eksik bordro gerçek maaş bordroyo yansıtılmayarak çalışanlar asgari ücretli gösteriliyor. çalışanla anlaşılan maaşın eksik kalan kısmı elden ödeniyor. bu durum gelecekte çalışanın alacağı tazminatı ve emekli maaşını düşürüyor. yani patronunuz geleceğinizden çalıyor, devleti dolandırıyor.

sigortasız işçi çalıştırmak, iş verenler insanların "işsizlik korkusunu' kullanarak yasal bir zorunluluk olan çalışanın sigorta kaydı'nı yapmıyor. bu yüzden çalışanın izin günlerini, gelecekte alacağı tazminatı ve emekli maaşını çalıyor. bununla birlikte devleti dolandırıyor.

tazminat sıfırlama iş veren çalışanını 11. ayda işten ayrılmış gibi göstererek çalışanının 12 aylık yasal hak talep etme süresini gasp ediyor. iş veren daha sonra tekrar çalışanını işe alarak sigortasını en baştan başlatıyor. patronlar kanunlardaki bir açıklıktan faydalanarak çalışanların haklarını gasp ediyor.

fazla mesai yapma iş veren fazla mesai ücretini çalışanına vermez. haftalık çalışma süresi 45 saattir. bu sürenin üzerinde çalışanlara mutlaka fazla mesai ücreti ödenmelidir.
devamını gör...

bu olayın sebebinin ön yargı olduğunu düşünüyorum. tanıdığım çoğu insana karşı ilk başta ısınamam, ilk defa dinlediğim şarkıları eğrelti bulurum ve bunun gibi birçok örnek daha. bazen bakmanın sadece bir eylem olmaması gerektiğini hatırlıyorum. bunu birçok kez hatırlamam, hayatıma uygulamam gerek, ancak ön yargıların çok tatlı geldiği yadsınamaz. ön yargılar kırılamaz belki, ama önüne geçilebilir. bu hareket de kazanılmış bir reflekse dönüşebilir ve başka ön yargılar için farkındalık sahibi olmanın önü açabilir.
devamını gör...

temmuz '21
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kimse begenmez ama her ne hikmetse gelen gitmez
devamını gör...

(bkz: zülfü livaneli) ‘nin (bkz: doğan kitap) yayınevinden ocak 2017’de çıkan kitabıdır.

ibrahim isimli kahramanımızın, çocukluk arkadaşı hüseyin’in ölüm haberini aldıktan sonra, ikisinin de doğum yeri olan mardin’e gidip; hayatını araştırmasıyla gelişen olayların anlatıldığı güzel bir kitaptır.

kitap yazımı için livaneli’nin işid zulmüne maruz kalan ezidilerin yaşadıklarından ilham aldığı açıktır.(böylesine kötü gerçeklikler için ‘ilham’ gibi güzel bir kelime doğru bir tercih oldu mu emin değilim. esinlenmek olabilir miydi onu da bilmiyorum.) bu yüzden ezidiler ve ezidilik ile ilgili kıymetli bilgiler vermesi açısından da önemli bir kitap olduğunu düşünüyorum.

zulüm insanoğlunun hakikatidir. kitabı okuduğum süre zarfında içimde uyanan merhamet duygusu bana kendimi çok tuhaf hissettirdi. bir yandan merhamet sahibi olduğumu düşündüren bir vicdan mastürbasyonu ile kendimi iyi hissettim. sonra böyle hissettiğim için çok utandım. bu vicdani mastürbasyonun içimi birazcık olsun rahatlatmış olmasından utandım. sonra öfkelendim. kendime kızdım. bu anlık rahatlık hissi bugüne kadar savunduğum tüm değerlerime, etik anlayışıma, ahlakıma tersti, örtüşmüyordu. böyle bir insan olduğum için kendime çok öfkelendim… çünkü dostlarım, merhamet maalesef ki zulüm derdine deva olmuyor…

öfkelendim.
öfkelendim çünkü o vicdani rahatlama, bir kabullenişti…
kendime öfkelendim çünkü ahmet hamdi tanpınar’dan bir şey öğrenmiştim:
‘’zulmü her kabul ediş, daha büyüğünü doğurur…’’

işte sanıyorum bu yüzden, denk geldiğimiz tüm zalimlere, zorbalara, zulümlere karşı öfkemizi diri tutmamız gerektiğine inanıyorum…

son olarak kesinlikle okunmasını tavsiye ettiğim bu kitaptan küçük bir anekdot paylaşmak istiyorum:

“harese nedir bilir misin oğlum?
arapça eski bir kelimedir.
bildiğin o hırs, haris, ihtiras, muhteris sözleri buradan türemiştir.
develerin çölde çok sevdiği bir diken vardır.
deve, dikeni yedikçe ağzı kanar.
tuzlu kanın tadı, dikeninkiyle karışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider.
kanadıkça yer, bir türlü kendi tadına doyamaz…

ortadoğu’nun adeti budur, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz.
kendi tadının kanından sarhoş olur...”
devamını gör...

bilincin açık olduğu, bedenin değil de ruhun yolculuğa çıktığı seyahattir. korktuğum için yapamadığımı söylemek isterim.

okuyunca güzel gibi görünse de tehlikeli olmadığını kimse söyleyemez. ruh her an bedenden kopabilir ve başına buyruk dolaşmaya başlayabilir. bunn tıptaki adına bitkisel hayat diyebilirsiniz.
devamını gör...

animasyon filmlerde orijinalini aratmayan ama normal filmlerde asla eksikliği hissedilmeyen şeydir. çok değerli dublaj sanatçılarımız var yaptıkları işler çok başarılı olsa da orijinal dilin verdiği o keyfi dublaj ile almak aynı değil sonuçta.
devamını gör...

-şimdi değilse, ne zaman?
-ben değilsem, kim?
-korkmasaydım, ne yapardım?
kararsız kaldığımda beni kurtaran sorular.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

john bowlby 1959 senesinde yayınladığı "seperation anxiety" (tr: "ayrılık kaygısı") adlı kitabında, diğer bireylerle kurabilecek üç çeşit bağlanma biçimi olduğunu belirtmiştir. bunlardan ilki;
güvenli bağlanma yani bireylerin aralarındaki sorunları iletişimle çözebildiği, karşı tarafın zayıflıklarından korkulmayan, kısacası karşımızdaki kişinin olumsuz davranışlarını kişisel algılamadığımız ve onlara alan tanıdığımız bir ilişki biçimidir.

ve şahsi görüşümle sağlıklı bir ilişki için olması gereken bağlanma çeşidi budur.

ikincisi, kaygılı bağlanma'dır.
buna örnek olarak partnerini sürekli arama, kontrol etme, her an kendisini terk edeceğinden korkma, karşısındakinin ihtiyaçlarından ziyade kendine odaklanma davranışları ve yüksek miktarda öfke içerir. zira bu tür bağlanmada beklentiler yüksektir. bu bağlanmada, ilişkideki en küçük bir hata bile, terk edilme ya da beğenilmeme kaygısını tetikler.
bu durumu da bunaltan, darlayan diye tabir ettigimiz kişilerde görülen genellikle özgüven eksikliği ve güven sorunundan kaynaklanan bağlanma çeşidi olarak söylemek mümkün.

üçüncüsü ise kaçınmalı bağlanma'dır.
sorunların konuşulmadığı, bir tarafın geri çekildiği ilişki biçimidir.


yine john bowlby tarafından yapılmış
bağlanma teorisi'ne göz atmanızı tavsiye ederim. özellikle ebeveyn adayları için faydalı olduğunu düşünüyorum.
devamını gör...

bak şimdi aşk olsun! sabah ezanını saba makamında ve hakkı ile okuyan bir müezzinden dinlerseniz ciddi anlamda keyif alırsınız. ben şahsen oldum olası severim sabah ezanını. amma velâkin son dönemlerde, bu megafon sistemi geldi geleli, o keyfimiz yok oldu diyebilirim.

nerede o eski yanık sesli ve makama riayet eden müezzinler, kayboldular gittiler.
devamını gör...

kendi yaptığı 'insan' tanımına-nasıl tanımlanırsa tanımlansın-uymayan bir garip bir iğrenç mahluktur.
devamını gör...

piknik alanına girişte verilen ücret,taksimetre açılış ücreti,sokak aralarındaki,yol kenarında ki park ücreti,her sokakta bir kaç tane olan market zincirlerine girince ortadaki raflardan aa buda güzelmis diye alınan 5687. mutfak esyası.
devamını gör...

2011 fransa yapımı aksiyon filmi. yönetmen koltuğunda olivier megaton oturuyor. başrolleri ise zoe saldana, amandla stenberg ve michael vartan paylaşıyor.


9 yaşında cataleya adındaki küçük bir kız 1992 yılında kolombiya'da ailesinin öldürülmesine şahit olur ve kendisi de canını zor kurtarır. tanınmış bir gangster olan amcası emilio'nun koruyuculuğunda abd'ye göç eder.

cataleya, intikam ateşiyle büyüyüp artık genç ve güzel bir kadın olduğunda, amcasının kiralık katillerinden birine dönüşür. fakat geçen bu sürede anne ve babasının katledilişini asla unutmaz ve öldürdüğü insanların göğsüne bir orkide çiçeği çizerek, her cinayetin ardında kendisinden bir iz bırakır. cataleya intikamı sonuna kadar götürmeye yemin etmiştir.
devamını gör...

sizin aydınlattıgınız yolda elimden geldiğince, bana şu an verilen imkânlarla ilerlemeye çalışıyorum . bir türk genci olarak bırkatıģınız miraslara elimden geldiğince sahip çıkmaya çalışıyorum ama sanirim elimden de pek bir sey gelmiyor. sizi her zaman sevgi, saygı ve özlemle anıyoruz atam. ışıklar içinde uyu.
devamını gör...

evli adamın o saat de dışarda ne işi varmış ?
devamını gör...

komik olduğunu düşünmesi trajikomiktir.
bir iki popülist çıkış yaparak gündemde kalacağını düşünüyor fakat bu sefer resmen sıçmıştır.
anlattığı anısında, kadın karakterin türbanlı olmasına özellikle vurgu yaptığını düşünüyorum.*
bir belediye başkanından her türlü yardımın isteneceğini bilmiyor olması skandaldır. *
tüp bebek tedavisinin pahalı ve zorlu bir süreç olduğunu herkes bilir.
bir belediye başkanı, ''çocuğum olmuyor, bana yardımcı olabilir misiniz'' sorusu karşında bu kadar çirkin düşünemez ve utanmadan da bunu anlatamaz.
devamını gör...

üniversitede bölümle ilgili çok önemli bir derste "ben bu mesleği nası yapıcam yaa" diye ağlamaya başlamıştım durduk yere. neyse ki arka sıralardaydım da kimse görmedi.
devamını gör...

askerliğin bitmesinin üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin asla bitmeyen anıdır. askerlik ne kadar sürerse sürsün anılar asla bitmez. anlattıkça anlatasın gelir insanın. on sekiz gün bedelli yapan adamların 5 yıl anı anlatmışlığına şahit olunmuştur.

o yüzden anlatan içim eğlenceli dinleyenlerin çoğu içinse anlamsız ve sıkıcıdır. anlatılmamasında fayda vardır.

kurayı çekip gemlik askeri veteriner okulunda asteğmen olarak gönderildiğimde sade ve heyecansız bir askerlik geçireceğime inanmıştım, öyle olmalıydı. ama olmadı.

yüzlerce anı arasında en büyük kahramanlık gösterdiklerimden birini ömrüm boyunca unutmam mümkün olmayacak. askerliğimin bitmesine iki ay kala artık domino taşı asteğmen olmaktan kurtulmuş ve bir aydır yıldız taşıyan bir teğmen olmuştum.

veteriner hekim olan komutanım klinikte görevlendirilince de dünyalar benim olmuştu, çünkü o an itibariyle kısım amiri olmuştum ve yapacağım tek şey her fırsatta arazi olmaktı. ben de bunu layıkıyla yaptım.

bir gün gezip tozma fırsatı yakalayamadan bir emri imzalatmak için komutanımın yanına gitmem gerekti ve hemen kliniğe doğru yola çıktım. kliniğe geldiğimde askere binbaşının nerde olduğunu sordum:

iob: komutanım nerde?
asker: içeride komutanım.
iob: tamam ben onu bir göreyim.
asker: komutanım, şu an görmeyin isterseniz.
iob: oğlum işim gücüm var aç kapıyı.
asker-: komutanım, girmeyin bence içeri.
iob: oğlum sinirlendirme beni, aç kapıyı.
asker: emredersiniz komutanım.

bu saçma sohbetin üzerine asker kapıyı açtı ve ben içeri girince kör olmak istedim, askerliğe lanet ettim, beynime peş peşe balyoz darbeleri yedim. çünkü komutanımın kolu nerdeyse omzuna kadar ineğin makatında idi.

ben bayılmamak için kendimi tutmaya çalışırken komutanım kahkaha atıyordu bir yandan:

komutan: ne oldu teğmen?
iob: komutanım ne yapıyorsunuz?
komutan: ineği muayene ediyorum.
iob: komutanım, kolunuz hayvanın içindeydi.
komutan: ne yapayım, hayvana neyi olduğunu mu sorayım teğmen?
iob: haklısınız komutanım.
komutan: iyi misin teğmen?
iob: iyiyim komutanım.

bunun üzerine komutanım çok da şakacı olduğu için “ seni çok üzdüm, gel el sıkışıp barışalım” diyerek elimi sıkmasaydı belki anı bu kadar kötü kokmazdı.

ama komutan böyle bir şaka yapınca ben durur muyum? yapıştırdım cevabı:

emredersiniz komutanım!
devamını gör...

kurulduğu ilk günlerde çıkmak bilmediğim bir platformdu ve harika zamanlar geçirip bilgileniyordum, şu an ise iş yoğunluğum arttığı için eskisi kadar aktif olamasam da mutlu ve nice yıllara sözlük.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim