sebep olabilir.
nedeni genel olarak gıdaların düşük sıcaklıkta pişirilip, sonrasında konserve edilmesi ile yenilen besinlerden kaynaklanır. genellikle, yeşil fasülye, ıspanak, mantar, pancar, konserve ton balığı, isli balık, sucuk, salam ve sosis gibi besinlerde görülür.
c. botulinum bakterisi sporları oksijensiz solunum yaptığından; 85c* sıcaklıkta en az 5 dakika pişirme suretiyle ölür.
türkiyede çok sayıda vaka görülmektedir. özellikle süzme yoğurt, yeşil fasülye, domates salçası konservelerini evde yapan bir kaç kişi teşhis edilmiştir.
o sebeple konservelerinizi iyi pişirin arkadaşlar, tüp fiyatları pahalı, farkındayım ama, kaynar kaynamaz ocaktan indirip konserve yapmayın, kapak tutsa da oksijensiz ortamda üreyebiliyor meretler... iyice yüksek ateşte pişirip, öyle kavanozlayın...
kötü bir örnekle tezimizi perçinleyelim.
2017 yılında adana'lı bir aile domates konservesi ile menemen yapmış, rahatsızlanmış ve hastaneye kaldırılmıştır. botulizm hastalığı teşhisi konulan 4 kişilik ailenin tüm fertleri ne yazık ki, 1.5 ay yaşam savaşı verdikten sonra hakkın rahmetine kavuşmuştur.

www.sabah.com.tr/yasam/2017...
devamını gör...

günaydın sözlük, bu sabah mal gibi uyandım. servisi de kaçırdım zaten. 15 dk yürüyüp normalde servisin geçme saatinden 6 dakika önce servisin beni aldığı yere gelmiştim oysaki. 10 dakika bekleyip gelmeyeceğini anlayınca eve geri yürüdüm. keşke hikayenin sonu bu olsaydı da eve gidip yatıp uyusaydım ama arabayla işe geldim. mutsuzum.
devamını gör...

2.dünya savaşının trajedisini ve insanlara yaşatılan acıları konu alan bu üç harika filmin sözlük yazarları için beğeni sıralamasını merak ettiğim için açtım başlığı.benim sıralamam:
1-piyanist
2-schindler'in listesi
3-hayat güzeldir
devamını gör...

nurullah ataç ve ailesi ahmet hamdi tanpınar'ı tanıdıkları iki kadınla tanıştırmış. ahmet hamdi tanpınar ise ağırbaşlı hanımlardan hoşlanmazmış. "benim evleneceğim kadın biraz o....u hâlli olmalı." diyerek ataçların çöpçatanlık çabalarını boşa çıkarmış. nihayetinde yalnız yaşayıp yalnız ölmüş.
devamını gör...

"çok bile indirimli kullandılar. bu kadar indirim yeter." ya da "vazgeçtik, halk farketmeden tekrar yükseltelim ."demiş olabilirler. ben farketmeyen kısımdayım.
devamını gör...

eksileme butonunun gelmesi durumunda seri oylamaya ciddi bir kısıtlama gelmesi gerektiğini düşündürten başlık.

artı oyun kimseye bir zararı olmaz ancak seri eksileme özelliği bir tür linç girişimine dönüşebilir.
devamını gör...

kendisiyle dalga geçmek ya da başına bir şey gelirse "hak etmiş" demek yerine tedavi ettirilmesi gereken insan.
(bkz: hibristofili)
devamını gör...

herkes nuh' un gemisine çifter çifter binmek zorunda değil.
sorarım size? gemiyi süren de tek! farkettiniz mi? gemiyi süren tanrı oluyor. bizim ise çift olmamìz isteniyor. örnek ol o zaman tanrım. evlen!
devamını gör...

reisin biden'i dize getirmesi sebebiyle amerigalıların gece herkesler uyurkene uzaydan uydudan attığı gısgançlık ışınının oluşturduğu yarıktır.
devamını gör...

ben aslında düşündüğünüz gibi biri değilim.
devamını gör...

portakala ve başka meyvelere dadanan, çok çabuk bozulup çürümelerine neden olan sinek. bütün meyve bahçeleri için risk oluşturan bu sinek, ürünün tamamının kaybına da neden olabilir.

diğer sineklerden farklı olarak başı sarı renkli, gözleri büyüktür, kanatları geniştir. kışı toprak içinde veya ağaçta kalmış, yere düşmüş meyveler üzerinde geçirirler. pupa devresi, 10 ila 12 gün kadar sürer. pupadan çıkan sinekler, 5 günlük beslenme süresinden sonra olgunluğa erişirler.

sinek, meyveyi kurtlandırmak suretiyle zarar verir. zarar verdiği kısım, yumuşar ve çöker. zarar verdiği meyveler, erkenden olgunlaşarak yere düşer.
devamını gör...

ya buraya birisi de yogaya yönelik bir içerik koymamış. kınıyorum hepinizi. güne yoga ile başlayan hiç mi yazar yok?*

vallahi buraya günaydın yazıp millete pozitif bir enerji vermektense yoga içeren bir tanım girin daha çok faydanız olur. her şeyi de ben mi söyleyeceğim?
devamını gör...

akrabalar, âdetler, siyasiler.
devamını gör...

orman sınırının bittiği yerde başlayan elevit yaylası , ayder'in aksine; kafanızdaki yayla timsaline uyan bir yer.
rakımı 1800 olan yayla ''belirsiz'' nüfuslu tabelası ile meşhur.
''
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel''
''kafamızdaki yayla'' ne demek peki?
gerçekten sakin ve dingin bir köy. otlayan inekler, dere, çağlayan sesi, yemyeşil otlar ve kısmen ahşap evler.
çamlıhemşine 36 km olan yaylanın yolu, gayet iyi.
bir köy büyüğümüz, ''burada bir dizi çekildi sevdaluk köprüsü'' filan dedi ama, ben çok türk filmi seyretmediğimden bilemeyeceğim hangisi?
bir köy evi, cafe ve konaklama işi yapıyor.
hatta sahiplerinin iskenderun'da bir pastane işlettiklerini filan öğrendik sohbet sırasında. biraz daha zorlasaydık tanış çıkardık *
gidecek olanlar, gitmeden önce doluluk durumunu kontrol etsinler. biz gittiğimizde bayağı kalabalıktı.
5 kişilik bir ingiliz aile de gelmişti hatta.

hotel'in ismi kartal pansiyon www.facebook.com/Kartal-Pan...
ben hotelde kalmayacağım, aşağıda kalıp arabayla yaylaya çıkacağım diyenler için; çamlıhemşin yamantürk öğretmenevinitavsiye ederim.
derenin içine yapmışlar öğretmenevini ama olsun. biz zaten kelle koltukta yaşamaya alışkınız mir'im nolcek?!
''
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel''
''
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel''
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim