hap özefajiti
ilacın uzun süre özofagusta kalarak mukoza ile temas etmesi sonucu hasarlaması ile karakterize durumdur.
en çok yol açan ilaç doksisiklin'dir.
genellikle özofagusun en dar kısmı olan orta kısmında görülür.
semptom olarak odinofaji ve göğüs ağrısı görülür.
tanı amaçlı endoskopi yapmak gerekir.
en çok yol açan ilaç doksisiklin'dir.
genellikle özofagusun en dar kısmı olan orta kısmında görülür.
semptom olarak odinofaji ve göğüs ağrısı görülür.
tanı amaçlı endoskopi yapmak gerekir.
devamını gör...
bisiklet sürmek
terapidir, aşktır.
devamını gör...
izmir bir prensestir
victor hugo'nun izmir hakkında yazdığı şiirin adı.
izmir bir prensestir
"izmir bir prensestir çok güzel küçük şapkasıyla.
mutlu ilkbaharlar durmaksızın onun çağrısına yanıt verir.
nasıl vazo içindeki çiçekler gülümseyen günbatımı gibiyse,
o da denizler arasından ışıldar.
hatta arşipel' in yaratılışından çok daha tutkulu...."
vıctor hugo (la captıve)
izmir bir prensestir
"izmir bir prensestir çok güzel küçük şapkasıyla.
mutlu ilkbaharlar durmaksızın onun çağrısına yanıt verir.
nasıl vazo içindeki çiçekler gülümseyen günbatımı gibiyse,
o da denizler arasından ışıldar.
hatta arşipel' in yaratılışından çok daha tutkulu...."
vıctor hugo (la captıve)
devamını gör...
yazarların takipçilerine söylemek istedikleri
sizi toplayıp miting yapsam kaçınız oy verirsiniz? 53 kişisiniz biriniz verir herhalde.
devamını gör...
basının yapması gereken görevi halkın üstlenmesi
şimdi gazetecilik ölmüş, medya hükümet adamlarının kontrolü altında diye sızlanılıyor. bir taraftan da memlekette 80 milyona yakın cep telefonu var. bunun en az 60 milyon kadarı kullanıcısından daha akıllı olduğu için hiçbir şeyin gizli saklılığı kalmadı. telefonu ile görüntü çeken herkes kameraman, fotoğraf çeken herkes foto muhabiri, mesaj atabilenler olmuş gazeteci ya da köşe yazarı.
devamını gör...
sözlükte sürekli olay olması
şu sıralar sakinleşmiştir ancak bu yeni olaylar olmayacağı anlamına gelmemektedir.
devamını gör...
tutunamayanlar
oğuz atay'ın bir çok okuyucu tarafından okunamayan, okunmaya başlanıp yarım bırakılan, okunduktan sonra bu neydi şimdi lan! dedirten muazzam romanıdır.
sıkı bir roman okuyucusu değilseniz ve sadece popüler olduğundan, sosyal medyada çok fazla yolunuz kesiştiğinden çıkıp derseniz ki "şu kitabı bir okuyayım, ne anlatıyor acaba. nesi bu kadar ünlü, nesi bu kadar güzel" diye, tavsiyemdir, kapağını bile açmayın, okuyamazsınız, bitiremezsiniz. bitirseniz bile hırsla, hınçla, sürüne sürüne sonunu getirirsiniz ama hem zamanınıza yazık olur, hem de kitaba saygısızlık olur.
öncelikle iyi bir okuma alışkanlığınız olması gerekmektedir. sadece romanın hihayesini için okumamalısınız. hikayesi için okunabilecek bir roman değildir. gidin zülfü zilaveli okuyun, sonra da sosyal medyada " abi çok iyiydi be!" diye tivit atan sürüye dahil olun.( zülfü livaneli de okuyun elbette ama, abartmayalım lütfen yazarı. ben de okudum, hikayelerini de beğendim ama kitaplığımda gözüm çarptığında herhangi bir duydu belirtisi yaşamıyorum.)
öncelikle gidin post-modernizm'in ne olduğunu araştırın. yazarların bu akımla ne yapmak istediğini, neden böyle bir yol denediğini anlayın. (şunu da belirtmeliyim; tutunamayanlar, türk edebiyatının ilk post-modern romanı olarak da geçmektedir.)
bilinç akışı nedir, yazın googleye, üstünde yazılmış onlarca makaleden bir kaçına göz atın ki bilinç akışı bölümlerinde nasıl bir yol izlemeniz gerektiğine dair bir altyapınız olsun. yazar neden konudan konuya neredeyse hiç bağlantı olmadan atlıyor, neden upuzun cümlelere, paragraflara hatta sayfalar doluyu bölümlere hiçbir noktalama işareti kullanmıyor. amacını öğrenin.
post-modersnizt romanlar, modernizm'e çok fazla benzese de çok daha derin ve zor anlaşılmaktadır. neredeyse her unsur modernizmle aynı ama işin içine soyutluk ve büyük bir zamansal sapmalar girmektedir. zamanı sizin anladığınız gibi düz bir çizgide düşünmemelisiniz. moderniz'de de zamansal flash-back'ler olsa da post-moderniz'de üç farklı zamanı tek bir cümlede de görebiliriz. bazen hangi sözün hangi zamana, hangi karaktere ait olduğunu, nerede söylendiğini anlamamız da güç oluyor.
en önemlisi; kitabı bitirmek için okumayın. ortalama olarak şu kadar sayfayı şu kadar zamanda okurum, şu kitabi şu kadar günden bitiririm diye kendinize dayatma yapmayın. açın, kitabın içine dala dala, adım adım okuyun. anlamadığınız bir yerden geçmişseniz geriye gidin, baştan okuyun ve romana çok da uzun olmayan aralıklarla mola vermekten de çekinmeyin.
sadece hikayesi için, bitirmek için okumayın lütfen. oğuz atay'ın size aktarmaya çalıştığı duygunun tadına bakın, o zaman anlayacaksınız ne kadar büyük bir roman olduğunu. selamlar.
sıkı bir roman okuyucusu değilseniz ve sadece popüler olduğundan, sosyal medyada çok fazla yolunuz kesiştiğinden çıkıp derseniz ki "şu kitabı bir okuyayım, ne anlatıyor acaba. nesi bu kadar ünlü, nesi bu kadar güzel" diye, tavsiyemdir, kapağını bile açmayın, okuyamazsınız, bitiremezsiniz. bitirseniz bile hırsla, hınçla, sürüne sürüne sonunu getirirsiniz ama hem zamanınıza yazık olur, hem de kitaba saygısızlık olur.
öncelikle iyi bir okuma alışkanlığınız olması gerekmektedir. sadece romanın hihayesini için okumamalısınız. hikayesi için okunabilecek bir roman değildir. gidin zülfü zilaveli okuyun, sonra da sosyal medyada " abi çok iyiydi be!" diye tivit atan sürüye dahil olun.( zülfü livaneli de okuyun elbette ama, abartmayalım lütfen yazarı. ben de okudum, hikayelerini de beğendim ama kitaplığımda gözüm çarptığında herhangi bir duydu belirtisi yaşamıyorum.)
öncelikle gidin post-modernizm'in ne olduğunu araştırın. yazarların bu akımla ne yapmak istediğini, neden böyle bir yol denediğini anlayın. (şunu da belirtmeliyim; tutunamayanlar, türk edebiyatının ilk post-modern romanı olarak da geçmektedir.)
bilinç akışı nedir, yazın googleye, üstünde yazılmış onlarca makaleden bir kaçına göz atın ki bilinç akışı bölümlerinde nasıl bir yol izlemeniz gerektiğine dair bir altyapınız olsun. yazar neden konudan konuya neredeyse hiç bağlantı olmadan atlıyor, neden upuzun cümlelere, paragraflara hatta sayfalar doluyu bölümlere hiçbir noktalama işareti kullanmıyor. amacını öğrenin.
post-modersnizt romanlar, modernizm'e çok fazla benzese de çok daha derin ve zor anlaşılmaktadır. neredeyse her unsur modernizmle aynı ama işin içine soyutluk ve büyük bir zamansal sapmalar girmektedir. zamanı sizin anladığınız gibi düz bir çizgide düşünmemelisiniz. moderniz'de de zamansal flash-back'ler olsa da post-moderniz'de üç farklı zamanı tek bir cümlede de görebiliriz. bazen hangi sözün hangi zamana, hangi karaktere ait olduğunu, nerede söylendiğini anlamamız da güç oluyor.
en önemlisi; kitabı bitirmek için okumayın. ortalama olarak şu kadar sayfayı şu kadar zamanda okurum, şu kitabi şu kadar günden bitiririm diye kendinize dayatma yapmayın. açın, kitabın içine dala dala, adım adım okuyun. anlamadığınız bir yerden geçmişseniz geriye gidin, baştan okuyun ve romana çok da uzun olmayan aralıklarla mola vermekten de çekinmeyin.
sadece hikayesi için, bitirmek için okumayın lütfen. oğuz atay'ın size aktarmaya çalıştığı duygunun tadına bakın, o zaman anlayacaksınız ne kadar büyük bir roman olduğunu. selamlar.
devamını gör...
aaron
açılımı artificial animals riding on neverland olan, simon buret ve olivier coursier'den oluşan bir fransız pop rock müzikal ikilisidir. kendi adlarıyla 2007 yılında çıkardıkları ilk albümleri ile avrupada kısa sürede viral hale gelmişlerdir.
devamını gör...
teselli kılığına girmiş boş laflar
allah büyüktür.
devamını gör...
sınav kağıdına devamı arkada yazan öğrenci
bildikleri sayfaya sığmayan akıl küpü öğrencidir. bir de sayfa yetmeyince ekstra kağıt isteyen modeli vardır ki mübarek adeta bir meydan larousse, adeta bir ana brittanica gibi öğrencidir.
ben mi? ben ilk sayfayı hayal gücümle bir şekilde doldurup, arka sayfaya da kocaman bir gülen surat çizer, önce allah'a, sonra öğretmenimin insafına sığınırdım.
öğretmenim de genelde tek haneli notumu yuvarlak içine alıp yanına da notunun devamı arkada yazardı.
ben mi? ben ilk sayfayı hayal gücümle bir şekilde doldurup, arka sayfaya da kocaman bir gülen surat çizer, önce allah'a, sonra öğretmenimin insafına sığınırdım.
öğretmenim de genelde tek haneli notumu yuvarlak içine alıp yanına da notunun devamı arkada yazardı.
devamını gör...
normal sözlük'te doğru düzgün tespit yapan yazar olmaması
bu başlığa yazmayı düşünmüyordum çünkü bu başlık "hayır bak ben de güzel yazıyorum, yoo yanılıyorsun bak güzel yazan başka yazarlar da var" şeklinde bir savunma yapma gereksinimi hissettiriyor insanda.
peki neden şimdi yazıyorum?
çünkü az önce okurken inanılmaz keyif aldığım; bilgi, kültür, gündem, edebiyat, sanat alanlarında fikri olan, bütün tanımlarını severek okuyup oyladığım bir yazardan çok tatlı bir mesaj aldım; kendi tanımlarım için bana güzel düşüncelerini söyleyen. ki kendisi de konuşmasak bile saygı duyduğum, kendisinden bildirim gelince kendime çeki düzen verme isteğimi uyandıran bir yazardır.
sözlükte bilgi içerikli, sanat ve edebiyat temalı, siyasi ve toplumsal konularda ciddi ciddi mükemmel tanım giren, tespitlerine hayran kaldığım çok yazar var.
bunun yanında görsellerden yararlanan, kaynak göstererek alıntı yapan, tek cümlelik tespitleri olan yazarlarımız da kendilerini çok tatlı şekilde ifade ediyorlar.
hepimizin ortak özelliği ise "kendimizi ifade etme şeklimiz konusundaki tercihimizin farklı olması". hiç kimse tespitini, düşüncesini tdk'yı baz alarak, onlarca kelime kullanarak yapmıyor diye "doğru düzgün tanım tespit yapmayan yazar" kategorisine girmez.
bir şekilde başlıklarda fikri olup tanım giren herkesin tanımı bana göre "doğru ve düzgündür". herhangi bir yazar tarafından aksi bir kategoride yer alıyorsam gönül rahatlığı ile engelleme butonuna basabilirsiniz. tüm samimiyetim ve içten ricam ile söylüyorum bunu da.*
peki neden şimdi yazıyorum?
çünkü az önce okurken inanılmaz keyif aldığım; bilgi, kültür, gündem, edebiyat, sanat alanlarında fikri olan, bütün tanımlarını severek okuyup oyladığım bir yazardan çok tatlı bir mesaj aldım; kendi tanımlarım için bana güzel düşüncelerini söyleyen. ki kendisi de konuşmasak bile saygı duyduğum, kendisinden bildirim gelince kendime çeki düzen verme isteğimi uyandıran bir yazardır.
sözlükte bilgi içerikli, sanat ve edebiyat temalı, siyasi ve toplumsal konularda ciddi ciddi mükemmel tanım giren, tespitlerine hayran kaldığım çok yazar var.
bunun yanında görsellerden yararlanan, kaynak göstererek alıntı yapan, tek cümlelik tespitleri olan yazarlarımız da kendilerini çok tatlı şekilde ifade ediyorlar.
hepimizin ortak özelliği ise "kendimizi ifade etme şeklimiz konusundaki tercihimizin farklı olması". hiç kimse tespitini, düşüncesini tdk'yı baz alarak, onlarca kelime kullanarak yapmıyor diye "doğru düzgün tanım tespit yapmayan yazar" kategorisine girmez.
bir şekilde başlıklarda fikri olup tanım giren herkesin tanımı bana göre "doğru ve düzgündür". herhangi bir yazar tarafından aksi bir kategoride yer alıyorsam gönül rahatlığı ile engelleme butonuna basabilirsiniz. tüm samimiyetim ve içten ricam ile söylüyorum bunu da.*
devamını gör...
şanssız olmak
90+ gol yemeye benzeyen birçok örnekler silsilesi. her insanı anca benim başıma gelir gibi inanışlara sevk eden olaylardır.
devamını gör...
trendyol'un 330 milyon dolar daha yatırım alması
ulan yutupta daha çok reklamı çıkar şimdi bunların.
devamını gör...
don kişot
aşk, don kişot'un yeldeğirmenidir, çünkü aşık, don kişot'un ta kendisidir. demiştir sait faik abasıyanık kumpanya adlı eserinde.
oğuz atay tutunamayanlarda şövalye romanları okuya okuya kendini şövalye sanan don kişot'a benzetebilirsiniz beni. yalnız onunla bir fark var aramda: ben kendimi don kişot sanıyorum. diyerek don kişot olmanın gururunu yaşatmıştır.
don kişot'un masum haklı ve huzurlu bir savaşı vardır. tekrar tekrar okunması gereken kitaplardan.
her bir satırında çok büyük anlamlar var:
bana göre insanları arzu ve iradeleri dışında davranmaya zorlamaktan daha çirkin bir şey olamaz.
don kişot yeryüzünde tek değildi malumuâliniz... ve don kişot'ların kökleri hiçbir devirde kurumadı ki devrimizde kurusun. her memleketin kendine göre don kişot'ları var, olacak. (orhan kemal)
oğuz atay tutunamayanlarda şövalye romanları okuya okuya kendini şövalye sanan don kişot'a benzetebilirsiniz beni. yalnız onunla bir fark var aramda: ben kendimi don kişot sanıyorum. diyerek don kişot olmanın gururunu yaşatmıştır.
don kişot'un masum haklı ve huzurlu bir savaşı vardır. tekrar tekrar okunması gereken kitaplardan.
her bir satırında çok büyük anlamlar var:
bana göre insanları arzu ve iradeleri dışında davranmaya zorlamaktan daha çirkin bir şey olamaz.
don kişot yeryüzünde tek değildi malumuâliniz... ve don kişot'ların kökleri hiçbir devirde kurumadı ki devrimizde kurusun. her memleketin kendine göre don kişot'ları var, olacak. (orhan kemal)
devamını gör...
kafa sözlük
arada sırada bu başlığa gelip bir şeyler yazıyorum çünkü daha çiçeği burnunda bir sözlük, bazı eleştirilere ihtiyaç var ehehe
gördüğüm kadarıyla sözlükteki eksiklik “bilen insan eksikliği”. yani sözgelimi picasso başlığına girince sahiden picasso’ya hakim birilerinin fikirlerini okumak istiyor insan. yani burada tabii ki makale okumuyoruz ama adı üstünde sözlük. bir şeyler de öğreniyor olmayı bekliyorum kendi adıma. şimdilik hiç görmedim bana bir şey düşündüren, öğreten entry. varsa yoksa geyik. yalnızca eğlenceli bir forumdaymışım gibi hissediyorum. cümlenin sonuna olandır yapandır diye ekleyince tanım olmuyor yani.
ps: yaptığım eleştiriler benden bağımsız değiller. yazdıklarımda bilgilendirici bir şeyler de yazmaya çalışıyorum fakat dediğim gibi eleştirilerim benden bağımsız değiller.
gördüğüm kadarıyla sözlükteki eksiklik “bilen insan eksikliği”. yani sözgelimi picasso başlığına girince sahiden picasso’ya hakim birilerinin fikirlerini okumak istiyor insan. yani burada tabii ki makale okumuyoruz ama adı üstünde sözlük. bir şeyler de öğreniyor olmayı bekliyorum kendi adıma. şimdilik hiç görmedim bana bir şey düşündüren, öğreten entry. varsa yoksa geyik. yalnızca eğlenceli bir forumdaymışım gibi hissediyorum. cümlenin sonuna olandır yapandır diye ekleyince tanım olmuyor yani.
ps: yaptığım eleştiriler benden bağımsız değiller. yazdıklarımda bilgilendirici bir şeyler de yazmaya çalışıyorum fakat dediğim gibi eleştirilerim benden bağımsız değiller.
devamını gör...
dhkp-c
eski işim gereği tüm terör örgütlerinin mensuplarıyla muhatap olmuş biri olarak, bana kalırsa en tehlikeli grup bunlardır. üyelerindeki adanmışlık ve inanmışlık beni dehşete düşürmüştü. devlete karşı oldukları için, sadece devlet memuru olman (polis asker vs olmana gerek yok) sana düşman olmaları için yeterli. 'dava'larında her yolu mübah gören bu teröristler, sana iftira atabilir, yalan söyleyebilir, fırsatını bulursa hiç acıma duymadan öldürebilir. meslek gereği herhangi bir etkileşimde bulunma zorunluluğu varsa çok çok dikkatli olunmalıdır. seni beni geçtim kendi arkadaşlarını, hatta bizzat kendilerini 'yakarak' öldüren üyeleri mevcuttur. tüyler ürperticiler.
2000 yılından bir gazete haberi
haber metni:
adalet bakanı hikmet sami türk, dün sabah saatlerinde çanakkale cezaevi'ndeki isyan sona erdirilmeden önce yaptığı açıklamada, mahkûmların, ‘bir bayan arkadaşlarını yakarak öldürdüklerini’ belirtti ve ‘‘bir çılgınlık yapmalarından korkuyoruz’’ dedi. türk dün şu açıklamaları yaptı: operasyonda ölen tutuklu ve hükümlü sayısının 17'ye yükseldi. çok ciddi bir direnişle karşı karşıyayız. aslında bir saatte bitirilir ama güvenlik güçleri can kaybı olmaması için titiz davranıyor. 17 kişinin ölümü örgütünün kendi kendini imha etme planının sonucudur. örgüt kendisini kanıtlamak, güçlü olduğunu göstermek istemektedir. herhangi bir çılgınlık yapmalarından endişe edilmektedir. bizi böyle düşünmeye sevk eden neden, bir bayan arkadaşlarını yakarak öldürmeleridir. bu da ne kadar acımasız terör örgütleriyle karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir. gençlerimiz, onların eline düşmüştür. devlet şimdi gençlerimizi kurtarmak istemektedir. bütün tutuklu ve hükümlü yakınlarının ya da insan hakları adına hareket ettiklerini düşünen insanların bu müdahaleye destek vermesi gerekir. sincan'a 259, edirne'ye 146 ve kocaeli'ye 19 olmak üzere f tipi cezaevlerine nakledilenlerin sayısı 524'e yükseldi. bayramdan önce f tipi cezaevlerinde kapalı görüş yapabilecekler. 2 kadın mahkûm kendini yaktı uşak e tipi cezaevi'nde, dhkp-c'li 2 kadın mahkûm kendini yaktı. hastanede tıbbi müdahaleyi reddedip yeniden cezaevine gönderilen kadın mahkûmlardan bazılarının durumu dün kötüleşti. jandarma kadınları hastaneye götürmek için koğuşa girmek isteyince ortalık karıştı. ölüm orucundaki dhkp-c'li berrin bıçkılar ile açlık grevindeki yasemin camcı, kolonyayla saçlarını tutuşturdu. vücutlarının büyük bölümü yanan kadınlar, ege üniversitesi hastanesi'ne götürüldü. vücutlarında yüzde 85 oranında yanık olduğu belirlendi.
2000 yılından bir gazete haberi
haber metni:
adalet bakanı hikmet sami türk, dün sabah saatlerinde çanakkale cezaevi'ndeki isyan sona erdirilmeden önce yaptığı açıklamada, mahkûmların, ‘bir bayan arkadaşlarını yakarak öldürdüklerini’ belirtti ve ‘‘bir çılgınlık yapmalarından korkuyoruz’’ dedi. türk dün şu açıklamaları yaptı: operasyonda ölen tutuklu ve hükümlü sayısının 17'ye yükseldi. çok ciddi bir direnişle karşı karşıyayız. aslında bir saatte bitirilir ama güvenlik güçleri can kaybı olmaması için titiz davranıyor. 17 kişinin ölümü örgütünün kendi kendini imha etme planının sonucudur. örgüt kendisini kanıtlamak, güçlü olduğunu göstermek istemektedir. herhangi bir çılgınlık yapmalarından endişe edilmektedir. bizi böyle düşünmeye sevk eden neden, bir bayan arkadaşlarını yakarak öldürmeleridir. bu da ne kadar acımasız terör örgütleriyle karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir. gençlerimiz, onların eline düşmüştür. devlet şimdi gençlerimizi kurtarmak istemektedir. bütün tutuklu ve hükümlü yakınlarının ya da insan hakları adına hareket ettiklerini düşünen insanların bu müdahaleye destek vermesi gerekir. sincan'a 259, edirne'ye 146 ve kocaeli'ye 19 olmak üzere f tipi cezaevlerine nakledilenlerin sayısı 524'e yükseldi. bayramdan önce f tipi cezaevlerinde kapalı görüş yapabilecekler. 2 kadın mahkûm kendini yaktı uşak e tipi cezaevi'nde, dhkp-c'li 2 kadın mahkûm kendini yaktı. hastanede tıbbi müdahaleyi reddedip yeniden cezaevine gönderilen kadın mahkûmlardan bazılarının durumu dün kötüleşti. jandarma kadınları hastaneye götürmek için koğuşa girmek isteyince ortalık karıştı. ölüm orucundaki dhkp-c'li berrin bıçkılar ile açlık grevindeki yasemin camcı, kolonyayla saçlarını tutuşturdu. vücutlarının büyük bölümü yanan kadınlar, ege üniversitesi hastanesi'ne götürüldü. vücutlarında yüzde 85 oranında yanık olduğu belirlendi.
devamını gör...
geceye acı ama gerçek bir cümle bırak
" katı olan her şey buharlaşıyor, kutsal olan her şey dünyevileşiyor ve en sonunda insanlar yaşamın gerçek koşullarıyla ve diğer insanlarla ilişkileriyle yüzleşmeye zorlanıyor." karl marx
devamını gör...
immanuel kant
mezar taşında vasiyeti üzerine "üzerimde yıdızlı gök ve içimde ahlak yasası" yazan filozof. bunlar kant felsefesinin hayatı açıklamak bakımından en çok değer verdiği iki unsuru simgeler.
kendisini anmışken ödev ahlakından bahsetmemek olmaz. ödev; yapmayı, yerine getirmeyi kendi isteğimizle üstlendiğimiz, sorumluluğunu üzerimize aldığımız bir buyruktur. ona göre evrensel ahlak yasası mümkündür. fakat böyle bir yasa doğa yasası gibi olanı değil, olması gerekeni içeren bir yapıda olmasıyla mümkündür. bu yasa bizim içimizde var olan iradeyle gerçekleşir. bu, otonomidir. otonomi “yasası kendi içinde olmaktır.” ki bununla birlikte özgürlük ortaya çıkar. yani insan kendi ahlak yasasını kendi belirler. ödev ahlakına örnek vermek gerekirse trafik polisinin olduğu bir yerde, kırmızı ışık yanınca duran araba sürücüsü, trafik polisi olmadığı zaman da hatta gecenin ortasında, etrafta hiç kimse yokken bile ödev ahlakının gereği olarak kırmızı ışıkta durabilmelidir.
kendisi hakkında daha uzun bir yazı paylaşmak isterdim ancak felsefesine fazla hakim değilim.
kendisini anmışken ödev ahlakından bahsetmemek olmaz. ödev; yapmayı, yerine getirmeyi kendi isteğimizle üstlendiğimiz, sorumluluğunu üzerimize aldığımız bir buyruktur. ona göre evrensel ahlak yasası mümkündür. fakat böyle bir yasa doğa yasası gibi olanı değil, olması gerekeni içeren bir yapıda olmasıyla mümkündür. bu yasa bizim içimizde var olan iradeyle gerçekleşir. bu, otonomidir. otonomi “yasası kendi içinde olmaktır.” ki bununla birlikte özgürlük ortaya çıkar. yani insan kendi ahlak yasasını kendi belirler. ödev ahlakına örnek vermek gerekirse trafik polisinin olduğu bir yerde, kırmızı ışık yanınca duran araba sürücüsü, trafik polisi olmadığı zaman da hatta gecenin ortasında, etrafta hiç kimse yokken bile ödev ahlakının gereği olarak kırmızı ışıkta durabilmelidir.
kendisi hakkında daha uzun bir yazı paylaşmak isterdim ancak felsefesine fazla hakim değilim.
devamını gör...

