çabuk unutulan şeyler
devamını gör...
kiowa
kuzey amerika'da yaşayan, kiowa tanoan dili konuşan bir kızılderili kabilesidir.
eskiden göller bölgesi civarında yaşıyorken, bugünkü wyoming, south dakota bölgesine gelmiş ve at sahibi olduktan sonra bizon avlayarak, ova kızılderili kabilelerinin kültürünü yaşamışlardır.
onlardan sonra doğudan gelen cheyenne, arapaho ve en son sioux kabileleriyle, av alanları için savaşmışlar ve yenilerek, bugünkü kansas ve texas civarlarına yerleşmişlerdir.
texas, 1845'te a.b.d eyaleti olduktan sonra artan beyaz nüfus, av alanlarına büyük çiftlikler kurulması ve yiyecek kaynakları olan milyonlarca bizon'un avcılar tarafından öldürülmesi üzerine, dostları comanche'ler ve eski düşmanları olan güneyli cheyenne ve arapaho'larla birlikte, beyaz bizon avcılarına ve a.b.d ordusuna karşı savaş vermişlerdir.
a.b.d ordusunun yoğun saldırıları karşısında 1875'te teslim olmak zorunda kalmışlardır. reisleri ve bazı savaşçıları bugünkü florida'ya sürgüne gönderilmiş ve oraya sürgün giden çoğu kızılderili gibi, çoğu sıtma hastalığından ölmüştür.
florida'ya gönderilmeyen kabile üyeleri ise bugünkü oklahoma eyaletindeki rezervasyona sürülmüştür ve bugün hala orada yaşamaktadırlar.
eskiden göller bölgesi civarında yaşıyorken, bugünkü wyoming, south dakota bölgesine gelmiş ve at sahibi olduktan sonra bizon avlayarak, ova kızılderili kabilelerinin kültürünü yaşamışlardır.
onlardan sonra doğudan gelen cheyenne, arapaho ve en son sioux kabileleriyle, av alanları için savaşmışlar ve yenilerek, bugünkü kansas ve texas civarlarına yerleşmişlerdir.
texas, 1845'te a.b.d eyaleti olduktan sonra artan beyaz nüfus, av alanlarına büyük çiftlikler kurulması ve yiyecek kaynakları olan milyonlarca bizon'un avcılar tarafından öldürülmesi üzerine, dostları comanche'ler ve eski düşmanları olan güneyli cheyenne ve arapaho'larla birlikte, beyaz bizon avcılarına ve a.b.d ordusuna karşı savaş vermişlerdir.
a.b.d ordusunun yoğun saldırıları karşısında 1875'te teslim olmak zorunda kalmışlardır. reisleri ve bazı savaşçıları bugünkü florida'ya sürgüne gönderilmiş ve oraya sürgün giden çoğu kızılderili gibi, çoğu sıtma hastalığından ölmüştür.
florida'ya gönderilmeyen kabile üyeleri ise bugünkü oklahoma eyaletindeki rezervasyona sürülmüştür ve bugün hala orada yaşamaktadırlar.
devamını gör...
erkek kanka
yok artık ne yedek sevgilisi. o gözle baktığım birine neden kanka diyeyim ki baştan belli ederim niyeti. erkek kankam kankamdır kardeşimdir başka bir şey olamaz olmadı da hiç.
devamını gör...
sabır
sabır; yüzünü ekşitmeden, acıyı yudumlamaktır. hiçbir şey yapmadan beklemek değil, dayanması güç olaylar karşısında umudunu yitirmeden mücadele etmektir.
devamını gör...
kendini sevmek
altı yaşından beri kilo alıyorum her yıl. öncelikle en yakınlarım daha sonrasında çevrem, akranlarım ve toplumun geri kalanı tarafından sürekli dışlandım, alay edildim, kendilerinin bile uygulamadığı öğütleri dinlemek zorunda kaldım, diyetisyen kapılarında sürünen küçücük bir çocukken bana yasak edilen besinlerin akranlarımın önüne nasıl dizildiğini seyrettim.
iriydim, yaşıtlarıma göre o zamanlar uzundum. vücudum büyük görünüyor diye yaşıma uygun muamele göremedim. dokuz yaşındaysam on dört yaşında gibi davrandılar, on dört isem yirmi gibi davrandılar. eğitimli eğitimsiz, kötü niyetli iyi niyetli fark etmeksizin yıllarca insanların böyle davranışlarına maruz kaldım.
çocuk gibi hissedemedim. ergen oldum ergen gibi hissedemedim. liseye geçtiğim ilk yıl saçımı topuz yaptım hiç açmadım. sevmediğim, uğraşmak istemediğim ya da sadece sıcaktan dolayı açmadım zannediyordum bu yaşıma kadar ama öyle değilmiş. o yıl kapatmışım kendimi dünyaya. ınsanların dünyaya kendilerini kapatmaları için illa on saat yataktan çıkmamalarına, yemek yememelerine veya bileklerini kesmelerine lüzum yokmuş. bir saç bile ne kadar şey anlatabiliyormuş.
kiloluyum diye kendimi teyze gibi hissettim yıllarca.
kendimi beğenmezdim, beğenmediğim için sevmezdim de. kendime özen göstermezdim. hep eksik ve yetersiz bulurdum kendimi.
gel zaman git zaman hayatıma sosyal medya girdi.
hoşuma giden, paylaşımlarını iyileştirici bulduğum sayfaları ya da kişileri takibe aldım. uzun yazılarını, hoş videolarını izledim. alttaki yorumları okurdum hep yalnız olmadığımı görmek için. kimisi benim gibi kilosundan bahsederdi kimi zayıflığından kimi kısa boyundan kimi burnundan kimi bilmem neresinden...
meğer ne kadar çok insan kendinden memnun değilmiş. benim "ooff çok güzel yaa." dediğim insan bile burnu eğri diye şikayet edebiliyormuş.
bir sayfayı takip edip iki göndersini okuyunca birden aydınlanmadım tabii. zaman geçti üzerinden, belki bir yıl belki bir buçuk. başka sayfalar başka insanlar tanıdım. tanıdıkça penceremi git gide araladım.
ışıksız odam gün geçtikçe araladığım pencerem sayesinde güneş ışığıyla doldu. zaten çok efkarlı çok melankolik bir yapım da fazla olmayınca neşem daha da arttı. neşem arttıkça enerjim de arttı. kendimi her şeyimle kabullenmeyi ve sevmeyi öğrendim. dün kendim hakkında farkına vardığım şeyleri sıraladım hatta. güzel bir tanım oldu.
o çekingen, kendimi bir türlü sevemeyen, kabullenemeyen yanımı git gide susturuyorum.
aynaya baktığım zaman istediğim kadar kilolu veya zayıf olayım kendimi iyi hissediyorum. çok güzelim.
saçlarım kısa da olsa uzun da olsa bana çok yakışıyor. hafif dalgalı ve bazı yerleri lüle. saçlarım bile hayat dolu ayol. * yüzüm orantılı. bedenim de orantılı aslında. napıyım şimdi yağlıysa. bu halini de seviyorum artık. giydiğim kıyafetleri artık daha çok yakıştırıyorum.
hala bazen kendimi kötü yönde eleştiren iç sesim konuşuyor sinsi sinsi. hala bana kötü kötü şeyler fısıldıyor. bir kaç dakika duruluyorum sonra eski ritmime geri dönüyorum. "sıkıldım senden sus artık hadi işim var benim byyyyy." der gibi kaldığım yerden devam ettiğimi görmek mutlu hissettiriyor. kendimle gurur duyuyorum.
bu sürecin sonunda bedenim hakkında yerli yersiz yorumlar yapan, alay eden, kendimi kötü hissetmem için adeta çabalayan insanlara bu ruh halimle ve bu yaşımda tekrar baktım,inceledim. iç huzurlarının olmadığını fark ettim. ne kendilerini seviyorlar ne de başka bir canlıyı. her noktada bir kusur arama derdindeler. bu çok yorucu bir hayat olsa gerek diye düşünüyorum artık onlar için.
küçücüktüm herkes gibi kim ne derse ona inanırdım. hala çok büyük sayılmam ama dokuz yaşında da değilim. boş yere senelerce kendimi kapatıp kendimden nefret edecek hale gelmişim. hayat bir kabullenmeden ibaretmiş.
yeri gelince savaşılan, mücadele edilen yeri gelince de şefkatli kollara sarılmak istenen.
kilo benim için sağlık problemi. bunun için çabalıyorum. çabalarken kendime küfretmeyi değil düştüğüm yerde kendime elimi uzatmayı deniyorum.
kimsenin iltifatına, gaz vermesine, öğüt vermesine ihtiyaç duymuyorum artık. birilerinin standartlarına uymadan yaşamak öyle güzel ki.
bu yaz kolsuz giysiler giydim mesela. kollarım kalın diye utanırdım. ınsanlar bana bakacak diye tedirgin olurdum. baksa ne olacak sanki domates falan mı atacaklar yüzüme? korkulara hapis olmak böyle bir şey işte. giydim, gezdim. çok yakıştı doğrusu. ha bakanlar olmadı değil. noldu baktılar da? ne eksildi benden? özgürce yanlarından geçip gittim onlar da otuz saniye sonra unuttular beni.
kendimi sevmeyi öğrenemeseydim ışıksız odamın bir köşesinde hala birinin beni kurtarmasını bekliyor olurdum.
iriydim, yaşıtlarıma göre o zamanlar uzundum. vücudum büyük görünüyor diye yaşıma uygun muamele göremedim. dokuz yaşındaysam on dört yaşında gibi davrandılar, on dört isem yirmi gibi davrandılar. eğitimli eğitimsiz, kötü niyetli iyi niyetli fark etmeksizin yıllarca insanların böyle davranışlarına maruz kaldım.
çocuk gibi hissedemedim. ergen oldum ergen gibi hissedemedim. liseye geçtiğim ilk yıl saçımı topuz yaptım hiç açmadım. sevmediğim, uğraşmak istemediğim ya da sadece sıcaktan dolayı açmadım zannediyordum bu yaşıma kadar ama öyle değilmiş. o yıl kapatmışım kendimi dünyaya. ınsanların dünyaya kendilerini kapatmaları için illa on saat yataktan çıkmamalarına, yemek yememelerine veya bileklerini kesmelerine lüzum yokmuş. bir saç bile ne kadar şey anlatabiliyormuş.
kiloluyum diye kendimi teyze gibi hissettim yıllarca.
kendimi beğenmezdim, beğenmediğim için sevmezdim de. kendime özen göstermezdim. hep eksik ve yetersiz bulurdum kendimi.
gel zaman git zaman hayatıma sosyal medya girdi.
hoşuma giden, paylaşımlarını iyileştirici bulduğum sayfaları ya da kişileri takibe aldım. uzun yazılarını, hoş videolarını izledim. alttaki yorumları okurdum hep yalnız olmadığımı görmek için. kimisi benim gibi kilosundan bahsederdi kimi zayıflığından kimi kısa boyundan kimi burnundan kimi bilmem neresinden...
meğer ne kadar çok insan kendinden memnun değilmiş. benim "ooff çok güzel yaa." dediğim insan bile burnu eğri diye şikayet edebiliyormuş.
bir sayfayı takip edip iki göndersini okuyunca birden aydınlanmadım tabii. zaman geçti üzerinden, belki bir yıl belki bir buçuk. başka sayfalar başka insanlar tanıdım. tanıdıkça penceremi git gide araladım.
ışıksız odam gün geçtikçe araladığım pencerem sayesinde güneş ışığıyla doldu. zaten çok efkarlı çok melankolik bir yapım da fazla olmayınca neşem daha da arttı. neşem arttıkça enerjim de arttı. kendimi her şeyimle kabullenmeyi ve sevmeyi öğrendim. dün kendim hakkında farkına vardığım şeyleri sıraladım hatta. güzel bir tanım oldu.
o çekingen, kendimi bir türlü sevemeyen, kabullenemeyen yanımı git gide susturuyorum.
aynaya baktığım zaman istediğim kadar kilolu veya zayıf olayım kendimi iyi hissediyorum. çok güzelim.
saçlarım kısa da olsa uzun da olsa bana çok yakışıyor. hafif dalgalı ve bazı yerleri lüle. saçlarım bile hayat dolu ayol. * yüzüm orantılı. bedenim de orantılı aslında. napıyım şimdi yağlıysa. bu halini de seviyorum artık. giydiğim kıyafetleri artık daha çok yakıştırıyorum.
hala bazen kendimi kötü yönde eleştiren iç sesim konuşuyor sinsi sinsi. hala bana kötü kötü şeyler fısıldıyor. bir kaç dakika duruluyorum sonra eski ritmime geri dönüyorum. "sıkıldım senden sus artık hadi işim var benim byyyyy." der gibi kaldığım yerden devam ettiğimi görmek mutlu hissettiriyor. kendimle gurur duyuyorum.
bu sürecin sonunda bedenim hakkında yerli yersiz yorumlar yapan, alay eden, kendimi kötü hissetmem için adeta çabalayan insanlara bu ruh halimle ve bu yaşımda tekrar baktım,inceledim. iç huzurlarının olmadığını fark ettim. ne kendilerini seviyorlar ne de başka bir canlıyı. her noktada bir kusur arama derdindeler. bu çok yorucu bir hayat olsa gerek diye düşünüyorum artık onlar için.
küçücüktüm herkes gibi kim ne derse ona inanırdım. hala çok büyük sayılmam ama dokuz yaşında da değilim. boş yere senelerce kendimi kapatıp kendimden nefret edecek hale gelmişim. hayat bir kabullenmeden ibaretmiş.
yeri gelince savaşılan, mücadele edilen yeri gelince de şefkatli kollara sarılmak istenen.
kilo benim için sağlık problemi. bunun için çabalıyorum. çabalarken kendime küfretmeyi değil düştüğüm yerde kendime elimi uzatmayı deniyorum.
kimsenin iltifatına, gaz vermesine, öğüt vermesine ihtiyaç duymuyorum artık. birilerinin standartlarına uymadan yaşamak öyle güzel ki.
bu yaz kolsuz giysiler giydim mesela. kollarım kalın diye utanırdım. ınsanlar bana bakacak diye tedirgin olurdum. baksa ne olacak sanki domates falan mı atacaklar yüzüme? korkulara hapis olmak böyle bir şey işte. giydim, gezdim. çok yakıştı doğrusu. ha bakanlar olmadı değil. noldu baktılar da? ne eksildi benden? özgürce yanlarından geçip gittim onlar da otuz saniye sonra unuttular beni.
kendimi sevmeyi öğrenemeseydim ışıksız odamın bir köşesinde hala birinin beni kurtarmasını bekliyor olurdum.
devamını gör...
nefret söylemi
ekşi sözlük, uludağ sözlük twitter ve facebook gibi ortamlarda bolca işlenen suç. nolur kafa sözlük böyle kalsın.
devamını gör...
ulan ismail lan ismail
hristiyanismail'in tanımlarından sonra oluşan cümle.
devamını gör...
1 şubat 2021 izmir depremi
bir daha yaşanmaması dileğiyle tüm izmir'de yaşayanlara geçmiş olsun.
devamını gör...
dikiş makinesi
bir zamanlar her evde mutlaka bulunan, kadınların yardımcısı ev aletiydi. zetina marka, siyah renkli, pedallı ve yandan elle çevirmeli olanı en favoriydi. kullanılmadığı zamanlarda üstünde bir örtü olurdu. çocuklar tarafından araba ya da uzay aracı olarak oyuncak muamelesi görürdü. çok amaçlı bir ev aletiydi yani.
devamını gör...
yazarların unutamadığı film replikleri
karda donmak üzeresin, uyumak tatlı geliyor ama sen, öldüğünün farkında değilsin.(bkz: ıssız adam)
devamını gör...
tanrının yarattıklarını tamamen terk etmiş olması
eğer öyle birisi varsa diye başlamak gerekir. her gün milyonlarca hayvan sömürülmekle geçmiş kısacık hayatlarına boğazları kesilerek veda ederken; her savaşta çocuk, tarafsız demeden binlerce insan vahşi yöntemlerle katledilirken; gücü yetenin güçsüz üzerinde mutlak söz sahibi olabildiği ve dünyanın kısmen güvenli sayılabilen bölgelerinde bile insanların, hayvanların, bitkilerin yaşamlarına onarılamayacak yaralar bırakılırken bizi çok seven ve gözleri her daim üzerimizde olan bir tanrıdan söz etmek fazlasıyla çocukça olurdu. eğer birisi bizi yarattıysa bile çok uzun zaman önce terk etti ve tamamen biz bizeyiz. güçlü olun ve hayatta kalın.
devamını gör...
normal sözlük'ün ekşi sözlük'ü geçecek olması
her şey zamanla yeğenn! azar azar gidelim öz gidelim sonunda kaplumbağa gibi biz kazanalım.*
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın sözlük ahalisi, sabah uyandığınız zaman akışta mahlasınızı görürseniz şaşırmayın çünkü sizi seven yazarınız bir nickaltı girmiştir. kim bilir ne zaman gelirim ama kesin gelirim.
devamını gör...
kadınların seks yapmayı bir ödül olarak kullanması
kadınların kendilerini cinsel meta olarak görmelerinden kaynaklanır. tabi erkeklerinde bundan büyük payı vardır, seks yapmayı abartı bir durum haline getirmeleri kadınların seksi bir ödül amacı kazandırmalarını sağlamıştır.
devamını gör...
bir cümle ile çocukluğunu tanımlamak
ama sen ablasın.
hepinizin ablasıyım sanki, yazarken bile sinirlendim gene.
hepinizin ablasıyım sanki, yazarken bile sinirlendim gene.
devamını gör...
en hüzünlü kelime
belki
icinde hem umut hem umutsuzluk barındırıyor.
icinde hem umut hem umutsuzluk barındırıyor.
devamını gör...
çalışma masanızdaki en ilginç şey
ben.
devamını gör...
yurtdışına gitmek
normal şartlar altında bu eylül'de gitmeyi planlıyordum sonra erteledim derken şimdi de istesem bile en az birkaç yıl gidemeyeceğim gibi..covid krizi gerçekten serbest hareketi de etkiledi, herşeyi de etkiledi..lakin, abd bu hızla aşılamayı sürdürür yılsonuna normale dönerse ve ekstradan başka politik krizler de olmazsa basıp gidecem, niyeti bozdum...bu başlığı da aşama aşama güncellemeyi düşünüyorum..şair ne güzel demiş, öz vatanımızda garip kaldık...şu insanlara baktığımda gerçekten tiksiniyorum, mide bulandırıcı bir ortam var, siyasetinden tut, ekonomisinden çık, olağan hayat akışından tut, insani ilişkilerden çık...bomboş, idealsiz, amaçsız ve rantçılık üzerine kurulmuş koskoca bir memleket..
bu ülkede kim iktidar olursa olsun düzelmez, herkesin amacı hep aynı...insanlarda saçma sapan değerleri kültür ayağına, gelenek ayağına kutsallaştırıp durmuşlar...o güzel insanlar savaşlarda göçüp gitmişler ve nesil nerede piç var köksüz var, oradan türemiş...
not: şu anda siz inanıyor musunuz ki muhalefet partileri iktidara gelince her şey gerçekten çok güzel olacak? şu anda onların amacı ve bu kadar bağırmasının neden ülkeyi falan düşündüğünden değil, kendinin "yeme'ye" yada yeterince "yeme'ye" ortak olamamasından...onlar gelsin aynısını onlar da yapacaklar...isimler değişecek sadece yoksa şekiller aynı..inceleyin bizim ülkenin siyasi tarihini, hep aynı..bir "yiyici" gidecek, diğer "yiyici" gelecek...düşünebiliyor musunuz, muhalefet iktidar için ali babacan ile ahmet davutoğlu'na sarılıyor...bu ikisi de son ana kadar ak parti içinde kalmadılar mı...ahmet davutoğlu vizyonuyla mı ülke kurtulacak, madem ülkeyi düşünüyordun taaa 2015, 2016 yıllarında çıkıp karıştırsaydın ya, böylece ak parti de bu o yıldan bu yıla bu seçimlerde başarı sağlayamazdı, hele ali babacan...adam partiyi kurduğu halde son ana kadar ak parti'de kaldı....niye? gerçekten bir vatandaş olarak isyan ederek merak ediyorum, acaba kendilerine de 4-5 maaş bağlansa bir karşı hareket başlatabilirler miydi...şimdi bunlar mı kurtarıcı, bunlar mı ülkeyi değiştirecek...teröriste terörist bile diyemeyen, aman oy gelmez aman dışarıya sıkışırım imajı oluşmasın diyenler mi kurtacak, kadın kahvaltı yapma derdinde, öteki ağaç dikme derdinde, moda tasarımcıyı belediyelerine memur yapma amacındalar hep...zaten iktidardakileri hiç yazmak istemiyorum çünkü şimdi polisle savcıyla falan uğraşamam, buradaki modları falan da uğraştırmak gibi derdim de yok....yazık yani, şu hale bak, ölümü göstertilip sıtmaya razı edilen ve neresinden tutsan mutlaka bir tarafı elinde kalan bir ortam...atadan deden türk'üm, hep de gurur duydum duyacağım da..lakin ne türklük bu ne islamiyet böyle..gerçekten şu dakika itibariyle fırsatını bulduğum an gideceğim ki zaten kimsenin de umrunda değildir...üzüntüm gerçekten böyle olmaz, olmamalıydı..bunu okuyan arkadaşlarıma da tavsiyem, varsa imkanınız siz de dışarıyı zorlayın yoksa da burada kendi işinizi az çok kurup çalışmaya bakın, vicdanınız el veriyorsa siyaseten torpil bulup kamuya geçin...her neyse..buraya gitme durumum netleştiğinde tüm aşamaları yazacağım..
bu ülkede kim iktidar olursa olsun düzelmez, herkesin amacı hep aynı...insanlarda saçma sapan değerleri kültür ayağına, gelenek ayağına kutsallaştırıp durmuşlar...o güzel insanlar savaşlarda göçüp gitmişler ve nesil nerede piç var köksüz var, oradan türemiş...
not: şu anda siz inanıyor musunuz ki muhalefet partileri iktidara gelince her şey gerçekten çok güzel olacak? şu anda onların amacı ve bu kadar bağırmasının neden ülkeyi falan düşündüğünden değil, kendinin "yeme'ye" yada yeterince "yeme'ye" ortak olamamasından...onlar gelsin aynısını onlar da yapacaklar...isimler değişecek sadece yoksa şekiller aynı..inceleyin bizim ülkenin siyasi tarihini, hep aynı..bir "yiyici" gidecek, diğer "yiyici" gelecek...düşünebiliyor musunuz, muhalefet iktidar için ali babacan ile ahmet davutoğlu'na sarılıyor...bu ikisi de son ana kadar ak parti içinde kalmadılar mı...ahmet davutoğlu vizyonuyla mı ülke kurtulacak, madem ülkeyi düşünüyordun taaa 2015, 2016 yıllarında çıkıp karıştırsaydın ya, böylece ak parti de bu o yıldan bu yıla bu seçimlerde başarı sağlayamazdı, hele ali babacan...adam partiyi kurduğu halde son ana kadar ak parti'de kaldı....niye? gerçekten bir vatandaş olarak isyan ederek merak ediyorum, acaba kendilerine de 4-5 maaş bağlansa bir karşı hareket başlatabilirler miydi...şimdi bunlar mı kurtarıcı, bunlar mı ülkeyi değiştirecek...teröriste terörist bile diyemeyen, aman oy gelmez aman dışarıya sıkışırım imajı oluşmasın diyenler mi kurtacak, kadın kahvaltı yapma derdinde, öteki ağaç dikme derdinde, moda tasarımcıyı belediyelerine memur yapma amacındalar hep...zaten iktidardakileri hiç yazmak istemiyorum çünkü şimdi polisle savcıyla falan uğraşamam, buradaki modları falan da uğraştırmak gibi derdim de yok....yazık yani, şu hale bak, ölümü göstertilip sıtmaya razı edilen ve neresinden tutsan mutlaka bir tarafı elinde kalan bir ortam...atadan deden türk'üm, hep de gurur duydum duyacağım da..lakin ne türklük bu ne islamiyet böyle..gerçekten şu dakika itibariyle fırsatını bulduğum an gideceğim ki zaten kimsenin de umrunda değildir...üzüntüm gerçekten böyle olmaz, olmamalıydı..bunu okuyan arkadaşlarıma da tavsiyem, varsa imkanınız siz de dışarıyı zorlayın yoksa da burada kendi işinizi az çok kurup çalışmaya bakın, vicdanınız el veriyorsa siyaseten torpil bulup kamuya geçin...her neyse..buraya gitme durumum netleştiğinde tüm aşamaları yazacağım..
devamını gör...
kuzenle sevişmek
(bkz: ensest)
devamını gör...

