dünyadaki zeki insan sayısının azalması
nispeten katildigim tanımdır. şöyle ki, mesele zeka düzeyindeki düşüş değil, odaklanma problemidir. günümüzde insanı cezbeden o kadar çok uyaran var ki aklı toplayıp bir işe odaklanmak kolay değil.
devamını gör...
diyelim ki o bunu okuyor
senin gülüşün gibiydi gidişlerin
öylesine güzel ki...
bana bu durumda "hoşça kal!" demek düşer.
"hoşça kal!"
öylesine güzel ki...
bana bu durumda "hoşça kal!" demek düşer.
"hoşça kal!"
devamını gör...
normal sözlük'ün 30 yaş üstü yazar kaynaması
doğru. o yüzden güzel zaten burası.
devamını gör...
yazarların bu yüzden hep yalnız kalacağım dediği şeyler
aşırı mükemmelliyetçilik.
güvensizlik.
tahammülsüzlük.
insanlardan çok çabuk sıkılmak.
yalnızlıktan keyif almak.
konfor alanından çıkmakta zorlanmak....
sürekli başa sarmaktan bıkmak.
ama en önemlisi:
"istediği gibi birine rastlayamamak" ( klara miliç)
güvensizlik.
tahammülsüzlük.
insanlardan çok çabuk sıkılmak.
yalnızlıktan keyif almak.
konfor alanından çıkmakta zorlanmak....
sürekli başa sarmaktan bıkmak.
ama en önemlisi:
"istediği gibi birine rastlayamamak" ( klara miliç)
devamını gör...
2002 doğumlu birini ciddiye almak
yine birilerinin çok saçmaladığını gösteren başlık.
devamını gör...
maganda
ne anlama geldiği, hangi kelimeden türediği tam olarak bilinmese de, duyulduğu ya da bir yerlerde okunduğunda otomatik olarak insan beyninde belirli bir şahıs profili oluşmasına neden olan kelime, şahıs tipidir.
maganda deyince ilk akla gelen elbette ki silahlara nedeni tam belli olmayan aşırı bir sevda barındıran erkek profili gelmektedir.
ayrıca trafik kurallarını, dolayısıyla başkalarının haklarını hiçe saymak, uluorta etrafta bayan var mıdır yok mudur diye bakmadan sinkaflı, bol cinsel içerikli sözler sarf etmek, futbolda hastalık derecesine varmış bir fanatiklik, hastane, nüfus müdürlükleri gibi ortamlarda sıra beklememek, kaynak yaptığında gelen itirazlara illa ki ''sen benim kim olduğumu biliyon mu lan?'' gibisinden hafif tehdit vari sözler kusmak bu türün genel özelliklerindendir.
yüksekten atıp tutmak, karşı cins ile olan münasebetlerini bire bin katarak abartmak, (hadi biz buna palavra sıkmak diyelim)'okey masaları yine hadi neyse bir de sözlük facebook sayfası gibi ortamlarda karşı cins ile olan münasebetlerini skor geyiğine çevirmek kıskançsı koca rolü oynayıp elin evli kadınlarına sarkmak `yine bir maganda türünün olmazsa olmaz özelliklerindendir.
maganda deyince ilk akla gelen elbette ki silahlara nedeni tam belli olmayan aşırı bir sevda barındıran erkek profili gelmektedir.
ayrıca trafik kurallarını, dolayısıyla başkalarının haklarını hiçe saymak, uluorta etrafta bayan var mıdır yok mudur diye bakmadan sinkaflı, bol cinsel içerikli sözler sarf etmek, futbolda hastalık derecesine varmış bir fanatiklik, hastane, nüfus müdürlükleri gibi ortamlarda sıra beklememek, kaynak yaptığında gelen itirazlara illa ki ''sen benim kim olduğumu biliyon mu lan?'' gibisinden hafif tehdit vari sözler kusmak bu türün genel özelliklerindendir.
yüksekten atıp tutmak, karşı cins ile olan münasebetlerini bire bin katarak abartmak, (hadi biz buna palavra sıkmak diyelim)'okey masaları yine hadi neyse bir de sözlük facebook sayfası gibi ortamlarda karşı cins ile olan münasebetlerini skor geyiğine çevirmek kıskançsı koca rolü oynayıp elin evli kadınlarına sarkmak `yine bir maganda türünün olmazsa olmaz özelliklerindendir.
devamını gör...
yabancı dil öğrenmede etkili yöntemler
ben senelerce esaslı bir öğrenemeyen olduğum için biraz uzun olacak fakat tavsiyelerimi sıralayacağım. bu öneriler ilk kez bir dil öğrenmeye çalışanlar içindir ve benim kişisel tecrübelerimi temel alır.
dil öğrenmenin bir eşiği var. birini öğrendikten sonra diğerini öğrenmek çok daha basit. ama bak öğrenmek diyorum, ezberlemek değil. dikkat edilecek nokta bu. ezberlemiyoruz, öğreniyoruz. türkçeyi öğrenirken fiil, sıfat, özne tablosundan öğrenmedik. çevremizden duyduk, aşinalık kazandık, taklit ettik bir şekilde. ilk dili öğrenirken bu daha işe yarar oldu benim için.
iyi de öğrenmek istediğimiz dilde çevremizde kimse yok, dile maruz kalamıyoruz. bu durumda ne yapacağız:
youtube'dan bir çocuk şarkısı açıyoruz öğrenmek istediğimiz dilde. tavuklar, çocuklar dans ederken hem kulağımız alışıyor hem de şarkıya eşlik ederken zorlanmıyoruz. bu tür videolar eğitim videolarından çok daha çeşitli ve o dili öğrenirken biz de bir çocuk konumunda olduğumuz için işimize yarıyor.
o dilde videolar izliyoruz. dizi, film, youtube videoları olabilir. bütün taklit yeteneğimizi konuşturuyoruz. dili anlamaya çalışıyoruz. genellikle ingilizce öğrenilmek istenir, oradan örnek vereyim. türkçede dil damağa daha çok temas ederken ingilizce'de damağımıza dilimizin ucuyla temas ediyoruz mesela. türkçeyi göğüsten konuşurken ingilizce'de bir bakıyoruz ağız hareketlerimiz daha önemli ve dilin durmadan yükselip alçalan bir ritmi var. kimi için telaffuz önemli değil fakat bence dili öğrenmede telaffuz mühim. bir replik hoşumuza mı gitti, tekrarlayalım. durup dururken söyleyelim.
açıyoruz a1 seviyesinde bir sesli hikaye, hareket halinde dinliyoruz. anlamadığımıza inansak da yapıyoruz bunu. (ben ilk dilde inanmayarak çabalıyordum.)
en önemli nokta ise süreklilik. bir gün çalışıp bir hafta kitabı defteri unutmakla olmaz. özellikle temel oluşturmaya çalışırken hiç olmaz. dil öğrenmeye zaman ayırıyoruz. emek veriyoruz.
ben bir kaynak kitap bir etkinlik kitabı kullanıyorum öğrenmeye başladığım dillerde. youtube dil konusunda çok zengin. ders videoları izliyorum. bu konuda önemli nokta ise öğrenmek istenen dilin dersini de o dilde izlemek ve ancak anlamayınca anadilinde kontrol etmek. yoksa yine dili özümsemek ve öğrenmek güç oluyor.
ihmal edilmemesi gerektiğini düşündüğüm bir diğer nokta ise yazmak. yazma pratiği cümle kurma yeteneğini ve dil hafızamı geliştirmede en yararlı çalışma şekillerinden biri benim için. buna ek olarak o gün cümle düzeyinde öğrendiklerim ve yeni sözcükleri günlük hayatıma uyarlayarak yeniden kurduğum bir defter kullanıyorum. bu ayrı bir defter yerine çalıştığım dil için kullandığım defterin arka yüzünü tercih ediyorum. gün gün, tarihli olarak yazıyorum.
cümle kurmada çok problem yaşadığımda translate kullandım. türkçe çeviri yapmak yerine o dilde söylemek istediğim cümleyi yazmaya çalışıp türkçe anlamının ne olacağına baktım. bu diğer dillerde o kadar iyi çalışmayabilir ama ingilizce'de işe yarıyor. ayrıca ilk dil ingilizce seçilirse diğer dilleri öğrenirken kullanılabilecek kaynak seçeneği artacaktır.
zamanla editler ekleme yaparım.
dil öğrenmenin bir eşiği var. birini öğrendikten sonra diğerini öğrenmek çok daha basit. ama bak öğrenmek diyorum, ezberlemek değil. dikkat edilecek nokta bu. ezberlemiyoruz, öğreniyoruz. türkçeyi öğrenirken fiil, sıfat, özne tablosundan öğrenmedik. çevremizden duyduk, aşinalık kazandık, taklit ettik bir şekilde. ilk dili öğrenirken bu daha işe yarar oldu benim için.
iyi de öğrenmek istediğimiz dilde çevremizde kimse yok, dile maruz kalamıyoruz. bu durumda ne yapacağız:
youtube'dan bir çocuk şarkısı açıyoruz öğrenmek istediğimiz dilde. tavuklar, çocuklar dans ederken hem kulağımız alışıyor hem de şarkıya eşlik ederken zorlanmıyoruz. bu tür videolar eğitim videolarından çok daha çeşitli ve o dili öğrenirken biz de bir çocuk konumunda olduğumuz için işimize yarıyor.
o dilde videolar izliyoruz. dizi, film, youtube videoları olabilir. bütün taklit yeteneğimizi konuşturuyoruz. dili anlamaya çalışıyoruz. genellikle ingilizce öğrenilmek istenir, oradan örnek vereyim. türkçede dil damağa daha çok temas ederken ingilizce'de damağımıza dilimizin ucuyla temas ediyoruz mesela. türkçeyi göğüsten konuşurken ingilizce'de bir bakıyoruz ağız hareketlerimiz daha önemli ve dilin durmadan yükselip alçalan bir ritmi var. kimi için telaffuz önemli değil fakat bence dili öğrenmede telaffuz mühim. bir replik hoşumuza mı gitti, tekrarlayalım. durup dururken söyleyelim.
açıyoruz a1 seviyesinde bir sesli hikaye, hareket halinde dinliyoruz. anlamadığımıza inansak da yapıyoruz bunu. (ben ilk dilde inanmayarak çabalıyordum.)
en önemli nokta ise süreklilik. bir gün çalışıp bir hafta kitabı defteri unutmakla olmaz. özellikle temel oluşturmaya çalışırken hiç olmaz. dil öğrenmeye zaman ayırıyoruz. emek veriyoruz.
ben bir kaynak kitap bir etkinlik kitabı kullanıyorum öğrenmeye başladığım dillerde. youtube dil konusunda çok zengin. ders videoları izliyorum. bu konuda önemli nokta ise öğrenmek istenen dilin dersini de o dilde izlemek ve ancak anlamayınca anadilinde kontrol etmek. yoksa yine dili özümsemek ve öğrenmek güç oluyor.
ihmal edilmemesi gerektiğini düşündüğüm bir diğer nokta ise yazmak. yazma pratiği cümle kurma yeteneğini ve dil hafızamı geliştirmede en yararlı çalışma şekillerinden biri benim için. buna ek olarak o gün cümle düzeyinde öğrendiklerim ve yeni sözcükleri günlük hayatıma uyarlayarak yeniden kurduğum bir defter kullanıyorum. bu ayrı bir defter yerine çalıştığım dil için kullandığım defterin arka yüzünü tercih ediyorum. gün gün, tarihli olarak yazıyorum.
cümle kurmada çok problem yaşadığımda translate kullandım. türkçe çeviri yapmak yerine o dilde söylemek istediğim cümleyi yazmaya çalışıp türkçe anlamının ne olacağına baktım. bu diğer dillerde o kadar iyi çalışmayabilir ama ingilizce'de işe yarıyor. ayrıca ilk dil ingilizce seçilirse diğer dilleri öğrenirken kullanılabilecek kaynak seçeneği artacaktır.
zamanla editler ekleme yaparım.
devamını gör...
öz güveni azaltan şeyler
aşırı kilo,bakımsız olmak,kötü giyinmek,parasızlık örnek verilebilir.
devamını gör...
okuduğun kitabı yıllar sonra tekrar okumak
yıllar önceki senle bir kitaplık sohbettir aslında. o satırları okuyan geçmişte kalmış seni düşündürür biraz da. bazı kitaplar vardır ki her yaşta farklı şey gösterir insana.
devamını gör...
kadınlardan kadınlara tavsiyeler
ah hanımlaar, hanımlar; size vereceğim en önemli tavsiye, erkeklerden daha üstün varlıklar olduğumuzu daima hatırlamanızdır. efenim, dilerseniz alçakgönüllü olabilir ve onlarla eşitmişiz gibi davranabilirsiniz ama biliyorsunuz ki erkekler daha basit canlılar. hadi ama, bizim kadar girift değiller; düzler. çok düz ve oyunsuz.
arada nadiren kadın ruhundan anlarcasına konuşup, son romeo gibi davrananları çıkıyor ki bence bunlardan da uzak durun. bi tane böyle duygusalımsı romantik, ağzı laf yapan bir sevgilim olmuştu, tanrım, bakışlarını gözlerimin içine dikip duygu sömürüsü yapmaya çalıştığı köpek yavrusu gözlerine artık çatal saplamak ister hale gelmiştim! bunu yaptırtmayın kendinize hanımlar, duygusal manipülasyonlarına gelmeyin bu tarz erkeklerin. o kadar içli, romantik konuşan heriflerin size boynuz takacağından emin olabilirsiniz. ha ben iş üstünde yakalamadım ama, kadınların gönlünü okşayarak konuşan erkek, a-ah hayır, almayayım. düz odun her zaman daha güvenli limandır.
ha ne diyordum, çoğu düz bu erkeklerin. güzel bir yemek ve güzel bir sekse her zaman tavlar. tanrım, şu basitliğe bakar mısınız? ama seviyorum bu kadar basit olmalarını, neden biliyor musunuz, çünkü uğraştırmıyorlar insanı. siz hemcinslerim, düz bir odun, her zaman diğer yanar dönerlerden daha iyidir, sizi şaşırtmaz, gözü kaşı oynamaz, yemini suyunu alır ve köşesine çekilir. kalk gezelim dersin gezer, yürü sevişelim dersiniz sevişir. "şu işi yapıver yiğidim" dersiniz yaparlar, "sev beniiğğ" dersiniz severler, güdülürler. sizi bilmem ama, ben güdülen erkekleri seviyorum ahshs bunların arasında sadık olanlar daha çok, odun ve hanımcı mmiisss. o ağzı iyi laf yapan duygulu takılan flörtöz oynaklardan bin kat iyiler. odununuzu sevin kadınlar. sizler doğuştan heykeltıraşsınız, sağından solundan biraz yontunca şahane oluyorlar.
ha kıskanç olanlarından seçmeyin ama tanrım, kıskançları asla çekilmiyor ve insanın başına bela oluyor. kıskanmak bir sevgi gösterisi değildir hemcinslerim anlıyor musunuz? "seven kıskanır" hatasına sakın ola ki düşmeyin, bunlar özgüvensiz kompleksli tipler oluyorlar. bir tane böyle bir sevgilim olmuştu ve bana mini eteği yasaklamaya çalışmıştı. haliyle ben de ona pantolon giymeyi yasakladım. "bacakların ve cinsel organın çok belli oluyor, bundan sonra diz altında bir iskoç eteği giymeni istiyorum" dedim. suratıma "ne diyor bu kadın?" dercesine bön bön bakmıştı ahsh. seni salak, malın mıyım ben senin?! nerede nasıl giyineceğimi bilemeyecek kadar akılsız mıyım da senin yönlendirmen gereksin beni ha?!!11 giyimime karıştırmam. bu sevgi değil, bu "benim malımsın" demek. ha "şunu giysen daha bi yakışır" diye tavsiyelerde bulunmaktan bahsetmiyorum neyse anladınız ya zaten.
ha bi de tavsiyem, sizi, sizin onu sevdiğinizden daha çok seven erkekleri tercih etmenizdir. yaşarsınız.
arada nadiren kadın ruhundan anlarcasına konuşup, son romeo gibi davrananları çıkıyor ki bence bunlardan da uzak durun. bi tane böyle duygusalımsı romantik, ağzı laf yapan bir sevgilim olmuştu, tanrım, bakışlarını gözlerimin içine dikip duygu sömürüsü yapmaya çalıştığı köpek yavrusu gözlerine artık çatal saplamak ister hale gelmiştim! bunu yaptırtmayın kendinize hanımlar, duygusal manipülasyonlarına gelmeyin bu tarz erkeklerin. o kadar içli, romantik konuşan heriflerin size boynuz takacağından emin olabilirsiniz. ha ben iş üstünde yakalamadım ama, kadınların gönlünü okşayarak konuşan erkek, a-ah hayır, almayayım. düz odun her zaman daha güvenli limandır.
ha ne diyordum, çoğu düz bu erkeklerin. güzel bir yemek ve güzel bir sekse her zaman tavlar. tanrım, şu basitliğe bakar mısınız? ama seviyorum bu kadar basit olmalarını, neden biliyor musunuz, çünkü uğraştırmıyorlar insanı. siz hemcinslerim, düz bir odun, her zaman diğer yanar dönerlerden daha iyidir, sizi şaşırtmaz, gözü kaşı oynamaz, yemini suyunu alır ve köşesine çekilir. kalk gezelim dersin gezer, yürü sevişelim dersiniz sevişir. "şu işi yapıver yiğidim" dersiniz yaparlar, "sev beniiğğ" dersiniz severler, güdülürler. sizi bilmem ama, ben güdülen erkekleri seviyorum ahshs bunların arasında sadık olanlar daha çok, odun ve hanımcı mmiisss. o ağzı iyi laf yapan duygulu takılan flörtöz oynaklardan bin kat iyiler. odununuzu sevin kadınlar. sizler doğuştan heykeltıraşsınız, sağından solundan biraz yontunca şahane oluyorlar.
ha kıskanç olanlarından seçmeyin ama tanrım, kıskançları asla çekilmiyor ve insanın başına bela oluyor. kıskanmak bir sevgi gösterisi değildir hemcinslerim anlıyor musunuz? "seven kıskanır" hatasına sakın ola ki düşmeyin, bunlar özgüvensiz kompleksli tipler oluyorlar. bir tane böyle bir sevgilim olmuştu ve bana mini eteği yasaklamaya çalışmıştı. haliyle ben de ona pantolon giymeyi yasakladım. "bacakların ve cinsel organın çok belli oluyor, bundan sonra diz altında bir iskoç eteği giymeni istiyorum" dedim. suratıma "ne diyor bu kadın?" dercesine bön bön bakmıştı ahsh. seni salak, malın mıyım ben senin?! nerede nasıl giyineceğimi bilemeyecek kadar akılsız mıyım da senin yönlendirmen gereksin beni ha?!!11 giyimime karıştırmam. bu sevgi değil, bu "benim malımsın" demek. ha "şunu giysen daha bi yakışır" diye tavsiyelerde bulunmaktan bahsetmiyorum neyse anladınız ya zaten.
ha bi de tavsiyem, sizi, sizin onu sevdiğinizden daha çok seven erkekleri tercih etmenizdir. yaşarsınız.
devamını gör...
ahmed arif'in leylası
çok kıskandığım isimlerdendir leyla.
ismi leyla olan gönül hayatına önde başlıyor sanki.
cazibe ile doğuyor.
haliyle şarkılarda , edebiyatta ondan bahsediliyor.
nalan'ı da kıskanmaya başladım 1 senedir.
mihriban, destina, dilara, zeynep, feride, zahide vb.
ismi leyla olan gönül hayatına önde başlıyor sanki.
cazibe ile doğuyor.
haliyle şarkılarda , edebiyatta ondan bahsediliyor.
nalan'ı da kıskanmaya başladım 1 senedir.
mihriban, destina, dilara, zeynep, feride, zahide vb.
devamını gör...
ekmek 10 lira olsa olacaklar
ekmeği kesip diyet yaparız fakat benzinden kısamıyoruz ki!
devamını gör...
dizi izlemenin uzun vadede anlamsız olması
devamını gör...
ödenmeyen kyk borçları
şahsi fikrim iş bulamayan gençlerin borçları ertelenmeli, faiz işlememelidir. iş bulanlarınki de uzun vadelere yayılarak alınmalıdır. hiç bana biz zamanında ödedik, alırken biliyorlardı demesin kimse insanlar zaten mezun olduktan sonra işsizlik bunalımına girmiş haldeler bir de borçları ile dertlerine dert eklemeye gerek yok.
devamını gör...
kişinin aşık olduğunu anladığı an
yüzüne kan gelmiş derler ya hani öyle oluyor. bi yaşama sevinci doğmuştu içime. kendimi sevmeye başlamış, dağa taşa uçan kuşa bile selam veresim gelmişti. hayatta en nefret ettiğim işi bile isteyerek içimden gelerek yapmıştım. sadece onu düşünür olmuştum. sanki dünya da bir o varmış hissiyatı ve bana aitmiş hissi oluşmuştu. ılk ve sondu. ondan sonrası da olmuyor zaten.
devamını gör...
diyelim ki o bunu okuyor
sen baştan beri bende sözlerinin, hareketlerinin ne kadar tezahür ettiğini anlamadın ve hissetmedin. seni bunun için suçlamak istemiyorum. körlük bendeymiş çok iyi anladım.
sana değer verip sevdiğim için bana kötü hissettirmeni kabul edemedim. sevdiğim kişiye bunu yapamaz dedim. seviyorum ya bana böyle yapamaz deyip bu hareketini sana yakıştıramadım, kabullenemedim. kabullenemediğim için de hep içimde sana karşı minnacık da olsa umut taşıdım ve o umut beni fazlasıyla hırpaladı.
..
şimdi kabullendim...
sevdiğim kişi bana böyle hissettirmemeli , benim ne kadar üzüldüğümü bilmeli, beni anlamalı dedim.
sen iki kişilik bir durumda tek başına sevdin, benim hiçbir zaman duygularımı görmedin ki. ben hep kötü roldeydim. kafanda yargılar dolusuydum. sen de ne yazık ki böylesin. ben bununla sevgimi birleştiremem.
her şeye rağmen teşekkür ederim, gördüm neyin ne olduğunu,fazlasıyla da hissettim.
rahatsız etmeyeceğim çünkü çok eminim kendimden... hoşça kal.
sana değer verip sevdiğim için bana kötü hissettirmeni kabul edemedim. sevdiğim kişiye bunu yapamaz dedim. seviyorum ya bana böyle yapamaz deyip bu hareketini sana yakıştıramadım, kabullenemedim. kabullenemediğim için de hep içimde sana karşı minnacık da olsa umut taşıdım ve o umut beni fazlasıyla hırpaladı.
..
şimdi kabullendim...
sevdiğim kişi bana böyle hissettirmemeli , benim ne kadar üzüldüğümü bilmeli, beni anlamalı dedim.
sen iki kişilik bir durumda tek başına sevdin, benim hiçbir zaman duygularımı görmedin ki. ben hep kötü roldeydim. kafanda yargılar dolusuydum. sen de ne yazık ki böylesin. ben bununla sevgimi birleştiremem.
her şeye rağmen teşekkür ederim, gördüm neyin ne olduğunu,fazlasıyla da hissettim.
rahatsız etmeyeceğim çünkü çok eminim kendimden... hoşça kal.
devamını gör...
saç örgüsü
fransız yazar,senarist ve oyuncu laetita colombani’den -ödüllere doymak bilmeyen- , bir ilk roman;la tresse.
kitapta, toplumun onlara biçtiği rolleri kabul etmeyip, kimseye boyun eğmemeyi tercih eden 3 farklı kültürden kadının, kimi zaman ölüm-kalım savaşına dönen destansı mücadeleleri anlatılıyor.bu 3 kadın çok farklı yaşamlara da sahip olsalar üçünün de dileği aynı; hür iradeleriyle kendi yaşamlarının yegane hakimi ve kurtarıcısı olmak.
hindistan’daki aşağılık kast sistemini kırıp , kızının kaderini değiştirmek isteyen bir anne:smita,
tüm ömrünü adadığı kariyerinin hastalığı yüzünden tehlikeye düşmesine izin vermeyecek başarılı amerikalı avukat:sarah,
aile yadigarı şirketini iflasın eşiğine terk etmeye hiç niyeti olmayan italyan güzeli genç kız; giulia. bu üç kadın, tıpkı bir örgüyü oluşturan 3 tutam saç gibi hiç farkında olmadan birbirine dokunuyor.ayrıca bu kitaptaki bu üç kadının kendi dünyalarındaki mücadeleleri aslında tüm çalışan, topluma faydalı olan ve ailesine iyi birer gelecek sunabilmek adına hiçbir şeyden kaçınmayan tüm kadınların dile getirilmemiş emeklerine ve çabalarına karşı bir saygı duruşu.hem toplumsal farkındalık açısından hem de kadınlara yönelik her türlü baskı, sindirme, ayrımcılık, değersiz hissettirme gibi ne yazık ki çarpık ve kokuşmuş düzenin azimle,kararlılıkla ve elbette güçle üstesinden gelinebileceğinin hatırlatılması.*
yazarın , bu 3 kadının yaşanmışlıklarını ayrı ayrı bölümlerde hep en heyecanlı yerinde sonlandırıp sırasıyla diğer kadının hikayesine dönmesi kitabın sürükleyiciliği açısından inanılmaz bir etki yaratmış.185 sayfalık olmasına rağmen eser su gibi aktığı için vakit varsa tek seferde bile bitirilmesi mümkün olan eşsiz bir kitap.*
detaylı bilgi için
kitapta, toplumun onlara biçtiği rolleri kabul etmeyip, kimseye boyun eğmemeyi tercih eden 3 farklı kültürden kadının, kimi zaman ölüm-kalım savaşına dönen destansı mücadeleleri anlatılıyor.bu 3 kadın çok farklı yaşamlara da sahip olsalar üçünün de dileği aynı; hür iradeleriyle kendi yaşamlarının yegane hakimi ve kurtarıcısı olmak.
hindistan’daki aşağılık kast sistemini kırıp , kızının kaderini değiştirmek isteyen bir anne:smita,
tüm ömrünü adadığı kariyerinin hastalığı yüzünden tehlikeye düşmesine izin vermeyecek başarılı amerikalı avukat:sarah,
aile yadigarı şirketini iflasın eşiğine terk etmeye hiç niyeti olmayan italyan güzeli genç kız; giulia. bu üç kadın, tıpkı bir örgüyü oluşturan 3 tutam saç gibi hiç farkında olmadan birbirine dokunuyor.ayrıca bu kitaptaki bu üç kadının kendi dünyalarındaki mücadeleleri aslında tüm çalışan, topluma faydalı olan ve ailesine iyi birer gelecek sunabilmek adına hiçbir şeyden kaçınmayan tüm kadınların dile getirilmemiş emeklerine ve çabalarına karşı bir saygı duruşu.hem toplumsal farkındalık açısından hem de kadınlara yönelik her türlü baskı, sindirme, ayrımcılık, değersiz hissettirme gibi ne yazık ki çarpık ve kokuşmuş düzenin azimle,kararlılıkla ve elbette güçle üstesinden gelinebileceğinin hatırlatılması.*
yazarın , bu 3 kadının yaşanmışlıklarını ayrı ayrı bölümlerde hep en heyecanlı yerinde sonlandırıp sırasıyla diğer kadının hikayesine dönmesi kitabın sürükleyiciliği açısından inanılmaz bir etki yaratmış.185 sayfalık olmasına rağmen eser su gibi aktığı için vakit varsa tek seferde bile bitirilmesi mümkün olan eşsiz bir kitap.*
detaylı bilgi için
devamını gör...
ingiltere'den bir takım alma ihtimalim var
payam vay amca payam vay, geyi döneceyim.
yoksa baslayım ingilteyesine.
yoksa baslayım ingilteyesine.
devamını gör...

