kitap kazanmak için kendini kasmayan yazar
o 800 tanımı kalitesiz entry girerek doldurmak istemediğim için kasmıyorum.
devamını gör...
hayko cepkin
çocukken alışılmadık tarzından dolayı korktuğum, büyüdükçe tanıdığım, tanıdıkça sevdiğim şarkıları kadar kalbi de güzel olan ermeni asıllı müzisyenimiz.
devamını gör...
3 kız bir araya geldiğinde konuşulan 3 önemli şey
boş muhabbet
gırgır
şamata
gırgır
şamata
devamını gör...
seri oylamanın sözlüğe zarar verdiği gerçeği
sinirlama getirilmesini desteklemiyorum ama seri begeni yerine, ben de okuyarak begenilmesinden mutlu oluyorum. kendim de okumadan begeni ve favori butonlarina hic basmiyorum.
devamını gör...
sevgi eksikliği
bana göre sevgi ailede tamamlanması gereken bir his.
çocukluktan itibaren ailede bu hissi karşılayamayınca karşısına çıkan herkeste bunun eksikliğini gidermek isteyip belki de hayatınca hiç muhattap olmayacağı insanlar ile muhattap olabiliyor kişiler.
o yüzden gerçekten ama gerçekten tüm ebeveynlerden ricam çocuklarınıza onları sevdiğinizi hissettirin.
özellikle de babalar kızlarına sevgilerini tamamı ile hissettirerek yaşatsınlar.
çocukluktan itibaren ailede bu hissi karşılayamayınca karşısına çıkan herkeste bunun eksikliğini gidermek isteyip belki de hayatınca hiç muhattap olmayacağı insanlar ile muhattap olabiliyor kişiler.
o yüzden gerçekten ama gerçekten tüm ebeveynlerden ricam çocuklarınıza onları sevdiğinizi hissettirin.
özellikle de babalar kızlarına sevgilerini tamamı ile hissettirerek yaşatsınlar.
devamını gör...
samsun’da sokak ortasında eşi tarafından şiddete uğrayan kadın
peygamberimiz veda hutbesinde, kadınlar size allah'ın emanetidir diyor. emanete nasıl sahip çıkıyoruz görün bakın. böyle insanlar kadın olmayan bir adaya sürgün edilmelidir. orada birbirlerini yesinler.
devamını gör...
madalyalı yazarlar özelliğinin gelmesi
(bkz: onlar konuşur iko belediyesi yapar)
güle oynaya toplayın efendim madalyalarınızı. biz de zevkle okuyalım madalyalı tanımlarınızı.
madalyalı yazarlar
güle oynaya toplayın efendim madalyalarınızı. biz de zevkle okuyalım madalyalı tanımlarınızı.
madalyalı yazarlar
devamını gör...
yazarların en büyük hayali
ege'nin incisi'nde yeni bir hayata başlamak.
devamını gör...
başka bir şehirde yeni bir hayata başlamak
kafanın içindekiler değişmedikçe yeni bir hayata başlanmıyor, yerler, kişiler değişse bile, senaryo yine aynı oluyor. bu sefer farklı bir yerde, farklı kişilerle aynı olayları yaşıyorsun, yani tarih, tekerrür ediyor ama zihindeki bakış açısı değişirse, aynı şehirde aynı kişilerle farklı bir senaryo yaşayabilmek mümkün oluyor.
devamını gör...
tüm yazarların profilinde kurucu yazması
kimse soğuk espri yapmamış bari ben yapayım.
hacı ben nohutçuyum*.*
havalar ısındı, üşümezsiniz sayın yazarlar.
hacı ben nohutçuyum*.*
havalar ısındı, üşümezsiniz sayın yazarlar.
devamını gör...
kiwa hirsuta
yeti crab adıyla da bilinen 2005 yılında antartika açıklarında keşfedilmiş bir yengeç türü. gözlerinin pigment içermediği ve kör olduğu düşünülüyor. her bir bacağı yaklaşık olarak 15 santimetre ve sarı tüylerle kaplı 10 adet bacağı bulunuyor. derin okyanuslarda, okyanusun derinliklerinde bulunan hidrotermal menfezlerde yaşıyorlar.
bu ilginç yengeçler sahip oldukları tüyleri beslenmek için kullanıyorlar. tüylü kıskaçlarında yaşayan iplik şeklindeki bakterilere tuzak kurup büyüyüp yayılmalarına izin veriyor, sonra da onları yalayarak hem tüylerini tarıyor, hem de oradaki bakterilerle besleniyorlar.
bu ilginç yengeçler sahip oldukları tüyleri beslenmek için kullanıyorlar. tüylü kıskaçlarında yaşayan iplik şeklindeki bakterilere tuzak kurup büyüyüp yayılmalarına izin veriyor, sonra da onları yalayarak hem tüylerini tarıyor, hem de oradaki bakterilerle besleniyorlar.
devamını gör...
wolfgang amadeus mozart
“tanrının sesi”
herhalde hayatı hakkında en çok yanlış bilgi verilmiş kişidir. peki ama nereden çıktı bu uydurma tarih? yoksulluk içinde yaşadığı, alkolik derecede içtigi, kimsesizler mezarlığına gömüldüğü vs.
tüm bu yanlış bilgilerin temelinde o ünlü tiyatro müzikali ve sonrasında yapılan film vardır. (bkz: amadeus)
wolfgang amadeus mozart’ın hayatını konu alan 1984 yapımı filmdir. bir film olarak bakıldığında çok iyidir.
ilk olarak tiyatro eseri olarak sahneye konulmuştur. bir mozart hayranı olan ingiltere kraliçesi, oyunun yazarı peter shaffer’e;
“bu mozart değil! sizin bunu yapmaya hakkınız yok” diyerek sağlam giydirmiştir.
ancak oyun o kadar beğenilmiştir ki, ülkemizde de defalarca sahnelenmiştir. nisan ayında oyun istanbul’da tekrar sahnelenecek. okan bayülgen’ in mozart’ı, selçuk yöntem’in antonio salieri’ yi canlandırgı oyunu izlemeyi çok isterim.
asıl kıyamet filmden sonra kopar.
nedeni ise film, tarihi hatalarla doludur ve bu bilerek yapılmıştır. oyunun yazarı, filminde senaryosunu yazmış peter shaffer’dir.
tarihi kesitler anlatan filmler genelde hatalarla doludur. çünkü sinema, kurgu işidir. aksi halde zaten film değil, belgesel olurlar. tarih, film ya da dizilerden öğrenilmez. okumak gerekir.
özellikle sanat tarihi uzmanları, filmin gerçeği yansıtmadığını, tarihi gerçeklerin saptırıldığını belirtmişlerdi.
müzikal ve film; mozart’ın ömrünün son 10 yılını geçirdiği viyana günlerini anlatır. (25 yaşına kadar doğdugu şehir salzburg’da yaşamıştır.)
müzikal ve film bu ya! bir kötü karakter gereklidir. bu rol ünlü besteci salieri’ye verilmiştir. film ve tiyatro oyunu boyunca mozart’a düşmanlık beslemiş ve türlü oyunlar yapmıştır. oysa gerçekte olan salieri, mozart’a destek olmuş, onu viyana’da aristokrasi ile tanıştırmış yakın dostudur.
mozart yaşadığı dönemde en çok kazanan müzisyendi. yoksulluk içinde yaşadığı doğru değildir. ancak ömrünün son zamanlarında maddi sıkıntılara girmişti.
nedeni ise, osmanlı’nın viyana kuşatmasıdır. aristokrasi viyana’dan ayırılır, savaş hazırlıkları yapılır. mozart uzunca bir dönem konser veremez, opera sahneleyemez. borçlu olarak ölür. ancak hiç bir zaman yokluk içinde yaşamamıştır. tam aksine, hizmetçiler, atlı arabalar, özel uşakları olan biriydi. ama filmde ve oyunda dram yaratmak için yoksul olarak verilmiş.
avusturyalılar, mozart için “ o tanrının sesiydi. inanılmaz bir dahi ama biraz da deliydi” derler. tanrının sesi benzetmesi, ölümünden sonra 19. yy. yapılmıştır. ama filmde, yaşarken bu söz kullanılır.
en çok hata ise ölümü ve cenazesi hakkındadır. o dönem avrupada veba salgını vardır. ancak mozartın bu nedenlemi öldügü bilinmemekte. son günlerinde rahatsızlanır ve hastaneye gider. ancak veba teşhisi değil, romatizmal sorun denir. son 2 hafta boyunca yüksek ateş, halsizlik yaşar. annesi, çok sevdigi kız kardeşi ve eşinin anılarında, vebadan tek kelime edilmemiştir. dolayısıyla ölüm sebebi net olarak bilinmemekte.
cenaze töreni viyana’nın en büyük katedrali “aziz stephan dom” da yapılır. mozart, viyanalılar tarafından tanınan ve sevilen birisidir. ancak o dönem kral ll. joseph tarafından, salgın için alınan önlemler vardır. aristokratlar şehir mezarlığında kendilerine ait mezara, avamlar ise toplu mezara gömülürlerdi. mozart, orta halli bir müzisyen ailenin çocuğudur ve avamdır. o dönem cenaze törenleri sonrası, cenazeler viyana surlarına kadar getirilir ve burada mezarcılara verilirdi. aile define katılamazdı. burada açılan toplu mezarlara gömülme işlemi yapılırdı. kısa bir süre sona mozart’ın gerçek değeri anlaşılmıştır. o bir dahidir. eşi constanze, mezarı bulmak için uğraşmışsada nafile. çünkü, mozart’ında içinde oldugu toplu mezara mozart’ın ölmünden sonrada binlerce kişi gömülmüştür.
buraya filmde ve oyunda ki yanlışlıkları tek tek yazmayacağım. çünkü ben filmi beğenmiştim. izleyin derim. ama asıl tiyatro oyununu görmek gerekir.
sözlerimizi mozart’ ın ünlü eseri "rondo alla turca" ile bitirelim. türk marşı diye bilinen eser aslında yanlış çeviri kurbanıdır.
rondo, dans demektir. alla turca ise türk usulü. sonatın gerçek anlamı “ türk usulü dans”dır. ancak bu şahane sonata avrupada “türkish march” denir. ve bu şekilde türkçeye çevrilir.
avusturyalılar tarafından dünyada mozart eserlerini en iyi yorumlayan müzisyenlerden biri ise fazıl say olarak gösterilir.
amadeusagider
herhalde hayatı hakkında en çok yanlış bilgi verilmiş kişidir. peki ama nereden çıktı bu uydurma tarih? yoksulluk içinde yaşadığı, alkolik derecede içtigi, kimsesizler mezarlığına gömüldüğü vs.
tüm bu yanlış bilgilerin temelinde o ünlü tiyatro müzikali ve sonrasında yapılan film vardır. (bkz: amadeus)
wolfgang amadeus mozart’ın hayatını konu alan 1984 yapımı filmdir. bir film olarak bakıldığında çok iyidir.
ilk olarak tiyatro eseri olarak sahneye konulmuştur. bir mozart hayranı olan ingiltere kraliçesi, oyunun yazarı peter shaffer’e;
“bu mozart değil! sizin bunu yapmaya hakkınız yok” diyerek sağlam giydirmiştir.
ancak oyun o kadar beğenilmiştir ki, ülkemizde de defalarca sahnelenmiştir. nisan ayında oyun istanbul’da tekrar sahnelenecek. okan bayülgen’ in mozart’ı, selçuk yöntem’in antonio salieri’ yi canlandırgı oyunu izlemeyi çok isterim.
asıl kıyamet filmden sonra kopar.
nedeni ise film, tarihi hatalarla doludur ve bu bilerek yapılmıştır. oyunun yazarı, filminde senaryosunu yazmış peter shaffer’dir.
tarihi kesitler anlatan filmler genelde hatalarla doludur. çünkü sinema, kurgu işidir. aksi halde zaten film değil, belgesel olurlar. tarih, film ya da dizilerden öğrenilmez. okumak gerekir.
özellikle sanat tarihi uzmanları, filmin gerçeği yansıtmadığını, tarihi gerçeklerin saptırıldığını belirtmişlerdi.
müzikal ve film; mozart’ın ömrünün son 10 yılını geçirdiği viyana günlerini anlatır. (25 yaşına kadar doğdugu şehir salzburg’da yaşamıştır.)
müzikal ve film bu ya! bir kötü karakter gereklidir. bu rol ünlü besteci salieri’ye verilmiştir. film ve tiyatro oyunu boyunca mozart’a düşmanlık beslemiş ve türlü oyunlar yapmıştır. oysa gerçekte olan salieri, mozart’a destek olmuş, onu viyana’da aristokrasi ile tanıştırmış yakın dostudur.
mozart yaşadığı dönemde en çok kazanan müzisyendi. yoksulluk içinde yaşadığı doğru değildir. ancak ömrünün son zamanlarında maddi sıkıntılara girmişti.
nedeni ise, osmanlı’nın viyana kuşatmasıdır. aristokrasi viyana’dan ayırılır, savaş hazırlıkları yapılır. mozart uzunca bir dönem konser veremez, opera sahneleyemez. borçlu olarak ölür. ancak hiç bir zaman yokluk içinde yaşamamıştır. tam aksine, hizmetçiler, atlı arabalar, özel uşakları olan biriydi. ama filmde ve oyunda dram yaratmak için yoksul olarak verilmiş.
avusturyalılar, mozart için “ o tanrının sesiydi. inanılmaz bir dahi ama biraz da deliydi” derler. tanrının sesi benzetmesi, ölümünden sonra 19. yy. yapılmıştır. ama filmde, yaşarken bu söz kullanılır.
en çok hata ise ölümü ve cenazesi hakkındadır. o dönem avrupada veba salgını vardır. ancak mozartın bu nedenlemi öldügü bilinmemekte. son günlerinde rahatsızlanır ve hastaneye gider. ancak veba teşhisi değil, romatizmal sorun denir. son 2 hafta boyunca yüksek ateş, halsizlik yaşar. annesi, çok sevdigi kız kardeşi ve eşinin anılarında, vebadan tek kelime edilmemiştir. dolayısıyla ölüm sebebi net olarak bilinmemekte.
cenaze töreni viyana’nın en büyük katedrali “aziz stephan dom” da yapılır. mozart, viyanalılar tarafından tanınan ve sevilen birisidir. ancak o dönem kral ll. joseph tarafından, salgın için alınan önlemler vardır. aristokratlar şehir mezarlığında kendilerine ait mezara, avamlar ise toplu mezara gömülürlerdi. mozart, orta halli bir müzisyen ailenin çocuğudur ve avamdır. o dönem cenaze törenleri sonrası, cenazeler viyana surlarına kadar getirilir ve burada mezarcılara verilirdi. aile define katılamazdı. burada açılan toplu mezarlara gömülme işlemi yapılırdı. kısa bir süre sona mozart’ın gerçek değeri anlaşılmıştır. o bir dahidir. eşi constanze, mezarı bulmak için uğraşmışsada nafile. çünkü, mozart’ında içinde oldugu toplu mezara mozart’ın ölmünden sonrada binlerce kişi gömülmüştür.
buraya filmde ve oyunda ki yanlışlıkları tek tek yazmayacağım. çünkü ben filmi beğenmiştim. izleyin derim. ama asıl tiyatro oyununu görmek gerekir.
sözlerimizi mozart’ ın ünlü eseri "rondo alla turca" ile bitirelim. türk marşı diye bilinen eser aslında yanlış çeviri kurbanıdır.
rondo, dans demektir. alla turca ise türk usulü. sonatın gerçek anlamı “ türk usulü dans”dır. ancak bu şahane sonata avrupada “türkish march” denir. ve bu şekilde türkçeye çevrilir.
avusturyalılar tarafından dünyada mozart eserlerini en iyi yorumlayan müzisyenlerden biri ise fazıl say olarak gösterilir.
amadeusagider
devamını gör...
huneyn gazvesi
m.s. 630 yılında yaşanmış olan savaş. savaşta islam ordusuna hz. muhammed ve hz. halid bin velid komuta etmiştir. tabiiki böylesine muhteşem komutanların bulunduğu bir savaş yenilgiyle sonuçlanmaz. savaşı islam ordusu kazandı. fakat savaş, islam'ın en heyecan verici ve en nâzik savaşlarından biri kabul edilir.
bunun sebebini, kısaca bir rivayet özetliyor. tabiin (peygamber'i değil fakat sahabeleri görmüş kimseye verilen ad) hadisçilerinden, ebu ishak sebii'nin (v. 745), sahabe olan hz. bera bin azib'den duyduğuna göre; bir adam, hz. bera bin azib'e sormuş ki, "huneyn savaşı'nda, gerçekten resulullah'ı bırakıp kaçtınız mı?" hz. bera bin azib de demiş ki, "evet. ama o, yerinden kımıldamadı." ve sözlerine şöyle devam etti, "o gün onu, hâris amcasının oğlu ebu süfyan'ın gemini tuttuğu beyaz katırın üzerinde gördüm. bu sırada resulullah, "ben peygamberim, yalan yok." diye sesleniyordu."
ayrıca bunun dışında bazı râviler (öğrendiği hadis'i rivayet eden kimseye verilen ad), resulullah'ın, "ben peygamberim, yalan yok." cümlesinin ardından, "ben abdülmutallib'in oğluyum." dediğini de rivayet eder. müslümanların savaşta kaçmasının sebebi de şöyle anlatılır, savaşta, düşman tarafında yer alan okçular, işlerinde çok iyilerdi. fakat müslümanlar üzerlerine saldırınca, onlar dağıldılar. daha sonra, müslümanlar ganimete yöneldiler. pusuda bekleyen okçular da hemen ok fırlatmaya başladılar. bu sefer de müslümanlar kaçmaya başladılar. resulullah'ın yanında sadece 9 veya 10 kişi kaldı. savaşta, hz. muhammed ile kalan kişilerin şunlar olduğu söylenir: hz. abbas, hz. ebu sufyan bin haris, hz. ebu bekir, hz. ömer, hz. ali, hz. üsâme bin zeyd, hz. abdullah bin mesud, ca'fer (hangi ca'fer'dir bir bilgim yok), hz. kusem bin abbas, hz. fadl bin abbas, hz. eymen bin ümmü eymen.
müslümanların kaçması üzerine, resulullah kaçmakta olan müslümanları geri çağırmak için, "ben peygamberim, yalan yok. ben abdülmutallib'in oğluyum." diye buyururken, diğer bir yandan da, "düldül" isimli katırını düşmanların üzerine sürüyordu. hatırlatayım ki, bu olay yaşandığında, hz. muhammed'in 571 doğumlu olduğunu varsayarsak, hz. muhammed, 61'li yaşlarındaydı.
bu olayla ilgili şöyle bir söylenti de var, hz. muhammed'in katırından inip, yerden toprak alıp, düşmanların gözüne fırlattığını ve ardından da "bu yüzler kahrolsun!" diye buyurduğu da söyleniyor. ardından da toprak kimin gözüne geldiyse, onlar kaçmışlar diye anlatılıyor yani. olayı araştırdığımızda, hz. muhammed, katırını düşmanların üzerine sürmeye başlayınca, hz. abbas da onu durdurmaya çalışıyor. bunun sebebi şu olsa gerek: düşman ordusunda 40.000 kişinin olduğu söyleniyor, fakat hz. muhammed'in yanında sadece 9 kişi kalmıştı. yani 9 kişi ile 40.000 kişiye saldırınca, başarısız olma oranı da yüksek olsa gerek. ve, hz. abbas ile birlikte, hz. ebu sufyan bin haris'in de hz. muhammed'i durdurmaya çalıştığı söylenir. ve bunun için, katırdan tuttukları anlatılır. yani katırı durdurmaya çalışdıkları anlatılır.
hz. abbas, hz. muhammed'in emri ile şöyle seslenir: "ey akabe'de biat eden ensar, ey şecere-i rıdvân altında söz veren ashab!" ki zaten hz. abbas'ın gür sesli olduğu söylenir. ki sahabiler de bunu duyarak, "lebbeyk" diyerek geldiler. lebbeyk, "buyrun efendim, emredin, sana geldim" gibi anlamlara gelen bir seslenme sözüdür. sahabiler, resulullah'ın yanına koşunca, savaş yeniden kızıştı. sonunda da, islam ordusu, düşmanları yendi.
"allah birçok yerde, bu arada huneyn savaşı'nda gerçekten size yardım etmiştir. o gün sayıca çokluğunuza güvenmiştiniz, fakat bunun size hiçbir yararı olmamıştı; o yer geniş olmasına rağmen size dar gelmiş, nihayet geriye çekilmeye başlamıştınız. bunun üzerine allah, peygamberinin ve müminlerin üzerine kendi katından bir güven duygusu indirdi, bir de göremediğiniz askerler gönderdi ve böylece inkâr edenlerin cezasını verdi. işte bu, inkârcıların hakettiği karşılıktır. artık bunun ardından allah dilediğinin de tövbesini kabul eder. çünkü allah bağışlayıcıdır, esirgeyicidir." (tevbe/25-27)

(yukarıdaki resimde, huneyn savaşı'nın gerçekleştiği huneyn bölgesi (ya da huneyn vadisi) görülüyor.)
bunun sebebini, kısaca bir rivayet özetliyor. tabiin (peygamber'i değil fakat sahabeleri görmüş kimseye verilen ad) hadisçilerinden, ebu ishak sebii'nin (v. 745), sahabe olan hz. bera bin azib'den duyduğuna göre; bir adam, hz. bera bin azib'e sormuş ki, "huneyn savaşı'nda, gerçekten resulullah'ı bırakıp kaçtınız mı?" hz. bera bin azib de demiş ki, "evet. ama o, yerinden kımıldamadı." ve sözlerine şöyle devam etti, "o gün onu, hâris amcasının oğlu ebu süfyan'ın gemini tuttuğu beyaz katırın üzerinde gördüm. bu sırada resulullah, "ben peygamberim, yalan yok." diye sesleniyordu."
ayrıca bunun dışında bazı râviler (öğrendiği hadis'i rivayet eden kimseye verilen ad), resulullah'ın, "ben peygamberim, yalan yok." cümlesinin ardından, "ben abdülmutallib'in oğluyum." dediğini de rivayet eder. müslümanların savaşta kaçmasının sebebi de şöyle anlatılır, savaşta, düşman tarafında yer alan okçular, işlerinde çok iyilerdi. fakat müslümanlar üzerlerine saldırınca, onlar dağıldılar. daha sonra, müslümanlar ganimete yöneldiler. pusuda bekleyen okçular da hemen ok fırlatmaya başladılar. bu sefer de müslümanlar kaçmaya başladılar. resulullah'ın yanında sadece 9 veya 10 kişi kaldı. savaşta, hz. muhammed ile kalan kişilerin şunlar olduğu söylenir: hz. abbas, hz. ebu sufyan bin haris, hz. ebu bekir, hz. ömer, hz. ali, hz. üsâme bin zeyd, hz. abdullah bin mesud, ca'fer (hangi ca'fer'dir bir bilgim yok), hz. kusem bin abbas, hz. fadl bin abbas, hz. eymen bin ümmü eymen.
müslümanların kaçması üzerine, resulullah kaçmakta olan müslümanları geri çağırmak için, "ben peygamberim, yalan yok. ben abdülmutallib'in oğluyum." diye buyururken, diğer bir yandan da, "düldül" isimli katırını düşmanların üzerine sürüyordu. hatırlatayım ki, bu olay yaşandığında, hz. muhammed'in 571 doğumlu olduğunu varsayarsak, hz. muhammed, 61'li yaşlarındaydı.
bu olayla ilgili şöyle bir söylenti de var, hz. muhammed'in katırından inip, yerden toprak alıp, düşmanların gözüne fırlattığını ve ardından da "bu yüzler kahrolsun!" diye buyurduğu da söyleniyor. ardından da toprak kimin gözüne geldiyse, onlar kaçmışlar diye anlatılıyor yani. olayı araştırdığımızda, hz. muhammed, katırını düşmanların üzerine sürmeye başlayınca, hz. abbas da onu durdurmaya çalışıyor. bunun sebebi şu olsa gerek: düşman ordusunda 40.000 kişinin olduğu söyleniyor, fakat hz. muhammed'in yanında sadece 9 kişi kalmıştı. yani 9 kişi ile 40.000 kişiye saldırınca, başarısız olma oranı da yüksek olsa gerek. ve, hz. abbas ile birlikte, hz. ebu sufyan bin haris'in de hz. muhammed'i durdurmaya çalıştığı söylenir. ve bunun için, katırdan tuttukları anlatılır. yani katırı durdurmaya çalışdıkları anlatılır.
hz. abbas, hz. muhammed'in emri ile şöyle seslenir: "ey akabe'de biat eden ensar, ey şecere-i rıdvân altında söz veren ashab!" ki zaten hz. abbas'ın gür sesli olduğu söylenir. ki sahabiler de bunu duyarak, "lebbeyk" diyerek geldiler. lebbeyk, "buyrun efendim, emredin, sana geldim" gibi anlamlara gelen bir seslenme sözüdür. sahabiler, resulullah'ın yanına koşunca, savaş yeniden kızıştı. sonunda da, islam ordusu, düşmanları yendi.
"allah birçok yerde, bu arada huneyn savaşı'nda gerçekten size yardım etmiştir. o gün sayıca çokluğunuza güvenmiştiniz, fakat bunun size hiçbir yararı olmamıştı; o yer geniş olmasına rağmen size dar gelmiş, nihayet geriye çekilmeye başlamıştınız. bunun üzerine allah, peygamberinin ve müminlerin üzerine kendi katından bir güven duygusu indirdi, bir de göremediğiniz askerler gönderdi ve böylece inkâr edenlerin cezasını verdi. işte bu, inkârcıların hakettiği karşılıktır. artık bunun ardından allah dilediğinin de tövbesini kabul eder. çünkü allah bağışlayıcıdır, esirgeyicidir." (tevbe/25-27)

(yukarıdaki resimde, huneyn savaşı'nın gerçekleştiği huneyn bölgesi (ya da huneyn vadisi) görülüyor.)
devamını gör...
1.50’lere yapılan yersiz şakalar
bir buçuk zurna dürüm :)
devamını gör...
doğarken kaç kiloydun sorunsalı
anket olayında bu kadar ileri gidilebileceğini ďüşünmemiştim.
sözlük yazarlarının don rengi aşaması piktir demiştim ama belliki donun arka tarafına da geçiş yapacaksınız.
bir sonraki başlıkta çıkış yerinin çapını sormanızı bekliyorum ki tüm bunlar gerçekten ne işinize yarayacak diye merakla bekliyorum.
sözlük yazarlarının don rengi aşaması piktir demiştim ama belliki donun arka tarafına da geçiş yapacaksınız.
bir sonraki başlıkta çıkış yerinin çapını sormanızı bekliyorum ki tüm bunlar gerçekten ne işinize yarayacak diye merakla bekliyorum.
devamını gör...
ekşi sözlük yazarlarının normal sözlük’e sallaması
zamanında küçük bir yerleşim yeriyken, şimdi kapitalizmin bekçiliğini yapan koca bir metropole dönüşmüş olan ekşi sözlüğün, kendinden olmayanı yıpratma ve yıldırma süreci. çok uzun sürmeyecektir.
devamını gör...
one way ticket
bir adet gri pasaport ile alınması daha mantıklı olacak olan bilettir.
one way ticket to the grays....
one way ticket to the grays....
devamını gör...
