'hikaye' adlı şiiri ayrı hoşuma giden şair. birden son dörtlükte
'sen türkiye gibi aydınlık ve güzelsin!
benim doğduğum köyler de güzeldi,
sen de anlat doğduğun yerleri,
anlat biraz!'

demesi beni benden alır. ''türkiye gibi aydınlık ve güzelsin'' tam da cumhuriyetten bahsetmiş.atatürk türkiyesinden bahsetmiş cumhuriyet şairi.
devamını gör...

sigara.

maalesef.
devamını gör...

aynı ortaokulu ve liseyi okuduğum için halen görüştüğüm
yaklaşık 30 yıllık arkadaşımla olduğumuz durum.
devamını gör...

sözlüğün ablası gibi sıcacık ve samimi bir yazar. özellikle çocuklarıyla ilgili entryleri okurken yumuş yumuş oluyorum.
çocuklarıyla birlikte mutlu bir ömür diliyorum kendisine.
devamını gör...

bir defa kirli sakal olmamalı. madem sakal bırakıyor az bi ele gelmeli ve biraz uzun olmalı. hatta aralarında beyaz ve kızıl sakallarda olmalı. çünkü öyle daha tatlı oluyor.* ve beraber film izlerken ya da size kitap okurken ve yahut size mırıl mırıl bir şeyler anlatırken, dizine yatılıp sakallarıyla oynanıp, tatlı tatlı sevilecek erkektir.
sizi gıcık edince ise, o sakallardan accık tutup çekmek de ayrı zevk verir. *

şayet traş olursa da, o sakallar yeniden çıkasıya kadar yanakları mıncırılıp yine tatlı tatlı ısırılacak erkektir.

(bkz: sevmelere doyamamak)
devamını gör...

imdaaaaaat! mala bağladım.

bin kere dedim kendime bak gerizekalı, sakın sakın iş hayatıyla özel hayatı birbirine karıştırma. iş yerinden kimseyle dışarda arkadaş olma. orada olan orda kalsın, çalış, konuşma, dinleme, çalış, dön evine.

gerizekalı gibi bi’ boş bakış, bi’ yarım gülüşe kanmak üzereyim. belki de kandım, henüz o raddedemiyim emin olamıyorum.

çok kibar birine sırf gözleri güzel diye, çene yapısı ve dişleri güzel görünüyor diye, sırf onunla çalışmak, diğer insanları görmekten daha iyi hissettiriyor diye, çok güzel kirpikleri var diye, okumayı seven biri diye, kültürlü ve hoşgörülü diye, sırf diğerleriyle dalga geçip benle geçmiyor sessizce birlikte gülmeye başladık diğerlerine diye, sırf burnu güzel diye, bi’ kaç kelime türkçe biliyor ve beni gördüğünde türkçe günaydın diyor diye, başkalarından bunalıp, gözleriyle beni arayıp, gözlerini deviriyor o insandan şikayetçiymişcesine diye, beni güldürmeye çalışıyor diye, sırf ses tonu bana yumuşak diğerlerine hoyrat diye tutulmak üzereyim. engel olamıyorum onun bana kitap okuması nasıl olurdu, benimle aynı evde yaşaması nasıl olurdu diyen düşüncelerime…

bugün çalışmadığım halde düzenli yapılan teste gittim iş yerindeki. bu mecburi bir şey. her çalışan gelmek zorunda. onun vardiyası bitmiş bahçede diğer çalışanlarla oturuyordu. küçük bebeğimle gördü bizi, uzaktan selamladı, çok bakmadı. artık diğerleri anlamasın diye mi? bakmak istemedi diyemi? bilmiyorum. boşandığımı biliyor. hayat hakkında konuşuyorduk çalışırken vs… neyse, bugüne dönelim.

ben evrak bekliyorum diye oturuyorum, o evine gitmeden arkadaşlarıyla konuşmak için oturuyor. benim evrak hala gelmedi. o ortamından kalktı, bebeğimle benim yanıma geldi. normalde diğer bebeğim yanımdaysa herkes onu seviyor, küçük bebeğimi çok görmüyorlar bile… o geldi, bana gülümsedi, bebeğimin yanına eğildi, onunla konuştu, adını sordu, elini sıktı ve en kalbimin dışardan duyuluyor mu şuan dediğim şey gerçekleşti;
bebeğimin saçını okşadı ve başından öpmek için uzandı. bu arada nasıl tutuyorum kendimi, aşırı tepki vermemeliyim, sadece gülümse geç, sakın gülme, çok mutlu olduğunu gösterme diye nasıl kasıyorum anlatamam. içim kıpır kıpır… tınlanmayan bebeğimle ilgilendi. ben nerelere gideyim? ben manyak oldum galiba.

havadan nem mi kapıyorum ya? bi’ ince harekete düşecek kadar mı kötü davranıldı bana? yemin ederim çözemiyorum.

of offf. bitmedi.

ben salak eve geldim, kırk bin yıl önce kapanan devirdeki facebook olayına girdim. adı soyadı zaten ezberimde, direkt onu arattım, ve tüm ihtişamıyla orada duruyordu. ilkokuldan tut, şimdiye kadar kimle çalıştıysam, patronlarım dahil herkesi arkadaş ekledim. gerizekalıyım ben. iş hayatını hiç karıştırmadım özel hayatıma bak al mis gibim oldu şimdi. sonra dank etti. lan dedim burada arkadaşlarını gizleme olayı vardı. kitleyim bari de 5 kişiyle rezil olmayayım. hahahahahhahahahhaha… yaaa! nasıl… neyse…

zaaaaaar, zor, mideme kramp girdi düşünmekten. acabalarda boğuldum. yine de o boku yedim evet.

adını milyonuncu kez arat… arkadaş ekle. done.
devamını gör...

tamda şuan da sözlüğün başından kalkıp yapmaya gittiğim şeydir.geri dönünce yoklama alacağım rahat durun.
devamını gör...

"yorulduysan, ara verebilirsin.
istemiyorsan, serbest bırakabilirsin.
içine sinmediyse, vazgeçebilirsin.
olmadıysa, yeniden deneyebilirsin."
devamını gör...

emri vereyim mi kardeşş
(bkz: ezel)
(bkz: tuncel kurtiz)
devamını gör...

lisede çıktığım kızın, benden de bahsettiği günlüğünü okuyan babasının hışmına uğramamdan dolayı yersiz bir korku olmadığını düşünüyorum.
devamını gör...

ortalama türk dindardan daha çok din bilgisine sahiptir.
devamını gör...

başrollerini ali ersan duru ve aleksandra nikiforova'nın (dizide kendisini büyük bir beğeniyle izlediğim kişi) paylaştığı 2018 yapımı tarihi/romantik komedi dizisidir. ii. mahmud tebdili kıyafet istanbul ahalisini teftiş ederken genç muallime anna ile karşılaşır ve kendisinden çocuklarına yabancı dil öğretmesini ister. anna'nın sarayda yaşaması da sultan ile kendisinin yakınlaşmasına sebep olur. hoş atışmalarla insanın yüzünü güldüren, ilginç konusuyla benim çok sevdiğim bir dizi olan "kalbimin sultanı", maalesef türkiye'de sadece 8 bölüm yayınlanmıştır. rusya'da ise 9, 10 ve 11. bölümleri gösterilip yayın hayatına son vermiştir.
devamını gör...

kişiyi kısır bir döngüye sokan durumdur. kaşıdıkça kaşıntı ivmeli bir şekilde daha da artar, bir yandan zevk verirken bir yandan da insanı deli eder. bilimsel olarak tam olarak aydınlatılmamış olsa da söylenmiş bir şeyler var. bunun evrimsel açıklaması olarak atalarımızın en büyük ve çevresel dış etkileşimlere en müsait organımız olan deriden genel olarak yabancı antijenleri uzaklaştırmak amacıyla genlere işlendiği söyleniyor. büyük birader beyin diyor ki uzaklaştır şu antijenleri de karşılığında ben de seni zevkten mest edeyim. seni hınzır senii.

kaşıdıkça kaşıntının ivmeli bir şekilde artmasının sebebi serotonin ile ilişkilendiriliyor. şöyle ki kaşımanın amacı acı yaratmaktır; kaşınan yere ufak bir darbe ile vurulduğunda bile zevk alırız çünkü spesifik bir noktadan beyne kaşıntı sinyalleri yerine acı sinyalleri gönderilir ve beyin de ağrıyı kesmek için serotonin salgılatır. serotonin ve bazı kimyasallar kaşıntıyı düzenleyen sinir hücrelerini aktif ettiğinden dolayı kaşıntıyı tetikler. fareler üzerinde yapılan deneylerde serotonin salgılanmasının engellenmesi halinde kronik kaşıntının da kesildiği görülmüş. serotoninin önemi göz önüne alındığında kaşıntı tedavisinde serotonin salgısının engellenmesi sağlıklı değildir. mantıklı ve sağlıklı olan, kaşıntıya sebebiyet veren asıl ajanın ortadan kaldırılmasıdır.

kaynak1, kaynak2, kaynak3, kaynak4
devamını gör...

denizin kenarında denizi izlerken birden kendinizi ameliyatı masasında , ameliyat masasında iken birden rusya da şömine başında edebiyat sohbeti yaparken sonra birden orman da ilk çağ filozofları ile tartışırken kendinizi buluyorsunuz entryleri okuyorken. işte bana göre yazarın tanımlaması.
devamını gör...

böyle bir kültür yoktur. çünkü insanlar anlamak için değil, cevap vermek için dinler. sonuç: iki tarafında birbirini anlamadan yaptığı savunmalar üzerine kurulur.
devamını gör...

(bkz: ermolettin) (bkz: abdulseyidbincabbar) bunlar açmadıysa eğer yazıyorum başlığa. bunların başlığı görürsem yazmamaya gayret ediyorum. ama çok tahrik olursam yapacak birşey yok.
devamını gör...

biraz çilek ekleyin, biraz da çiğ badem rendeleyin tadına doyum olmaz.

her hangi bir öğünü rahatlıkla savuşturursunuz.
devamını gör...

çıkıp "banane yahu elin kasığından" diyemiyor ki? ben öyle diyorum. banane edis'ten banane zeynep bastık'tan. herkesin kendi hayatı.
devamını gör...

“ben senin sevgilin, eşin, baban, ağabeyin,
arkadaşınım.
biri bitse biri kalır
seni hiç bırakmayacağım!”
devamını gör...

nasıl bir dedikodu yapıyor olabilirler acaba? bir kafamızda canlandıralım..

cengiz dayı: duydun mu muhittin, geçen gün ikindi namazında bizim kemal tutamamış, e prostat var tabi zor bitirmiş namazı.

muhittin: he lan cengiz, ben gördüm onu önümden zor kaçtı köftehor, e ben onun gençliğini de bilirim, yaptığı hovardalıklara saysın hırbo.

cengiz dayı: deme lan öyle, en azından gelip kılmaya çalışıyor adam.

muhittin dayı: ben derim abi, 20 sene önce cuma namazına götüremezdik ibineyi, hadi kemal ezan okunuyor derdik, siz gidin, benim ferideyle maçım var, ehe ehe ehe diye sırıtarak giderdi. şimdi prostat tabi, yaş kemale erdi buraları hatırladı.

cengiz dayı: boşver oğlum günah günah, gıybet. şurada iki rekat namaz kılacağız sevabı falan kalmadı.

muhittin dayı: ne var ağbicim yalan mı söylüyoruz? olanı söylüyoruz.

o sırada karşıdan görülen kemal: selamun aleyküm muhittin, cengiz. nasılsınız yav?

muhittin: vay aslan kardeşim benim, iyiyiz sen naslsın? bla bla bla .. mevzu uzar gider.*
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim