nazım hikmet şiiri.

“tahir olmak da ayıp değil zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
bütün iş tahirle zühre olabilmekte
yani yürekte.

meselâ bir barikatta dövüşerek
meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken
meselâ denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?

tahir olmak da ayıp değil zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

seversin dünyayı doludizgin
ama o bunun farkında değildir
ayrılmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?
yani tahiri zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
tahir ne kaybederdi tahirliğinden?

tahir olmak da ayıp değil zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.”
devamını gör...

haftada bir günlük hakkımız var kullanmayalım mı yani
devamını gör...

akıllara; ''aç kapa artema'' repliğini getirmiştir. musluk kırılmasa bari (!)

devamını gör...

“etrafınıza şöyle bir göz gezdiriniz! gerçek hayat denilen şeyin ne olduğunu, nerede olduğunu bilmiyoruz bile! kitaplarımızı, hayallerimizi elimizden alsalar, öylece ortada kalakalacağız.”


-yeraltından notlar
dosto.
devamını gör...

(bkz: mitolojik hikayeler)
devamını gör...

mesai arkadaşım.

-spor elemelerinde 400 metreyi 36 saniyede koşmuş. (dünya rekoru 43 saniye) "olum dünya rekoru kırmışsın" diyorum, biliyorum diyor.*
-bir dizide oynayıp 8 tane aktrisle birlikte olmuş. (dizi yayınlanmamış)
-kumarda 40 trilyon kaybetmiş.
-her gün yeni bir kadınla yatmadan uyuyamazmış.

ve daha binlercesi... işin ilginç tarafı bunlara inanıyor da...

bir de sizin mesleğiniz, uzmanlık alanınız ne olursa olsun o konu hakkında sizden daha çok şey biliyordur. siz yanlış biliyorsunuzdur.
devamını gör...

e be köylü kızı e be köylü kızı.
devamını gör...

sevdiğim eylem. uzun tanımlar aynı zamanda yazar hakkında da bilgi verir. okursun, tanırsın. tarzını görürsün. ama sözlüğün çoğu iki lafı bir araya getirip de açıklamalı tanım yazmaktan aciz. yaz, geç. maksat tanım sayısını arttırsın. nitelik umurunda mı? yok be! ben sadece çok uzun kopyala-yapıştır tanımları okumam. bazıları sayfanın başından sonuna kadar iner hatta. ama bilgi içeren, yazarın yorumunu da kattığı tanımı sayfalar sürse yine okurum. bu laf kalabalığı değildir bana göre niteliktir. ve iyi bir şeydir. zaten ben kısa tanım da yazamıyorum pek. al işte bu da bir nebze uzun oldu. okuyanlar. tişikkirler. *
devamını gör...

yazarların tanımlarını beğenmeyi seviyorum, bedava mutluluk sağlamış oluyorum. fakat karşıma tokat gibi bu uyarı çıkıyor.
devamını gör...

şans mı değil mi asla anlayamıyorsun. neden ben? diye sormaktan yorulmuşsun. herkes kadar şaşkın, yaşamın karşısında.
devamını gör...

şemsi tebrizi der ki: mum gibi erimiyorsa insan, yanıyorum dememeli. yanmaktan korkuyorsa kişi, aşk kapısından girmemeli.
devamını gör...

babamin vefat etmesi, cunku cok duskundum ona...ölecegi aklima geldigi zamanlar ki geceleri gelirdi genellikle, gizli gizli aglardim.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

instagram tüm reelsler sanki inadınaymış gibi hep yemek çıkar. siz de canınız çeke çeke izlersiniz.
devamını gör...


(bkz: lawrence durrell) tarafından yazılmış bu eser, aynı dönemde ve aynı kişiler etrafında dönen olayların aslında her kişinin bakış açısına göre değiştiğini gözler önüne seriyor. kitapların isimleri ve dönemleri sırasıyla; justine (1957), balthazar (1958), mountolive (1958) ve clea (1960). bu eserle ilgili ilginç olan kısım ise kitapları sırasıyla okumanın gerekmemesi. hangi sıradan başlarsanız başlayın bir puzzle gibi tamamlanıyor ve bence okuyucunun da bakış açısı da hangi kitaptan başladığına göre değişiyor.

bununla ilgili olarak da kitap kapağında şöyle bir yazı var; "bu dörtlü, roman kurgusu olarak birbirini izleyen bir süreci yansıtmaz. aynı roman kahramanlarının, aynı zaman diliminde yaşadıkları olayları, kendi bakış açılarından, kendi yorumlarına göre farklı biçimde dile getirilmeleri ile biçimlenir. durrell'in amacı, bakış açıları değişince, olayların ve kişilerin görünümlerinin de değişik anlamlar aldığını vurgulamaktır. "

benim okuma sıram ise mountolive, justine, clea ve balthazar oldu. kitaplara göre değişen bakış açılarını şöyle özetleyeceğim; mountolive'de justine ve darley arasında olan ilişkiden sadece bir cümle ile bahsediliyor ve okuyucu da aynı şekilde umursamıyor bu ilişkiyi. ama justine'de bu ilişkinin aslında ne kadar derin olduğu, her iki taraf için ifade ettiği anlamlar ortaya çıkıyor. sonra balthazar'da bir görüyoruz ki o ilişkinin perde arkasında aslında bambaşka bir gerçek ve hatta kişi varmış.

ya da justine'nin nessim ile olan ilişkisi her kitapta farklı bir boyuta ulaşması. bir kitapta birbirlerini seviyorlarmış gibi dururken, diğer kitapta sadece bir tasarı ilişkisi olduğu izlenimine kapılıyorsunuz.

dört kitap için ana karakterler aslında bu dörtlü gibi gözükse de asıl ana karakter pursewaden. pursewaden ile ilgili her kitapta aynı olay anlatılıyor neredeyse ama yazar nasıl başarmışsa her birinde farklı bir yönünü görüyorsunuz.
yazarın iskenderiye'ye ilişkin gözlemlerini her karakterin ağzından duyuyorsunuz. kimi zaman rengarenk, eğlenceli kimi zaman ise kötü kokulu, karmaşık bir şehir çiziliyor.

okuma zevki yüksek ve merak uyandıran bir eser. ayrıca lawrence durrell'in de gözlem yeteneği yüksek, farklı fikirleri aynı bünyede barındıran, dünya, insanlar, şehirler, ilişkiler üzerine sınırsız gözlemleri ve görüşleri olan bir yazar olduğu da anlaşılıyor.
devamını gör...

iki ters yönde ikisi de işyerine yaklaşık bes yuz metre mesafede otopark vardı. ben bir gün diğer tarafta isim olduğundan arabayı ikinciye park ettim . arkadaşımla işten çıktık. her zaman park ettigim bir nolu otoparka gittik eee araba yok. keşke burda bitse. on dakika görevliyle aradıktan sonra malligim aklıma geldi. dedim ki arkadaşa bende hata ,sen burda dur ben alayım seni burdan ama şu çantami al yuk etmeyeyim. salak değiliz heralde aldım tabi anahtarı içinden cebime attim. öbür otoparka gittim. agzimi burnunu kırayim ki eve girerken kullandığım sensör anahtarını almışım. geri döndüm. anahtarı aldım bir daha yürüdüm. mutlu son. ağlıyorum ama mutluluktan, hayır sinirden yok yaa baya salakliktan .
devamını gör...

benim bir hocam vardi düşman başına. koskoca prof. beni kadeye almıyordu. doçente yolluyor diyor ki "onla yapin ders secimi o benim ogrencim" ulan sen niye benim danismanimsin o yapacaksa.dellendim gene.biraktim gaziye geçtim. ne ego be.

yer:ankara universitesi boktan bi prof.
devamını gör...

''yapraksız kaldın diye gövdeni kesme, bu işin baharı var''
(bkz: mevlana)
devamını gör...

hayatımızdaki her şeyi içine alan nesne.
tanımda geçen her şeyi, tarif etmem gerekirse tasnif de etmem gerek; diyorum.
mesela ilk aklıma gelen 'heyecan' larımızı taşır, ilk kez üniversite için yola çıktığımız bağımsız hayatımız için.
bazen de yorgunluklarımızı taşır, yaşadığımız rutin hayatın hengamesine bir nefes ara verdiğimiz tatillerimiz için.
sonra ayrılıklarımızı taşır, kimi zaman içimize kimi zaman da yanaklarımıza akıttığımız gözyaşlarımızla birlikte bir ilişkiyi nihayete erdirmek için.
en çok cesareti taşır, yeni bir hayata yol aldığımız zamanlarda içine attığımız hayatımızın eski kırıntıları ile birlikte.
bazen de durağanlığımızı saklar, içinde hapseder. yeni bir hareket, değişim, kaybediş ya da aranın olmadığı bir zaman dilimini gösterir.
kilere saklanmış bavulum, biliyorum sen de benim kadar eskimiş hissediyorsun. heyecanları da hareketi de özledin. az sabret... çok az kaldı yeniden yollara düşmek için.
devamını gör...

omuzundaki iki meleğin de şeytan olduğu kadındır. yazıklar olsundur. püü sıfatınadır.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim