dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun teşhisinde kullanılan en yaygın testlerden birisidir. görsel ve işitsel birtakım dikkat dağıtıcılar ile dikkat, zamanlama, hiperaktivite ve dürtüselliğin değerlendirildiği bir testtir. kişiden uyaranı görür görmez bir kere space tuşuna basması istenir. birkaç aşamadan oluşur, toplam 15dk kadar sürer. sonucunu psikiyatr değerlendirir. ehhh fiyatı birazcık tuzlu olabilir. o yüzden zaten herkese yapılmaz, psikiyatr şüpheleniyorsa ancak yönlendirir. kaldı ki dikkat eksikliğinin dehb harici de birçok sebebi olabilir.
devamını gör...

müziği çok acıklı değilmi ya, bir banamı ağır arabesk geldi,
insan bir kere duyunca ister istemez takılıyor, bende dinledim birkaç gün,

sözleride kendi içinde alfa mı maço mu, yolunu bulamamış bir adamın isyanı gibi,
kadına yükselmiş orası belli, korumak istiyor, bir damla su vermiycekmiş yiğidimiz :
bana az geldi sevdiği kadın için, kötü adamlara sadece su vermemesi.
devamını gör...

odanın haram olduğunu öğrendiğim başlık. bundan sonra salonda yatacağım. teşekkürler şeriatçılar.
devamını gör...

şahsen benim karşı olduğum şey bu kutsallıktan güç alıp her kadının çocuk sahibi olması gerektiğini savunanlardır. hayır efendim hiç de öyle değil. bir ailenin temeli çocuk değildir. evlenmis bir çifte çocuk sorup durmak gibi saçmadır. gayet bunu istemeyebilirler. annelik duygusu tek bir cinsiyete bağlı da değildir. evcil hayvanınızı yetiştirirken de hissedebilirsiniz bunu. çocuk sahibi olamayıp evlat edinirseniz de hissedebilirsiniz ki doğurabilecekken evlat edinmek daha mantıklıdır bence. (buna başka bir tanımda değinirim.)annesi öldüğünde çocuğunuzu yetistirirken de hissedebilirsiniz. 9 ay karnınızda birisi var ve siz kendinizden çok onu düşünüyorsunuz. gayet mucizevi ve çok hoş. ama bu duyguyu hissetmeyen anneler hiç mi yok?
kadınlık zayıftır annelik kutsal diye bir şey yoktur yani. başta söylediğim gibi benim eleştirdiğim şey bu duyguyu kullanan insanlardır. yetistigimiz toplumdan biraz çıkıp iki anneniz ya da iki babanız olduğunu da düşünürsek kurduğumuz bu "aile" kavramını da farklılaştırabiliriz.
devamını gör...

mevlana denilen celaleddin rumi isimli şahıs moğol işgaline ses çıkarmayan bir sözde din alimidir. ahilik teşkilati kurucusu ahi evran yani hepinizin bildiği üzere nasreddin hoca, anadolu’yu moğollara karşı canı pahasına savunurken, bu muhterem efendi moğollar ile iş birliğine gitmiş ve anadolu’daki türk katliamına ses çıkarmamıştır. katliam sorumlusu bizzat baycu noyan isimli komutandır. hacı bektaş veli bile bu konuda kendisine kırgındır. bu pek muhterem zat oğlunun sevdiği kimya hatun'u şems denilen elemana nikahlamış ve kız hep kendisinden kaçmıştır. bu arada bu kız 15 yaşındadır, şems'in sapkınlıkları sonunda öldürülmüştür. kendi oğlu dahi şems ile ilişkisi yüzünden babasından nefret eder ve ahi evran tarafında yer almıştır. sonunda oğlu da öldürülünce cenaze namazını dahi kılmamıştır. mesnevi denilen garabette yer alana hikayeler ise dudak uçuklatıcıdır. grinin elli tonu bu mesnevi yanında şirinler hikayeleri gibi kalır. bilen bilir kabak hikayesini dahi okusanız anlarsınız. ayrıca işine gelmeyince bu şiir ve gerçeklere sembolik demek ise düpedüz cahilliktir. bahsedilen şeyler ilahi aşk değildir sapkınlığın zirvesidir.

cananım geldi.
ey tebrizli şems!
ey gözümdeki nur!
beni benden aldılar bugün,
kurulsun düğün dernek ,
ahun tenlim,
gümüş bedenlim.
dilim, dilberim geldi.

bunları okumak ve anlamak için alim olmaya gerek yok. gayet açık ortadadır.
devamını gör...

1944 yılında çekilmiş fabrika işçisi bir kızın fotoğrafı: norma jeane mortenson
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

görselin kaynağı

bu kız bu fotoğraftan sonra dünya çapında ünlü oldu. hepimizin tanıdığı marilyn monroe...
devamını gör...

akıllara shutter island filmindeki repliği getirir. "arzu ettiğin şeyler sen beklemekten vazgeçtiğin anda gerçekleşir. bu hayatın sen bakıyorken soyunamıyorum deme şeklidir."
devamını gör...

olsun, bizim de çayımız var diyeceğim başlık.
devamını gör...

çok da farklı olmayan 2 şey arasındaki kıyaslama. en azından benim için değil.

ha bak, arada tanım girerken salatalık yiyebilirim ama doğrudur. sonuçta beyin durdurucu bir özelliği yok. usul usul kıtırdatırken de fizik kanunlarını düşünebiliyorum.

tek fark olabilir ama; gerçekte trollüğe burada olduğumdan bir tık yakınım. onu inkâr edersem allah çarpar. bazı bazı yanımda bulunan kişilerin gülmekten ağızlarının, south park'taki kanadalılar gibi ayrıldığı görülmüştür.
devamını gör...

benden de destek görecek kampanya ama ben yoldaş ile konuşarak hakkımı başka bir yazara devredeceğimi bildirmiştim haftalar önce. eğer biri seçilip kendisiyle görüşülmediyse ya da görüşülen kişi de kabul ederse, şu anda pek de bana ait olmayan hakkımdan böyle bir şey için seve seve feragat ederim.

özetle +1 diyorum.
devamını gör...

1651 yılının 2 eylül'ünü 3 eylüle bağlayan gece topkapı sarayında vuku bulmuş olan hadisedir. kösem sultan'ın saltanat naibeliği yaptığı dönemde padişahın annesi olan tarhan sultan arasında amansız bir mücadele başlamıştı. saray'da herkes kösem sultan'a düşman olmuştu. zira kösem sultan'ın çok hain planlar tezgahladığı bilinen bir gerçekti.

kösem sultan, oğlu ibrahim'den sonra, torunu olan padişah 4.mehmed'i de ortadan kaldırmak, ve yerine diğer torunu veliahd şehzade süleyman'ı geçirip saltanat naibeliği görevine devam etmek istiyordu. veliahd şehzade'nin annesi kösem ile başa çıkabilecek bir kadın değildi.

vaktiyle şuuru bozuk olan 1.mustafa'nın tahta çıkmasına yardım ederek, osmanlı veraset hukukunu bozan, üvey oğlu 2.osman'ı bir süre için tahtından eden ve ayrıca onun ölümünde parmağı bulunan, büyük oğlu 4.murad'ın çocukluk yıllarında istediği gibi sürdüğü saltanatın tadını bir türlü unutamayan ve her iki oğlu tarafından büyük tehditlerle siyasi hayatından uzaklaştırılan bu osmanlı tarihinin bir numaralı kadını, akıl almaz serveti sayesinde bir çok şahsı elde etmişti.*

tüm bu serveti elde ederken de halkın gözüne girebilmek için çok büyük hayır eserleri yaptırmıştı. ancak son projesini tatbik edemedi. kösem sultan'ın dairesine, turhan sultan tarafından yerleştirilmiş bir cariye, büyük valide'nin niyetini gelinine bildirdi. turhan sultan da vakit kaybetmeden sarayın en büyük amiri olan darüssade ağası'nı durumdan haberdar etti. uzun süleyman ağa vakit kaybetmeden adamlarını silahlandırdı ve padişahı suikasten muhafaza etmek için, en kestirme yoldan kösem'in odasına yolladı.

kösem sultan 2 eylülü 3 eylüle bağlayan gece, topkapı sarayında 40 yıldan beri oturduğu dairesinde bir perde ipiyle alelacele boğuldu.

tarhan valide sultan, saltanat naibesi oldu. kösem aslen bir rum kızıdır. tarhan, hürrem haseki sultan gibi ukraynalı yani slavdır. ancak tarhan sultan, tarihe hürrem ve kösem gibi kötü bir şekilde değil gayet müsbet bir şekilde geçmiştir.
devletin menfaatini herşeyin üzerinde tutan 24 yaşındaki bu genç kadın, anarşiye son vermek için bitmek tükenmez bilmez bir enerji ile harekete geçmiş, şahsi siyasi nüfuz edinmeyi aklına bile getirmemiş, köprülü mehmet paşa sadrazam olduktan sonra naibeliği dahi kendi isteği ile bırakmıştır. işte bu akıllı, merhametli ve hayırsever kadın, osmanlı tarihinin en genç valide sultanıdır.
devamını gör...

ben bile ilk günkü gibi seviniyorum. bildirim demek tebessüm demek.*
devamını gör...

zamanda yolculuk gibi,insanı büyüleyen bir atmosferi vardır.
devamını gör...

rugan ayakkabı, jöleden geçilmeyen saçları ve tesbihleri mevcuttur. gözleri kanatan görünümleriyle insanı yorarlar.
devamını gör...

gecenin köründe, yine bir gece seyahatinde, arka planda yallah şöför çalarken mesela, insanı bambaşka kişiliklere büründüren oyun.

sanki şimdi sıcacık evinizde bekleyen eşinizi, çoluğunuzu çocuğunuzu, ananızı babanızı özlemişsiniz de kavuşmak için mesafe sayıyormuşsunuz gibi basarsınız gaza. iliklerinize kadar geçim sıkıntısıyla yoğrulur, memleket hasretiyle yanar tutuşursunuz. bir yandan teslimatı yetiştirememe korkusu yer bitirir, diğer yandan da çocuklarınızın kokusu düşer hatrınıza. ama en nihayetinde yepyeni bir gün doğacak, arabaların farları artık birer birer kapanacaktır. nemli gözlerinizin tek dermanı ise herhangi bir doğu avrupa ülkesinin sınır kapısı ve bunun üzerine düşlediğiniz slav kızları olacaktır.

ne kadar modernist olursan ol, kim olursan ol, tırcı olursan anadolu'nun bağrından kopup geliyorsun arkadaş.*
devamını gör...

charlie chaplin'in
isminin bir gezegene verildiğini ve bunun "3623 chaplin" olduğunu,
mezar soyguncuları tarafından bedeninin mezarından çıkarılıp karşılığında fidye istendiğini,
"charlie chaplin'e benzeyenler yarışmasında" üçüncü olduğunu
biliyor muydunuz?
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

güzel bir soru.

fizik mühendisi değilim ama şansımı deneyeceğim. *

önce dünyada neye "zaman" dediğimizi anlamak gerek sanırım.

gündüz, gece, yaz, kış dediğimiz olaylar, güneş'in etrafında dönerken, kendi eksenimiz etrafında da döndüğümüz için gerçekleşen bazı olaylar, bu cepte. elimizde hareketli bir dünya var, doğup battığını gördüğümüz bir güneş var ve bu doğma batma sürecini eşit parçalara ayırmak istiyoruz. bunu en iyi nasıl yaparız? hiç değişmeyen ya da çok az değişen bir şeyleri temel alarak. konuya merakı olanlar, sezyum 133 atomunun belirli bir salınım sayısına saniye dediğimizi biliyordur mutlaka. işte bu atomun bu hareket sayısından yola çıkarak, günümüzü, yılımızı belirli zamanlara böldük ki işlerimizi kolaylaştırabilelim.

şimdi meşhur bir düşünce deneyini irdeleyelim: elimizde 2 adet kutu var. bunların içerisinde de kutunun üst ve alt tabanındaki aynalara her çarpışında seken ve her bir çarpmasında 1 saniye geçen birer foton var. yani 2 tane ışık saatimiz var. bu saatler yan yana dururken ikisi için de 1 saniye, 2 saniye, 3 saniye... süresi eşit şekilde geçecek. sonra ben geliyorum ve kutulardan birini alıp yürümeye başlıyorum. şimdi, normalde bir aşağı bir yukarı gidip gelen foton bu kez benimle birlikte hareket eden kutunun içerisinde, alt ve üst tabanlara vurmak için hareket etmek ve belli bir yolu almak zorunda kalacak.

temsili görsel (soldaki duran, sağdaki hareketli olan saat):
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
(görsel, physics.stackexchange. com'dan alıntıdır.)

bu durum, başta eşit süreler deneyimleyen ışık saatlerinin o eşitlik durumunu bozdu. artık ilk saatimiz hareketsiz olduğundan saniyeleri aynen baştaki gibi saymaya devam ederken, 2. kutudaki fotonumuzun 2 çarpışı arasında geçen süre uzamaya, yani artık zamanımız daha yavaş akmaya başladı.

kütle çekimi nedeniyle uzay zamanın bükülmesi dediğimiz şey, büyük kütlelerin yakınında daha yüksek seviyelerde meydana geliyor. böyle büyük kütlelerin yakınındaysanız ve bu tür bir kütleye doğru düşüyorsanız, kütlenin büyüklüğü ve kendi kütlenize bağlı olarak belirli bir ivme kazanıp hızlanırsınız. hızlandığınız zaman, taşıdığınız ışık saatinizdeki parçacığın alması gereken yol da gittikçe artar ve 2 çarpma arasında geçen süre daha da uzar. bu da büyük kütlelerin yanında neden zamanın neredeyse durma sınırına geldiğini açıklar.

yalnız burada olup bitenlerin, referans çerçevesine bağlı olduğunu unutmayın. ben saati taşırken benim için hiçbir değişiklik hissedilmez ama dışarıdan bakan kişiye göre saat yavaşlamış olur. biyolojik faaliyetlerimiz de saatle paralel şekilde ilerlediğinden, yüksek hızlarda hareket edenlerde yaşlanma, o kişilere eylemsiz referans çerçevesinden bakanlara kıyasla daha geç gerçekleşir.
devamını gör...

masumlar apartmanı-safiye.
devamını gör...

1593’te başlayıp, 1606 zitvatorok antlaşması’yla sona eren osmanlı-avusturya savaşları devam ettiği sırada avusturyalıların budin’i tazyik ederek eflak-boğdan bölgesinde faaliyette bulunmaları sebebiyle sadrazam damat ibrahim paşa, 1599’da sefere çıkarak belgrad’a geldi. burada iken peçuy şehrinde oturmakta olan eski budin beylerbeyi ve tiryaki hasan paşa, emrindeki askerlerle “baranyavar” civarında bir avusturya kuvvetini imha ettikten sonra orduya katıldı.

kahve’ye olan düşkünlüğü sebebiyle “tiryaki” denilen hasan paşa, 80’li yaşlarda bulunuyordu. uzun yıllar devlete hizmet etmiş paşa’nın tecrübesinden faydalanmak isteyen sadrazam son derece memnun olarak kendisine itimat gösterdi. estergon üzerine yapılacak harekâtın tartışıldığı harp meclisinde, tiryaki hasan paşa kendisine söz sırası geldiği zaman, estergon yerine basocsa kalesi ve ilk defa kanûnî sultan süleyman döneminde fethedilmiş olan kanije’nin zaptıyla budin yolunu güvenceye almanın mümkün olacağı değerlendirmesinde bulundu. teklifi kabul edilerek basocsa kalesi ve kanije kalesi zorlu bir kuşatmanın ardından alındı.

kanije, tahkim edildi. kale muhafızı yani dizdar olarak ise tiryaki hasan paşa, 4-5 bin kadar asker ve 100 parça topla burada bırakıldıktan sonra osmanlı ordusu kışı geçirmek üzere belgrad’a döndü. sadrazam ibrahim paşa’nın burada ölmesi üzerine yerine yemişçi hasan paşa sadrazamlığa getirildi. serdar-ı ekrem unvanıyla derhal ordunun başına geçen yemişçi hasan paşa bölgeye geldiği sırada macaristan’da bulunan iki düşman ordusu, kanije’yi kuşatmıştı. işte bu kuşatmayla beraber osmanlı tarihinin en parlak savunma savaşlarından biri yaşandı ve “tiryaki hasan paşa” ismi “kanije” ile birlikte tarihe geçti. tiryaki hasan paşa, bölgede kurduğu istihbarat ağı sayesinde arşidük ferdinad’ın kanije’ye doğru gelmekte olduğunu haber alınca derhal tedbir ittihazına girişti. erzak stoklayarak, beylerbeyliği’nde bulunduğu kanije çevresinden asker topladı.


bu tedbirler sayesinde emrindeki kuvvetler dokuz bini buldu. alman, italyan, ispanyol, fransız, macar, malta ve papalık askerlerinden mürekkep 80 bin civarındaki düşman ordusu ise kırktan fazla topa sahipti. ilerleyen yaşına rağmen tiryaki hasan paşa, cesaret ve şecaat sahibi, oldukça akıllı ve kurnaz bir kumandandı. “harp hiledir.” taktiğini iyi kavramış olduğu için düşmanı aldatmakta son derece mahirdi.


nitekim avusturya ordusunun öncülerini teşkil eden beş bin civarındaki kuvvete top ateşi açtırmayarak, kalede batarya bulunmadığına dair kanaat uyanmasını sağlamış, bu sebeple düşman ordusu kanije önüne gelip de genel bir hücumla kaleyi düşürmeye çalıştığı zaman ağır zayiata uğramıştı. bunun yanında muhasara boyunca huruç hareketleriyle düşman ordusunu yıpratmaya çalışarak, kaledeki durumunun iyi olduğunu anlatan ve serdar-ı ekrem yemişçi hasan paşa’ya yazılmış sahte mektupları düşman eline geçirtmek suretiyle onları yanlış bilgilendirme yoluna gitmişti. ayrıca düşman ordusundaki macarların hıyanet içerisinde oldukları şayiasını yaydı.


kalede mevcudu azalmakta olan müdafilerin moralinin yüksekliğine karşılık düşman cephesinde ise tam bir ümitsizlik hâkimdi. 80 binden fazla askerle kanije’yi kuşatmış olmalarına rağmen ele geçirememişlerdi. ayrıca düşman ordusu pek çok kayba uğramış, kanije çevresinin bataklık olması sebebiyle kaleye bile yaklaşamamış, şiddetli müdafaa neticesinde siperlerinden dahi çıkamamışlardı.


düşmanın kötü vaziyetinden faydalanmak isteyen tiryaki hasan paşa, sadrazam’a gönderdiği haberle tekrar yardım talep etti. bunun üzerine maiyetindekilerin muhalefetine rağmen zigetvar’a kadar gelen sadrazam burada yeniçerilerin olumsuz hareketleri üzerine kanije’yi önce allah’a sonra tiryaki hasan paşa’ya emanet ettiğini bildiren bir cevap verdi. fakat yine de sadrazam’ın zigetvar’a kadar gelişi düşman üzerinde olumsuz bir tesir yaptı.

kalede kuşatma günleri ilerledikçe her taraf yanmış, yıkılmış, kale harabeye dönmüştü fakat moraller hâlâ yüksekti. askerler çok güvendikleri ve “paşa baba” dedikleri tiryaki hasan paşa’nın etrafında kenetleniyorlar, tiryaki hasan paşa ise bir taraftan kaledeki askerlere güven ve moral verirken bir taraftan da kaleyi kuşatanlara kalede sanki çok asker ve mühimmat varmış havası veriyordu. hasan paşa, vur-kaç taktiği ile aldığı esirlere, yanındaki macar asıllı bir paşa vasıtasıyla salıverdirtiyor, paşa salıverilen esirlere iki taraflı oynuyormuş gibi “ben aslında sizdenim.” diyerek kale hakkında hasan paşa’nın düşmana gitmesini istediği bilgileri verdirtiyor böylece salıverilen macar askerler düşman karargâhına gidip az kalmış asker sayısı ve mühimmat sayısını değil daha fazla rakamlar vererek düşmanların direncini kırıyordu.


daha sert saldırılara başlayan haçlı ordularına tiryaki hasan paşa uzun müddet direnmiştir. içerideki silahlarla kalenin uzun müddet savunulamayacağını anlayan hasan paşa düşmanın moralini bozacak çalışmalar yapmış, ölen askerlerin cebine mektup yerleştirmiştir. bu mektuplarda kalenin uzun süre savunulacağını ve padişah ordusu’nun çok yakında olduğunu bildiren ifadeler bulunmaktadır. bununla beraber hasan paşa kalede sürekli mehter marşı çaldırarak, sanki kalenin içinde sürekli şenlik yapılıyormuş görüntüsü vermiş ve böylece kuşatma uzun sürdükçe düşman askerlerinin moralleri iyice düşmeye başlamıştır. bu arada düşmanlar saldırıları artırmış fakat kaleden gelen tüfek ve bazen top atışlarıyla 18.000 ölü vererek hücumdan vazgeçmişlerdir. bu saldırılarda papa’nın kardeşi yaralanıp, kahrından ölmüştür.

kuşatmanın 2. ayına yaklaşılırken kalede cephane ve erzak ciddi miktarda azalmıştı. bunu gören tiryaki hasan paşa endişelenmiş fakat yüzbaşı ahmet ağa imdadına yetişmiş ve gerekli malzemeler verildiği takdirde barut üretebileceğini söylemiş ve imalata başlanmıştır. üretilen bu barut, 2-3 hafta kadar idare etti. ama bu barut da bitmek üzereydi. erzaklar da artık ihtiyaçları karşılayamıyordu. bir de sert kış geliyordu. bu şekilde kalenin müdafaası imkânsızdı. bu durum tiryaki hasan paşa’yı umutsuz bir şekilde düşünmeye sevk etti. ama aklına son bir çare geldi. o da olmazsa, bu kale düşecekti. gece baskını (huruç) yapılacaktı. orduya haber salındı ve düşmana farkettirilmeksizin gece baskını için hazırlıklara başlandı.


kalede 4000 kişi kalmıştı. kuşatmanın 73. gecesi, yani 18 kasım 1601’de, açıkta ve çadırda kalan düşman askerlerinin morallerinin bozulduğu bir sırada osmanlı kuvvetleri, hasan paşa ve kurmayları dâhil 3000 kişilik kuvvetle kaleden dışarı çıkıp düşmana hücum etti. aynı zamanda kaledeki toplara da hep birden ateş ettirerek, düşman ordugâhını alt-üst etti. haçlılara gece baskını düzenledi. birbirine giren ve osmanlı’dan yardım geldi zanneden düşman kuvvetleri, her şeyi bırakıp kaçmaya başladılar. düşmandan 45 top, 14.000 tüfek, 50 otağ ve 10.000 çadırın yanında, ferdinand’ın otağı, tahtı, altın ve gümüş eşyaları, arabaları, hasan paşa’nın eline geçti. bozgundan kaçanlar, arşidük’ün etrafında yeniden toplandılarsa da hasan paşa, düşmandan ele geçirdiği topları bunların üzerine çevirerek perişan etti.


tiryaki hasan paşa, düşman karargâhının tamamının temizlendiğini haber alınca, arşidük’ün otağına doğru gitti. otağın içerisinde etrafı altın ve gümüş parmaklıklı, başları mücevherli ve direklerinin başı elmaslı bir taht vardı. tahtın iki yanında sırma saçaklı on iki koltuk bulunuyordu. tahtın önünde dört metre uzunluğunda süslü yemek masası duruyordu. bunları gören hasan paşa, şükür namazı kıldı ve tahta oturdu diğer beyler de derecelerine göre koltuklara oturdular. hasan paşa, bu büyük muzafferiyeti dört temel esasla kazandıklarını söyledi. bu esaslar sabır, sebat, birlikte hareket ve kumandana itaattı. bu şekilde harekete devam ederlerse, allahu teâlâ’nın kendilerine daha nice zaferler vereceğini söyleyerek emrindekilere nasihat etti.

üç ay sürmüş olan kanije muhasarası’ndan sonra hasan paşa, elde ettiği ganimeti ancak iki ayda kaleye nakledebildi. muhasara esnasında hizmeti görülen beylere ve kumandanlara hediyeler dağıtarak rütbelerini yükseltti.
tiryaki hasan paşa’ya vezir rütbesi verilip, haslar, murassa kılıç, muhteşem şekilde donatılmış üç hilâlli sancak ve bir de hatt-ı hümâyun gönderdi.
padişah, hatt-ı hümâyununda hasan paşa’yı; “berhudar olasın, sana vezaret verdim ve seninle mahsur olan asker kullarım ki, manen oğullarımdır, yüzleri ak ola. makbûl-i hümâyunum olmuştur. cümleyi hak teâlâ hazretleri’ne ısmarladım.” diyerek methediyordu.


padişahın fermanını okuyan hasan paşa, ağladı. sebebini soranlara: “kanije müdafaası gibi küçük hizmetlere de vezirlik verilmeye, padişah mektubu yazılmaya başlandı. bizim gençliğimizde böyle küçük hizmetlere vezirlik verilmez, padişah mektubu yazılmazdı. biz ne idik, neye kaldık diye ağlıyorum.” cevabını verdi. kanije savunmasını zafere dönüştürüp destanlaştırırken, kanije savunması neredeyse düşman kuvvetlerinin onda biri asker ile başarılı olmuş ve zafer haline gelmiş, tarihimize altın harflerle yazılmıştır.
kaynak
devamını gör...

times dergisinin erdoğanı kapağına taşıdığı sayısında kapağın ortasına yazdığı yazı.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
erdoğan böylece times'a kapak olmuş 4. türk politikacı olmuştur.

times'a kapak olmuş diğer türk politikacılar;
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel (1923 yılındaki atatürk kapağı)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel (atatürk 1927)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel (ismet inönü)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel (şükrü saracoğlu)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel (adnan menderes)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel (kenan evren)
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim