turkish english isim soyad kombinasyonu
mustafa kemal the father of turks.
ıts so cool my man.
ıts so cool my man.
devamını gör...
kötü ilişki vs yalnızlık
"sana ihtiyacım yok ki benim. insan yalnız da mutsuz olabilir çünkü."
sabahattin ali'nin de dediği gibi onunlayken mutlu değilseniz onsuz da mutsuz olabilirsiniz. en azından kötü ilişkide her gün daha fazla yıpranmaktansa tek başıma mutsuz olurum daha iyi.
sabahattin ali'nin de dediği gibi onunlayken mutlu değilseniz onsuz da mutsuz olabilirsiniz. en azından kötü ilişkide her gün daha fazla yıpranmaktansa tek başıma mutsuz olurum daha iyi.
devamını gör...
şu an duymak istediğiniz söz
eğitim hayatındaki sınavların bitti bir daha sınava girmeyeceksin dese keşke biri
devamını gör...
en iyi saat markası
devamını gör...
namaz kılan robot
(bkz: ölecez diye gülmeyek mi?)
devamını gör...
seni seviyorum ile seviyorum seni arasındaki fark
"seni seviyorum"da vurgu sevgilidedir.
"seviyorum seni"de vurgu öznededir.
ilk tümce bana daha samimi geliyor. ikinci tümcede "hadi yine iyisin kerata" alt metni var sanki.
tabi ki bu benim kendi görüşüm. yanılıyor olabilirim.
"seviyorum seni"de vurgu öznededir.
ilk tümce bana daha samimi geliyor. ikinci tümcede "hadi yine iyisin kerata" alt metni var sanki.
tabi ki bu benim kendi görüşüm. yanılıyor olabilirim.
devamını gör...
starbucks'a gidenlerin görgüsüz olduğu gerçeği
türk kahvesinin tadını ve kıymetini bilmeyen bu insanlar, gidiyorlar elalemin kahve zincirine ve para ödüyorlar. ayıp değil mi, bu ne görgüsüzlüktür ?
devamını gör...
kadir mısıroğlu
tımarhaneye yatmış, türk ve atatürk düşmanı, osmanlıcılık ayağına yatan, yunan tohumu.
devamını gör...
duymaya tahammül edilemeyen sesler
bazen kuş ötüşü, bazen araba kornası... bazense malum şahsın sesidir. en çok da o işte. hâlâ konuşuyor...
devamını gör...
burçlarla ilgili az bilinenler
bir terazi olarak çok iyi bir dinleyiciyim ama kabul edelim bir yerden sonra daral geliyor. ağlama duvarıyım sanki arkadaş.
devamını gör...
piçoğlu osman
çok sofistike bir isme sahip olan şarkıcı. bu zamana kadar bu ismi duyamamış olmak benim için büyük bir utanç kaynağı gerçekten.*
devamını gör...
mankurtlaştırma
türk, altay ve kırgız destanlarında bahsedilen bir işkence yönteminin uygulamasıdır.
"mankurt haline getirilmek istenen kişinin başı kazınır, başına ıslak deve derisi sarılır ve böylece elleri kolları bağlı olarak güneş altında bırakılır. deve derisi kurudukça gerilir. " wikipedia'dan alıntı
cengiz aytmatov bir kitabında mankurt kavramını düşmanın kuklası haline gelen hain insanlar için kullanınca "sosyal kimlik değiştirme ve öz köküne yabancılaşma" temalarını karşılayan bir terim olarak sosyal psikoloji literatürüne girmiştir.
sosyolojide'ki asimilasyon terimiyle benzer noktaları vardır. her iki terim de "öz kültüründen uzaklaşma, sosyal kimlik değiştirme" anlamları vardır. ben bazen yazılarımda bu anlama denk olan sınıfının insanı kalıbını da kullanıyorum. bunu bsm tv isimli youtube kanalında görmüştüm. orada "sınıfının insanı" kavramı bir toplumsal kahramanı tanımlamak için kullanılıyorken ben belirli bir zümreye ait olmak, yaranmak için her türlü lafı söyleyen insanlar için kullanırım bu kalıbı.
"mankurt haline getirilmek istenen kişinin başı kazınır, başına ıslak deve derisi sarılır ve böylece elleri kolları bağlı olarak güneş altında bırakılır. deve derisi kurudukça gerilir. " wikipedia'dan alıntı
cengiz aytmatov bir kitabında mankurt kavramını düşmanın kuklası haline gelen hain insanlar için kullanınca "sosyal kimlik değiştirme ve öz köküne yabancılaşma" temalarını karşılayan bir terim olarak sosyal psikoloji literatürüne girmiştir.
sosyolojide'ki asimilasyon terimiyle benzer noktaları vardır. her iki terim de "öz kültüründen uzaklaşma, sosyal kimlik değiştirme" anlamları vardır. ben bazen yazılarımda bu anlama denk olan sınıfının insanı kalıbını da kullanıyorum. bunu bsm tv isimli youtube kanalında görmüştüm. orada "sınıfının insanı" kavramı bir toplumsal kahramanı tanımlamak için kullanılıyorken ben belirli bir zümreye ait olmak, yaranmak için her türlü lafı söyleyen insanlar için kullanırım bu kalıbı.
devamını gör...
insan sevdiğine benzer
benzersiz olunduğunun anlaşıldığı aydınlanma anı.
devamını gör...
geceye acı ama gerçek bir cümle bırak
50 sene sonra burası ölülerin günlüğü olarak kalacak.
devamını gör...
şiir sevmeyen insan
arkadaş bazen öyle bir genelleme hastalığına tutuluyorsunuz ki, benim gibi hümanist bir insan bile kafayı alnınızın çatına koymak istiyor. bu tarz mevzularda cidden çok başarılısınız. kim bu şiir sevmeyen insan? hangi şiir akımını sevmiyor? bütün şiirlerimi sevmiyor? niye sevmiyor? bunların hiç birine cevap yok. kuşlar, böcekler, kelebekler biraz da edebiyat parçalayıp çekmişsiniz milleti dar ağacına. hepiniz şiir perisininiz mübarek, pardon şiir azraili! neyse şu düştüğünüz saçma sapan genelleme hastalığı kısmıyla girizgâhı yapmış bulundum, şimdi bu konudaki fikirlerimi yazayım;
bazı şairlere ve şiirlere tabiri caizse kıl olurum. özellikle üretim aşamasındaki kokuşmuşluk beni rahatsız eder. düşünsenize adam/kadın bir şiir yazabilmek adına başka bir insanın ruhuna çizikler atıyor, onu duygusal anlamda yaralıyor. bundan besleniyor. karanlık tarafa geçmiş, sözde bir iki dize yazabilmek adına, başka hayatların üzerinden silindir gibi geçiyor. yer altı şiiri yazacağım ya da dramatik takılacağım derken onlarca eti ve ruhu parçalayıp, geçip gidiyor. sonra bir sürü sivri zeka bu insanlara methiyeler düzüyor. dümdüz ettikleri hayatları umursamadan. bu tarz şairler ve bu şekilde oluşan şiirler insan sömürüsünün ürünü olmakla birlikte insanlar bu şiirlere, insani duyguların dışa vurumu olarak bakıyor. tabi şiir önemli, ortaya çıkan o muhteşem dizeler mühim. ama o şiirin neyin üzerinde yükseldiğinin önemi yok. hah işte ben bu tarz vıcık vıcık şiirlerden ve şairlerinden haz etmiyorum. hatta tabiri caizse onlara ifrit oluyorum.
ama gelgelelim bir hasan hüseyin korkmazgil okuduğum da, bambaşka yerlere gidiyorum. düğmelerimi ilikleyip saygı duruşuna geçmek istiyorum. czeslaw milosz okuduğumda bazen ayağa kalkıp ellerim patlayana kadar alkışlamak istiyorum. sonra denise levertov'un vietnamla ilgili yazdığı şiiri okuduğumda, gidip yanına, ''helal olsun sana be kadın!'' diye bağırmak istiyorum. lubomir levçev'in kurşun askerini okuduğumda lan oğlum deyip, efkarlanıp, iki tek atıyorum. sonra markos cırımokos düşüyor aklıma, gazi şiiri vurup geçiyor yüreğimi, adamsın! deyip yoluma devam ediyorum. wislawa szymborska'yı okuyunca da sen ne cesur kadınsın be ablacım, senin bitiş ve başlangıcına kurban olsun şu şairimsi ruh hırsızları deyip kapanışı yapıyorum. elbette bu liste uzar gider. toplumcu şairlere bayılıyorum ben, şiir yazmak için kendi insanlığının bile ırzına geçen deyyuslardan haz etmiyorum. mevzu yanlış, başlık yanlış, söylenenler yanlış ve tutarsız. haydi şimdi buyurun bakalım, ben şiir seviyor muyum? sevmiyor muyum?
bazı şairlere ve şiirlere tabiri caizse kıl olurum. özellikle üretim aşamasındaki kokuşmuşluk beni rahatsız eder. düşünsenize adam/kadın bir şiir yazabilmek adına başka bir insanın ruhuna çizikler atıyor, onu duygusal anlamda yaralıyor. bundan besleniyor. karanlık tarafa geçmiş, sözde bir iki dize yazabilmek adına, başka hayatların üzerinden silindir gibi geçiyor. yer altı şiiri yazacağım ya da dramatik takılacağım derken onlarca eti ve ruhu parçalayıp, geçip gidiyor. sonra bir sürü sivri zeka bu insanlara methiyeler düzüyor. dümdüz ettikleri hayatları umursamadan. bu tarz şairler ve bu şekilde oluşan şiirler insan sömürüsünün ürünü olmakla birlikte insanlar bu şiirlere, insani duyguların dışa vurumu olarak bakıyor. tabi şiir önemli, ortaya çıkan o muhteşem dizeler mühim. ama o şiirin neyin üzerinde yükseldiğinin önemi yok. hah işte ben bu tarz vıcık vıcık şiirlerden ve şairlerinden haz etmiyorum. hatta tabiri caizse onlara ifrit oluyorum.
ama gelgelelim bir hasan hüseyin korkmazgil okuduğum da, bambaşka yerlere gidiyorum. düğmelerimi ilikleyip saygı duruşuna geçmek istiyorum. czeslaw milosz okuduğumda bazen ayağa kalkıp ellerim patlayana kadar alkışlamak istiyorum. sonra denise levertov'un vietnamla ilgili yazdığı şiiri okuduğumda, gidip yanına, ''helal olsun sana be kadın!'' diye bağırmak istiyorum. lubomir levçev'in kurşun askerini okuduğumda lan oğlum deyip, efkarlanıp, iki tek atıyorum. sonra markos cırımokos düşüyor aklıma, gazi şiiri vurup geçiyor yüreğimi, adamsın! deyip yoluma devam ediyorum. wislawa szymborska'yı okuyunca da sen ne cesur kadınsın be ablacım, senin bitiş ve başlangıcına kurban olsun şu şairimsi ruh hırsızları deyip kapanışı yapıyorum. elbette bu liste uzar gider. toplumcu şairlere bayılıyorum ben, şiir yazmak için kendi insanlığının bile ırzına geçen deyyuslardan haz etmiyorum. mevzu yanlış, başlık yanlış, söylenenler yanlış ve tutarsız. haydi şimdi buyurun bakalım, ben şiir seviyor muyum? sevmiyor muyum?
devamını gör...
20 kadına birden yürüyen erkek
mesaj kutusundaki tüm kadınlara belki birini tuttururum diye fotoğraflarına alev emojisi atan erkektir.
söz meclisten dışarı arkadaşlar, normal konuşmalara değil lafım. başlıkta yürüyen yazdığı için böyle bir tanım yaptım.
söz meclisten dışarı arkadaşlar, normal konuşmalara değil lafım. başlıkta yürüyen yazdığı için böyle bir tanım yaptım.
devamını gör...
ismet inönü
kürt asıllı, eski osmanlı askeri ve türkiye cumhuriyetinin eski orgenerali, eski ikinci cumhurbaşkanı. kurtuluş savaşına katılmış, ve lozan anlaşmasını imzalamış siyasi kişilik. çerkez ethem isyanlarını bastıran kişidir. kurtuluş savaşında önemli cephelerde yer almıştır. birinci inönü muharebesinde ki başarısı kurtuluş savaşının kazanılmasında büyük rol oynamıştır bu savaş da yunan ilerlemesini durdurmasıyla miralaylığa yükselmiştir.
devamını gör...

