-abi ne yaptın şu mezarlık işini?
-abi adam öldü biz niye bu adama saray yapıyoruz hurilerle saklambaç mı oynayacak? tövbe yarabbim yaaa!
devamını gör...

(bkz: zort yazsa 30 beğeni alacak yazarlar)
devamını gör...

-kim jong un'un yanaklarını sıkıp "naber lan keranacı" demek istiyorum. ama ardından çok hızlı bir şekilde güney'e iltica etmek istiyorum. beni aslanlara yedirsin istemiyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

son dönemlerde mantıklı bulduğum evlenme yöntemi.

kendi iradesiyle ınternette, sağda solda,dışarıda,havada ve karada hayatının aşkını bulamayan insanların, eşten dosttan veya bir akraba yakınının bulduğu erkekle veya kızla çöpçatanlık yöntemiyle (halk deyimiyle) desek daha doğru olur baş göz etmesidir.

aldığım duyumlara göre,bu şekilde evlenen insanların evliliklerinin daha mutlu olduğu ve daha uzun süreli olduğu yönünde. galiba yakin zamanda benim de tercihlerim arasında olacak bu görücü usulüyle evlenme işi.

yok arkadaş, ben beceremiyorum doğru insanı bulmayı. hepsi bir öncekinden daha karaktersiz oluyor. elimle koymuş gibi bulup çekiyorum yanlış adayları.

ınsallah dolandırılmam veya muge anlı'ya çıkmam *.
devamını gör...

16 mart 1923 günü ulucami'de kılınan cuma namazı çıkışında atatürk'ün cemaate söylemiş olduğu sözdür. tamamı şöyledir;

"her sarıklıyı hoca sanmayın. hoca olmak sarıkla değil, dimağladır."
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

anozmi toplumun beşte birini etkileyen, kafa travmaları, üst solunum yolları hastalıkları, diyabet, hipertiroid, hava kirliliği gibi etkenlere bağlı ya da doğuştan görülebilen koku körlüğü olarak da adlandırılan bir hastalık çeşididir.
devamını gör...

(bkz: hıtan)
kuran'da olsaydı farz olurdu, olmadığı için sünnet.
"sünnet olmayanların pipisine kanca geçirilip, kızgın testerelerle kesilecek" gibi bir şey yok.
kişi imanlı öldükten sonra, orada kimse pipiyle billurla ilgilenmez.. isteyen uygular, istemeyen uygulamaz.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yeni nesil tarafından pek bilinmeyen ülkenin en iyi müzisyenlerinden biridir.

1953 yılında istanbul'da doğmuş, piyano, trombon, kontrbas, flüt, gitar, bas gitar, keman, saksafon, ud* çalabilen yetenekli bir enstrumanist'tir.*

uzun yıllar caz orkestralarında yer aldıktan sonra katıldığı kuşadası altın güvercin şarkı yarışmasını "yol verin a dostlar" şarkısıyla kazanmış, pop müziğe geçiş yapmıştır. caz'dan para kazanamadığı için bu yolu seçtiğini söyler. 90'lı yıllarda çıkardığı albümlerle (ellerim bomboş, penceremden gökyüzüne, sana deliyim) o döneme göre oldukça kaliteli şarkılar yapmıştır.

sensiz olamam

emmoğlu

kör kuyular
devamını gör...

canım benim. bugün bir yıl oldu seni toprağa vereli. ömrünün son 3 yılında sadece o güzel gözlerinle konuştun bizimle. bedenin pes etti ama kalbin etmedi. ruhun ise hiç etmeyecek. sen hep bizimle olacaksın. seni tanıyan herkesle birlikte.

sene 2008 sanırım. ya da 2009 emin değilim. bir sevgilim var. inişli, çıkışlı, bir türlü kopamadığımız, bitiremediğimiz bir ilişki. ailesi yurt dışında yaşıyor. aslında tanıyorlar beni. bir iki kez bir araya gelmişiz. bir kez yaz tatilinde yazlığa gitmişim, bir kez dışarda yemek yenmiş. ama çok uzun uzadıya vakit geçirememişiz. babasına hemen kanım kaynamış. o da beni sevmiş, esaslı kız demiş benim için. canım benim. ama anne pek renk vermeyen bir tip. güler yüzlü, güzel, çok güzel bir kadın. altın rengi saçları var, yemyeşil güzel gözleri. yaşı hayli var ama neredeyse kırışmamış kadın. genetiği güzel diye geçiriyorum içimden. yunanistan doğumlu. sahi çok güzel olmayan göçmen var mı? çocuğumuz olursa işallah babaanneye çeker diye düşündüğümü hatırlıyorum. ah toyluk...

aile yine türkiye'ye gelecek. tabi evde bir telaş. evde dediğime bakmayın, bende bir telaş. adamın umrunda değil. daha tam birlikte yaşamıyoruz, eşyalarımın bir kısmı orada. ufak ufak toparlamaya çalışıyorum. ne yapıyorsun diyor. e toplayayım bunları, koyarız bir çantaya, göz önünde olmasın diyorum, ne münasebet diyor. yahu daha tam tanımıyorlar bile beni, istersen geldiklerinde hoşgeldiniiizz diye kapıyı ben açayım diyorum, hangi kapıyı, havaalanına karşılamaya gideceğiz birlikte diyor.
- aa öyle mi? düşünemedim ben hiç onu.
- düşünme zaten sen bunları, senin düşünecek başka şeylerin yok mu?

buraya bir ekleme yapmam lazım, ben bu adamla sonradan evlendim. birlikte toplamda 13 yıl geçirdik. ben bugün terapistinin "aklınızda, duygularınızda hiç korkmadan gezinebiliyorsunuz miko hanım, sizi bu konuda tebrik ve takdir etmek istiyorum, bu yolculukta size eşlik etmek benim için de son derece öğretici bir süreç oluyor" dediği bir insansam bunu bu adama borçluyum. o kadar çok zamanım ve alanım oldu ki, önce nasıl düşüneceğimi düşünmeyle işe başlamam gerektiğini öğrenebildim. müteşekkirim.

gün geliyor çatıyor, havaalanına gidiyor, karşılıyoruz aileyi. ön koltuğa oturması için arka kapıya yöneliyorum, saçmalama bakışı atıyor, kocasıyla gülüşüyor arka koltuğa otururken. trafikli bir yolculuktan sonra eve varıyoruz. o zamanlar bildiğim en havalı yemek perde pilavı. yanına pişirdiğim bonfile, bir yeşil, bir yoğurtlu salata ve zeytinyağlı taze fasulyeyle güzel bir masa kuruyorum onlar soyunup dökünüp, yol yorgunluklarını üzerlerinden atmak için dinlenirlerken. gurur dolu gözlerle süzüyor masayı müstakbel kayınvalidem. hata arar gözlerle değil. çok seviniyorum. yemek yeniyor, çaylar içiliyor. iltifatın bini bir para. çok seviniyorum. çok mutluyum. güzel bir akşamüstü akşama bağlanırken ben fiziken kendimi kötü hissetmeye başlıyorum. yoruldun sen kızım hadi odaya geç, dinlen diyor kayınvalidem. odaya geçiyorum. ben stres olduğumda ya da üzüldüğümde hasta olurum. fiks. hiç şaşmaz. yapma bunu, yapma bunu diye diye kendime, telkinin işe yaracağını sanarken uyuyakalıyorum. gözümü açtığımda herkes başımda. ateşim çıkmış. yaz günü. üzerimdeki elbiseyi kim ne zaman çıkardı, bana o atleti şortu kim giydirdi, rezillik diye düşündüğümü hatırlıyorum. hastaneye götürelim konuşmaları yapıyorlar sirkeli bez kompresi yaparken kayınvalidem. ateşim 40'a yakın. gözümü açamıyorum. gidiyoruz hastaneye. serum bağlıyorlar. ateşim düşüyor, gözüm açılıyor. annemi aramaları gerektiğini söylüyor kayınvalidem. gerek yok telaşlanmasın diyorum gecenin bir vakti. serum bitiyor, çıkıyoruz hastaneden eve geliyoruz. ateşim 38 civarı. bir iniyor, bir çıkıyor. tüm kemiklerim kırılmış sanki. ilaçlarımı alıyorum, yatıyorum. kayınvalidem sabaha kadar başımda bekliyor. tabiri caizse değil tam olarak sabaha kadar sevgilimle annesi yatağımın başucunda beni bekliyorlar. arada uyuyorum, uyanıyorum ama gecenin büyük kısmında sohbet ediyoruz. elma sirkesi kokusu eşliğinde. ah canım meryem annem. çok özledim seninle sohbet etmeyi.

evlenmeye karar verdikten sonra biz, bir gün sohbet ediyoruz kahvaltı sonrası kayınvalidemle. iyi düşündün mü kızım diyor. benim oğlum zor. hep öyleydi. sen de biliyorsun. seni de çok zorladı. evlenince hiçbir şey değişmeyecek biliyorsun değil mi? iyi düşündün mü? düşündüm anne diyorum. biliyorum, muhtemelen ayrılacağız. muhtemelen artık bir noktada devam edemeyeceğim. düşündüm ve göze aldım. senin için rahat değilse söyle ama bana. sence evlenmemeli miyiz? benim oğlum bir gün biriyle evlenecekse allah biliyor ya o kişi hem sen ol hem sen olma istiyorum kızım diyor bana. hele baba olacaksa... yanlış anlama beni, üzülme de bu sözlerime, ama bunlar gerçekler. benim oğlum seni üzecek. ben sana kıyamıyorum. senin çok mutlu olmanı istiyorum.

üzdü anne. ama çok mutlu da oldum. pişman değilim. asla. sen merak etme.
huzur içinde uyu. iyi ki tanımışım seni. iyi ki sen, senin gibi biriymişsin.
devamını gör...

isminin anlamlarından biri dalgalı
ruh halim dengesizdir.
ayrıca resim yapmayı severim.
devamını gör...

kazanın ya da ölün! anlamına gelen italyanca cümle.

mussolini'nin bu yaklaşımı italyanların iki dünya kupası kazanmasını sağlamıştır. insana şaka gibi geliyor ama ne yazık ki gerçek. nasıl ki hitler olimpiyatlarda gövde gösterisi yapmak istemişse, bunun bir benzerini, mussolini dünya kupasını kazanarak yapmak istemiş ve başarılı da olmuştur. italya tarihinin en önemli teknik adamlarından birisi olan vittorio pozzo'nun, mussolini'nin istekleri ve talepleri karşısında ciddi anlamda bunaldığı ama elinden gelen bir şey olmadığı için görevine devam ettiğinden bahsedilir. kaldı ki pozzo, mussolini'nin tam tersi bir siyasi görüşe sahiptir ancak yine de milli takımın başında maçlara çıkarak iki dünya kupasının kazanılmasında büyük rol oynamıştır. ayrıca mussolini'nin karşı çıkmasına rağmen güney amerika'da yetişmiş iki italyan asıllı futbolcuyu da kadroya dahil etmiştir. hal böyle olunca, mussolini, pozzo'nun kellesini almak için pusuda beklemeye başlamıştır.

takımın üzerindeki kazanma baskısının yoğunluğunu özellikle ilk kupadaki skorlardan anlıyorsunuz zaten. italya çeyrek finalde ispanya ile eşleşiyor ve maç 1-1 bitiyor. o dönemde beraberlik halinde maçlar ertesi gün tekrar ediliyor. ikinci maçı 1-0 kazanıp tur atlıyorlar. arkasından yarı finalde avusturya ile de 1-1 berabere kalıp, ikinci maçı yine 1-0 kazanıp finale çıkıyorlar. finalde çekoslovakya'yı 2-1 yenip kupaya uzanıyorlar. hani meşhur italyan savunması vesaire diyoruz ya, işte o aslında bildiğiniz yaşam savunması! çünkü futbolcular italya'ya nasıl döneceklerini ve başlarını ne geleceğini düşünerek oynamışlar tüm maçları.

özellikle 1938 dünya kupasında pozzo'nun ve futbolcuların üzerindeki baskılar iyice artmış, güney amerika menşeili futbolcular monti ve orsi'de ince kırmızı hat üzerinde yürümeye başlamıştır. ölüm korkusu adama neler yaptırıyor şaşırırsınız. 1938, brezilya milli takımının favori görüldüğü ve muazzam bir kadroya sahip olduğu bir kupa. hatta brezilyalılar kendilerine o kadar çok güveniyorlar ki, italya ile oynayacakları yarı final maçından önce finalin oynanacağı paris'e gitmek için uçak biletlerini bile alıyorlar. hatta bunu duyan pozzi, brezilya kampına giderek, brezilya teknik direktörü pimenta'ya biletleri iptal etmesini, bu oyunda her şeyin olabileceğini söylemiş. buna karşılık kendini beğenmiş pimenta, pozzi'ye hiç şansınız yok, biletleri iptal etmiyoruz diyerek kapıyı göstermiş. oysa karşısındaki hoca ve takımı sadece galibiyet için oynamayacaktı ki, hayatları için oynayacaklardı. pimenta'nın bunun görememiş olması, enteresan bir kibrin ürünü olsa gerek! ya da dünyadan haberi yoktu. italya, o efsanevi brezilya takımını 2-1 yendi. maçtan önce takımın soyunma odasına mussolini imzalı bir telgraf gönderilmişti. o telgrafta "vincere o morire" yani ''kazanın yada ölün!'' yazmaktaydı.

italya, finalde diğer favori macaristan'ı 4-2 yenerek kupayı kazandı. işte bu maç sonrası macar kaleci antal szabo'nun açıklaması italyanların hangi ruh hali ile maçlara çıktığını ispatlar niteliktedir; '' 4 gol yedim ama hiç olmazsa onların hayatını kurtardım.''

mevzu gayet basittir. italyan savunması dediğiniz şey bizatihi yaşam savunmasıdır. en azından çıkış noktası budur. o sebeple kemik sesi gelmiş, eller bilekler kırılmış pekte mühim değildir. önemli olan kazanmak ve hayatta kalmaktır...

bu olaylar silsilesi ile ilgili simon martin'in football and fascism: the national game under mussolini adlı bir kitabı var. dönem incelemesi çok güzel yapılmış. merak edenler için okunması keyifli olabilir diye düşünüyorum.
devamını gör...

günaydın sözlük,

ama öyle halsizlik ve uzun süreli ciddi baş ağrısı şikayetiyle gittiğiniz devlet hastanesinde doktor sırası beklerken, öksüren, tıksıran, ayılan bayılan teyze ve amcaların durumundan kıllanarak kendi kendinize en az 7 dakika ''kalk oğlum kalk, iyisin sen, bi'şeyin yok. susuz kalmışsımdır, yorgun düşmüşsündür, kalk. güzel bi' yemek yer, çayını çorbanı içer kendine gelirsin, kalk hasta olma buralarda...'' şeklinde telkinde bulunarak kalkıp eve dönmüşsünüz de; akşamında ateşinizin yükselmesi ile birlikte yine kendi kendinize; '' b*k vardı gittin hastaneye, hasta değilken hastalık kaptın işte. zorla hasta ettin kendini, mal oğlu mal...'' şeklinde söylenerek içeriden yahut dışarıdan oldukça gürültülü bir şekilde kendi kendinize paranoyak hakaretlerde bulunmuşsunuz gibi bir günaydın değil elbet...

arabanıza binip, radyonun tuşuna dokunduğunuz an, çok sevdiğiniz bir şarkının introsunu duymuşsunuz gibi;

işyerinizde yemek molasında hesabı ödemeye gittiğinizde, cüzdanınızı bulamayıp kaybettiğinizi düşünerek üzülmüş de, ofise dönüp çekmecenizde cüzdanı görünce sevinmişsiniz gibi bir günaydın...

tesadüflü değil tevafuklu bir günaydın.
elzem bir günaydın...
devamını gör...

bir ara bildirim sayısı, zil ile online arasında kaldı. anladım yine kurcalıyor bir şeyler.
ikocuğum kolay gelsin kardeşim.
devamını gör...

gomercan abeee, ben almanya'dan geliyorum beatbox yapacağım, kabul olur mu?
devamını gör...

olmamasına razıyım. oluyormuş gibi olmasın yeter.
(bkz: franz kafka)
devamını gör...

ışıklar içinde uyusun, buna ne diyebilirsin ki başka.. diye düşünüyordum ki kötülükten beslenmeye ant içmiş gibi duran insanların yazdıklarıyla karşılaştım şimdi. aşı karşıtlığını ahmaklık olarak gören biri olsam da ölen birinin arkasından heheeyy doğal seçilimmm hohheeyy çok sevindirici diye konuşamam lan herhalde. insanım çünkü.
devamını gör...

kitaplarından ikisinde meslektaşı olan terapistleri hastalarla cinsel münasebet yaşamak konusunda uyaran, aşkın celladı, divan ve annem ve terapi öyküleri gibi kitaplarıyla aklımızda yer edinen varoluşçu yaklaşımın savunucusu yazardır.

her ne kadar meslektaşlarını bu konuda uyarsa da; amerika birleşik devletleri'nde hastayla ilişkiye girme oranı yüksek hâlâ. adamı pek dinledikleri yok. getirisi götürüsü nedir mars? artan intihar olayları.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

misc? misk? cenk ceylan mıymış?


misk, bir tür erkek ceylan tarafından üretilen güzel kokulu madde.

kendisinin tabiriyle rabbişkom'a şükür; başlıyor yine iki gözümün çiçeee.
akşam; ol!
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim