yazarların efsane cimrilik hikayeleri
yazlıktaydık amcam, amcamın çocukları ve ben oturuyorduk sahilde ve amcam çocuklara dondurma almıştı, bana almamıştı öyle izlemiştim, çocuktum. şu an amcamla görüşmüyoruz.
devamını gör...
kırıcı olmaktan korkmak
kıyısından köşesinden az buçuk kırılmış olan insan, sahici bir yürek taşıyorsa kırılmanın kalpte yarattığı sarsıcı durumun farkındadır. zaten bu durumun farkında olmasına rağmen kırmaya devam etmesi, kötülüğün bir başka yorumu olarak düşünülebilir. bu, kırılmış olmanın tecrübesiyle kırıcı olmaktan korkmak durumu. bunu tecrübe etmeden, yalnız ve sadece insan yüreğinin yüceliğini kavradığı için kırmaktan çekinenler ise bize çok uzaktan selam dururlar.
t: karşısındaki insanın da kendisininki gibi ponçik bir kalbi olduğunu kavramış olma durumu.
t: karşısındaki insanın da kendisininki gibi ponçik bir kalbi olduğunu kavramış olma durumu.
devamını gör...
normal sözlük dizi olsaydı başrol oyuncusu hangi yazar olurdu
komedi( recep ivedik ve benzeri)
(bkz: hristiyanismail)
gençlik filmi
(bkz: the rise of darkness)
bilimkurgu
(bkz: yanginvar)
romantik komedi
(bkz: lahmacuncudanterasagelenkurum)
psikoloji gerilim
en sevdiğim türü kendime sakladim
animasyon
(bkz: doping yaparken hamile kalan peşmerge)
süper kahraman
(bkz: köylü yazardan ironiler)
aksiyon
(bkz: bir bilen)
rol dagitmaktan acayip keyif aldım umarım başrollerde rollerini beğenir *
(bkz: hristiyanismail)
gençlik filmi
(bkz: the rise of darkness)
bilimkurgu
(bkz: yanginvar)
romantik komedi
(bkz: lahmacuncudanterasagelenkurum)
psikoloji gerilim
en sevdiğim türü kendime sakladim
animasyon
(bkz: doping yaparken hamile kalan peşmerge)
süper kahraman
(bkz: köylü yazardan ironiler)
aksiyon
(bkz: bir bilen)
rol dagitmaktan acayip keyif aldım umarım başrollerde rollerini beğenir *
devamını gör...
galaktik çömlek tamircisi
orijinal adı galactic pot healer olan, philip k. dick'in yazdığı ve türkçeye murat karlıdağ'ın çevirdiği, hayatın anlamı soslu şahane bir bilimkurgu kitabı. kitabın arka kapağındaki soru ne tarz bir eser olduğu hakkında ipucu veriyor: "...bu roman, derin bir felsefi soruşturma mı bir deli saçması mı? yoksa gerçeği arayanlar için ikisinin bir karışımı mı?"
kitapta çok fazla soru soruluyor; hem dini, hem felsefi, hem politik, hem ahlaki... sor babam sor, ama cevaplamıyor pkd efendi. ki böyle olması benim daha çok hoşuma gitti, o sorular ve gösterdiği yollar üzerine akıl yürütmek, kafatasımın içindeki kıvrımlı minik organı zorlamak keyifliydi. okurken bir yandan da kendi varoluşumu, hayatta ne yapmak istediğimi ve o an ne yapıyor olduğumu da ana karakter joe ile beraber gözden geçirdim; benim için önemli bir deneyim oldu.
--! spoiler !--
"güç. varlığın gücü. karşıtı da var olmamanın huzuru, diye düşündü. hangisi daha iyiydi? güç, eninde sonunda daima tükenirdi. belki de cevap buydu ve daha fazlasına gerek yoktu. güç, yani var olmak geçici bir şeydi. huzur, yani var olmamak sonsuzdu; doğumundan önce de vardı ve ölümünden sonra da devam edecekti. aradaki güçlülük ikisinin arasındaki bir dönemdi yalnızca, ödünç alınmış kasların kısa süreli esnemesiydi - gerçek sahibine iade edilmesi gereken bir bedendi."
--! spoiler !--
kitapta çok fazla soru soruluyor; hem dini, hem felsefi, hem politik, hem ahlaki... sor babam sor, ama cevaplamıyor pkd efendi. ki böyle olması benim daha çok hoşuma gitti, o sorular ve gösterdiği yollar üzerine akıl yürütmek, kafatasımın içindeki kıvrımlı minik organı zorlamak keyifliydi. okurken bir yandan da kendi varoluşumu, hayatta ne yapmak istediğimi ve o an ne yapıyor olduğumu da ana karakter joe ile beraber gözden geçirdim; benim için önemli bir deneyim oldu.
--! spoiler !--
"güç. varlığın gücü. karşıtı da var olmamanın huzuru, diye düşündü. hangisi daha iyiydi? güç, eninde sonunda daima tükenirdi. belki de cevap buydu ve daha fazlasına gerek yoktu. güç, yani var olmak geçici bir şeydi. huzur, yani var olmamak sonsuzdu; doğumundan önce de vardı ve ölümünden sonra da devam edecekti. aradaki güçlülük ikisinin arasındaki bir dönemdi yalnızca, ödünç alınmış kasların kısa süreli esnemesiydi - gerçek sahibine iade edilmesi gereken bir bedendi."
--! spoiler !--
devamını gör...
tanımadığınız bir şahsın aniden pardon bakar mısınız demesi
anketör, satıcılar, hayvanlara destek derneklerinde çalışanların sıklıkla kullandığı bir cümledir.
eğer acelem yoksa dinlerim.
eğer acelem yoksa dinlerim.
devamını gör...
dua ile büyü arasındaki fark
dua ilahî bir dayanağa yaslanır, büyüde ise müphemlik, tekinsizlik, bilinmezlik hâkimdir. dua edenler iyi niyetli, saf ve beyaz görülür, büyü karanlıktır.
devamını gör...
oktay abim de mabad altına gitti sen de mabad altına gittin ben de mabad altına gittim
(bkz: ölümlü dünya)’nin bana kazandirdigi ve son zamanlarda kafa sinemamda surekli yankilanan replik.
olay on dakikada nereden nereye geldi, muthis oldu gercekten.
hakkimizda hayirlisi.*
olay on dakikada nereden nereye geldi, muthis oldu gercekten.
hakkimizda hayirlisi.*
devamını gör...
aile baskısı
ebeveynlerin çocuklar üzerinde kurmak istedikleri hakimiyet anlamına gelmektedir. ebeveynlerin çocuklar üzerinde oluşan baskılarına karşılık çocuklarının hata yapmalarına, daha çok asi olmasına sebep olabiliyorlar. aile evinden kaçmak için erken evlenen kızlarımız, erkek çocuklarına verilen gereksiz ağır sorumluluklar ve belirli kalıplara sokma durumu hiç iç açıcı değil.
bu tarz anne babalar çocuklara oluşturduğu baskı yüzünden yaşadıkları travmaları gelecek hayat tarzlarına düşüncelerine etki etmektedir. çocuklarımıza her alanda her anlamda saygı göstermek ve bazı şeyleri denemelerine izin vermemiz gerekmektedir. bırakalım istedikleri şeylerin yanlışlığını doğruluğunu kendileri anlayabilsin.
bu tarz anne babalar çocuklara oluşturduğu baskı yüzünden yaşadıkları travmaları gelecek hayat tarzlarına düşüncelerine etki etmektedir. çocuklarımıza her alanda her anlamda saygı göstermek ve bazı şeyleri denemelerine izin vermemiz gerekmektedir. bırakalım istedikleri şeylerin yanlışlığını doğruluğunu kendileri anlayabilsin.
devamını gör...
yin ve yang
uzakdoğu felsefesine göre, yaşadığımız evren içindeki , birbirine zıt diyalektik kutuplardır.( siyah ve beyaz renklerle temsil edilirler)
burada yin, kadını sakinliği , durağanlığı ,ölümü temsil ederken,(siyah renk )
yang ise beyaz renk ile temsil edilerek, erkek, güç, yaşam,aydınlık v.s anlamındadır.
burada önemli olan konu, her kutup,aksi kutbunu az da olsa içinde barındırmasıdır. yani bir uyum vardır, olağan zıtlığa karşı.
görüldüğü gibi, tam bir denge asla sağlanmasa da, gene tam siyah ve tam beyaz olmasa bile,
örneğin, her iyiliğin içinde az biraz kötülük veya her kötülüğün içinde biraz iyilik vardır.
ama tam denge ve kararlılık durumu yoktur. .
bu sebepten , denge ve ahenk sembolleri olarak bilinirler.
bundan ayrı yin ve yang chi' dediğimiz hayat enerjisinin alçalan ve yükselen fazlarını da temsil eder.
burada yin, kadını sakinliği , durağanlığı ,ölümü temsil ederken,(siyah renk )
yang ise beyaz renk ile temsil edilerek, erkek, güç, yaşam,aydınlık v.s anlamındadır.
burada önemli olan konu, her kutup,aksi kutbunu az da olsa içinde barındırmasıdır. yani bir uyum vardır, olağan zıtlığa karşı.
görüldüğü gibi, tam bir denge asla sağlanmasa da, gene tam siyah ve tam beyaz olmasa bile,
örneğin, her iyiliğin içinde az biraz kötülük veya her kötülüğün içinde biraz iyilik vardır.
ama tam denge ve kararlılık durumu yoktur. .
bu sebepten , denge ve ahenk sembolleri olarak bilinirler.
bundan ayrı yin ve yang chi' dediğimiz hayat enerjisinin alçalan ve yükselen fazlarını da temsil eder.
devamını gör...
lev nikolayeviç tolstoy
“bana hastanede, “karın öldü!” dediklerinde, ne yapacağımı, nasıl tepki vereceğimi bilemedim. içimden eve gidip karıma olanı anlatmayı ve bana ne yapmam gerektiğini söylemesini istedim.” sözlerinin sahibi.
devamını gör...
şükrü erbaş
7 eylül 1953 tarihinde, yozgat'ta dünyaya gelen yazar, şairdir.
'yaşıyoruz sessizce' adlı şiir kitabını eşi, ömür hanımı, şahgülü hatice erbaşın vefatından 1 yıl sonra yayınlamıştır.
'neden kimse sana benzemiyor hatice' diyerek sitemini dile getirmiştir. okurken çokça üzülüp bazen kendinizi tutamayacağınız şiir kitabıdır.
bunun dışında çırpınıp içinde döndüğüm dünya, kuş uçar kanat ağlar ,otlarin uğultusu altında gibi şiir kitapları da bulunmaktadır.
'yaşıyoruz sessizce' adlı şiir kitabını eşi, ömür hanımı, şahgülü hatice erbaşın vefatından 1 yıl sonra yayınlamıştır.
'neden kimse sana benzemiyor hatice' diyerek sitemini dile getirmiştir. okurken çokça üzülüp bazen kendinizi tutamayacağınız şiir kitabıdır.
bunun dışında çırpınıp içinde döndüğüm dünya, kuş uçar kanat ağlar ,otlarin uğultusu altında gibi şiir kitapları da bulunmaktadır.
devamını gör...
hame
farsça da kalem anlamına gelen 2 heceli.
devamını gör...
normal sözlük’te tanımlarını sevdiğiniz yazarlar
tamam anladık en mükemmel, en iyi, en süper,en takip edilesi, en.... sizsiniz. tamam. anladik. yeter.
devamını gör...
at sırtında anadolu
fred burnaby tarafından yazılan, bir ingiliz subayının bugaristan da yapılan katliamlar sonucunda osmanlıların nasıl insanlar olduklarını merak etmesi ve bir yardımcısını da yanına alarak osmanlı devletinin topraklarını gezmesini, gördüğü şeyleri, tanıştığı insanları anlattığı akıcı ve güzel bir kitap. olayları anlatırken kitapta zaman zaman osmanlıları küçümseyici ingiliz halkını yüceltici öznel yorumlara da yer vermiş.
devamını gör...
life after people
insan neslinin bir anda ortadan kalktıktan sonra dünya üzerindeki yaşanacak değişimler üzerine odaklanan oldukça etkileyici bir belgesel. belgesel dünyada hiç insan kalmadığı andan itibaren bir gün, bir hafta, bir ay, altı ay, bir sene gibi zaman periyotları ile dünyada gerçekleşen değişimleri aktarıyor. ilginç konusu ve özellikle görsel başarısı ile kesinlikle izlenmesi gereken bir belgesel. ilk olarak history channel'de 108 dakikalık versiyonu yayınlandı. daha sonra 45'er dakikadan 20 bölüm olarak yayınlanmıştır.
gelin bu değişimlere hep beraber bakalım:
insanlığın ortadan kalkışından saatler sonra dünya üzerindeki ışıklar sönmeye başlayacak.
ilk hafta:
-santralin yakıt ihtiyacını sağlayacak birileri yoksa dünyadaki şehirlerin ışıkları sönmeden önce santraller duracak. (rüzgar türbinlerinin de yağlanması gerekiyor, aksi takdirde çalışmaz.) tek çalışan santral sıradışı bir yapısı olduğu için hoover santrali olacak. yeraltı tünelleri de 36 kadar saat sonra, tünellere sızan suyla mücadele eden insanlar olmadığı için suyla dolmaya başlayacak. nükleer santrallede ise ortalama 2 yıl yetecek enerji vardır. ancak üretilen enerji tüketilmeyeceği için reaktörler iki gün içinde kendiliğinden kapanacak. santraller kapanırken güç azalacak şehirlerde kademe kademe karanlık başlayacak. birkaç hafta sonra gezegen derin bir karanlığa gömülecek.
10 gün sonra
-marketlerdeki ve buzdolaplarımızdaki gıda maddeleri bozulmaya başlıyor. evimizde beslediğimiz hayvanlar dışarı çıkamadıkları takdirde ölmüş olacak. ama onlar için dışarı çıkmak demek hayatta kalmak demek değil. fare gibi hayvanlar yavaştan evleri işgal etmeye başlayacak.
6 ay sonra
-kent alanları artık yaban hayat içermeye başlayacak. insanlar yüzünden yaşam alanlarını terk etmek zorunda kalan vahşi hayvanlar "anayurtlarına" dönmeye başlayacak.
1 yıl sonra
-otoyollar, park alanları ya da asfaltta (kısaca güneş gören her yerde) bitki popülasyonu artmaya başlayacak. yollardaki çatlaklarda otlar bitmeye başlayacak. bina duvarlarındaki bitki popülasyonu arttıkça binalar zarar görmeye başlayacak. doğal süreçler sonucu yangınlar ve seller olmaya başlayacak. dolayısıyla insan ürünü olan her şey yanıp kül olmaya başlayacak. bu durum, ortaya azot çıkmasını sağlayacak ve bundan beslenen bitkiler yönetimi ele geçirmeye başlayacak.
5 yıl sonra
-bitkiler her yeri kaplamış olacak. "yaa en fazla ne kadar kaplayabilirler ki!" deyip küçümserseniz buna bir örnek var: kamboçya'daki angkor tapınağı. 15. yüzyılda terk edilen bu tapınakların üstündeki ağaçlar gelişigüzel büyümüş ve dallarını tapınak duvarlarına dolamış (sarıp sarmalamış, bağrına basmış desek daha doğru olur). zamanla, bir zamanlar insanların kullandığı, çocukların koşup oynadığı parklarda ve çim alanlarda kendi kendilerine fidanlar büyümeye başlayacak ve bu popülasyon şehre, binaların olduğu tarafa doğru yayılmaya başlayacak.
20 yıl sonra
-aslında 20 yıl sonra insansız bir yere neler olabileceğinin yaşayan bir örneği var: ukrayna'nın pripyat şehri. pripyat 2014 itibarıyla tam 28 yıldır boş. 1986'da gerçekleşen nükleer felaketten bu yana bomboş bu şehir. pripyat'ı detaylı bir şekilde inceledikten sonra göreceksiniz ki, nükleer bir felaketten sonra bile yaşam devam ediyor. doğa, böyle bir faciadan sonra bile kendini toparlıyor. yine bu süre zarfında dondurucu soğukların yaşandığı yerlerdeki binalar, duvarlarının çatlaklarında biriken suların donup genleşmesinden dolayı zarar görecek. bitkiler bu genleşmenin büyüttüğü çatlaklardan sızıp rutubetin de etkisiyle çatlakların içinde ilerlemeye başlayacak.
25 yıl sonra
-öncelikle belirtelim ki, kırsal kesimlerde insandan iz kalmayacak. deniz seviyesine yakın olan şehirleri (londra, amsterdam gibi) su basacak. gökdelenlerdeki camlar sürekli darlaşıp genleşme baskısına dayanamayıp kırılmaya başlayacak. boşalan ve harabe haline gelen bu gökdelenlerin yeni sahipleri kuşlar ve böcekleri olacak. hamamböcekleri insanoğlunun artıklarıyla da beslendiği için bizim yok olmamıza üzülecekler, ama bu depresyon sadece 1 dakika sürecek ve hayatlarına kaldıkları yerden, kitapları ve bilumum şeyleri yiyerek, devam edecekler.
40 yıl sonra
-termitlerin açlığı ve küflenme sonucu özellikle kırsal kesimlerdeki evler artık yerle yeksan olmaya; bina duvarlarında biriken tuzlar, duvarı oluşturan taşları itmeye başlıyor. betonlardaki bu çürüme elbette barajları da etkileyecek ve özellikle sıkıştırılmış kaya veya topraktan yapılma barajlar birer birer yıkılmaya başlayacak. bunun doğal sonucu olarak ortaya çıkan korkunç su kütleleri önüne çıkan her şeyi silip süpürecek.
50 yıl sonra
-köprüler bakımsızlığın etkisiyle korozyon, yani paslanma sonucunda çökmeye ve yok olmaya yüz tutacak. çürüme, köprüleri taşıyan ve binlerce ton taşıma kapasitesine sahip çelik kablolardan başlayacak.
75 yıl sonra
-artık kullanılmayan otomobiller bulundukları yerin iklimine göre değişen hızlarda çürüyecek. kuru iklimdeki araçlar daha uzun sürede, nemli iklimdekiler daha kısa sürede çürüyecek.
150 yıl sonra
-köpekler popülasyonu artan kurt sürüleriyle fazlaca haşır neşir olup, çiftleşip daha vahşi bir tür haline gelecekler (öngörülen bu). insan yok olduktan sonra en hızlı değişim ve temizlik muhtemelen denizlerde olacak, denizdekicanlıları avlayan kimse kalmayınca popülasyon arttıkça artacak. köprülerin yıkılmasına sebep olan korozyon, insanoğlu yok olduktan 36 saat sonra suyla dolmaya başlayan yeraltı tünellerindeki çelik kirişleri de -deyim yerindeyse- toza çevirmiş olacak.
200 yıl sonra
-normal şartlarda korozyondan korumak için her 6-7 yılda bir boyanan eyfel kulesi ilgilenen olmayınca korozyona yenik düşüp yıkılacak.
300 yıl sonra
-seattle'da bulunan ve rüzgarlara karşı esneyecek şekilde inşa edilen space needle kulesi de korozyondan nasibini alacak ve rüzgarın etkisiyle yıkılacak. empire state, altındaki topraktan dolayı yavaş yavaş eğilecek ve yerçekimine dayanamayıp toprakla buluşacak. bu yıkımdan sears kuleleri de nasibini alacak.
500 yıl sonra
-insanoğlu yok olduktan 500 yıl sonra belki de insan medeniyetine dair hiçbir yapı, en azından hiçbir modern beton yapı kalmayacak. romalılar tarafından bulunan betonun ilk hali yaşamaya devam edecek belki ama daha sulu bir içeriğe sahip modern beton zamana boyun eğecek.
1000 yıl sonra
-insana dair hemen hemen tüm uygarlık (!) izleri silinmiş olacak. her yer bitki, her yer doğa. betondan, demirden, çelikten eser kalmayacak.
10.000 yıl sonra
-beton, demir, çelik, kağıt, kısaca her şey çürümüş olacak. ama sanmayın ki insan yapımı hiçbir şey kalmayacak. 10 bin yıl sonraya kadar dayanacağı öngörülen 3 adet yapı var: çin seddi, gize piramitleri ve rushmore dağı kafadarları. çin seddi daha uzun bir süre varlığını sürdürebilecek. gize piramitleri de kum tarafından kapatılana kadar yeryüzünü süslemeyi sürdürecek. (mühendislik harikası olarak adlandırılan hoover barajı maalesef bu zamana kadar çoktan yıkılmış oluyor.) rushmore dağı kafadarlarının binlerce yıl daha yeryüzünde kalması öngörülüyor, çünkü tek düşmanı rüzgar.
35.000 yıl sonra
-insana ait hemen hemen hiçbir şey kalmadığı için, dünya artık insanın doğaya verdiği hasarı gidermekle meşgul. bu hasarlardan biri de kurşun. insanoğlunun endüstriyel atıkları sonucu toprakta birikmeye başlayan kurşun, 35 bin yıl sonra topraktan temizlenmiş olacak.
7 milyon 200 bin yıl sonra
-rushmore dağı kafadarları, asteroid çarpması ya da güçlü bir deprem olmadıktan sonra varlıklarını sürdürmeye devam edecek. pcb ve dioksin gibi insan yapımı tehlikeli kimyasal bileşikler hala varlıklarını koruyor olacak.
10 milyon 200 bin yıl sonra
-bronz heykeller hala tanınabilir olacak.
4.5 milyar yıl sonra
-abd'deki yarım milyon ton uranyum-238 maddesi, henüz yarı ömrünü tamamlamış olacak. dünya, güneş'teki değişimlere bağlı olarak daha da ısınmaya başlayacak. en az bir milyar yıl boyunca da, ilk zamanlardaki gibi bir mikrobik yaşam, varlığını devam ettirecek.
gelin bu değişimlere hep beraber bakalım:
insanlığın ortadan kalkışından saatler sonra dünya üzerindeki ışıklar sönmeye başlayacak.
ilk hafta:
-santralin yakıt ihtiyacını sağlayacak birileri yoksa dünyadaki şehirlerin ışıkları sönmeden önce santraller duracak. (rüzgar türbinlerinin de yağlanması gerekiyor, aksi takdirde çalışmaz.) tek çalışan santral sıradışı bir yapısı olduğu için hoover santrali olacak. yeraltı tünelleri de 36 kadar saat sonra, tünellere sızan suyla mücadele eden insanlar olmadığı için suyla dolmaya başlayacak. nükleer santrallede ise ortalama 2 yıl yetecek enerji vardır. ancak üretilen enerji tüketilmeyeceği için reaktörler iki gün içinde kendiliğinden kapanacak. santraller kapanırken güç azalacak şehirlerde kademe kademe karanlık başlayacak. birkaç hafta sonra gezegen derin bir karanlığa gömülecek.
10 gün sonra
-marketlerdeki ve buzdolaplarımızdaki gıda maddeleri bozulmaya başlıyor. evimizde beslediğimiz hayvanlar dışarı çıkamadıkları takdirde ölmüş olacak. ama onlar için dışarı çıkmak demek hayatta kalmak demek değil. fare gibi hayvanlar yavaştan evleri işgal etmeye başlayacak.
6 ay sonra
-kent alanları artık yaban hayat içermeye başlayacak. insanlar yüzünden yaşam alanlarını terk etmek zorunda kalan vahşi hayvanlar "anayurtlarına" dönmeye başlayacak.
1 yıl sonra
-otoyollar, park alanları ya da asfaltta (kısaca güneş gören her yerde) bitki popülasyonu artmaya başlayacak. yollardaki çatlaklarda otlar bitmeye başlayacak. bina duvarlarındaki bitki popülasyonu arttıkça binalar zarar görmeye başlayacak. doğal süreçler sonucu yangınlar ve seller olmaya başlayacak. dolayısıyla insan ürünü olan her şey yanıp kül olmaya başlayacak. bu durum, ortaya azot çıkmasını sağlayacak ve bundan beslenen bitkiler yönetimi ele geçirmeye başlayacak.
5 yıl sonra
-bitkiler her yeri kaplamış olacak. "yaa en fazla ne kadar kaplayabilirler ki!" deyip küçümserseniz buna bir örnek var: kamboçya'daki angkor tapınağı. 15. yüzyılda terk edilen bu tapınakların üstündeki ağaçlar gelişigüzel büyümüş ve dallarını tapınak duvarlarına dolamış (sarıp sarmalamış, bağrına basmış desek daha doğru olur). zamanla, bir zamanlar insanların kullandığı, çocukların koşup oynadığı parklarda ve çim alanlarda kendi kendilerine fidanlar büyümeye başlayacak ve bu popülasyon şehre, binaların olduğu tarafa doğru yayılmaya başlayacak.
20 yıl sonra
-aslında 20 yıl sonra insansız bir yere neler olabileceğinin yaşayan bir örneği var: ukrayna'nın pripyat şehri. pripyat 2014 itibarıyla tam 28 yıldır boş. 1986'da gerçekleşen nükleer felaketten bu yana bomboş bu şehir. pripyat'ı detaylı bir şekilde inceledikten sonra göreceksiniz ki, nükleer bir felaketten sonra bile yaşam devam ediyor. doğa, böyle bir faciadan sonra bile kendini toparlıyor. yine bu süre zarfında dondurucu soğukların yaşandığı yerlerdeki binalar, duvarlarının çatlaklarında biriken suların donup genleşmesinden dolayı zarar görecek. bitkiler bu genleşmenin büyüttüğü çatlaklardan sızıp rutubetin de etkisiyle çatlakların içinde ilerlemeye başlayacak.
25 yıl sonra
-öncelikle belirtelim ki, kırsal kesimlerde insandan iz kalmayacak. deniz seviyesine yakın olan şehirleri (londra, amsterdam gibi) su basacak. gökdelenlerdeki camlar sürekli darlaşıp genleşme baskısına dayanamayıp kırılmaya başlayacak. boşalan ve harabe haline gelen bu gökdelenlerin yeni sahipleri kuşlar ve böcekleri olacak. hamamböcekleri insanoğlunun artıklarıyla da beslendiği için bizim yok olmamıza üzülecekler, ama bu depresyon sadece 1 dakika sürecek ve hayatlarına kaldıkları yerden, kitapları ve bilumum şeyleri yiyerek, devam edecekler.
40 yıl sonra
-termitlerin açlığı ve küflenme sonucu özellikle kırsal kesimlerdeki evler artık yerle yeksan olmaya; bina duvarlarında biriken tuzlar, duvarı oluşturan taşları itmeye başlıyor. betonlardaki bu çürüme elbette barajları da etkileyecek ve özellikle sıkıştırılmış kaya veya topraktan yapılma barajlar birer birer yıkılmaya başlayacak. bunun doğal sonucu olarak ortaya çıkan korkunç su kütleleri önüne çıkan her şeyi silip süpürecek.
50 yıl sonra
-köprüler bakımsızlığın etkisiyle korozyon, yani paslanma sonucunda çökmeye ve yok olmaya yüz tutacak. çürüme, köprüleri taşıyan ve binlerce ton taşıma kapasitesine sahip çelik kablolardan başlayacak.
75 yıl sonra
-artık kullanılmayan otomobiller bulundukları yerin iklimine göre değişen hızlarda çürüyecek. kuru iklimdeki araçlar daha uzun sürede, nemli iklimdekiler daha kısa sürede çürüyecek.
150 yıl sonra
-köpekler popülasyonu artan kurt sürüleriyle fazlaca haşır neşir olup, çiftleşip daha vahşi bir tür haline gelecekler (öngörülen bu). insan yok olduktan sonra en hızlı değişim ve temizlik muhtemelen denizlerde olacak, denizdekicanlıları avlayan kimse kalmayınca popülasyon arttıkça artacak. köprülerin yıkılmasına sebep olan korozyon, insanoğlu yok olduktan 36 saat sonra suyla dolmaya başlayan yeraltı tünellerindeki çelik kirişleri de -deyim yerindeyse- toza çevirmiş olacak.
200 yıl sonra
-normal şartlarda korozyondan korumak için her 6-7 yılda bir boyanan eyfel kulesi ilgilenen olmayınca korozyona yenik düşüp yıkılacak.
300 yıl sonra
-seattle'da bulunan ve rüzgarlara karşı esneyecek şekilde inşa edilen space needle kulesi de korozyondan nasibini alacak ve rüzgarın etkisiyle yıkılacak. empire state, altındaki topraktan dolayı yavaş yavaş eğilecek ve yerçekimine dayanamayıp toprakla buluşacak. bu yıkımdan sears kuleleri de nasibini alacak.
500 yıl sonra
-insanoğlu yok olduktan 500 yıl sonra belki de insan medeniyetine dair hiçbir yapı, en azından hiçbir modern beton yapı kalmayacak. romalılar tarafından bulunan betonun ilk hali yaşamaya devam edecek belki ama daha sulu bir içeriğe sahip modern beton zamana boyun eğecek.
1000 yıl sonra
-insana dair hemen hemen tüm uygarlık (!) izleri silinmiş olacak. her yer bitki, her yer doğa. betondan, demirden, çelikten eser kalmayacak.
10.000 yıl sonra
-beton, demir, çelik, kağıt, kısaca her şey çürümüş olacak. ama sanmayın ki insan yapımı hiçbir şey kalmayacak. 10 bin yıl sonraya kadar dayanacağı öngörülen 3 adet yapı var: çin seddi, gize piramitleri ve rushmore dağı kafadarları. çin seddi daha uzun bir süre varlığını sürdürebilecek. gize piramitleri de kum tarafından kapatılana kadar yeryüzünü süslemeyi sürdürecek. (mühendislik harikası olarak adlandırılan hoover barajı maalesef bu zamana kadar çoktan yıkılmış oluyor.) rushmore dağı kafadarlarının binlerce yıl daha yeryüzünde kalması öngörülüyor, çünkü tek düşmanı rüzgar.
35.000 yıl sonra
-insana ait hemen hemen hiçbir şey kalmadığı için, dünya artık insanın doğaya verdiği hasarı gidermekle meşgul. bu hasarlardan biri de kurşun. insanoğlunun endüstriyel atıkları sonucu toprakta birikmeye başlayan kurşun, 35 bin yıl sonra topraktan temizlenmiş olacak.
7 milyon 200 bin yıl sonra
-rushmore dağı kafadarları, asteroid çarpması ya da güçlü bir deprem olmadıktan sonra varlıklarını sürdürmeye devam edecek. pcb ve dioksin gibi insan yapımı tehlikeli kimyasal bileşikler hala varlıklarını koruyor olacak.
10 milyon 200 bin yıl sonra
-bronz heykeller hala tanınabilir olacak.
4.5 milyar yıl sonra
-abd'deki yarım milyon ton uranyum-238 maddesi, henüz yarı ömrünü tamamlamış olacak. dünya, güneş'teki değişimlere bağlı olarak daha da ısınmaya başlayacak. en az bir milyar yıl boyunca da, ilk zamanlardaki gibi bir mikrobik yaşam, varlığını devam ettirecek.
devamını gör...
20'lik diş
bu arkadaş 16 yaşımdan beri azim ve inatla çıkmak için uğraştı ama yok böyle bir çaba. dile gelse konuşacak artık, nasıl uğraşıyo.
neyse, bu salak beceremedi çıkmayı. kaldı öyle yarısı içerde yarısı dışarda. diş fırçalarken görüyordum arada, vakur bir ifadesi vardı kıyamamıştım çektirmeye.
lanet bir ameliyat ve aynı şekilde devam 2 haftalık bir süreç sonunda kurtuldum. oh be ohh.
neyse, bu salak beceremedi çıkmayı. kaldı öyle yarısı içerde yarısı dışarda. diş fırçalarken görüyordum arada, vakur bir ifadesi vardı kıyamamıştım çektirmeye.
lanet bir ameliyat ve aynı şekilde devam 2 haftalık bir süreç sonunda kurtuldum. oh be ohh.
devamını gör...
sevgilin ya da eşin tarafından aldatılsan affeder misin sorunsalı
büyük konuşmamak lazım "her insan iddiasından vurulur" derler ama bir türlü aklım havsalam bunu kabullenemiyor! gerçekten ya aşırı yüce gönüllülük, komplekslerden sıyrılmak ve evren ile yarışan bir genişlik lazım ya da aşırı saf olmak gerekir hele ki sevgililik gibi dönemlerde.
devamını gör...

