aşk gül bahçesi hikayesi
kasabanın birinde, güzelliği dillere destan bir kız yaşarmış. kendisiyle evlenmek isteyen uzak ülkelerden gelen nice prensi, asili, zengini, yakışıklı delikanlıyı reddetmiş. kimseleri kendine layık görmüyormuş. kıza aşk besleyen, aynı kasabada yaşayan genç bir delikanlı da bu kızı istemiş. ama kız onu da beğenmemiş. bizim delikanlı günün birinde kasabadan ayrılmış. başka birine aşık olup evlenmiş, çocukları olmuş, yeni bir hayat kurmuş.
uzun zaman sonra yolu yaşadığı güzel, şirin kasabaya düşmüş. aklına bir zamanlar aşık olduğu kız gelmiş, ona ne olduğunu merak etmiş. tanıdık bir yaşlı adam, güzel, büyük bir gül bahçesi olan evi göstererek kızın evlendiğini söylemiş. kimseleri beğenmeyen güzel kızın kiminle evlendiğini görmek istemiş. kocasını evden çıkarken görmüş. kızın kocası şişman, kel, çok çirkin ve kaba bir adammış. üstelik zengin de değilmiş. nasıl oldu da böyle biriyle evlendiğini merak eden adam, kızın kocası gittikten sonra evin kapısını çalmış. kız kapıyı açınca adamı tanımış. adam sormuş:
– sen ki hiç birimizi beğenmedin, nice kısmetlerini geri çevirdin, nasıl oldu da böyle biriyle evlendin demiş?
kız da ona:
sana cevabı vereceğim fakat önce gül bahçemdeki en güzel gülü koparıp getireceksin, yalnız tek şartım, bahçede ilerlerken geriye dönmeyeceksin.
adam peki demiş ve çok güzel güllerin olduğu bahçede ilerlemeye başlamış. önce çok güzel sarı bir gül görmüş. en güzel gül bu derken biraz ilerde daha güzel kocaman pembe bir gül daha görmüş. tamam budur işte diye düşünürken daha ilerde muhteşem güzellikte kırmızı bir gül goncası gözüne ilişmiş. bir türlü karar verememiş, en güzel çiçeği bulacağım derken bir de bakmış ki bahçenin sonuna gelmiş, geriye dönemeyeceği için bahçenin sonunda yaprakları solmuş cılız bir gülü mecburen koparıp kıza götürmüş.
kız gülü almış ve adama demiş ki:
– bak gördün mü? her zaman daha iyisini bulacağını düşünürken ömür geçer de sonunda en kötüsüne razı olmak zorunda kalırsın. bu yüzden gençlik bitmeden elindekinin değerini bilip, yetinebilmeyi öğrenmek gerekir.
buradan anlıyoruz ki bazen tamah etmek, yetinebilmek, fazla hırstan kendimizi arındırmak daha mutlu olmamıza katkıda bulunabilir, bizlere daha huzurlu bir yaşam sunabilir.
uzun zaman sonra yolu yaşadığı güzel, şirin kasabaya düşmüş. aklına bir zamanlar aşık olduğu kız gelmiş, ona ne olduğunu merak etmiş. tanıdık bir yaşlı adam, güzel, büyük bir gül bahçesi olan evi göstererek kızın evlendiğini söylemiş. kimseleri beğenmeyen güzel kızın kiminle evlendiğini görmek istemiş. kocasını evden çıkarken görmüş. kızın kocası şişman, kel, çok çirkin ve kaba bir adammış. üstelik zengin de değilmiş. nasıl oldu da böyle biriyle evlendiğini merak eden adam, kızın kocası gittikten sonra evin kapısını çalmış. kız kapıyı açınca adamı tanımış. adam sormuş:
– sen ki hiç birimizi beğenmedin, nice kısmetlerini geri çevirdin, nasıl oldu da böyle biriyle evlendin demiş?
kız da ona:
sana cevabı vereceğim fakat önce gül bahçemdeki en güzel gülü koparıp getireceksin, yalnız tek şartım, bahçede ilerlerken geriye dönmeyeceksin.
adam peki demiş ve çok güzel güllerin olduğu bahçede ilerlemeye başlamış. önce çok güzel sarı bir gül görmüş. en güzel gül bu derken biraz ilerde daha güzel kocaman pembe bir gül daha görmüş. tamam budur işte diye düşünürken daha ilerde muhteşem güzellikte kırmızı bir gül goncası gözüne ilişmiş. bir türlü karar verememiş, en güzel çiçeği bulacağım derken bir de bakmış ki bahçenin sonuna gelmiş, geriye dönemeyeceği için bahçenin sonunda yaprakları solmuş cılız bir gülü mecburen koparıp kıza götürmüş.
kız gülü almış ve adama demiş ki:
– bak gördün mü? her zaman daha iyisini bulacağını düşünürken ömür geçer de sonunda en kötüsüne razı olmak zorunda kalırsın. bu yüzden gençlik bitmeden elindekinin değerini bilip, yetinebilmeyi öğrenmek gerekir.
buradan anlıyoruz ki bazen tamah etmek, yetinebilmek, fazla hırstan kendimizi arındırmak daha mutlu olmamıza katkıda bulunabilir, bizlere daha huzurlu bir yaşam sunabilir.
devamını gör...
nötron yıldızı
oluşum aşamasındaki kütlesi 8-10 güneş kütlesinden 20 güneş kütlesine kadar olan yıldızların merkezî bölgelerindeki yakıtları bittiğinde çekrideklerinin çökmesi ve üst katmanlarının süpernova ile uzaya savrulmasından geriye kalan cisim. 20 güneş kütlesinden büyük yıldızlar ise "ölünce" kara deliklere dönüşürler. yani nötron yıldızları da, kara delikler de aslında sadece birer yıldız ölüsüdür.
pulsar, magnetar gibi farklı isimle anılan cisimler aslında birer nötron yıldızıdır.
kara delikleri doğrudan göremediğimiz için, evrende doğrudan gözlenebilen en yoğun cisimler nötron yıldızlarıdır. ne kadar yoğun? orta büyüklükte bir şehir kadarlık bir hacim içerisine 2 tane güneş kütlesi sığdırdığınızı düşünün. bu yıldızların iç kesimlerinden 1 çay kaşığı madde almayı başarabilseydiniz, bu madde dünyada milyarlarca ton ağırlığında olurdu.
***
buraya ek bilgi koyuyorum. uzun yazı okumak istemeyenler bir sonraki bölümden devam edebilir.
yıldızların içinde sistem basitçe şöyle işler: kütle çekim etkisi nedeniyle yıldızı oluşturan madde sürekli olarak yıldızın merkezine (yani çekirdeğine) doğru çekilir. bu madde hareketine konveksiyon deriz. çekirdekte basınç ve sıcaklık son derece yüksek olduğundan nükleer füzyon başlar. yıldızın öncelikli "yakıtı" hidrojendir. füzyon yoluyla çekirdekte bulunan hidrojen bittiğinde helyum, o da bittiğinde sırayla başka elementler...
yıldız hayatına ilk başladığında hidrojenden ürettiği enerjiyi, dış yüzeyinden uzaya yaymakta olduğundan hidrostatik denge ve termal denge içindedir. enerji üretimi için kullanılan ilk materyal olan hidrojeni tükenen yıldızın dengesi bozulur. denge bozulunca yıldız "debelenmeye" başlar, yani dengeyi tekrar bulmak için bir genişleyip bir daraldığı evrelere geçiş yapar. örneğin kırmızı dev böyle bir evredir. yıldız eğer çok küçük ya da orta kütleliyse, yakıt üretecek yeni elementi olan helyumu, karbon ve oksijene uzun süre boyunca dönüştüremez ve patlayarak bir beyaz cüceye dönüşür.
eğer yıldızın kütlesi ilk tanımda bahsi geçen aralıktaysa, yıldız sırayla her elementi (karbon, neon, oksijen, silikon ve demir) tükettiğinde benzer evrelerden geçer ve son element türünü de (yani demiri) bitirdiğinde, iç katmanları ile atmosferi arasında ortaya çıkan dengesiz durumlar ve şok dalgası hücumu nedeniyle yıldızın çekirdeği içeriye doğru çöker. zira artık üretilen enerjiden kaynaklı, dışarıya doğru olan bir basınç yoktur ve kütle çekimi galip gelmiştir. atmosfer katmanları ise büyük bir süratle patlayarak uzaya dağılır.
sonuçta ortada demir gibi ağır bir elementin sıkıştığı küçücük, yoğun ve ağır bir hacimdeki çekirdek kalmıştır.
atmosfer neden uzaya saçıldı? çünkü aslında o da çekirdekle birlikte içeriye doğru süratle (ışık hızının %25'i kadar bir süratle) çöküyordu. ancak iç kısımdaki son derece yoğun çekirdeğin üzerinden geriye "sekti" ve şok dalgaları da bu nedenle ortaya çıkarak yıldızın atmosferini dağıttı.
***
nötron yıldızı ismi nereden geliyor?
elimizde yıldızdan geriye kalan yoğun bir çekirdek var. bu çekirdekteki atomlar normal şartlarda belirli bir düzene sahipti. merkezlerinde proton ve nötronlar, dış katmanlarında da elektronlar vardı. fakat yıldızın çekirdeği kendi üzerine doğru çökerken, basınç aşırı derecede arttı. öyle arttı ki, demir atomlarının proton ve elektronlarını birbiriyle kaynaştırıp nötron oluşumunu sağlayacak bir seviyeye geldi. böylece atomda zaten var olan nötronlara, bu birleşmeler sonucu ortaya çıkan nötronlar da eklendi. şimdi elimizde yoğun olarak nötronlardan oluşmuş bir çekirdek var. yaklaşık 25 kilometrelik bir çapa sahip hacim içerisinde sıkışmış, milyarlarca dünya kütlesi kadar nötronla dolu...
güneş yüzeyinin sıcaklığı 6000 dereceye yakınken, nötron yıldızının sıcaklığı 1 milyon derece civarındadır. nötron yıldızları tıpkı gezegenler gibi atmosfer, kabuk ve çekirdek katmanlarından oluşur. kabuğun dış kısmı normal demir atomlarından oluşurken içeriye doğru inildikçe bu yapı değişir ve nükleer makarna dediğimiz yapıya dönüşür. bu yapının evrendeki en sert ve dayanıklı yapı olduğu tahmin edilmektedir. çekirdek kısmında ise gerçekten neler olup bittiğini tam olarak bilemiyoruz. burada bir kuark - gluon plazması olabilir.
lafı yeterince uzattım. daha çok şey yazılır çizilir bu konuda ama benden bu kadar olsun.
edit: 1-2 imla düzeltmesi
pulsar, magnetar gibi farklı isimle anılan cisimler aslında birer nötron yıldızıdır.
kara delikleri doğrudan göremediğimiz için, evrende doğrudan gözlenebilen en yoğun cisimler nötron yıldızlarıdır. ne kadar yoğun? orta büyüklükte bir şehir kadarlık bir hacim içerisine 2 tane güneş kütlesi sığdırdığınızı düşünün. bu yıldızların iç kesimlerinden 1 çay kaşığı madde almayı başarabilseydiniz, bu madde dünyada milyarlarca ton ağırlığında olurdu.
***
buraya ek bilgi koyuyorum. uzun yazı okumak istemeyenler bir sonraki bölümden devam edebilir.
yıldızların içinde sistem basitçe şöyle işler: kütle çekim etkisi nedeniyle yıldızı oluşturan madde sürekli olarak yıldızın merkezine (yani çekirdeğine) doğru çekilir. bu madde hareketine konveksiyon deriz. çekirdekte basınç ve sıcaklık son derece yüksek olduğundan nükleer füzyon başlar. yıldızın öncelikli "yakıtı" hidrojendir. füzyon yoluyla çekirdekte bulunan hidrojen bittiğinde helyum, o da bittiğinde sırayla başka elementler...
yıldız hayatına ilk başladığında hidrojenden ürettiği enerjiyi, dış yüzeyinden uzaya yaymakta olduğundan hidrostatik denge ve termal denge içindedir. enerji üretimi için kullanılan ilk materyal olan hidrojeni tükenen yıldızın dengesi bozulur. denge bozulunca yıldız "debelenmeye" başlar, yani dengeyi tekrar bulmak için bir genişleyip bir daraldığı evrelere geçiş yapar. örneğin kırmızı dev böyle bir evredir. yıldız eğer çok küçük ya da orta kütleliyse, yakıt üretecek yeni elementi olan helyumu, karbon ve oksijene uzun süre boyunca dönüştüremez ve patlayarak bir beyaz cüceye dönüşür.
eğer yıldızın kütlesi ilk tanımda bahsi geçen aralıktaysa, yıldız sırayla her elementi (karbon, neon, oksijen, silikon ve demir) tükettiğinde benzer evrelerden geçer ve son element türünü de (yani demiri) bitirdiğinde, iç katmanları ile atmosferi arasında ortaya çıkan dengesiz durumlar ve şok dalgası hücumu nedeniyle yıldızın çekirdeği içeriye doğru çöker. zira artık üretilen enerjiden kaynaklı, dışarıya doğru olan bir basınç yoktur ve kütle çekimi galip gelmiştir. atmosfer katmanları ise büyük bir süratle patlayarak uzaya dağılır.
sonuçta ortada demir gibi ağır bir elementin sıkıştığı küçücük, yoğun ve ağır bir hacimdeki çekirdek kalmıştır.
atmosfer neden uzaya saçıldı? çünkü aslında o da çekirdekle birlikte içeriye doğru süratle (ışık hızının %25'i kadar bir süratle) çöküyordu. ancak iç kısımdaki son derece yoğun çekirdeğin üzerinden geriye "sekti" ve şok dalgaları da bu nedenle ortaya çıkarak yıldızın atmosferini dağıttı.
***
nötron yıldızı ismi nereden geliyor?
elimizde yıldızdan geriye kalan yoğun bir çekirdek var. bu çekirdekteki atomlar normal şartlarda belirli bir düzene sahipti. merkezlerinde proton ve nötronlar, dış katmanlarında da elektronlar vardı. fakat yıldızın çekirdeği kendi üzerine doğru çökerken, basınç aşırı derecede arttı. öyle arttı ki, demir atomlarının proton ve elektronlarını birbiriyle kaynaştırıp nötron oluşumunu sağlayacak bir seviyeye geldi. böylece atomda zaten var olan nötronlara, bu birleşmeler sonucu ortaya çıkan nötronlar da eklendi. şimdi elimizde yoğun olarak nötronlardan oluşmuş bir çekirdek var. yaklaşık 25 kilometrelik bir çapa sahip hacim içerisinde sıkışmış, milyarlarca dünya kütlesi kadar nötronla dolu...
güneş yüzeyinin sıcaklığı 6000 dereceye yakınken, nötron yıldızının sıcaklığı 1 milyon derece civarındadır. nötron yıldızları tıpkı gezegenler gibi atmosfer, kabuk ve çekirdek katmanlarından oluşur. kabuğun dış kısmı normal demir atomlarından oluşurken içeriye doğru inildikçe bu yapı değişir ve nükleer makarna dediğimiz yapıya dönüşür. bu yapının evrendeki en sert ve dayanıklı yapı olduğu tahmin edilmektedir. çekirdek kısmında ise gerçekten neler olup bittiğini tam olarak bilemiyoruz. burada bir kuark - gluon plazması olabilir.
lafı yeterince uzattım. daha çok şey yazılır çizilir bu konuda ama benden bu kadar olsun.
edit: 1-2 imla düzeltmesi
devamını gör...
jim parsons
sheldon denildiğinde gözlerinizin yuvarlanmasını duyar gibiyim. napalım huylu huyundan vazgeçmez. ben onu böyle kabul ettim. her şey ama her şey için üşenmeden sözleşme hazırlaması hoşuma gidiyor. bilmişliğin en çok yakıştığı karakter ve jim parsons harika bi performans sergiliyor dizide. maviş gözlerine kurban be!
devamını gör...
charles bukowski
''hangi çiçek, diğerini “sarı açtı” diye ayıplar? hangi kuş “farklı ötünce” diğerine yasak koyar? derisinden, dilinden ötürü öldürülüyor insanlar. ah insanlar! her şeyi bulup kendini bulamayanlar.'' demiş.
sonrada, ''boşuna değildi insanların tanrılara sığınması. dayanılır gibi değildi yoksa.'' diyerek pekiştirmiş kişidir kendileri.
(bkz: taşı gediğine koymak)
sonrada, ''boşuna değildi insanların tanrılara sığınması. dayanılır gibi değildi yoksa.'' diyerek pekiştirmiş kişidir kendileri.
(bkz: taşı gediğine koymak)
devamını gör...
cumhuriyet fabrika ayarlarına dönsün yeni anayasada laiklik olmasın
ayasofya baş imamı prof. dr. mehmet boynukalın'ın yaptığı paylaşımda söylediği söz.
boynukalın,
1921 ve 24 anayasalarında devletin dini islam’dı ve laiklik yoktu. cumhuriyet fabrika ayarlarına dönsün”
ifadelerini kullandı.
buradan
bir taraftan ay'a gidiyoruz yaygarası yaptırıp, diğer taraftan bu çağdışı kafaları gündem yaratacak şekilde ortalığa sürmek, birbiriyle ne kadar uyumlu, doğrusu ben çözemedim.
boynukalın,
1921 ve 24 anayasalarında devletin dini islam’dı ve laiklik yoktu. cumhuriyet fabrika ayarlarına dönsün”
buradan
bir taraftan ay'a gidiyoruz yaygarası yaptırıp, diğer taraftan bu çağdışı kafaları gündem yaratacak şekilde ortalığa sürmek, birbiriyle ne kadar uyumlu, doğrusu ben çözemedim.
devamını gör...
ilkokul öğretmeniyle halen görüşmek
ilkokul öğretmenimin seneler sonra sosyal medyadan beni bulması ve istek göndermesi ile tekrardan kendisiyle görüşme fırsatım oldu. canım öğretmenim benim gibi bir çok öğrencisini unutmamış, sosyal medyadan arayıp bulmuş. ne kadar şanslıyız, bizler için bir onurdur. değerli bir hanımefendidir, saygımız sonsuzdur.
devamını gör...
pingu
güney kutbunda yaşayan penguen ailesini konu alan çizgi dizi. küçükken keyif alarak izlerdim ve pingu her kızağa bindiğinde çok özenirdim fakat yılardır görmüyorum tv'de. gerçi tv pek izlemiyorum bu yüzden de olabilir.
devamını gör...
şehinşah
sözlükte bikaç adam dışında hiçkimse mi anlamaz rapten
bide rapin doğasına aykırı denmiş,abi rapten anlamayanlar girmesin entry lütfen ya.
üstte şizofren arkadaş güzel demiş.düzgün eleştirin abi okadar belli oluyoki hiçbişey bilmediğiniz
rap bilmeyen dinlemesin,entry yazmasın da.
kısacık tanım:en iyi tekniğe sahip mclerden,yada piyasanın en iyisi de denilebilir.
en iyi vörsü
bide rapin doğasına aykırı denmiş,abi rapten anlamayanlar girmesin entry lütfen ya.
üstte şizofren arkadaş güzel demiş.düzgün eleştirin abi okadar belli oluyoki hiçbişey bilmediğiniz
rap bilmeyen dinlemesin,entry yazmasın da.
kısacık tanım:en iyi tekniğe sahip mclerden,yada piyasanın en iyisi de denilebilir.
en iyi vörsü
devamını gör...
yaprak sarma fan kılap
mahlası ile daima midemin kazınmasına neden olan yazar. bir şaka yaptım kendisine, olgunlukla karşıladı gönlümü fethetti.* sonrasında barıştık sarıldık tatlıya bağladık arkadaş olduk. uzun yıllar yazsın efendim ben midemin kazınmasına razıyım. *
devamını gör...
nazım hikmet ran
bir süre önce hakkında şu anekdotu okuduğum ekmek kadar temiz, su gibi aydın şairimizdir.
"cezaevi denetimine adalet bakanlığı'ndan bir müfettiş gelir. birkaç gün denetim yaptıktan sonra müdüre:
- nazım (hikmet) da buradaymış, çağır da görelim nasıl biridir, der. nazım'ı odaya getirirler. müdür koltuğuna iyice kurulan müfettiş nazım'ı tepeden tırnağa süzer ve:
- demek nazım hikmet sensin, der.
nazım'a oturması için yer göstermez. kısa bir konuşma sonrası "gidebilirsiniz," der. nazım tam kapıdan çıkarken durur ve müfettişe:
- ömer hayyam adını duydunuz mu?
der.
müfettiş hemen atılır:
- kim bilmez ki hayyam'ı?
nazım devam eder:
- hayyam zamanında iran hükümdarı kimdi?
diye sorar. müfettiş şaşırır. nazım konuşmasını sürdürür:
- görüyorsunuz, sanatçıyı hatırladınız ama hükümdarı anımsamadınız. yıllar sonra beni dünya anımsayacak ama dönemin adalet bakanını ve sizi kimse anımsamayacak.
der ve çıkar. *
ilgili post
"cezaevi denetimine adalet bakanlığı'ndan bir müfettiş gelir. birkaç gün denetim yaptıktan sonra müdüre:
- nazım (hikmet) da buradaymış, çağır da görelim nasıl biridir, der. nazım'ı odaya getirirler. müdür koltuğuna iyice kurulan müfettiş nazım'ı tepeden tırnağa süzer ve:
- demek nazım hikmet sensin, der.
nazım'a oturması için yer göstermez. kısa bir konuşma sonrası "gidebilirsiniz," der. nazım tam kapıdan çıkarken durur ve müfettişe:
- ömer hayyam adını duydunuz mu?
der.
müfettiş hemen atılır:
- kim bilmez ki hayyam'ı?
nazım devam eder:
- hayyam zamanında iran hükümdarı kimdi?
diye sorar. müfettiş şaşırır. nazım konuşmasını sürdürür:
- görüyorsunuz, sanatçıyı hatırladınız ama hükümdarı anımsamadınız. yıllar sonra beni dünya anımsayacak ama dönemin adalet bakanını ve sizi kimse anımsamayacak.
der ve çıkar. *
ilgili post
devamını gör...
mutluluk ile huzursuzluk arasında git gel yapan duygu durum
mutluluk zaten negatif duygulardan çok da bağımsız değil. öyle olsaydı bunu mutlak mutluluk olarak değerlendirirdik. ama mümkün olmadığı için gerçekleri konuşalım.
örneğin; huzursuzluğun bendeki tetikleyicisi kaygı oluyor genelde. devamlı içimden bir ses "sevin bakalım sevin, kızım var yaa yarın neler olacak!" benzeri şeyler söylüyor.
yani ortada kaygılanmam, negatif hissetmem için somut bir delil bile yokken apaçık mutlulukları kenara bırakabiliyorum.
şimdi çok da genel konuşmak istemiyorum. belki ben kafayı yemişimdir de o yüzden böyledir. siz doya doya sevinin lütfen.
örneğin; huzursuzluğun bendeki tetikleyicisi kaygı oluyor genelde. devamlı içimden bir ses "sevin bakalım sevin, kızım var yaa yarın neler olacak!" benzeri şeyler söylüyor.
yani ortada kaygılanmam, negatif hissetmem için somut bir delil bile yokken apaçık mutlulukları kenara bırakabiliyorum.
şimdi çok da genel konuşmak istemiyorum. belki ben kafayı yemişimdir de o yüzden böyledir. siz doya doya sevinin lütfen.
devamını gör...
türkiye'den suriyeliler değil türkler gitsin
sözlükte küfürün yasak olmasına üzüldüğüm ender başlıklardan biri. şimdi ben bu herifi nasıl anlatayım küfürsüz?
devamını gör...
müdür müdür müdür
müdürünün müdür olup olmadığını sorgulayan bir insan sorusu.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
(bkz: ciwan haco - welatperesti)
ayrıca
(link: open.spotify.com/track/4io3...
::spotify linki)
edit:
youtube linki
ayrıca
(link: open.spotify.com/track/4io3...
::spotify linki)
edit:
youtube linki
devamını gör...
yazarların en büyük keşkesi
keşke içimde tutmasaydım o kadar, salsaydım kendimi. kötü olsaydım, iğrenç olsaydım, gülünç duruma düşseydim ama içime atmasaydım. sessiz biri olmak çok zor.
devamını gör...
normal sözlük formatı ve kuralları için ne dediler
bir film, dizi, kitap ya da benzeri bir konu hakkında başlık açacaksanız özgün adını kullanmanız gerekiyor. özgün adını yazdıktan sonra parantez içinde diziyse dizi, kitapsa kitap, filmse film yazmanız gerekiyor
küçük prens değil, le petit prince (kitap)
küçük prens değil, le petit prince (kitap)
devamını gör...
görülen rüyaların aslında paralel evrenlerde yaşanan olaylar olması
o evrende çok karışık, arada geçerken sarı yağmurluklu çocuğuda görüyorum.
(bkz: dark)
(bkz: dark)
devamını gör...
kırk yılda bir televizyon izleyeyim deyip her defasında reklama denk gelmek
tam sevdiğin şarkıyı dinlerken ezan okunmasına benzer.
devamını gör...

