semantik paradoks
mantık çalışmaya başladığımdan beri etrafımdaki insanların sürekli olarak yaptığı fakat nasıl anlatacağımı bilmediğimden dolayı acılar içinde sessiz kalmaya devam ettiğim durum. yani birine dönüp senin kurduğun cümle hem anlatmak istediğinle hem anlattığınla hemde konuştuğumuz konuyla çelişiyor dediğimde kendi kurduğu cümleleri tek tek açıklamam gerekecek ve alacağım cevapta ben öyle demedim ki olacak.
fakat bugün burada hepimizin günlük hayatımızda yaptığımız bu yanlışı dilimin döndüğünce tek tek anlatmak istiyorum.
örnek bir cümle vererek başlayalım.
adam1: dünyadaki hiçbir şeyden emin olamayacağımız için ve olan olaylara kesin gözüyle bakılamayacağı için deneyimlerimizin bize sunduğu öğretilerle hayatımıza devam etmek zorundayız.
adam2: emin miyiz?
adam1: eminiz
burada adam1'in kurduğu cümle kendi öncülünü inkar ettiğinden dolayı bir kısır döngü oluşturur. bu yüzden bu cümle anlamsal olarak düşük ve çelişkili olur. işte buna semantik paradoks diyoruz.
sevgili yazarlar üzülmeyin aslında tarihin çok büyük düşünürlerinin dünya tarafından bilinen kalıplaşmış cümlelerinde bile bu tip hatalar görülür. mesela sokrates "bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir" der. felsefeye azıcık meraklı olan herkesin duyduğu büyük alman düşünür hegel ise "biz; tarihten hiçbirşey öğrenilemeyeceğini, tarihten öğreniriz.” demiştir.
bir levha gördünüz ve üzerinde "bu uyarıyı görmezden geliniz" yazmakta. cümle öneri anlamı taşıyor gibi gözükse bile bu bir emir cümlesi ve emir cümleleri doğru veya yanlış olarak nitelendirilemez. eğer bir ifade uyarıyı görmezden gelmenizi söylüyorsa ve siz bu uyarıyı görmezden geliyorsanız yazan uyarıyı görmezden gelmemiş olursunuz. bu levhanın sizi sonsuza dek sürecek bir kısır döngüye sokmasına sebep olur. bu biz insanlar gibi karmaşık makineler için olmasa da daha basit makinalar için yanmış bir işlemci ve patlamak üzere olan güç kaynağı ile sonuçlanabilir.
örnekleri çoğaltabilirim fakat işin içindeki hatayı gördüğünüzü düşünmekteyim. peki ama demek istediğim anlaşıldığı sürece neden buna bu kadar takılayım dediğin gibi ben karmaşık bir makinayım sorusu kulaklarımda. sebebi anlatılacak konuyu çelişkilerden ayıklayarak verilmek istenen mesajın çok daha net bir şekilde verilmesidir. güzel ve anlamlı konuşmak entellektüel bir yaklaşım olduğu gibi her insanın yapması gereken bir gerçekliktir. unutmayalım ki savaşlar kılıç ve kalkanla değil kalemler ile kazanılır ve bu her insanın kendi kendine verdiği savaş için de geçerlidir. kendimizle bile anlaşamıyorsak hayatın pure gerçekliğiyle olan ve her saniye devam eden savaşımızı asla kazanamayız.
fakat bugün burada hepimizin günlük hayatımızda yaptığımız bu yanlışı dilimin döndüğünce tek tek anlatmak istiyorum.
örnek bir cümle vererek başlayalım.
adam1: dünyadaki hiçbir şeyden emin olamayacağımız için ve olan olaylara kesin gözüyle bakılamayacağı için deneyimlerimizin bize sunduğu öğretilerle hayatımıza devam etmek zorundayız.
adam2: emin miyiz?
adam1: eminiz
burada adam1'in kurduğu cümle kendi öncülünü inkar ettiğinden dolayı bir kısır döngü oluşturur. bu yüzden bu cümle anlamsal olarak düşük ve çelişkili olur. işte buna semantik paradoks diyoruz.
sevgili yazarlar üzülmeyin aslında tarihin çok büyük düşünürlerinin dünya tarafından bilinen kalıplaşmış cümlelerinde bile bu tip hatalar görülür. mesela sokrates "bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir" der. felsefeye azıcık meraklı olan herkesin duyduğu büyük alman düşünür hegel ise "biz; tarihten hiçbirşey öğrenilemeyeceğini, tarihten öğreniriz.” demiştir.
bir levha gördünüz ve üzerinde "bu uyarıyı görmezden geliniz" yazmakta. cümle öneri anlamı taşıyor gibi gözükse bile bu bir emir cümlesi ve emir cümleleri doğru veya yanlış olarak nitelendirilemez. eğer bir ifade uyarıyı görmezden gelmenizi söylüyorsa ve siz bu uyarıyı görmezden geliyorsanız yazan uyarıyı görmezden gelmemiş olursunuz. bu levhanın sizi sonsuza dek sürecek bir kısır döngüye sokmasına sebep olur. bu biz insanlar gibi karmaşık makineler için olmasa da daha basit makinalar için yanmış bir işlemci ve patlamak üzere olan güç kaynağı ile sonuçlanabilir.
örnekleri çoğaltabilirim fakat işin içindeki hatayı gördüğünüzü düşünmekteyim. peki ama demek istediğim anlaşıldığı sürece neden buna bu kadar takılayım dediğin gibi ben karmaşık bir makinayım sorusu kulaklarımda. sebebi anlatılacak konuyu çelişkilerden ayıklayarak verilmek istenen mesajın çok daha net bir şekilde verilmesidir. güzel ve anlamlı konuşmak entellektüel bir yaklaşım olduğu gibi her insanın yapması gereken bir gerçekliktir. unutmayalım ki savaşlar kılıç ve kalkanla değil kalemler ile kazanılır ve bu her insanın kendi kendine verdiği savaş için de geçerlidir. kendimizle bile anlaşamıyorsak hayatın pure gerçekliğiyle olan ve her saniye devam eden savaşımızı asla kazanamayız.
devamını gör...
süleymancılar
başımıza ne geliyorsa hep bu -cılardan..- culardan geliyor..
devamını gör...
ünlülerin isimleri ile hemhal olmuş objeler
hande ataizi - tuvalet penceresi
devamını gör...
benevolent sexism
türkçesi, iyiliksever/ korumacı cinsiyetçiliktir. hostile sexism'e göre daha tehlikelidir çünkü bu sözler ve davranışlar, söyleyen kişiye göre olumlu gözükse de (hatta feminist bir yaklaşım gibi gözükür) cinsiyet eşitliğine zarar veren değerlendirmelerdir.
örnek olarak; kadınlar erkekler tarafından korunmalı demek kadınlara zayıf bir imaj yüklemektir. ya da , ''kadınlar çiçektir'' demek kadınlara zarif, güçsüz imajı verir fakat kadınlar zarif, kırılgan olmak zorunda değildir.
bir cinsiyetin diğer cinsiyete göre ayrıcalık görmesi iki cinsiyete de zarar verir. fakat bunlar kibarlıkla karıştırılmamalıdır. birine kapıyı açmak bence kibarlıktır ve iki cinsiyete de gösterilebilir. yine sadece tek bir cinsiyete gösterilmesi ve o ayrıcalık gören cinsiyetin de karşı cinsiyetin (ayrıcalık gösteren) zaten bunu yapması zorunluluk gibi algılaması da kendisine yaptığı en büyük kötülüklerden ve cinsiyetçilikten biridir (örnek: kadının karşıdaki erkekten kapıyı açmasını -her seferinde- beklemesi).
kadınların ''özel bir muameleye'' ihtiyacı yoktur. işte sırf bu yüzden iyiliksever cinsiyetçilik açıkça gösterilen düşmanca cinsiyetçilik'e (hostile sexism) göre daha tehlikelidir.
birçok örneğini buradan da bulabilirsiniz.
örnek olarak; kadınlar erkekler tarafından korunmalı demek kadınlara zayıf bir imaj yüklemektir. ya da , ''kadınlar çiçektir'' demek kadınlara zarif, güçsüz imajı verir fakat kadınlar zarif, kırılgan olmak zorunda değildir.
bir cinsiyetin diğer cinsiyete göre ayrıcalık görmesi iki cinsiyete de zarar verir. fakat bunlar kibarlıkla karıştırılmamalıdır. birine kapıyı açmak bence kibarlıktır ve iki cinsiyete de gösterilebilir. yine sadece tek bir cinsiyete gösterilmesi ve o ayrıcalık gören cinsiyetin de karşı cinsiyetin (ayrıcalık gösteren) zaten bunu yapması zorunluluk gibi algılaması da kendisine yaptığı en büyük kötülüklerden ve cinsiyetçilikten biridir (örnek: kadının karşıdaki erkekten kapıyı açmasını -her seferinde- beklemesi).
kadınların ''özel bir muameleye'' ihtiyacı yoktur. işte sırf bu yüzden iyiliksever cinsiyetçilik açıkça gösterilen düşmanca cinsiyetçilik'e (hostile sexism) göre daha tehlikelidir.
birçok örneğini buradan da bulabilirsiniz.
devamını gör...
insan neyle yaşar
eskiden samanyolu diye bir televizyon kanalı vardı. orada dini içerikli öğüt veren kısa filmler olurdu. tolstoy'un hikâyelerini okurken de aynı hissi yaşadım. farklı olarak yazarın yaşattığı üst düzey kaliteye erişim hissi. tolstoy her ne kadar dinsel öğütler veriyor gibi olsa da söyledikleri evrensel. dün, bugün, yarın ve yıllar sonra da geçerliliğini koruyacak öğütler. bu yüzden klasik olmamış mı zaten? ne de güzel olmuş.
insan neyle yaşar? adlı hikayede üç soru ve onun cevaplarını aramaya yönelik bir hikayedir. insanda ne vardır? insana ne verilmemiştir? insan ne ile yaşar? insanda merhamet duygusu vardır. insana neye ihtiyacı olduğunu bilme yetisi verilmemişti. insan sevgiyle yaşardı.
"insanlar sadece kendi hayatları için kaygılandıkları, kendilerini kolladıkları için yaşar sanırdım, oysa onları yaşatan tek şey sevgiymiş."
syf. 40
kıvılcımı söndürmeyen ateşi zapt edemez adlı hikayede öfkelendiğimizde ve bir husumet oluştuğunda onu uzatmamamız, her şey tazeyken ve kimse zarar görmemişken orta yolu bulmamız öğütlenir.
insana çok toprak gerekir mi? adlı hikayede ise insan ne kadar çok toprağa sahip olmak istese de en sonunda küçük bir çukurun ona yettiğini, aslında ihtiyacımız olanın düşündüğümüzden daha az olduğunu bize öğretiyor.
benim en çok etkilendiğim ve yıllar önce okuduğumda da aklımdan çıkmayan son hikayeydi. tolstoy harika bir yazar. var ol.
insan neyle yaşar? adlı hikayede üç soru ve onun cevaplarını aramaya yönelik bir hikayedir. insanda ne vardır? insana ne verilmemiştir? insan ne ile yaşar? insanda merhamet duygusu vardır. insana neye ihtiyacı olduğunu bilme yetisi verilmemişti. insan sevgiyle yaşardı.
"insanlar sadece kendi hayatları için kaygılandıkları, kendilerini kolladıkları için yaşar sanırdım, oysa onları yaşatan tek şey sevgiymiş."
syf. 40
kıvılcımı söndürmeyen ateşi zapt edemez adlı hikayede öfkelendiğimizde ve bir husumet oluştuğunda onu uzatmamamız, her şey tazeyken ve kimse zarar görmemişken orta yolu bulmamız öğütlenir.
insana çok toprak gerekir mi? adlı hikayede ise insan ne kadar çok toprağa sahip olmak istese de en sonunda küçük bir çukurun ona yettiğini, aslında ihtiyacımız olanın düşündüğümüzden daha az olduğunu bize öğretiyor.
benim en çok etkilendiğim ve yıllar önce okuduğumda da aklımdan çıkmayan son hikayeydi. tolstoy harika bir yazar. var ol.
devamını gör...
caner kara
--- alıntı ---
caner kara 1aralık 1983 yılında kars’ın arpaçay ilçesinin göldalı köyü’nde dünyaya gelmiştir. ailesi 1987 tarihinde bursa’nın osmangazi ilçesine taşınmışlardır. 1995 yılında ilkokulu bitirmiştir. 1998 yılında ise ortaokulu bitirmiştir. ardından 2002 yılında demirtaşpaşa anadolu teknik lisesi’nden mezun olmuştur.(kidega'da yer alan özgeçmişinden alıntıdır.)
--- alıntı ---
türkçü turancı yazar caner kara altınordu cemiyeti ile çalışmalar yürütür.genç atsızlar teşkilatının kurucusudur.bu teşkilat ile türkçü-turancı dernekleri bir çatıya toplamıştır.yazdıkları ile ezber bozar.
twitterdan takip edebilirsiniz.hayvanseverdir.evinde kedi besler.oymacılık ile uğraşır.güzel çalışmaları vardır.
kitapları;
demedi demeyin(2 cilt)
karın ağrısı
kanrevan
sentez ihaneti
kara beçkem'dir.
caner kara 1aralık 1983 yılında kars’ın arpaçay ilçesinin göldalı köyü’nde dünyaya gelmiştir. ailesi 1987 tarihinde bursa’nın osmangazi ilçesine taşınmışlardır. 1995 yılında ilkokulu bitirmiştir. 1998 yılında ise ortaokulu bitirmiştir. ardından 2002 yılında demirtaşpaşa anadolu teknik lisesi’nden mezun olmuştur.(kidega'da yer alan özgeçmişinden alıntıdır.)
--- alıntı ---
türkçü turancı yazar caner kara altınordu cemiyeti ile çalışmalar yürütür.genç atsızlar teşkilatının kurucusudur.bu teşkilat ile türkçü-turancı dernekleri bir çatıya toplamıştır.yazdıkları ile ezber bozar.
twitterdan takip edebilirsiniz.hayvanseverdir.evinde kedi besler.oymacılık ile uğraşır.güzel çalışmaları vardır.
kitapları;
demedi demeyin(2 cilt)
karın ağrısı
kanrevan
sentez ihaneti
kara beçkem'dir.
devamını gör...
yeraltından notlar alıntıları
"dünya mı yıkılsın yoksa bir bardak çay mı içersin?" deseler...
"ben çayımı içtikten sonra dünyanın canı cehenneme" derdim.
"ben çayımı içtikten sonra dünyanın canı cehenneme" derdim.
devamını gör...
canım aliye ruhum filiz
bazen sıradan şeyler insanı hüzünlendirmeye yeter. bir bakış, bir melodi, ağır ağır yürüyen bir kaplumbağa mesela; acaba ne zamandan beri yollardadır?..
sabahattin ali'nin canı aliye'ye ve ruhu, bir tanecik kızı filiz'e yazdığı mektuplar, o sıradan fakat sıcacık mektuplar da insanı hüzünlendirmeye yeter. belki de ali'nin o feci, hak etmediği sonunu bildiğimizdendir bu. onu can yoldaşı aliye'den, ateşi çıksa endişeden dört döndüğü yavrusu filiz'den, sevdiği ilkbahardan ayıran o sonu düşünür hüzünleniriz. ''ihtiyarlığımda çekilmez biri olacağım hakkındaki iltifatına teşekkür ederim. ama bu tahminin doğru çıkmayacak sanırım. çünkü ihtiyarlayacağımı kim söyledi? hep genç kalacağım.'' sözünün doğru çıkmasına hüzünleniriz.
sıkıntılarla geçmiş bir hayat.. ilkbaharı çok seviyor diye kendisine gül bahçesi vadedilmemiş nihayetinde, mahkemelerde acaba bu sefer kaç ay yatacağım endişesiyle geçmiş günleri. kendi deyimiyle dünyada rahat yaşamak için aptal olmak gerektiğini bildiği halde aptal olmaktansa rahatsız bir yaşam sürmeyi tercih etmiş. bir kadınla tanışmış, mehtaplı gecelerde benim de bayıldığım ay ışığının altında yürüyüş yaparken kendisine eşlik etmesini isteyecek değerde bir kadınmış bu kişi; aliye.
mektuplaşmışlar, birbirlerine içlerini, düşüncelerini, fikirlerini, duygularını açmışlar. sabahattin ali, yazdığı öykü ve şiirleri göndermiş aliye'ye. nahif benliğini kelimelere dökmüş, biz okuyanlara da bıkmadan o güzel sözlerin hepsinin altını teker teker çizmek düşmüş.
içinde müthiş bir neşe, kibarlık fakat aynı zamanda hüzünlü, belki umutsuz bir yön var. en azından 1935'ten 1948'e kadar yazdığı mektuplardan bunu hissettim. sonlara doğru o felaket sonu bildiğimden dolayı gözlerim dolmadı değil. o son mektubu okumak, ve mektubun fazlaca sıradan olması, veda bile edememesi dokundu belki de. gerçi vedalardan da nefret ederim. fakat ''allahaısmarladık'' bile diyememesi haksızlık gibi geldi.
zaten bakarsanız, hakkında inceleme yazılamayacak bir derleme bu kitap. bu kadar sıradan fakat aynı zamanda çok özel mektuplar hakkında ne yazıp çizebiliriz? adam düşünmüş, hissetmiş, sevmiş, merak etmiş, endişelenmiş, yazmış. bize sadece okuduktan sonraki duygu ve düşüncelerimizi paylaşmak düşer.
sabahattin ali'nin canı aliye'ye ve ruhu, bir tanecik kızı filiz'e yazdığı mektuplar, o sıradan fakat sıcacık mektuplar da insanı hüzünlendirmeye yeter. belki de ali'nin o feci, hak etmediği sonunu bildiğimizdendir bu. onu can yoldaşı aliye'den, ateşi çıksa endişeden dört döndüğü yavrusu filiz'den, sevdiği ilkbahardan ayıran o sonu düşünür hüzünleniriz. ''ihtiyarlığımda çekilmez biri olacağım hakkındaki iltifatına teşekkür ederim. ama bu tahminin doğru çıkmayacak sanırım. çünkü ihtiyarlayacağımı kim söyledi? hep genç kalacağım.'' sözünün doğru çıkmasına hüzünleniriz.
sıkıntılarla geçmiş bir hayat.. ilkbaharı çok seviyor diye kendisine gül bahçesi vadedilmemiş nihayetinde, mahkemelerde acaba bu sefer kaç ay yatacağım endişesiyle geçmiş günleri. kendi deyimiyle dünyada rahat yaşamak için aptal olmak gerektiğini bildiği halde aptal olmaktansa rahatsız bir yaşam sürmeyi tercih etmiş. bir kadınla tanışmış, mehtaplı gecelerde benim de bayıldığım ay ışığının altında yürüyüş yaparken kendisine eşlik etmesini isteyecek değerde bir kadınmış bu kişi; aliye.
mektuplaşmışlar, birbirlerine içlerini, düşüncelerini, fikirlerini, duygularını açmışlar. sabahattin ali, yazdığı öykü ve şiirleri göndermiş aliye'ye. nahif benliğini kelimelere dökmüş, biz okuyanlara da bıkmadan o güzel sözlerin hepsinin altını teker teker çizmek düşmüş.
içinde müthiş bir neşe, kibarlık fakat aynı zamanda hüzünlü, belki umutsuz bir yön var. en azından 1935'ten 1948'e kadar yazdığı mektuplardan bunu hissettim. sonlara doğru o felaket sonu bildiğimden dolayı gözlerim dolmadı değil. o son mektubu okumak, ve mektubun fazlaca sıradan olması, veda bile edememesi dokundu belki de. gerçi vedalardan da nefret ederim. fakat ''allahaısmarladık'' bile diyememesi haksızlık gibi geldi.
zaten bakarsanız, hakkında inceleme yazılamayacak bir derleme bu kitap. bu kadar sıradan fakat aynı zamanda çok özel mektuplar hakkında ne yazıp çizebiliriz? adam düşünmüş, hissetmiş, sevmiş, merak etmiş, endişelenmiş, yazmış. bize sadece okuduktan sonraki duygu ve düşüncelerimizi paylaşmak düşer.
devamını gör...
akrabalarla ilişkiyi kesmek
kendi başıma yaşamaya başladığım anda hepsiyle değil tabii ki de ama birçoğu ile ilişkiyi kesmek yapacağım en mantıklı hareket olurdu sanırım.
devamını gör...
dede yadigarı olup hala saklanan şeyler
uçlarına çentik attığı 6 yemek kaşığı.
babam onlardan başka kaşık kullanmaz.
babam onlardan başka kaşık kullanmaz.
devamını gör...
grizu
1993'te kurulan türkçe alternatif rock grubu. (bkz: bütün bunlar düş), (bkz: bira ve kahve) gibi güzelliklek vardır.
emre akdeniz, kutay ve selçuk'tan oluşan grup zamanında ada müzik'in stüdyosunu amatör gruplara açmasını fırsat bilerek ilk albümü tuzla buz'u kaydetti. albümün çıkış parçası bütün bunlar düs'e çekilen klip aslında emre'nin askere gidişinden hemen önce çekilmiş bir veda içeriği oluşturuyor. klipte o canım saçların kesildiğini de görebilirsiniz. bu arada albüm, dağıtım sorunları nedeniyle büyük talep görse de bu talebi karşılayamadı. oysa grup kemancı'da sahne alıyor, eko tv, hbb gibi kanallara cikiyordu. emre akdeniz kent ozanları'nda da yer almıştı.
emre akdeniz, kutay ve selçuk'tan oluşan grup zamanında ada müzik'in stüdyosunu amatör gruplara açmasını fırsat bilerek ilk albümü tuzla buz'u kaydetti. albümün çıkış parçası bütün bunlar düs'e çekilen klip aslında emre'nin askere gidişinden hemen önce çekilmiş bir veda içeriği oluşturuyor. klipte o canım saçların kesildiğini de görebilirsiniz. bu arada albüm, dağıtım sorunları nedeniyle büyük talep görse de bu talebi karşılayamadı. oysa grup kemancı'da sahne alıyor, eko tv, hbb gibi kanallara cikiyordu. emre akdeniz kent ozanları'nda da yer almıştı.
devamını gör...
dünyanın en kısa korku hikayesi
telefonu sessizde unutup dışarıda 4-5 saat geçirmişsindir. ekrana baktığında annenden 48 cevapsız arama vardır.
tür:korku-gerilim
ımdb: 9,2
tür:korku-gerilim
ımdb: 9,2
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
bayağıdır buraları boşladım ama kendimle savaşım hiç bitmiyor ki... sanki birçok cephede savaşan bir asker gibiyim, bir cephedeki saldırıyı biraz püskürtürken diğer cephede savaş şiddetleniyor... neyse artık hep bildiğim ve hiç unutmak istemediğim bir şey var ki her ne olursa olsun, sakin olmak, kendime şefkatli davranmak işleri kolaylaştırıyor.. en azından yaşananlar karşısında bir de kendi kendimi pataklamıyorum... şu kilo verme meselesi, bayağı zamandır gündemimde... karaciğer yağlanması da olunca diyetisyene gidip kendime daha kontrollü bir sistem oturtmak istemiştim ama olmuyor öyle işte... bana birisi yasak deyince o yasakları delmek için uğraşan bir yaramaz kız çocuğu var sanki içimde... bu gerçeği bildiğimden önceki seneler hiç diyetisyene gitmeden çok rahat kendi kendime sağlıklı beslenme ve spor programı düzenlemiş ve çok da iyi kilo vermiştim ama aradan geçen zaman içinde bu programı da bozacak kadar bazı zorluklar yaşayınca sağlıklı beslenme, spor falan yalan olmuştu. sonrasında karaciğer yağlanmasıyla yüzleşip daha da sıkı diyet yapmam lazım artık diyerek diyetisyene gitmiştim ama diyetisyene gittikten sonra daha çok kilo almıştım... şimdi de aynı döngü içindeyim... zorunluluklar, yasaklar falan beni bozuyor... halbuki yasak olmayınca o yiyecek aklıma bile gelmez ama yasak olduğunda aklımdan çıkmıyor... bu arada takibe aldığım hem psikolog hem de diyetisyen olan birisinin bir sözü bu konuda farkındalık kazanmamı sağladı... kendisi diyet mantığına karşı olan bir diyetisyen, yani piyasada pek nadir görülen türden bir diyetisyen.. neyse şöyle yazmış: "sağlık sorunlarından dolayı diyet yapmanız gerekiyorsa bile, burada amaç size sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırmaktır, yani yiyecekleri kısıtlamaya değil, sağlıklı yiyeceklere odaklanın." evet, bir kez daha anladım, yasak yiyecek diye bir şey yok aslında, dikkatini sağlıklı yiyeceklere verdiğinde o "yasak" yiyeceklerden de canın çektiğinde az miktarda yediğinde zaten kilo veriyorsun... yani, yasaklama, kısıtlama yok... dikkatini sağlıklı yiyeceklere, spora vermek var... bugün itibariyle buzdolabıma yapıştırdığım diyet listemi kaldırdım.. yasakların olmaması bile beni psikolojik açıdan rahatlatıyor... hadi bakalım birinci önceliğim kendime şefkatli olmak, sonrasında zaten istediklerimi başarırım diye umuyorum...
devamını gör...
çocuğunu kurstan kursa sürükleyen anne
abartılmadığı takdirde doğru olanı yapan annedir. erken yaşlarda çocuğunun neye ilgisinin olduğunun farkına vararak çocuğunun o yönde kendisini geliştirmesi için onu doğru yönlendirebilir.
devamını gör...
siyasi başlıklara yazmaya çekinmek
yazan çatır çutur yazıyor, mesela ben.
siz derdinize yanın, korkunuzda boğulun ...)))
edit: korkmayın kardeşim, niye korkuyorsunuz?
küfür etmeyin, hakaret etmeyin,
yalan yanlış söylemlerde bulunmayın, kaynağını gösterin,
benim yanımdaki yerinizi alın. )))
edit: siyasetsiz bir yaşam söyleminde bulunanlar kendilerini kandırıyorlar.
doğumundan ölümüne kadar hayatını şekillendiren siyasettir ve bundan kaçman , kayıtsız kalman ,
kendi hayatına kayıtsız kalman anlamına gelir .
siz derdinize yanın, korkunuzda boğulun ...)))
edit: korkmayın kardeşim, niye korkuyorsunuz?
küfür etmeyin, hakaret etmeyin,
yalan yanlış söylemlerde bulunmayın, kaynağını gösterin,
benim yanımdaki yerinizi alın. )))
edit: siyasetsiz bir yaşam söyleminde bulunanlar kendilerini kandırıyorlar.
doğumundan ölümüne kadar hayatını şekillendiren siyasettir ve bundan kaçman , kayıtsız kalman ,
kendi hayatına kayıtsız kalman anlamına gelir .
devamını gör...
kafa sözlük
bugün yazdığım tanımların bir çoğu, bilgi olarak kategorilenmedi, bilgi bölümüne alınmadı. ''bilgi''de yazılarımın yarısı görünmüyor.
bu durum beni çok üzüyor sözlük. boşuna yazmışım hissi oluşuyor.
bu durum beni çok üzüyor sözlük. boşuna yazmışım hissi oluşuyor.
devamını gör...
yılbaşında özlediğin insanın yanında olamamak
acı bir durum. tam 369 gündür anamızı babamızı göremiyoruz ve onlar da evlatlarını ve henüz 2.5 yaşındaki torunlarının en tatlı zamanlarını göremiyor. bir kaç ay daha böyle devam edecek bu durum.
devamını gör...


