yazarların kendilerine söylemek istedikleri
çabalaman gerek. en kısa haliyle söylemem gerekirse evet çabalaman gerek. hem kendin için hem sevdiklerin hem de geleceğin için çabalaman gerek. sıkılıyorsun, yoruluyorsun ya da vazgeçmek istiyosun ama yapmak zorundasın. kısa bi süre daha düzgünce çabalarsan uğraşırsan bi şeyler için her şeyin yoluna gireceğini de biliyorsun zaten. hayallerini hatırla ; onlar sana her güne mutlu uyanmak için sebep olacaklar, emin olabilirsin.
devamını gör...
provizyonizm
iaşecilik olarak da adlandırılmaktadır. aynı zamanda
osmanlı devletinde yükselme ve duraklama dönemlerinde uygulanan bir ekonomik politikadır. ülke sınırları içerisinde malların bol ve fiyatların düşük olmasını amaçlayan ekonomik politikaya verilen isimdir.tüccarın değil, halkın refah ve huzurunun ön planda tutulduğu ekonomik politikadır.
osmanlı devletinde yükselme ve duraklama dönemlerinde uygulanan bir ekonomik politikadır. ülke sınırları içerisinde malların bol ve fiyatların düşük olmasını amaçlayan ekonomik politikaya verilen isimdir.tüccarın değil, halkın refah ve huzurunun ön planda tutulduğu ekonomik politikadır.
devamını gör...
güne bir söz bırak
"... sevgiye saplanıp kalmaya karar verdim.
nefret, taşınamayacak kadar ağır bir yük."
nefret, taşınamayacak kadar ağır bir yük."
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
ev dediğin garip bi' yer. konforlu, güvenli, 4 duvarı bi' çatısı var. kapı yapmışlar, açılıyor, açıp giriyorsun. kapanıyor bi' de! inanmazsın içerden kapanabiliyor, dışardan kapanabiliyor. zorlarsan hem içerden hem dışardan bile kapayabiliyorsun. yüzüne kapayabiliyorsun, hem onun hem senin ikinizin de yüzüne kapayabiliyorsun. istersen sadece onun istersen sadece senin, istersen ikinizin birden yüzüne kapı kapayabiliyorsun. hatta çok sıkılırsan kitleyebilirsin falan!
21. yüzyıl çok acayip icatlarla gelmiş geçiyor gerçekten. düşünsene hayatımızda ne kapılar var.
hiç kapatmadığımız, hiç açmadığımız, hiç geçmediğimiz, bazısına hiç yaklaşmadığımız, belki henüz hiç görmediklerimiz, irili ufaklı onlarca kapı. bahçeye açılan mı dersin, şatoya varan mı, yola çıkan mı... onlarca kapı sen gör, aç, geç, kapa diye öylece duruyor, bekliyor. sen napıyorsun? hala gülleri kırmızıya boyatıp kelle vurdurmakla vakit mi öldürüyorsun?
21. yüzyıl çok acayip icatlarla gelmiş geçiyor gerçekten. düşünsene hayatımızda ne kapılar var.
hiç kapatmadığımız, hiç açmadığımız, hiç geçmediğimiz, bazısına hiç yaklaşmadığımız, belki henüz hiç görmediklerimiz, irili ufaklı onlarca kapı. bahçeye açılan mı dersin, şatoya varan mı, yola çıkan mı... onlarca kapı sen gör, aç, geç, kapa diye öylece duruyor, bekliyor. sen napıyorsun? hala gülleri kırmızıya boyatıp kelle vurdurmakla vakit mi öldürüyorsun?
devamını gör...
orta yaş sendromu
45 yaşındayım, orta yaşın tam da ortası sayılır. olay yerinden bildiriyorum.
1. vücudun arıza vermeye başlıyor. eskisi kadar hızlı, esnek, güçlü vs olmadığınla yüzleşiyorsun.
2. ruhen eskiye göre daha iyisin en azından kendinle barış imzalamışsın.
3. çoluk çocuk biraz büyümüş, kendine vakit ayırmak kolaylaşıyor.
4. kimseden beğeni toplama peşinde değilsin, eskisinden daha özgür, daha dikbaşlı, daha kararlısın.
5. cildin kırışıyor, ufak tefek müdahaleler lazım oluyor.
6. kilo almak kolaylaşırken, vermek zorlaşıyor.
7. arkadaşların sayı olarak azalıyor ama duygu anlamında gürleşiyor.
8. aynada eskisi kadar hoş bir hatun görmeye çalışmıyorsun. olanı kabulleniyorsun.
ben 40 sonrasını çok sevdim, yalan yok. orta yaş sendromu yaşayanların başka sorunlarını yaşlarına yansıttığını düşünüyorum.
1. vücudun arıza vermeye başlıyor. eskisi kadar hızlı, esnek, güçlü vs olmadığınla yüzleşiyorsun.
2. ruhen eskiye göre daha iyisin en azından kendinle barış imzalamışsın.
3. çoluk çocuk biraz büyümüş, kendine vakit ayırmak kolaylaşıyor.
4. kimseden beğeni toplama peşinde değilsin, eskisinden daha özgür, daha dikbaşlı, daha kararlısın.
5. cildin kırışıyor, ufak tefek müdahaleler lazım oluyor.
6. kilo almak kolaylaşırken, vermek zorlaşıyor.
7. arkadaşların sayı olarak azalıyor ama duygu anlamında gürleşiyor.
8. aynada eskisi kadar hoş bir hatun görmeye çalışmıyorsun. olanı kabulleniyorsun.
ben 40 sonrasını çok sevdim, yalan yok. orta yaş sendromu yaşayanların başka sorunlarını yaşlarına yansıttığını düşünüyorum.
devamını gör...
logosu görüldüğünde güvendeyim hissi veren markalar
(bkz: seher yıldızı)
devamını gör...
küçük kara balık
"insan doğası gereği bilmek ister." yanlış hatırlamıyorsam aristotales'in bir eseri bu cümleleyle başlıyordu. küçük kara balık da bilmek istiyor. doğasına uygun olanı yapmak istiyor. hayatın anlamını öğrenmede buluyor ve bunun macerasız olmayacağını biliyor. bunun aksi anlayış neden sonra oldu bilinmez -belki de yerleşik yaşamın sağladığı rahatlıktandır- insan öğrenmekten korkar oldu. hatta başkalarının da öğrenmesini istemedi. ne olursa olsun gücünü unuttu. tembelleşti. işte küçük kara balık da bunu anlatan en güzel eserlerden ve unutulmaz kahramanlardandır.
bir sabah annesine dünya ne kadar, neresidir? dünyayı merak ediyorum, bana anlatır mısın? gibi sorduğu sorularla onu çok seven annesini bir hayli korkutmuştu. çünkü dünya işte "bu kadar" dı. yaşadıkları yer kadardı. başka dünya aramaya ne gerek vardı. dışarısı tehlikelerle doluydu. en iyisi hep yerinde kalmaktı. ancak tüm bunlar küçük kara balık'ın aklına yatmıyordu. dünya bu kadar küçük olamazdı. keşfedilecek okyanuslar, kurulacak arkadaşlıklar, öğrenilecek şeyler vardı. yaşanacak bir yaşam vardı. burada kalırsa yaşayamayacaktı. o da gitmeye karar verdi. salyangoz dostuyla da konuşurdu bunları. bulundukları bölgedeki yaşlı balıklar sevmezdi onu. aklında kötücül, zararlı düşünceler vardı. genç balıkların aklını çeliyordu. bu zararlıydı. balıklar sadece balıklarla arkadaş olmalıydı. küçük kara balık ise şöyle diyecekti:" bir balığın salyangozla dost olamadığını nereden biliyorsunuz. ben de böyle bir şey hiç duymadım. " sonuç olarak bu tek düze yaşama karşı çıktı, suçlandı ve hatta ortadan kaldırılmak istendi. birkaç balık arkadaşı onu koruyarak ona akıntıya kadar eşlik etti. küçük kara balık serüvenine atıldı. tam bu noktada iki farklı metin arasında bağlantı kurarak puslu kıtalar atlası'ndan bir alıntı yapmak isitiyorum:
uzun ihsan efendi oğluna, "buradan gitmek istediğini biliyorum oğlum" dedi, " kendime hakim olabilseydim belki de seni, çoktan içine girdiğin bu maceraya bırakmazdım. sana olan sevgim biricik oğlumu tehlikeye atmama engel oluyor. ama bilmek ve şahit olmak en büyük mutluluktur. macera ise en büyük ibadettir; çünkü o'nun eserini tanımanın başka bir yolu olduğunu görebilmiş değilim. kendi payıma ben, dünyayı rüyalarımla keşfetmeye çalıştım. bu, yeterince cesur olmadığımın bir göstergesi olabilir. aynı hatayı senin de yapmana yol açmak istemiyorum. sana izin veriyorum, git. git ve benim göremediklerimi gör, benim dokunamadıklarıma dokun, sevemediklerimi sev ve hatta, bu babanın çekmeye cesaret edemediği acıları çek. dünyadan ve onun hiçbir halinden korkma.
iki eserde de aynı düşünce savunulmaktadır. sonuç olarak öğrenmek ve tanıma arzusu şu yaşamı anlamlı kılan yegane unsur olmaktadır. bu yolculukta destekleyici, güven verici tutumlar olduğu sürece mutlu bireyler, mutlu toplumlar olacaktır kanaatindeyim. baskılayıcı tutumlar bir yere kadar sürer ve istenmeyen çıktıları bazen baş edilemez olur. en iyisi keşfetmenin, öğrenmenin önüne geçmeye çalışmamaktır çünkü su akar yolunu bulur ve dirençle akan bir suyun önünde ne durabilir?
bir sabah annesine dünya ne kadar, neresidir? dünyayı merak ediyorum, bana anlatır mısın? gibi sorduğu sorularla onu çok seven annesini bir hayli korkutmuştu. çünkü dünya işte "bu kadar" dı. yaşadıkları yer kadardı. başka dünya aramaya ne gerek vardı. dışarısı tehlikelerle doluydu. en iyisi hep yerinde kalmaktı. ancak tüm bunlar küçük kara balık'ın aklına yatmıyordu. dünya bu kadar küçük olamazdı. keşfedilecek okyanuslar, kurulacak arkadaşlıklar, öğrenilecek şeyler vardı. yaşanacak bir yaşam vardı. burada kalırsa yaşayamayacaktı. o da gitmeye karar verdi. salyangoz dostuyla da konuşurdu bunları. bulundukları bölgedeki yaşlı balıklar sevmezdi onu. aklında kötücül, zararlı düşünceler vardı. genç balıkların aklını çeliyordu. bu zararlıydı. balıklar sadece balıklarla arkadaş olmalıydı. küçük kara balık ise şöyle diyecekti:" bir balığın salyangozla dost olamadığını nereden biliyorsunuz. ben de böyle bir şey hiç duymadım. " sonuç olarak bu tek düze yaşama karşı çıktı, suçlandı ve hatta ortadan kaldırılmak istendi. birkaç balık arkadaşı onu koruyarak ona akıntıya kadar eşlik etti. küçük kara balık serüvenine atıldı. tam bu noktada iki farklı metin arasında bağlantı kurarak puslu kıtalar atlası'ndan bir alıntı yapmak isitiyorum:
uzun ihsan efendi oğluna, "buradan gitmek istediğini biliyorum oğlum" dedi, " kendime hakim olabilseydim belki de seni, çoktan içine girdiğin bu maceraya bırakmazdım. sana olan sevgim biricik oğlumu tehlikeye atmama engel oluyor. ama bilmek ve şahit olmak en büyük mutluluktur. macera ise en büyük ibadettir; çünkü o'nun eserini tanımanın başka bir yolu olduğunu görebilmiş değilim. kendi payıma ben, dünyayı rüyalarımla keşfetmeye çalıştım. bu, yeterince cesur olmadığımın bir göstergesi olabilir. aynı hatayı senin de yapmana yol açmak istemiyorum. sana izin veriyorum, git. git ve benim göremediklerimi gör, benim dokunamadıklarıma dokun, sevemediklerimi sev ve hatta, bu babanın çekmeye cesaret edemediği acıları çek. dünyadan ve onun hiçbir halinden korkma.
iki eserde de aynı düşünce savunulmaktadır. sonuç olarak öğrenmek ve tanıma arzusu şu yaşamı anlamlı kılan yegane unsur olmaktadır. bu yolculukta destekleyici, güven verici tutumlar olduğu sürece mutlu bireyler, mutlu toplumlar olacaktır kanaatindeyim. baskılayıcı tutumlar bir yere kadar sürer ve istenmeyen çıktıları bazen baş edilemez olur. en iyisi keşfetmenin, öğrenmenin önüne geçmeye çalışmamaktır çünkü su akar yolunu bulur ve dirençle akan bir suyun önünde ne durabilir?
devamını gör...
bir kitap bir mısra
"sanatın her formu sanki yağıyordu bu gezegenin atmosferine,
ve anlam;
onu arayan insanların aklına doğuyordu.."
ve anlam;
onu arayan insanların aklına doğuyordu.."
devamını gör...
medeniyetsizlik göstergesi küçük detaylar
halkın sokakta sarılan ya da el ele tutuşan genç bir çift görünce cinayetlere bile vermedikleri tepkiyi vermeleri.
devamını gör...
mutlu olma yolunda en büyük engel
arzulardır. insan arzularını kontrol edemediği, hazzı ertelemeyi öğrenmediği sürece mutlu olamaz.
devamını gör...
90'larda satanizm
alt komşunun oğlundan apartmandakiler fena şüpheleniyordu. dinlediği müzikler çığlık çığlığa gece yatarken korkutuyordu.tipi,tarzı,tavrı tam tanıma uygundu.sonra ne mi oldu iki çocuk babası göbekli hasan abi oldu.
devamını gör...
sözlükte herkesin birbiri ile senli benli konuşması
şimdiye kadar mesajlaştığım insan sayısı 300'ü geçmiştir. hiçbirine '' sen '' diye hitapla iletişime başlamadım. bence sohbet veya mesajlaşma daha samimi hale gelmeden '' sen '' kullanılmamalı. tabi bu benim düşüncemdir.
devamını gör...
türk insanının temel sorunu
önyargılı oluşudur.
önyargı bir çok şeyi doğurabilir.
kıskançlığı,ölümleri...
önyargı bir çok şeyi doğurabilir.
kıskançlığı,ölümleri...
devamını gör...
hdp’nin ermeni soykırımı tweeti
bu hdp nin ilk vukuatı değil yani dertlerinin düşünce özgürlüğü olmadığını gayet iyi anlayabiliyoruz. hdp politikası türk düşmanlığından ibaret. buna düşünce özgürlüğü diyenler ise her fırsatta türk milliyetçilerini faşist diye yaftalamaktan hiç geri durmuyor.
(bkz: türkiye türklerindir)
(bkz: türkiye türklerindir)
devamını gör...
girilen tanımdan arkadaşını tanımak
çok kıskandığım durumdur. nedense bir tanıdığa rastlayacağımı hiç düşünmüyorum. şu koca sözlükte yalnızım dostlar.*
devamını gör...
rick apodaca
2007-2008 sezonunda beşiktaş'ta oynamış porto riko'lu iki numara. takımda bir sezon oynamasına rağmen kendisinin bende yer etmesinin bazı sebepleri var. takıma ilk katıldığı andan itibaren atletik yapısı ve delici oyun anlayışı ile cidden umut vaad ediyordu. adam komplike bir basketbolcu görünümü veriyordu ve her geçen hafta ha oldu ha olacak derken bir efes pilsen maçı oynadı ki, dillere destan... resmen efes'in üzerinden silindir gibi geçti. efes'i tabiri caizse madara etti. o gün preston shumpert'da apodaca'ya ayak uydurmuştu ve muazzam bir oyun finali oldu.
tabi biz adamın bütün meziyetlerini bu maçta görünce, biraz da çılgın bir oyuncu olması sebebiyle * hah işte aradığımızı bulduk diyerek mest olmuştuk. godot gelmişti. daha ne olsundu? fakat ne oldu ise o maçtan sonra oldu. meğer adam tek sıkımlık kurşununu bu maçta atmış. sonrası bizim için çile bülbülüm çile. bekliyoruz ki, godot geri dönsün. inatla dönmüyor. biz de inatla umudumuzu kaybetmiyoruz zira o sene takım kimyası çok iyiydi ve normal sezonu da lider bitirdik. yani bir nebze tolere edilebilecek bir durum vardı ortada. play off'larda efes maçı gibi bir iki maç oynasa yetecek bize, şampiyon oluruz diye kendimizi kandırıyoruz. ergin ataman, bu adamdan illaki verim alacak falan fişman ama adam da inatla çember dövüyor. neyse efendim bu yine geri geldi. geldi ama öyle bir maçta geri geldi ki sormayın gitsin. tüm takımın tel tel döküldüğü türk telekom maçında kontak açtı ama iş içten geçti. o maçı kıl payı kaybettik ve şampiyonluk umutlarına el salladık. arkasında da apodaca'ya el salladık. harika geçen bir sezonu bu çılgın dövmeli adamı bekleyerek geçirip, tüm hayallerimizin suya düşmesi halen kalbimde yaradır.
tabi biz adamın bütün meziyetlerini bu maçta görünce, biraz da çılgın bir oyuncu olması sebebiyle * hah işte aradığımızı bulduk diyerek mest olmuştuk. godot gelmişti. daha ne olsundu? fakat ne oldu ise o maçtan sonra oldu. meğer adam tek sıkımlık kurşununu bu maçta atmış. sonrası bizim için çile bülbülüm çile. bekliyoruz ki, godot geri dönsün. inatla dönmüyor. biz de inatla umudumuzu kaybetmiyoruz zira o sene takım kimyası çok iyiydi ve normal sezonu da lider bitirdik. yani bir nebze tolere edilebilecek bir durum vardı ortada. play off'larda efes maçı gibi bir iki maç oynasa yetecek bize, şampiyon oluruz diye kendimizi kandırıyoruz. ergin ataman, bu adamdan illaki verim alacak falan fişman ama adam da inatla çember dövüyor. neyse efendim bu yine geri geldi. geldi ama öyle bir maçta geri geldi ki sormayın gitsin. tüm takımın tel tel döküldüğü türk telekom maçında kontak açtı ama iş içten geçti. o maçı kıl payı kaybettik ve şampiyonluk umutlarına el salladık. arkasında da apodaca'ya el salladık. harika geçen bir sezonu bu çılgın dövmeli adamı bekleyerek geçirip, tüm hayallerimizin suya düşmesi halen kalbimde yaradır.
devamını gör...


