yazacak bir şey bırakmayan başlık sahipleri
yagami light ukdesidir.
şiddetle kınadığım şahıslardır. şimdi efendim başlık açılıyor ve başlığa tanım girmek istiyorsunuz lakin başlık sahibi söylenecek ne varsa söylüyor yazarlara bir şey bırakmıyor. madem niye başlık açıyorsun güzel kardeşim, bırak da az biz de nemalanalım dimi? hiç yakıştıramadım vallahi. *
şiddetle kınadığım şahıslardır. şimdi efendim başlık açılıyor ve başlığa tanım girmek istiyorsunuz lakin başlık sahibi söylenecek ne varsa söylüyor yazarlara bir şey bırakmıyor. madem niye başlık açıyorsun güzel kardeşim, bırak da az biz de nemalanalım dimi? hiç yakıştıramadım vallahi. *
devamını gör...
hastası olunan sözler
"anlamak masraflı iştir; emek ister, gayret ister, samimiyet ister.
yanlış anlamak kolaydır oysa. biraz kötü niyet, biraz da cahillik kafidir. " *
yanlış anlamak kolaydır oysa. biraz kötü niyet, biraz da cahillik kafidir. " *
devamını gör...
tragedyanın doğuşu
almancasını okuyup ben az önce ne okudum şimdi dedikten sonra mustafa tüzel çevirisi ile tekrar okuyup sorunun almancada değil algımda olduğunu fark ettiğim friedrich nietzsche eseri. eserin detaylarını başlık sahibi yazar aktarmış ben de naçizane farkettiğimi düşündüğüm ufak hoş bir detaydan söz edeyim. nietzsche tarafından yazılmış dionysos-dithyramben'de geçen ve dilimize oruç aruoba tarafından kazandırılmış sadece deli sadece şair'de geçen bir bölüm die geburt der tragödie aus dem geiste der musik'de geçen ufak bir alıntının izlerini taşıyor gibi gelmişti bana ilk okuduğum zaman.
"ve mitos nasıl sende öldüyse, müziğin dehası da sende öldü: hırslı müdahalenle, müziğin tüm bahçelerini yağmalamak istediğinde, onu da taklit edilmiş, maskelenmiş bir müzik haline soktun. ve dionysos'u terk ettiğin için, apollon da seni terk etti; onların kampındaki tüm tutkuları yerinden kaçır ve onları kendi çemberine sürgün et; kahramanlarının konuşmaları için sofist bir diyalektiği sivrilt ve törpüle kendine - senin kahramanlarının da yalnızca taklit edilmiş, maskelenmiş tutkuları var ve yalnızca taklit edilmiş, maskelenmiş sözler söylüyorlar." s.67
"hayır! bir şair sadece!
bir hayvan, kurnaz yırtıcı sürüngen,
yalan söylemesi gereken,
bilerek isteyerek yalan söylemek zorunda,
av arzusunda,
elvan elvan maskelenmiş,
kendine maske,
kendine av
bu ha -hakikatin yavuklusu?..
sadece deli! sadece şair!
sadece parlak parlak laf eden,
deli maskelerinden dışarı renkli renkli konuşan,
yalancı söz köprülerine tırmanan"
"ve mitos nasıl sende öldüyse, müziğin dehası da sende öldü: hırslı müdahalenle, müziğin tüm bahçelerini yağmalamak istediğinde, onu da taklit edilmiş, maskelenmiş bir müzik haline soktun. ve dionysos'u terk ettiğin için, apollon da seni terk etti; onların kampındaki tüm tutkuları yerinden kaçır ve onları kendi çemberine sürgün et; kahramanlarının konuşmaları için sofist bir diyalektiği sivrilt ve törpüle kendine - senin kahramanlarının da yalnızca taklit edilmiş, maskelenmiş tutkuları var ve yalnızca taklit edilmiş, maskelenmiş sözler söylüyorlar." s.67
"hayır! bir şair sadece!
bir hayvan, kurnaz yırtıcı sürüngen,
yalan söylemesi gereken,
bilerek isteyerek yalan söylemek zorunda,
av arzusunda,
elvan elvan maskelenmiş,
kendine maske,
kendine av
bu ha -hakikatin yavuklusu?..
sadece deli! sadece şair!
sadece parlak parlak laf eden,
deli maskelerinden dışarı renkli renkli konuşan,
yalancı söz köprülerine tırmanan"
devamını gör...
x mahlaslı yazar sizi gözledi bildirimi
x mahlaslı yazar sizi özledi bildirimi daha acildir.
devamını gör...
ilk öpüşme
ilk defa bisiklete binmek gibidir,aa sürebiliyorum galiba! diyerek gaza gelince ellerini bırakarak sürmeye çalışıp toslarsın.
devamını gör...
genç nüfusun yüzde 68'inin türkiye'den gitmek istemesi
bence yüzde 68'den fazladır.
devamını gör...
itici gelen hitap şekilleri
üşenmedim, bütün entryleri okudum. artık insanlara hitap edemiyorum.
devamını gör...
i don’t know
ingilizcede present simple tense’in olumsuz haliyle çekimlenmiş ve türkçede bilmiyorum anlamına gelen cümledir.
24 saat ingilizce görülen hazırlık sınıfları olan anadolu liselerinden birinden mezunum. ilkokulun hemen ardından girip 7 sene boyunca okunan okullardı bunlar. ilk üç senesini bir şehirde son dört senesini ise başka bir şehirde okudum.
ingilizcem her zaman iyi oldu ve bunun sonunda de ingilizce öğretmeni oldum zaten. ama bütün arkadaşlarım benim kadar iyi değildi.
kimse ile dalga geçmek haddim değildir elbette, bir konuda başarısız olduğu için ama size anlattığım şu anımdan sonra bunun yıllarca anlatılan komik bir anı olmasının nedenin anlayacaksınız.
9. sınıfta iken ingilizce öğretmenimiz notları ders geçmeye yetmeyen arkadaşlarımıza bir şans daha verip sözlü yapacağını söyledi. ben peşin satan gibi derse girip arka sırada yerimi aldığımda arkadaşlarımdan bazıları rüzgara tutulmuş yaprak gibi titriyordu.
en sona kalan alpaslan tahtaya kalkınca muhteşem bir ana tanık olacağımızı bilmiyorduk elbette. hocanın onlarca sorusuna hiçbir cevap veremeyen alpo kalecinin penaltı anındaki endişesini yaşarken hoca dayanamadı ve ona son bir soru soracağını ve bilirse dersi geçireceğini söyledi ve şu unutulmaz diyalog yaşandı aralarında:
teacher: know ne demek oğlum? bunu söyle geçireceğim seni.
alpo: i don’t know, hocam.
soruyu duyar duymaz zaten gözleri büyümüştü alpaslan’ın. gözleri yüzüne sığmayacak kadar büyüktü. ve bu muhteşem cevapla noam chomsky’yi bile hayrete düşüren alpo o sene ingilizceden kalan tek öğrenci oldu.
demem o ki ne bildiğimizi bilmediğimiz zaman pek de bir şey biliyor sayılmayız. yani i know something but i don’t know what it is.
24 saat ingilizce görülen hazırlık sınıfları olan anadolu liselerinden birinden mezunum. ilkokulun hemen ardından girip 7 sene boyunca okunan okullardı bunlar. ilk üç senesini bir şehirde son dört senesini ise başka bir şehirde okudum.
ingilizcem her zaman iyi oldu ve bunun sonunda de ingilizce öğretmeni oldum zaten. ama bütün arkadaşlarım benim kadar iyi değildi.
kimse ile dalga geçmek haddim değildir elbette, bir konuda başarısız olduğu için ama size anlattığım şu anımdan sonra bunun yıllarca anlatılan komik bir anı olmasının nedenin anlayacaksınız.
9. sınıfta iken ingilizce öğretmenimiz notları ders geçmeye yetmeyen arkadaşlarımıza bir şans daha verip sözlü yapacağını söyledi. ben peşin satan gibi derse girip arka sırada yerimi aldığımda arkadaşlarımdan bazıları rüzgara tutulmuş yaprak gibi titriyordu.
en sona kalan alpaslan tahtaya kalkınca muhteşem bir ana tanık olacağımızı bilmiyorduk elbette. hocanın onlarca sorusuna hiçbir cevap veremeyen alpo kalecinin penaltı anındaki endişesini yaşarken hoca dayanamadı ve ona son bir soru soracağını ve bilirse dersi geçireceğini söyledi ve şu unutulmaz diyalog yaşandı aralarında:
teacher: know ne demek oğlum? bunu söyle geçireceğim seni.
alpo: i don’t know, hocam.
soruyu duyar duymaz zaten gözleri büyümüştü alpaslan’ın. gözleri yüzüne sığmayacak kadar büyüktü. ve bu muhteşem cevapla noam chomsky’yi bile hayrete düşüren alpo o sene ingilizceden kalan tek öğrenci oldu.
demem o ki ne bildiğimizi bilmediğimiz zaman pek de bir şey biliyor sayılmayız. yani i know something but i don’t know what it is.
devamını gör...
mığrıbı
kemalistlere fena halde düşman olan yazar. her musibeti kemalistlere yıkan anlayışın sözlükteki temsilcisi. "kemalizm nerede görülürse başı ezilmelidir" zihniyetinin klavye başı delikanlısı.
devamını gör...
normal sözlük’te tanımlarını sevdiğiniz yazarlar
(bkz: ıvanmılınskı) severek takip ediyorum kendisini.
devamını gör...
emir can iğrek
bu lavuğun uçurum marşı diye bir şarkısı vardır ki çok ağır sözler barındırır.
devamını gör...
geceye bir bilgi bırak
uçaklar 26 bin fit ya da daha yüksekten uçtuğu zaman,bu yükseklikte hava çok soğuktur. uçak motorlarından çıkan sıcak hava, bu soğukla birleşince yoğunlaşarak beyaz bir iz bırakır.
devamını gör...
piktogram
günümüzdeki örneklerinden biri, çincenin yazımı için kullanılan hanzi olan yazı sistemdiir. hanzi, japoncaya kanji olarak geçmiştir.
devamını gör...
sigmund freud
fyodor mihayloviç dostoyevski için; insanlığın kurtarıcısı olabilecekken, o gardiyanı olmayı seçti diyen isimdir.
bildiğimiz gibi; dostoyevski’nin milliyetçiliği ve koyu dindarlığı, eserlerinde bulunan evrensellikle çatışır. hatta yazarın tanrıtanımaz ya da sosyalist olmayışına şaşırır; bunu en sonunda çok pencereli düşünmeye, filozofça sorgulamaya, yüksek empatiye, çok boyutlu bakış açısına vs. bağlarız. freud burada mükemmel bir tanım yapıyor: dostoyevski’yi “peygamberlikten alıkoyan ve zayıflaştıran” o şeyin, baba’nın yerine koyduğu çar ve hz. isa olduğunu söylüyor. dostoyevski, baba eksikliğini devlet ve tanrı’yla telafi etmeye çalışıyor.
bildiğimiz gibi; dostoyevski’nin milliyetçiliği ve koyu dindarlığı, eserlerinde bulunan evrensellikle çatışır. hatta yazarın tanrıtanımaz ya da sosyalist olmayışına şaşırır; bunu en sonunda çok pencereli düşünmeye, filozofça sorgulamaya, yüksek empatiye, çok boyutlu bakış açısına vs. bağlarız. freud burada mükemmel bir tanım yapıyor: dostoyevski’yi “peygamberlikten alıkoyan ve zayıflaştıran” o şeyin, baba’nın yerine koyduğu çar ve hz. isa olduğunu söylüyor. dostoyevski, baba eksikliğini devlet ve tanrı’yla telafi etmeye çalışıyor.
devamını gör...
inanç
gerçeği bulmak ya da gerçeğe varmak adına kişinin içinde yaşattığı fikrine sadık olması durumu.
devamını gör...




