bu sabah nasıl uyandınız sorusu
sanki çok gitmek istediğim bir yere gidip de gelmişim gibi çok mutlu ve ferah uyandım.
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
geceye bir şiir bıraktığımız başlıktır.
ben de bi can yücel şiiri olan 'her şey sende gizlidir'i paylaşıyorum.
--- alıntı ---
yerin seni çektiği kadar ağırsın
kanatların çırpındığı kadar hafif..
kalbinin attığı kadar canlısın
gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç…
sevdiklerin kadar iyisin
nefret ettiklerin kadar kötü..
ne renk olursa olsun kaşın gözün
karşındakinin gördüğüdür rengin..
yaşadıklarını kar sayma:
yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
ne kadar yaşarsan yaşa,
sevdiğin kadardır ömrün..
gülebildiğin kadar mutlusun
üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
sakın bitti sanma her şeyi,
sevdiğin kadar sevileceksin.
güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
bir gün yalan söyleyeceksen eğer
bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
işte budur hayat!
işte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
çiçek sulandığı kadar güzeldir
kuşlar ötebildiği kadar sevimli
bebek ağladığı kadar bebektir
ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
sevdiğin kadar sevilirsin…
--- alıntı ---
ben de bi can yücel şiiri olan 'her şey sende gizlidir'i paylaşıyorum.
--- alıntı ---
yerin seni çektiği kadar ağırsın
kanatların çırpındığı kadar hafif..
kalbinin attığı kadar canlısın
gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç…
sevdiklerin kadar iyisin
nefret ettiklerin kadar kötü..
ne renk olursa olsun kaşın gözün
karşındakinin gördüğüdür rengin..
yaşadıklarını kar sayma:
yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
ne kadar yaşarsan yaşa,
sevdiğin kadardır ömrün..
gülebildiğin kadar mutlusun
üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
sakın bitti sanma her şeyi,
sevdiğin kadar sevileceksin.
güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
bir gün yalan söyleyeceksen eğer
bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
işte budur hayat!
işte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
çiçek sulandığı kadar güzeldir
kuşlar ötebildiği kadar sevimli
bebek ağladığı kadar bebektir
ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
sevdiğin kadar sevilirsin…
--- alıntı ---
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ruh halleri
enkaz.
cam sildim.yorgunluk kahvemi içerken yağmur başladı.
yarabbelalemin bu nasıl bedbahtlık!?
cam sildim.yorgunluk kahvemi içerken yağmur başladı.
yarabbelalemin bu nasıl bedbahtlık!?
devamını gör...
renkli mahlas alıp kendini üstün zannetmek
benim aklıma hiç öyle şey gelmiyor dedirten başlıktır. adamın karma puanı var harcamış işte.
devamını gör...
yabancı dil bilmeden yabancı müzik dinlemek
müzik bir sezgi meselesi olduğundan anlaşılmasa bile dinlenilmesi haklı bir eylemdir.
devamını gör...
birini dinlemek çok mu zor sorunsalı
niye kimseyi doğru düzgün dinlemiyoruz? halbuki anlamanın, anlaşmanın en önemli şartıdır dinlemek. ama yok dinlemiyoruz. birini dinlerken de anlamaktan ziyade kendimize sıra gelsin diye dinliyoruz. ama merak etmeyin o da sizi dinlemiyor. çünkü birini dinlemek cidden hepimize çok zor geliyor.
devamını gör...
yazarların çocukluk travması
yolda yürürken koç çarpması. bir anda kendimi yerde bulmuştum.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının süper güçleri
birinin samimi mi olduğunu, yalan mı söylediğini bir süre onunla görüşünce anlayabiliyorum. o da saf saf, beni kandırdığını sanıp kendini kandırıyor.
devamını gör...
vücut geliştirme yapanların beyninin gelişememesi
hayatının büyük bir bölümü profesyonel sporcu olarak geçirmiş bir insan olarak vücut geliştirmeyi hiç bir zaman spor olarak görmedim saygı duymadım. akrabalarimdan var mesela, kendilerine ait salonları bile var sabah akşam pump, bana sitem ederler böyle deyince ama böyle. ama o pumplı kollar iki elleriyle benim kola asildiklari halde kolu oynatamazlar arada böyle de bir fark var. güreşçi farkı diyoruz. neyse, kim ne derse desin hiç bir şekilde spor kategorisine sokabilecek geçerli bir argümanı yoktur. rekabet kavramı kimin görselliği iyi çerçevesinde var olmuştur. mrs universe ler mrs galaxylerde de aynı mentalite onları da mi spor olarak alıyoruz.
fitness ı mesela insanlar bodybuilding sanar fitness çok genel bir terimdir. sokağa çıkıp formda kalmak için yaptığıniz koşular yolda buldugunuz taşı kaldırıp indirme hatta ulus haline gidip amelelik yapmanız bile fitness a girer, bir dövüşçünün ağırlık çalışması da fitness a girer, bu yüzden iki olguyu önce bir ayırın.
vücut geliştirme bodybuilding bir gosteridir sahnedir iluzyondur. en güzel en modifiyeli vücut kimin yarışmasıdır. amaç en yüksek kas oranını en estetik biçimde jüri karşısına sunmaktır. bunun için sağlığınızın yani içerden nasıl olduğunuzun hiç bir ehemmiyeti yoktur. çünkü amaç kaportadir. bu yüzden telaffuzunda zorlandığınız kimyasal ilaçlar bu sektörde su gibi kullanılır.
vücutları iş olduğu için bu insanlar narsist bigoreksik ayna karşısında kendisine bakıp bazen orgazm olan et kafalı andaval tipler gibi toplum arasında kabul görür. ki pek çok dini ve toplumsal sosyolojik öğretide de insanın fiziksel olarak kendine haddinden fazla çaba harcaması ve vakit ayırması aşağılık bir halet olarak kabul edilir. sıradan insanlardaki genel kanı budur.
bu yüzden bir şey diyemem. benim eleştirim yapılan işin benim nezdimde aşağılık bir şey olmasıdır yoksa kişilerle derdim yok, mesela bana göre mankenlik de aşağılıkca bir şeydir. kaldı ki arnold çok zeki bir adamdır öyle ki bilimsel ve kültürel birikim olarak aptal yetersiz diye eleştirenleri cebinden çıkartir kesinlikle aptal değildir ama yaptığı iş rezildir benim gözümde. fakat başlığı açan arkadaşın biraz kişilerle derdi var görünüyor. bu da tahminim ki büyük bir ihtimal kompleksli ufak tefek tıknaz biçimsiz yağlı vücuttan kaynaklı komik hasetli bir yapı, belki iri yapılılar tarafından hayatın belli evrelerinde biraz ezilmiş bir imaj veriyor yada onların dikkatini çekmeyi başaramamış. şaka yavrum, sen hadiseleri birbirine karıştırmışsin kafan accık karışmış. her gördüğün gym bro yu bodyci sanmışsın. makedon amcan doğru yolu sana gösterdi. ışığa yürü ve önce kendinle sonra gym brolarla barış.
alert! : bu yazı tamamen bu işi profesyonel yapıp bundan gelir elde edenler içindir yoksa her eline ağırlık alıp kendini ciddi ciddi fasulyeden nimet sanan gym bro lar kale alınarak yazılmış bir yazı değildir.
fitness ı mesela insanlar bodybuilding sanar fitness çok genel bir terimdir. sokağa çıkıp formda kalmak için yaptığıniz koşular yolda buldugunuz taşı kaldırıp indirme hatta ulus haline gidip amelelik yapmanız bile fitness a girer, bir dövüşçünün ağırlık çalışması da fitness a girer, bu yüzden iki olguyu önce bir ayırın.
vücut geliştirme bodybuilding bir gosteridir sahnedir iluzyondur. en güzel en modifiyeli vücut kimin yarışmasıdır. amaç en yüksek kas oranını en estetik biçimde jüri karşısına sunmaktır. bunun için sağlığınızın yani içerden nasıl olduğunuzun hiç bir ehemmiyeti yoktur. çünkü amaç kaportadir. bu yüzden telaffuzunda zorlandığınız kimyasal ilaçlar bu sektörde su gibi kullanılır.
vücutları iş olduğu için bu insanlar narsist bigoreksik ayna karşısında kendisine bakıp bazen orgazm olan et kafalı andaval tipler gibi toplum arasında kabul görür. ki pek çok dini ve toplumsal sosyolojik öğretide de insanın fiziksel olarak kendine haddinden fazla çaba harcaması ve vakit ayırması aşağılık bir halet olarak kabul edilir. sıradan insanlardaki genel kanı budur.
bu yüzden bir şey diyemem. benim eleştirim yapılan işin benim nezdimde aşağılık bir şey olmasıdır yoksa kişilerle derdim yok, mesela bana göre mankenlik de aşağılıkca bir şeydir. kaldı ki arnold çok zeki bir adamdır öyle ki bilimsel ve kültürel birikim olarak aptal yetersiz diye eleştirenleri cebinden çıkartir kesinlikle aptal değildir ama yaptığı iş rezildir benim gözümde. fakat başlığı açan arkadaşın biraz kişilerle derdi var görünüyor. bu da tahminim ki büyük bir ihtimal kompleksli ufak tefek tıknaz biçimsiz yağlı vücuttan kaynaklı komik hasetli bir yapı, belki iri yapılılar tarafından hayatın belli evrelerinde biraz ezilmiş bir imaj veriyor yada onların dikkatini çekmeyi başaramamış. şaka yavrum, sen hadiseleri birbirine karıştırmışsin kafan accık karışmış. her gördüğün gym bro yu bodyci sanmışsın. makedon amcan doğru yolu sana gösterdi. ışığa yürü ve önce kendinle sonra gym brolarla barış.
alert! : bu yazı tamamen bu işi profesyonel yapıp bundan gelir elde edenler içindir yoksa her eline ağırlık alıp kendini ciddi ciddi fasulyeden nimet sanan gym bro lar kale alınarak yazılmış bir yazı değildir.
devamını gör...
instagram kullanmayan yazarlar veri tabanı
hiç sosyal medya kullanmayanlar peki??
devamını gör...
mansur yavaş'ın yks ücretlerini karşılayacağını açıklaması
güzel hareket ama normal değil. herkesin ödeyebileceği bir fiyat olsa da böyle jestlere gerek kalmasa keşke.
devamını gör...
filistin
ölen çocuklar ve kadınlar için, masum insanlar için elbet herkes üzülür. fakat, filistin türkiye’nin ve türklerin dostu değildir. devletlerin çıkarları vardır. israil de, filistin de kendi çıkarlarını düşünür. israil, "bir zamanlar", 70'li ve 80'li yıllarda, çıkarları örtüştüğü için, yani bizi çok sevdiğinden değil, türkiye'ye asala ile mücadele konusunda destek vermişti. çünkü asala kampları filistin'deydi. düşman ortaktı. fakat filistin türklere hangi konuda destek olmuştur?
1.dünya savaşı’nda arabistanlı lawrence ile birlik olup türkleri sırtından vuran halktır. binlerce türk şehit olmuştur.
sözde ermeni soykırımı yalanını kabul ederler.
1963’te kıbrıs’ta rumlar türkleri katlettiler. eoka militanları türk subayların evlerine saldırdılar. binbaşı nihat ilhan’ın eşi mürüvvet ve 3 oğlu murat, kutsi ve kundaktaki hakan saklandıkları banyoda kurşunlanarak şehit edildi.
yaser arafat bu katliam emrini veren enosis lideri ııı. makarios’la buluştu. “rumların davası haklı bir davadır” dedi.
filistin kendi davası uğrunda g. kıbrıs’taki rumlarla sürekli işbirliği yaptı.
www.kibrispostasi.com/c1-KI...
www.ntv.com.tr/dunya/rum-fi...
fkö kamplarında pkk’ya eğitim verdiler.
mahmut abbas, karabağ savaşı’nda ermenistan’ın tarafını tuttu. soykırım hatırası pulu bastılar ermenistan’a yaranmak için.
mahmut abas uygurlara yapılan kırımda çin haklıdır dedi. mahmut abas çin'in katlettiği soydaşlarımızı umursamıyor. ümmetçiler kendi tarihlerinden bihaberler.
1.dünya savaşı’nda arabistanlı lawrence ile birlik olup türkleri sırtından vuran halktır. binlerce türk şehit olmuştur.
sözde ermeni soykırımı yalanını kabul ederler.
1963’te kıbrıs’ta rumlar türkleri katlettiler. eoka militanları türk subayların evlerine saldırdılar. binbaşı nihat ilhan’ın eşi mürüvvet ve 3 oğlu murat, kutsi ve kundaktaki hakan saklandıkları banyoda kurşunlanarak şehit edildi.
yaser arafat bu katliam emrini veren enosis lideri ııı. makarios’la buluştu. “rumların davası haklı bir davadır” dedi.
filistin kendi davası uğrunda g. kıbrıs’taki rumlarla sürekli işbirliği yaptı.
www.kibrispostasi.com/c1-KI...
www.ntv.com.tr/dunya/rum-fi...
fkö kamplarında pkk’ya eğitim verdiler.
mahmut abbas, karabağ savaşı’nda ermenistan’ın tarafını tuttu. soykırım hatırası pulu bastılar ermenistan’a yaranmak için.
mahmut abas uygurlara yapılan kırımda çin haklıdır dedi. mahmut abas çin'in katlettiği soydaşlarımızı umursamıyor. ümmetçiler kendi tarihlerinden bihaberler.
devamını gör...
claranın dağdan aşağı yuvarlanan tekerlekli sandalyesi
sözlüğün heidinin iki hamlede yediği pofuduk ekmekten bile daha tatlı, en güzel minik kalbe sahip yazarı; iyi ki doğdun hep böyle masum, güzel kalpli ve de musmutlu ol!
devamını gör...
dark
3. sezon 3. bölüme geldik bugün.
ben 3 sezonda bitiyor sanıyordum yukarıdaki bir yazar arkadaşım 4. sezon demiş, ne olur gerçek olmasın *
ilk bölümlerde evet ciddi kafa yakan bir dizi. kim kimdi kafanız almıyor ilk.
sonra çözülüyor hatta tahmin bile yürütebiliyorsunuz ilerleyen bölümlerde. adının hakkını veriyor ve karanlık genelde ama merak ettiriyor evet. sıkılmıyorsanız, merak ediyorsanız izleyin. yoksa vakit kaybı olarak görmeniz işten bile değil.
--! spoiler !--
o kadar inanılmaz şeye şaşırmadım da her şey tersine döndü ama ulrich her şartta karısını aldattı ya aklıma güzide bir atasözümüz geldi *
--! spoiler !--
ben 3 sezonda bitiyor sanıyordum yukarıdaki bir yazar arkadaşım 4. sezon demiş, ne olur gerçek olmasın *
ilk bölümlerde evet ciddi kafa yakan bir dizi. kim kimdi kafanız almıyor ilk.
sonra çözülüyor hatta tahmin bile yürütebiliyorsunuz ilerleyen bölümlerde. adının hakkını veriyor ve karanlık genelde ama merak ettiriyor evet. sıkılmıyorsanız, merak ediyorsanız izleyin. yoksa vakit kaybı olarak görmeniz işten bile değil.
--! spoiler !--
o kadar inanılmaz şeye şaşırmadım da her şey tersine döndü ama ulrich her şartta karısını aldattı ya aklıma güzide bir atasözümüz geldi *
--! spoiler !--
devamını gör...
ankara
sebepsiz şekilde en sevdiğim şehir.
devamını gör...
güneş (yazar)
"gün doğdu hep uyandık
siperlere dayandık
bağımsızlık uğruna
alkanlara boyandık"
evet bu dörtlükte geçen gün doğdu kavramının ana öğesi olan "güneş" ile olan tanışmamdan biraz bahsetmek isterim. her zaman olduğu gibi taburemde oturmuş, gazetemi okuyordum. o gün okuduğum haberler ile bugün okuduğum haberler arasında değişen bir şey yok gördüğüm kadarıyla. insanlar, onlar gibi olmayanları çok rahat bir şekilde eleştirme hakkını fütursuzca kendilerinde görebiliyor. bahsedilen "yorum ve düşünce özgürlüğü" kavramının aslında başka özgürlükler ile kesiştiği noktada sınırlandığının farkında değiller.ayrıca anayasamızda bununla ilgili maddeler mevcuttur.
anayasa madde 26. – herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.
aihs m.10 ifade özgürlüğü
herkes görüşlerini açıklama ve ifade özgürlüğüne sahiptir. bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir.
1789 tarihli insan ve vatandaş hakları bildirgesi: “hürriyet başkasına zarar vermeyen her şeyi yapabilmesidir.”
insan hakları evrensel bildirgesi 29. maddesi ‘’ herkes haklarını kullanırken ve özgürlüklerinden yararlanırken, başkalarının hak ve özgürlüklerinin tanınması ve bunlara saygı gösterilmesinin sağlanması ve demokratik bir toplumda genel ahlak ve kamu düzeniyle genel refahın gereklerinin karşılanması amacıyla yalnız yasayla belirlenmiş sınırlamalara bağlı olur.’’
kısacası sonsuzluk kavramına benzettikleri bu görüş ile aslında yapılmaması gereken bir şeyi yaptıkları ve en kötüsü bunu fark edemeyecek durumda olmaları gerçeği ile yaşadığımızı kabul etmekten başka çaremiz yok.ben sözlükte tanıştığım güzel insanlarla olan tanışma hikayelerimi gerekirse sayfalarca yazmaya devam edeceğim bu konuda bir sorun yok çünkü birine hitaben yazdığım bu yazı ile hitap ettiğim kişinin yüzünde bir anlık bile bir gülümseme oluşturabiliyorsam ne mutlu bana. o kişilerden biride mahallenin sevdiği isimlerden olan "delikanlı" -"ibrahim"- "güneş".
ne diyordum heh güzel insanlar diyordum. bu bahsettiğim gazete haberleri nedeniyle bir ağırlık geldi oturdu içime. gazeteyi güzelce katlayıp masanın üzerine bıraktım. neden güzelce bıraktım? başka biri daha okuyabilsin diye. o ağırlığın verdiği hisle gazeteyi top yapıp bir kenara da fırlatadabilirdim ama yapmadım çünkü "beyin bedava" lütfen kullanalım. yazmadan,konuşmadan bir kaç kez düşünüp akabinde eyleme geçelim. böyle şeyleri düşüneduruyorken çok sevdiğim kardeşim "mortaks" koşa koşa bana doğru geldi. nefes nefese kalmış. "abi abi biliyor musun kim gelmiş mahalleye" dedi. "hayır bilmiyorum abicim" dedim. " delikanlı ibrahim güneş gelmiş" demesiyle başımdan aşağı bir kazan kaynar su dökülmüş gibi ateş bastı beni.eyvah eyvah dedim kendimi yerlere attım. ben daha geç çıkmasını bekliyordum. mahalleye cezaevinden gelmişti ve ben onu hiç ziyarete gitmemiştim. iki satır mektup bile yazmamıştım. hemen batak oynarken hesap tuttuğum saman kağıdın arkasını çevirdim sarı lacivert tükenmez kalemi aldım başladım bir şeyler karalamaya. o zaman yazmıştım ama yollayamadım utandım diyecektim tabi yersen.

"sevgili güneş,
bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanmadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, kahvede yıllarca oyun eşi olan iki insan olarak tekrardan hesap ödemek kaçınılmaz olsaydı. sana, durup dururken hesap kitlemek zorunda kalmasaydım. bütün batak eşlerimden hesap ödemeye giderken kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de. insanları, eski ortime yapmış olduğum gibi, büyük bir borç batağı içinde bırakmasaydım. bankalardan da kaçıyorum gibi beylik bir ifadenin içine düşmeseydim. bu mektubu çok karışık hisler içinde yazıyorum gibi basmakalıp sözlere başvurmak zorunda kalmasaydım. ne olurdu, bazı hesapları ben ödemiş olsaydım; ya da bazı oyunları hiç kaybetmemiş olsaydık ve hesap ödememiş olsaydık da bu sebeple kesin kararlar almamış olsaydım. sana diyebilseydim ki, durum çok ciddi güneş, aklını başına topla.cepte para kalmadı as kız sende iken neden kızı atıp esnemedin. bir el ile oyun kaybettik ve cepteki son parayı hesaba verdik.o oyundan sonra ben asla iyi değilim güneş, seni ocağın önünde hesap öderken son gördüğüm günden beri gözüme uyku girmiyor diyebilseydim. gerçekten de o günden beri gözüme uyku girmeseydi. hiç olmazsa, aklımda kalan bütün köprüleri yıktım ve şimdi seninle tekrardan ortak olmaya geri dönmek istiyorum, ya da dönüyorum cinsinden bir yenilgiye sığınabilseydim. kendime, söyleyecek bir söz bırakmadım. kuvvetimi büyütmüşüm gözümde.
orti piyasa canlandı. pandemi nedeniyle insanlar kahvelere hücum etti. masalar yumruklanıyor,ıstakalar devriliyor,taşlar çalınıyor, hesaplar yanlış tutuluyor. hayat normale dönüyor ama anormal bir normale. hele bi gel uzaklar
sevgilerle ortin.

güzelce katladım bunu cebime koydum. hayır oğuzcum atay'ı bu meseleye neden kattım biliyor musunuz? oğuz atay gerçeği var. geçmiş gün ya da gelecek gün farketmez "elbet bir gün buluşacağız, ben buradayım sevgili okurum, sen neredesin" der kendisi.
postmodern havaları kenara bırakayım yoksa "ibrahim-güneş" beni pıçaklayacak. baaattin capsi bırakayım belki biraz arayı yumuşatır.

mortaks " abi çok tatlıdır kendisi bir şey demez" diyor ama kahvede "koz ver! koz ver!" diyerek masaya vuran dayı tavırlarından haberi yok. ben başıma geleceği biliyorum ama neyse dedim yürü gidelim. oğuzcum atay'a güveniyorum yoksa hayatta gitmezdim.
olmazsa biraz ahmet hamdi tanpınar'dan alıntı yaparım "halit ayarcı" gibi davranırım bu iş tamam diyorum kendi kendime. ama o yol öyle uzun geldi ki sanki sırat köprüsünde sınavdan geçiyorum. hayır o köprüden de geçmedim ama bizimki tasvir sadece. allah günah yazmaz inşallah. biraz din konuları ile ilahi bir hava katar mistik bir ortam oluşturursam belki unutur, unutmasa bile belki görmezden gelir gibisinden kafamda planlar yapıyorum.kafamda tilkiler bu şekilde kovalamaca oynarken bir anda karşıma dikilmesin mi !! resmen buz tuttum o an. heykel gibi kala kaldım. " insan insana kavuşmaz, ibrahim güneş kenshine kavuşur " dedikten sonra bir sarıldı ah ne özlemişim ortimi. buzlar eridi gitti. cebimden çıkarıp mektubu verdim. o gün bir şey demedi fakat bugün oldu halen dalga geçer benimle. bir koz olarak saklar mektubumu.

şimdi içeri nasıl düştü? içeride tanıştığı kankisi "yeşilevham" ile olan hikayesini başka zaman anlatacağım. şu an "güneş" hakkında yazmak için buradayım. kendisi inanılmaz biridir. onun iletilerini sırayla okumam. açarım herhangi bir sayfayı herhangi bir iletisini okurum. beğeni atmayı bile unutuyorum bazen çünkü öyle kaptırıyorum kendimi hikayelerine. emin abi ah emin abi.
mahşerin dört atlısı vardır sözlükte benim için. nedense bu dörtlü aklımda bir zincirin halkaları gibi sırasıyla gelirler.
"güneş"-"robnaja"-"yeşilevham"-"yedinci dem". bilirsiniz akımlar ve takipçileri vardır. işte bu dörtlü bir akımın önde gelen yazarları ancak hangi akım onu söyleyebilecek teknik bilgiye sahip değilim. onu da bilgili biri çıkıp söylesin.
beni ve tayfamı böyle dörtlü bir ekibe koysak sanırım bremen mızıkacıları olurduk. ama bu dörtlü yazar grubumuz kategori olarak gerçekten ayrı bir yerde tutulmalı.
iletilerini okurken minos labirentine giren theseus gibi hissediyorum kendimi.hem keyif alıyorum hem kaybolmamak için kendimi sağlama alıyorum.alt tab yapıp durmasam iletilerinin arasında kaybolupgidebilirgillerden biri olabilirdim.
şimdi farkettim acaba bu labirentin içinde bir minotaur ya da “here’s johnny” diyecek bir jack "nicholson" torrance çıkar mı? ara sıra okurken böyle kaybolup gidebiliyorum ama iyi manada.
yazılarını okurken bilmiyorum siz de duyuyor musunuz ama kelimeleri hafiften kulağınıza bir şeyler fısıldıyor gibi. aklıma "siren" denilen mitolojik varlıklar geldi. yoksa yoksa sözlüğün gizli sirenlerinden biri kendisi mi ? bu dörtlü akıma sirenler akımı mı desek diyeceğim fakat teknik bilgim sıfır benden de ancak böyle bir akım çıkardı.

kendisini şu şekilde tanıtmak isterim ki demek istediğimi anlayacaktır diye umut ediyorum. bu söyleyeceklerimin çok kullanıldığı o dönemi net hatırlıyordur diye düşünüyorum.
"o birrrr" sözlüğün en değerli yazarlarından biri
"o birrrrrrrr" delikanlı olarak çağrılan bir emin abi anlatıcısı
"o birrrrrrrrrrrrr kiii üççç güneşşşşş geliyoorrrrr.
ah be ne günlerdi.
yazdıklarını okurken cenazelerde yediğim bedava cantık-ayran tadını alıyorum.sınava girmişim de böyle arka arkaya hep bildiğim sorular çıkmış keyfi alıyorum. yazılarını bedava okuyabiliyorum diye kendimi şanslı hissediyorum. fransa 98 dünya kupası maçları havasında heyecan dolu bir hava var iletilerinde. ah o ronaldo sakatlanmayacaktı ki her şey çok güzel olabilirdi.

fransa 98 demişken kendisi ile az mahalle maçlarında defans oynamadık. defans yapacağız diye aşağı mahallenin çocuklarını az hırpalamadık. mahalle kavgalarına hele hiç girmiyorum. her birinden ayrı bir nickaltı yazısı çıkar. bu arada aşağı mahallenin mız mız çocuğu "robnaja" seni de unutmadık koca yürekli ağlak "gandalfsever" forvet. ne ağlardın o mahalle maçlarında güneş ayağına tekme attı diye. ahh ahh...
bu arada ilk iletilerinde " ilk senesinde yatay geçiş ile memlekete gideceğini söyleyip o ile yerleşen ünversite öğrencisi" havası sezdim ama bir şey demiyorum aramızda. dükkan bile açabiliriz istersen öğrenci çok buralarda.
toparlamak gerekirse karanlık ve kaos severlerin iletilerinin arasında adeta bir "güneş" gibi doğuyor iletileri. öyle bir ışık saçıyor ki yazdıkları ile eğer iletilerini görmemişseniz bir göz doktoruna görünmenizde fayda vardır diyebilirim. çok mu abartıyorum diyorum ama "teşbihte hata olmaz"
şimdi bu kadar foyamızı ortaya döktüm onu birine benzetmezsem olmaz. mortaks kardeşimin katkıları ve hakkındaki güzel yorumları ile onu "belle" olarak seçiyoruz.

belle gibi yaşamak istediği maceraları yaşayıp bunu bizimle paylaşan bir prensestir.

yazılarında kimi zaman gerçek kimi zaman harika bir kurgu ile kendinden bir "hikaye delikanlısı" gibi bahseder. içerik üretmek tam da onun işi ve hayal gücünün sınır tanımadığına mutlak bir suretle eminim. kısa olmasına rağmen bu kadar etkili hikayeler ancak bu kadar usta bir prensesin elinden çıkabilirdi.
gerçekten belle'nin dediği gibi "bazı insanlar hayal güçlerini kullanıyor".
canavarın içindeki iyi tarafı ortaya çıkaran belle gibi hikayeleri ile bizimde içimizdeki iyiliğe adeta bir "güneş" oluyor kendisi. özellikle iyi yanlarımıza ışık tutuyor. yazdıklarını okuduktan sonra oturup bir kaç dakika düşünüyorsunuz kendiniz ile ilgili. otonom bir şekilde karakter analizi yapıyor ve yaptırıyor yazıları.
lafı iyice uzatmadan buralardan uzaklaşayım ama çok uzakta değilim. her zaman olduğum yerdeyim. görüşmek üzere...
not: duydum ki robnaja ile ortak radyo programı yapmadan önce bir takım havadisler yaşanmış ama yaşananlardan haberiniz yok tabi. ahh ahh size video ile bu durumu izah ediyorum. " yaptım ama sor bir niye yaptım"...
robnaja ve güneş huzurlarınızda... 7:14 ten başlıyor aralarında geçenler. bu arada mavi ceket "naja" ya çok yakışıyor.
siperlere dayandık
bağımsızlık uğruna
alkanlara boyandık"
evet bu dörtlükte geçen gün doğdu kavramının ana öğesi olan "güneş" ile olan tanışmamdan biraz bahsetmek isterim. her zaman olduğu gibi taburemde oturmuş, gazetemi okuyordum. o gün okuduğum haberler ile bugün okuduğum haberler arasında değişen bir şey yok gördüğüm kadarıyla. insanlar, onlar gibi olmayanları çok rahat bir şekilde eleştirme hakkını fütursuzca kendilerinde görebiliyor. bahsedilen "yorum ve düşünce özgürlüğü" kavramının aslında başka özgürlükler ile kesiştiği noktada sınırlandığının farkında değiller.ayrıca anayasamızda bununla ilgili maddeler mevcuttur.
anayasa madde 26. – herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.
aihs m.10 ifade özgürlüğü
herkes görüşlerini açıklama ve ifade özgürlüğüne sahiptir. bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir.
1789 tarihli insan ve vatandaş hakları bildirgesi: “hürriyet başkasına zarar vermeyen her şeyi yapabilmesidir.”
insan hakları evrensel bildirgesi 29. maddesi ‘’ herkes haklarını kullanırken ve özgürlüklerinden yararlanırken, başkalarının hak ve özgürlüklerinin tanınması ve bunlara saygı gösterilmesinin sağlanması ve demokratik bir toplumda genel ahlak ve kamu düzeniyle genel refahın gereklerinin karşılanması amacıyla yalnız yasayla belirlenmiş sınırlamalara bağlı olur.’’
kısacası sonsuzluk kavramına benzettikleri bu görüş ile aslında yapılmaması gereken bir şeyi yaptıkları ve en kötüsü bunu fark edemeyecek durumda olmaları gerçeği ile yaşadığımızı kabul etmekten başka çaremiz yok.ben sözlükte tanıştığım güzel insanlarla olan tanışma hikayelerimi gerekirse sayfalarca yazmaya devam edeceğim bu konuda bir sorun yok çünkü birine hitaben yazdığım bu yazı ile hitap ettiğim kişinin yüzünde bir anlık bile bir gülümseme oluşturabiliyorsam ne mutlu bana. o kişilerden biride mahallenin sevdiği isimlerden olan "delikanlı" -"ibrahim"- "güneş".
ne diyordum heh güzel insanlar diyordum. bu bahsettiğim gazete haberleri nedeniyle bir ağırlık geldi oturdu içime. gazeteyi güzelce katlayıp masanın üzerine bıraktım. neden güzelce bıraktım? başka biri daha okuyabilsin diye. o ağırlığın verdiği hisle gazeteyi top yapıp bir kenara da fırlatadabilirdim ama yapmadım çünkü "beyin bedava" lütfen kullanalım. yazmadan,konuşmadan bir kaç kez düşünüp akabinde eyleme geçelim. böyle şeyleri düşüneduruyorken çok sevdiğim kardeşim "mortaks" koşa koşa bana doğru geldi. nefes nefese kalmış. "abi abi biliyor musun kim gelmiş mahalleye" dedi. "hayır bilmiyorum abicim" dedim. " delikanlı ibrahim güneş gelmiş" demesiyle başımdan aşağı bir kazan kaynar su dökülmüş gibi ateş bastı beni.eyvah eyvah dedim kendimi yerlere attım. ben daha geç çıkmasını bekliyordum. mahalleye cezaevinden gelmişti ve ben onu hiç ziyarete gitmemiştim. iki satır mektup bile yazmamıştım. hemen batak oynarken hesap tuttuğum saman kağıdın arkasını çevirdim sarı lacivert tükenmez kalemi aldım başladım bir şeyler karalamaya. o zaman yazmıştım ama yollayamadım utandım diyecektim tabi yersen.

"sevgili güneş,
bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanmadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, kahvede yıllarca oyun eşi olan iki insan olarak tekrardan hesap ödemek kaçınılmaz olsaydı. sana, durup dururken hesap kitlemek zorunda kalmasaydım. bütün batak eşlerimden hesap ödemeye giderken kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de. insanları, eski ortime yapmış olduğum gibi, büyük bir borç batağı içinde bırakmasaydım. bankalardan da kaçıyorum gibi beylik bir ifadenin içine düşmeseydim. bu mektubu çok karışık hisler içinde yazıyorum gibi basmakalıp sözlere başvurmak zorunda kalmasaydım. ne olurdu, bazı hesapları ben ödemiş olsaydım; ya da bazı oyunları hiç kaybetmemiş olsaydık ve hesap ödememiş olsaydık da bu sebeple kesin kararlar almamış olsaydım. sana diyebilseydim ki, durum çok ciddi güneş, aklını başına topla.cepte para kalmadı as kız sende iken neden kızı atıp esnemedin. bir el ile oyun kaybettik ve cepteki son parayı hesaba verdik.o oyundan sonra ben asla iyi değilim güneş, seni ocağın önünde hesap öderken son gördüğüm günden beri gözüme uyku girmiyor diyebilseydim. gerçekten de o günden beri gözüme uyku girmeseydi. hiç olmazsa, aklımda kalan bütün köprüleri yıktım ve şimdi seninle tekrardan ortak olmaya geri dönmek istiyorum, ya da dönüyorum cinsinden bir yenilgiye sığınabilseydim. kendime, söyleyecek bir söz bırakmadım. kuvvetimi büyütmüşüm gözümde.
orti piyasa canlandı. pandemi nedeniyle insanlar kahvelere hücum etti. masalar yumruklanıyor,ıstakalar devriliyor,taşlar çalınıyor, hesaplar yanlış tutuluyor. hayat normale dönüyor ama anormal bir normale. hele bi gel uzaklar
sevgilerle ortin.

güzelce katladım bunu cebime koydum. hayır oğuzcum atay'ı bu meseleye neden kattım biliyor musunuz? oğuz atay gerçeği var. geçmiş gün ya da gelecek gün farketmez "elbet bir gün buluşacağız, ben buradayım sevgili okurum, sen neredesin" der kendisi.
postmodern havaları kenara bırakayım yoksa "ibrahim-güneş" beni pıçaklayacak. baaattin capsi bırakayım belki biraz arayı yumuşatır.

mortaks " abi çok tatlıdır kendisi bir şey demez" diyor ama kahvede "koz ver! koz ver!" diyerek masaya vuran dayı tavırlarından haberi yok. ben başıma geleceği biliyorum ama neyse dedim yürü gidelim. oğuzcum atay'a güveniyorum yoksa hayatta gitmezdim.
olmazsa biraz ahmet hamdi tanpınar'dan alıntı yaparım "halit ayarcı" gibi davranırım bu iş tamam diyorum kendi kendime. ama o yol öyle uzun geldi ki sanki sırat köprüsünde sınavdan geçiyorum. hayır o köprüden de geçmedim ama bizimki tasvir sadece. allah günah yazmaz inşallah. biraz din konuları ile ilahi bir hava katar mistik bir ortam oluşturursam belki unutur, unutmasa bile belki görmezden gelir gibisinden kafamda planlar yapıyorum.kafamda tilkiler bu şekilde kovalamaca oynarken bir anda karşıma dikilmesin mi !! resmen buz tuttum o an. heykel gibi kala kaldım. " insan insana kavuşmaz, ibrahim güneş kenshine kavuşur " dedikten sonra bir sarıldı ah ne özlemişim ortimi. buzlar eridi gitti. cebimden çıkarıp mektubu verdim. o gün bir şey demedi fakat bugün oldu halen dalga geçer benimle. bir koz olarak saklar mektubumu.

şimdi içeri nasıl düştü? içeride tanıştığı kankisi "yeşilevham" ile olan hikayesini başka zaman anlatacağım. şu an "güneş" hakkında yazmak için buradayım. kendisi inanılmaz biridir. onun iletilerini sırayla okumam. açarım herhangi bir sayfayı herhangi bir iletisini okurum. beğeni atmayı bile unutuyorum bazen çünkü öyle kaptırıyorum kendimi hikayelerine. emin abi ah emin abi.
mahşerin dört atlısı vardır sözlükte benim için. nedense bu dörtlü aklımda bir zincirin halkaları gibi sırasıyla gelirler.
"güneş"-"robnaja"-"yeşilevham"-"yedinci dem". bilirsiniz akımlar ve takipçileri vardır. işte bu dörtlü bir akımın önde gelen yazarları ancak hangi akım onu söyleyebilecek teknik bilgiye sahip değilim. onu da bilgili biri çıkıp söylesin.
beni ve tayfamı böyle dörtlü bir ekibe koysak sanırım bremen mızıkacıları olurduk. ama bu dörtlü yazar grubumuz kategori olarak gerçekten ayrı bir yerde tutulmalı.
iletilerini okurken minos labirentine giren theseus gibi hissediyorum kendimi.hem keyif alıyorum hem kaybolmamak için kendimi sağlama alıyorum.alt tab yapıp durmasam iletilerinin arasında kaybolupgidebilirgillerden biri olabilirdim.
şimdi farkettim acaba bu labirentin içinde bir minotaur ya da “here’s johnny” diyecek bir jack "nicholson" torrance çıkar mı? ara sıra okurken böyle kaybolup gidebiliyorum ama iyi manada.
yazılarını okurken bilmiyorum siz de duyuyor musunuz ama kelimeleri hafiften kulağınıza bir şeyler fısıldıyor gibi. aklıma "siren" denilen mitolojik varlıklar geldi. yoksa yoksa sözlüğün gizli sirenlerinden biri kendisi mi ? bu dörtlü akıma sirenler akımı mı desek diyeceğim fakat teknik bilgim sıfır benden de ancak böyle bir akım çıkardı.

kendisini şu şekilde tanıtmak isterim ki demek istediğimi anlayacaktır diye umut ediyorum. bu söyleyeceklerimin çok kullanıldığı o dönemi net hatırlıyordur diye düşünüyorum.
"o birrrr" sözlüğün en değerli yazarlarından biri
"o birrrrrrrr" delikanlı olarak çağrılan bir emin abi anlatıcısı
"o birrrrrrrrrrrrr kiii üççç güneşşşşş geliyoorrrrr.
ah be ne günlerdi.
yazdıklarını okurken cenazelerde yediğim bedava cantık-ayran tadını alıyorum.sınava girmişim de böyle arka arkaya hep bildiğim sorular çıkmış keyfi alıyorum. yazılarını bedava okuyabiliyorum diye kendimi şanslı hissediyorum. fransa 98 dünya kupası maçları havasında heyecan dolu bir hava var iletilerinde. ah o ronaldo sakatlanmayacaktı ki her şey çok güzel olabilirdi.

fransa 98 demişken kendisi ile az mahalle maçlarında defans oynamadık. defans yapacağız diye aşağı mahallenin çocuklarını az hırpalamadık. mahalle kavgalarına hele hiç girmiyorum. her birinden ayrı bir nickaltı yazısı çıkar. bu arada aşağı mahallenin mız mız çocuğu "robnaja" seni de unutmadık koca yürekli ağlak "gandalfsever" forvet. ne ağlardın o mahalle maçlarında güneş ayağına tekme attı diye. ahh ahh...
bu arada ilk iletilerinde " ilk senesinde yatay geçiş ile memlekete gideceğini söyleyip o ile yerleşen ünversite öğrencisi" havası sezdim ama bir şey demiyorum aramızda. dükkan bile açabiliriz istersen öğrenci çok buralarda.
toparlamak gerekirse karanlık ve kaos severlerin iletilerinin arasında adeta bir "güneş" gibi doğuyor iletileri. öyle bir ışık saçıyor ki yazdıkları ile eğer iletilerini görmemişseniz bir göz doktoruna görünmenizde fayda vardır diyebilirim. çok mu abartıyorum diyorum ama "teşbihte hata olmaz"
şimdi bu kadar foyamızı ortaya döktüm onu birine benzetmezsem olmaz. mortaks kardeşimin katkıları ve hakkındaki güzel yorumları ile onu "belle" olarak seçiyoruz.

belle gibi yaşamak istediği maceraları yaşayıp bunu bizimle paylaşan bir prensestir.

yazılarında kimi zaman gerçek kimi zaman harika bir kurgu ile kendinden bir "hikaye delikanlısı" gibi bahseder. içerik üretmek tam da onun işi ve hayal gücünün sınır tanımadığına mutlak bir suretle eminim. kısa olmasına rağmen bu kadar etkili hikayeler ancak bu kadar usta bir prensesin elinden çıkabilirdi.
gerçekten belle'nin dediği gibi "bazı insanlar hayal güçlerini kullanıyor".
canavarın içindeki iyi tarafı ortaya çıkaran belle gibi hikayeleri ile bizimde içimizdeki iyiliğe adeta bir "güneş" oluyor kendisi. özellikle iyi yanlarımıza ışık tutuyor. yazdıklarını okuduktan sonra oturup bir kaç dakika düşünüyorsunuz kendiniz ile ilgili. otonom bir şekilde karakter analizi yapıyor ve yaptırıyor yazıları.
lafı iyice uzatmadan buralardan uzaklaşayım ama çok uzakta değilim. her zaman olduğum yerdeyim. görüşmek üzere...
not: duydum ki robnaja ile ortak radyo programı yapmadan önce bir takım havadisler yaşanmış ama yaşananlardan haberiniz yok tabi. ahh ahh size video ile bu durumu izah ediyorum. " yaptım ama sor bir niye yaptım"...
robnaja ve güneş huzurlarınızda... 7:14 ten başlıyor aralarında geçenler. bu arada mavi ceket "naja" ya çok yakışıyor.
devamını gör...
yazarları zevke getiren aktiviteler
haritalara bakmak. yer yüzünde geziyormuşçasına harika bir zevke ulaştırıyor.
devamını gör...
kadın taklidi yapıp erkek yazardan nude istemek
bi erkek bi erkekten kadın taklidi yapıp niye nude ister onu ben hala çözemedim. elinde koz olsun da napacan herifin pipisi?
(bkz: nerden baksan tutarsızlık nerden baksan ahmakça)
he yollayanın suçu yok mu? dangalaklığın büyüğü kendisinde. ulan pp'de kadın resmi görüp nude atmak ne ya hsnjdas olm neyse sağlık olsun. ders olur.
son olarak bu olayı yapan arkadaş. hiç mi hayatın yok? bu kadar mı hayatsızsın hacı sen ya? yapma gözünü sevem.
(bkz: nerden baksan tutarsızlık nerden baksan ahmakça)
he yollayanın suçu yok mu? dangalaklığın büyüğü kendisinde. ulan pp'de kadın resmi görüp nude atmak ne ya hsnjdas olm neyse sağlık olsun. ders olur.
son olarak bu olayı yapan arkadaş. hiç mi hayatın yok? bu kadar mı hayatsızsın hacı sen ya? yapma gözünü sevem.
devamını gör...
büyük suriyeli mitingi
gidin çölde oynayın.
misafir olarak geldikleri ülkede kendi kararlarını verebileceklerini sanıyorlar.
edit: haber asparagasta olsa geçerliliği sabit.
her an miting yapacaklarmış gibi grup halinde gezmelerine, mekanın sahibi gibi takılmalarına bir gönderme.
misafir olarak geldikleri ülkede kendi kararlarını verebileceklerini sanıyorlar.
edit: haber asparagasta olsa geçerliliği sabit.
her an miting yapacaklarmış gibi grup halinde gezmelerine, mekanın sahibi gibi takılmalarına bir gönderme.
devamını gör...
