yolda görsem selam vermem diyeceğimiz ünlüler
danla bilic ve adını bilmediğim arkadaşları. rezalet yahu.
devamını gör...
kitabı baskıdan okumak vs telefondan okumak
kitabı fiziki olarak okumak daha güzeldir. ancak yüzlerce, binlerce e-kitabı telefonumun içine sığdırabilirim. çalışırken, sıra beklerken vs her an çıkarıp okuyabilirim. öyle uygulamalar var ki sayfaya gitme, arama, seslendirme vs.. fiziki kitap okuma takıntım olsaydı şu ana kadar okuduklarımın ancak üçte birini okumuş olurdum.
devamını gör...
bir ailenin çocuğuna yapacağı en büyük kötülük
ona kötü örnek olmaktır. çocuklar ebeveynlerini taklit ederek büyürler.
devamını gör...
bugün aldığınız en güzel haber
kötü bir haber almamaktır.
devamını gör...
kötü
bireysel veya toplumsal bazda değerlendirmeye kalkınca ayrı istikametlere varan, dolayısıyla bireysel veya toplumsal algıya göre de farklı anlamlara kavuşabilen ve en nihayetinde yüzyıllardır bir “evrensel ahlak” kavramının tanımlanması çabasına da temel oluşturan, ilginç suistimallere de kaynak olmuş ezeli kavram.
belki gelecekte “uzaylıları koruma aktivistleri” gösterilerine başlamış olacaklardır ama insan diğer varlıkların kötüsü olma pozisyonundan kurtulabilecek bir töze çok da sahip olmadığından asla bu konumundan kurtulamayacaktır.
belki gelecekte “uzaylıları koruma aktivistleri” gösterilerine başlamış olacaklardır ama insan diğer varlıkların kötüsü olma pozisyonundan kurtulabilecek bir töze çok da sahip olmadığından asla bu konumundan kurtulamayacaktır.
devamını gör...
esnafın park edilmesin diye yola koyduğu nesne
genellikle tabela olan nesnedir. çok değişik şeyler koyan esnaflar da vardır tabii ki.
devamını gör...
türk dizilerinin temel sorunu
toplum vasatını yansıtamamaktır.
dizi senaryolarında bir kaç tema işlenir. zengin kız fakir oğlan*, aşiret, mafya, asker, polis temalı diziler vs vs.
asıl üzerinde konuşulması gereken; toplumun isteği bu doğrultuda olduğu için mi bu temalar işlenir, yoksa toplumu dizayn etmek için mi bu temalar işlenir? olmalıdır.
şahsi fikrim televizyon programlarının hemem hemen hepsinde, bir toplum mühendisliğinin söz konusu olduğu yönündedir. çünkü televizyon dediğimiz olgu; bir ikna mekanizmasıdır. bu mekanizma, kitleler üzerinde müthiş etkiler bırakır.
televizyonda gördüğümüz saati, elbiseyi, arabayı almak isteriz. televizyon dizilerinde ise; izlediğimiz, gördüğümüz hayatları yaşama isteği belirir. özgün senaryoların ortaya çıkmaması, yapılan işlerin tekrara düşmesi bu durumun sonucudur. yani bir dayatma söz konusudur. kabullenen zaten kabullenmiştir, asıl hedef kitle, kabullenmeyen kitledir. aslında izlediğimiz dizilerde bile, reklama maruz kaldığımız gerçeği söz konusudur.
türk dizilerinin sorunlarından biri de kendini tekrar etmesidir.
her yıl yaz dizilerinde gördüğümüz saçma sapan kurgular ile kendini tekrar eden yavan tatil dizileri, her sezon yeni baştan başka isimlerle izlediğimiz mafyavari kahramanlık öyküleri, polisiye tarzında başarılı olmuş dizilere tekrardan bir yenisinin eklenmesi; yeni şeyler üretmek yerine, denenmiş ve kolay olan garantili işlerdir.
bu durumun toplum tarafından karşılığı vardır. malum dizinin tişörtünün basılmış olması, her sokağa malum simgenin karalanmış olması; bu durumun toplum tarafından kabullendiğini gösterir.
asıl mesele; toplumun neyin iyi, neyin kötü olduğu noktasında doğru kararlar verememesidir. yapılan işlerin kalitesiz olmasının bir nedeni de, arz-talep döngüsünün sonucudur.
özgün dizilerin ortaya konulduğu zaman; efsane olmasının nedeni de bu durumdur. izleyici leyla ile mecnun* izlediğinde, daha önce izlemediği gerçek anlamda kaliteli bir iş görmüştür. ya da işler güçler* izlediğinde, öncesinde cesaret edilemeyen bir öykünün varlığını fark eder.
uzun lafın kısası; kaliteli işler bekliyor isek, kaliteli işlere destek vermeliyiz.
dizi senaryolarında bir kaç tema işlenir. zengin kız fakir oğlan*, aşiret, mafya, asker, polis temalı diziler vs vs.
asıl üzerinde konuşulması gereken; toplumun isteği bu doğrultuda olduğu için mi bu temalar işlenir, yoksa toplumu dizayn etmek için mi bu temalar işlenir? olmalıdır.
şahsi fikrim televizyon programlarının hemem hemen hepsinde, bir toplum mühendisliğinin söz konusu olduğu yönündedir. çünkü televizyon dediğimiz olgu; bir ikna mekanizmasıdır. bu mekanizma, kitleler üzerinde müthiş etkiler bırakır.
televizyonda gördüğümüz saati, elbiseyi, arabayı almak isteriz. televizyon dizilerinde ise; izlediğimiz, gördüğümüz hayatları yaşama isteği belirir. özgün senaryoların ortaya çıkmaması, yapılan işlerin tekrara düşmesi bu durumun sonucudur. yani bir dayatma söz konusudur. kabullenen zaten kabullenmiştir, asıl hedef kitle, kabullenmeyen kitledir. aslında izlediğimiz dizilerde bile, reklama maruz kaldığımız gerçeği söz konusudur.
türk dizilerinin sorunlarından biri de kendini tekrar etmesidir.
her yıl yaz dizilerinde gördüğümüz saçma sapan kurgular ile kendini tekrar eden yavan tatil dizileri, her sezon yeni baştan başka isimlerle izlediğimiz mafyavari kahramanlık öyküleri, polisiye tarzında başarılı olmuş dizilere tekrardan bir yenisinin eklenmesi; yeni şeyler üretmek yerine, denenmiş ve kolay olan garantili işlerdir.
bu durumun toplum tarafından karşılığı vardır. malum dizinin tişörtünün basılmış olması, her sokağa malum simgenin karalanmış olması; bu durumun toplum tarafından kabullendiğini gösterir.
asıl mesele; toplumun neyin iyi, neyin kötü olduğu noktasında doğru kararlar verememesidir. yapılan işlerin kalitesiz olmasının bir nedeni de, arz-talep döngüsünün sonucudur.
özgün dizilerin ortaya konulduğu zaman; efsane olmasının nedeni de bu durumdur. izleyici leyla ile mecnun* izlediğinde, daha önce izlemediği gerçek anlamda kaliteli bir iş görmüştür. ya da işler güçler* izlediğinde, öncesinde cesaret edilemeyen bir öykünün varlığını fark eder.
uzun lafın kısası; kaliteli işler bekliyor isek, kaliteli işlere destek vermeliyiz.
devamını gör...
birden fazla müzik aleti çalabilen müzisyenler
(bkz: sinan kaynakçı)
devamını gör...
uçurum kenarından atlayacak kişiye söylenecek son söz
yaşadım ben bunu. lise sondaydım sanırım, oturduğum bir uçurum kenarına bir hışımla bir adam geldi. sol elinde sayfa sayfa faturalar vardı. rüzgar biraz daha şiddetli esse belki o faturaları alıp götürürdü. bir an için öyle olsun istemiştim. genç bir adam, üzerinde iş kıyafetleri. sanırım bu kadar ciddi durumlarda insanın bakışından duruşundan anlaşılıyor neye niyetlendiği. o an bir şeyler söylemek istedim. gerçekten işe yarar ne söyleyebilirim bilemedim. ben oturuyorum, adam elinde faturalar, suratında yıkılmış bir ifadeyle ayakta, her an kendini tek bir adımla boşluğa bırakacakmış gibi. değil son söz, ağzımdan çıkacak ilk sözü dahi bulamadım. adamın yüzünden kaç bulut, kaç acı geçti o kısa sürede. renk renk faturalar uçuşuyor. hiçbir şey söyleyemiyorum ama deli gibi korkuyorum atlayacak diye. adam derin bir nefes aldı, geldiği gibi hızla geri döndü. hemen arkasından ben de derin bir nefes aldım.
bu yüzden gerçekten uçurumdan atlayacak birine söylenebilecek son söz hakkında bir fikri olanları merakla okuyorum.
bu yüzden gerçekten uçurumdan atlayacak birine söylenebilecek son söz hakkında bir fikri olanları merakla okuyorum.
devamını gör...
su bardağı
pasta-borek yapimi icin olcu birimi.
anne evi itemi ayni zamanda; guncel “yeni gelin” evlerinde incik boncuklu bir tik buyuk boyutlulari var artik bunlarin, kocislerine servis yaparken kullaniyorlar.
ergonomik diye uretmisler bu bardagi ama bence degil ya, herhangi bir icecek tuketmeye asla yetmiyor cunku; surekli doldur-bosalt yapmaktan yoruyor, candan bezdiriyor, tak ettiriyor. dusundukce afakanlar basti, vallahi harakiri yapacagim.
bununla bir sey icmeye kalksam minimum 2 tam tur yapiyorum, sonunda mide bulantisi garanti.
icecek icin kullanmayin lan, ben manyak oldum bunun yuzunden. devasa kupalarim kalp ben.*
anne evi itemi ayni zamanda; guncel “yeni gelin” evlerinde incik boncuklu bir tik buyuk boyutlulari var artik bunlarin, kocislerine servis yaparken kullaniyorlar.
ergonomik diye uretmisler bu bardagi ama bence degil ya, herhangi bir icecek tuketmeye asla yetmiyor cunku; surekli doldur-bosalt yapmaktan yoruyor, candan bezdiriyor, tak ettiriyor. dusundukce afakanlar basti, vallahi harakiri yapacagim.
bununla bir sey icmeye kalksam minimum 2 tam tur yapiyorum, sonunda mide bulantisi garanti.
icecek icin kullanmayin lan, ben manyak oldum bunun yuzunden. devasa kupalarim kalp ben.*
devamını gör...
tahammül edilemeyen insan özellikleri
tanımlardan anladığım kadarıyla genel görüş, bildiğini zanneden ego yüklü insanlar bir başkalarınca tahammül edilemiyor.
insan ay'a benzer. eğer ayın devirlerine bakarsanız, önce ince bir hilal şeklinde göründüğünü, sonra dolunay olana dek yavaş yavaş büyüdüğünü, daha sonra da yavaş yavaş başka bir hilal olana dek küçüldüğünü ve en sonunda da kaybolduğunu görürsünüz. ay, insanların bilgiyi yansıtması gibi size ışığı yansıtır. bizler de (aynen ay gibi) önce hilale sonra da bir dolunaya dönüştüğümüzde, egolarımız doludur. bir bilgiye sahip olduğumuzu sanırız ancak bu bilgi aslında saftır. kimseye ait değildir. tıpkı ayın ışığını güneşten ödünç alması gibidir. aslında ay, sadece güneşten aldığı ışığı yansıtmaktadır. ego ile yüklü olduğumuzda ayın ışıksız hali gibi olduğumuzu anlamak zorundayız. ay ve bizler sadece birer yansıtıcıyız. ego, bilgiden sorumlu değildir. ego bilgiyi bir çok yaratıcı yolla yansıtabilir, ancak bilginin kendisi saftır.
insan ay'a benzer. eğer ayın devirlerine bakarsanız, önce ince bir hilal şeklinde göründüğünü, sonra dolunay olana dek yavaş yavaş büyüdüğünü, daha sonra da yavaş yavaş başka bir hilal olana dek küçüldüğünü ve en sonunda da kaybolduğunu görürsünüz. ay, insanların bilgiyi yansıtması gibi size ışığı yansıtır. bizler de (aynen ay gibi) önce hilale sonra da bir dolunaya dönüştüğümüzde, egolarımız doludur. bir bilgiye sahip olduğumuzu sanırız ancak bu bilgi aslında saftır. kimseye ait değildir. tıpkı ayın ışığını güneşten ödünç alması gibidir. aslında ay, sadece güneşten aldığı ışığı yansıtmaktadır. ego ile yüklü olduğumuzda ayın ışıksız hali gibi olduğumuzu anlamak zorundayız. ay ve bizler sadece birer yansıtıcıyız. ego, bilgiden sorumlu değildir. ego bilgiyi bir çok yaratıcı yolla yansıtabilir, ancak bilginin kendisi saftır.
devamını gör...
1 mart 2021 liselilerin isyan etmesi
çocuklar bir şey talep edebilmeyi öğrenmişler en azından. bizim nesiller gibi ne yapacağını birinin ağzından duyunca susmuyorlar ,itiraz edebiliyorlar.
devamını gör...
kadın düşmanlığı
kendisinin hayatta olmasının en büyük sebebini görmezden gelen, ataerkil toplum yapısının oluşturduğu azıcık yarardan ve cinsel organından dolayı kendini dünyanın en üstün varlığı sanan erkeklerin ve kendisine saygısı olmayan kadınların içinde bulunduğu gruptur. erkeklerde daha çok olmakla birlikte kadınlarda da görülebilen ve gerçek anlamda hayattan usandıran tiplerdir. umarım çevremde bunlar gibi biri asla olmaz çünkü bu toksikliğin en üst seviyesidir zira bir insan seçemeyeceği şeylerden dolayı nefrete uğramamalıdır.
devamını gör...
padişah
ulu şah anlamına gelen farsça kökenli bir hükümdarlık unvanıdır.
(bkz: şah)
15. yüzyılda devlet-i aliyye'nin başına geçen 2. murad han'dan itibaren osmanlı hanedanı mensubu hükümdarlara verilen unvanlarından birisi olmuştur.
bir de bu isimle sibelcan parçası mevcut, ama konumuz bu değil *
(bkz: şah)
15. yüzyılda devlet-i aliyye'nin başına geçen 2. murad han'dan itibaren osmanlı hanedanı mensubu hükümdarlara verilen unvanlarından birisi olmuştur.
bir de bu isimle sibelcan parçası mevcut, ama konumuz bu değil *
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
sevmek ne uzun kelime
dokunulmasa da,görülmese de;
kalpte yer verilir bazısına,
nedensiz...
sen; aklım ve kalbim arasında kalan,
en güzel çaresizliğimsin.
gerçi aklıma bile gelmiyorsun artık.
o kadar kalbimdesin ki...
gözlerinin kahvesinden koy ömrüme,
kırk yılın hatırına "sen" kalayım.
"sevmek" ne uzun kelime...
şimdi açsam pencereyi beklesem.
sen gelsen, olmaz ya hani geliversen.
hiçbir şey sormasan,
hiçbir şey söylemesen,
sussan,
sussam,
sussak...
susuşların anlattıklarını dinlesek.
cemal süreya
dokunulmasa da,görülmese de;
kalpte yer verilir bazısına,
nedensiz...
sen; aklım ve kalbim arasında kalan,
en güzel çaresizliğimsin.
gerçi aklıma bile gelmiyorsun artık.
o kadar kalbimdesin ki...
gözlerinin kahvesinden koy ömrüme,
kırk yılın hatırına "sen" kalayım.
"sevmek" ne uzun kelime...
şimdi açsam pencereyi beklesem.
sen gelsen, olmaz ya hani geliversen.
hiçbir şey sormasan,
hiçbir şey söylemesen,
sussan,
sussam,
sussak...
susuşların anlattıklarını dinlesek.
cemal süreya
devamını gör...
dunyalikisi
kendisini takip eder, yorumlarını her daim beğeniriz.
devamını gör...
bir yazarın tüm entrylerini okumak
hem yazmak ama daha çok okumak için sözlüğe girdiğimden, takip ettiğim yazarlar için mutlaka yaptığım eylem. laf lafı açıyor misali okumaya başladığım zaman devamı geliyor bir şekilde.
devamını gör...
insan ruhuna en iyi gelen şey
sana anlaşıldığını hissettirip varlığıyla huzur veren başka bir ruh.
devamını gör...
balkon insanı (yazar)
balkonunda asma yetiştirip, gün batımında dalından bir üzüm alıp ağzına attıktan sonra bir yudum da rakısından içen insan prototipi olduğu izlenimi uyandıran yazar.
devamını gör...



