"saygının olduğu yerde korku vardır."

vurgusunun dikkatimi çektiği ve sokrates usulü konulara temas metodunu manipülatif gibi görünmesine karşın sevdiğim kitap.
devamını gör...

devlet dediğimiz kamu otoritesi vergi toplar , asayişi sağlar,askere alır vs.

bunları yapıyor mu buna bakmak lazım. bunu yaparken meşru olup olmadığı ayrı bir konu. bunları yapıyorsa ve hizmet de götürüyorsa o zaman devletten farkını nasıl izah edeceğiz.

masaya silah koyup bunu yapmazsan seni öldürürüz demekle ,iran gibi ülkelerde bize muhalif olursan istihbarat seni kaybeder demek arasında teorik bir fark yok bence.

bakın yanlış olmasın ırak şam islam devleti bir terör örgütüdür aksini söyleyen de teröristtir.
devamını gör...

(bkz: buralar karışır)
(bkz: neler olmuş tayfun)
devamını gör...

marko paşa düşüncesinin ortaya çıkışını aziz nesin şöyle anlatıyor;


gerçek kapandıktan sonra işsiz kaldım. esat adil’ e haftalık bir mizah gazetesi çıkarmayı teklif ettim. parti bu parayı sağlayacak, ben emeğime karşılık ayda yüz lira alacaktım. karın üst tarafı da partiye kalacaktı. parti üyeleri, imkanları kadar beşer, onar lira vererek gazetenin sermayesine ortak olacaklardı. partili arkadaşlar zaten az gelirli işçiler olduklarından bu iki ayda ancak iki yüz altmış lira toplanabilmiştir. gazeteye, halk kitlesi tarafından benimsenmiş ve tutulmuş bir isim bulmak gerekiyordu. gerçek gazetesinde yazdığım fıkralardan birinin başlığı “markopaşa’ya şikayet” idi. işte bu fıkranın hatırasıyla “markopaşa” ismini teklif ettim. birçok isimler arasında partili arkadaşlar bu ismi uygun buldular. bu sıralarda partiden istifa ederek ayrılmak zorunda kaldım. gerek istifa edişim, gerek yedi yüz liranın bir araya getirilemeyişi yüzünden markopaşa’yı çıkaramadım …


rıfat ılgaz’ın anlattıkları da şöyle;


biz partinin [türkiye sosyalist partisi] lokaline gidip gelmeye başladık. kahveye, pastaneye gidecek paramız olmadığı için bu sefer sosyalist partinin lokaline gidip oturuyoruz. ne aziz nesin’de ne bende böyle kahve köşelerinde harcayacak para yok. parti lokaline gidip gelen işçi arkadaşlarımız da bizi habire sıkıştırıyorlar. “bir mizah gazetesi çıkarın” diyorlar. biz konuşmalar sırasında soruyoruz onlara: “ne çıkaralım?” “mizah dergisi çıkarın.” “adı ne olsun?” “markopaşa olsun.” zeki usta, rıza usta, hüsamettin özdoğu gibi işçi arkadaşlar. konuşuyorlar, teklif ediyorlar, “para da toplayalım” [diyorlar]. hatta duvara “marko paşa siyasi mizah gazetesi yakında çıkıyor” diye yazılar asıldı, duyuru şeklinde. o günkü koşullara göre iyi sayılan bir para da toparlandı …


esasen başlarına gelecekleri bildikleri içinde ''hakkınızı helal edin dostlar'' rutinine şakalar köşesinde yer verdiler.


sefere mi çıkıyorum böyle? hayır. savaşa mı böyle gidişim? hayır. azrail mi bekliyor baş ucumda? hayır. intihara mı karar verdim yoksa? hayır. ya ne? marko paşa nam bir ceride (gazete) çıkarmış bir fıkracık istediler abdi acizden. evvel allah sonra matbuat kanununa sığındım. ne olur ne olmaz! dostlar, komşular ve hanem halkı şişede durduğu gibi durmaz kafir; cepte durduğu gibi durmaz kalem. helal edin hakkınızı, sayei kanunu matbuatta fıkra yazmaya gidiyorum.


derginin dağıtımında pek çok zorlukla karşılaşırlar. fazıl ünverdi'nin bayisi ile anlaşmalarına rağmen, bayi dağıtımı yapmaz. hal böyle olunca daha sıradan bir bayi olan ''kambur hüseyin''in yolunu tutarlar. dergi peynir ekmek gibi satılır. 22 sayı çıktıktan sonra çeşitli engellemelerle karşılaşırlar. bunun üzerine merhum paşa olarak basarlar dergiyi ve kovuşturmayı yerler. bu sefer malum paşa çıkar. malumun ilanı olmuştur. tak soruşturmayı yerler. markopaşa'ya geri dönülür ama yine adliyenin yolunu tutarlar. en sonunda da soruşturmalara ve kapatmalara tepki olarak, ''marko paşa'nın fevkalade hıyar sayısı'' çıkar;


ne yazsak markopaşa’yı toplatıyorlar. onbeş sayı çıkabilen gazetemizin yedi sayısını toplattılar. biz de, zülf-i yare dokunmayalım, güneşe karşı su döküp de çarpılmayalım, evliya-i ümuru incitip fincancı katırlarını ürkütmeyelim diye suya sabuna dokunmadan, havadan sudan yazılar yazmaya karar verdik. bundan sonra gazetemizin her sayısını, meyva ve sebzelerin övgülerine ayıracağız. şimdiye dek gazetemizi, içişleri bakan!ığı ve adalet bakanlığı toplattırdı; bakalım, bu kez de tarım bakanlığı toplatacak mı? gazetemizin bu sayısı, hıyar özel sayıdır. baştan sona dek, hıyarın ve hıyarların övgüsünü bulacaksınız. memleketimizin hıyarlarını incitmemek için, onların bile aleyhinde bulunmayacağız.


hıyar ve hıyarların methiyesi


hıyarın demokratlar meyve, halk partililer de sebze olduğunu iddia ederek havayı bulandırıyorlar. hıyarın ne olduğunun anlaşılması için 4 kişilik bir heyet langa bostanı'na, 500 heyet de yabancı memleketlere inceleme için gönderilecektir. ancak milli eğitim bakanlığı'nın bir kısım bilginleri de hıyara, 'salatalık' denilmesini istemektedir. bu konuda ilmi bir komisyon çalışmalara başlamıştır. dış memleketten ithal edilen hıyarları, ticaret bakanlığı c. s. köküiçerde eğri olduğu için beğenmemiştir.’


aziz nesinin memleketimizin hıyarlarına yazdığı o ca(ğ)nım ''hıyara methiye'' şiiri


taze endamınla sen pek dilşikarsın ey hıyar!
lezzetin inkar olunmaz hüşikarsın ey hıyar!

eylemiş tetvic tabiat re’sini efsür ile,
bağ-ı sebztanda tahtın tacıdarsın ey hıyar!

öyle dimdik bir şekil vermiş tabiat cismine,
sanki zal-i-zi-şeöaar-ı sebzezarsın ey hıyar!

bendeler mümkün müdür olmazsa meclub didene.
çünkü sen hazm-ı teama bir medarsın ey hıyar!

kadrini takdir ederler cümle şaklaban bile,
bezm-i nüşanın demişler cilvekarsın ey hıyarl

her ne yazsam sen kızarsın her sözüm olmuş günah,
bilmeyenler zannederler iktidarsın ey hıyar!


ve şiirin yayımlanmasından hemen sonra dergi yine toplatılır.

markopaşa'nın tarihi kapatmaların ve toplatılmaların tarihidir. türkiye'de siyasi mizah denen nanenin ne kadar zor yapıldığının ispatıdır.

sabahattin ali, aziz nesin, rıfat ılgaz ve mim uykusuzu bu mücadelelerinden ötürü saygı ile yad etmek lazım.
devamını gör...

(bkz: itibardan tasarruf olmaz) diyenlerin ve (bkz: bebeğin donundan medet ummak) gafletine düşenlerin katili olduğu öğrencidir dilek özçelik.

bu lafları da yardım istediği, derdini anlattığı dönemin çevre ve şehircilik bakanı erdoğan bayraktar'ın kendisine para vermesi üzerine söylemiştir.

oysaki dilek sadece yaşamak istemişti.

sadece sağlığına kavuşmak istemişti.

sadece derdini anlatmak ve sesini duyurmak istemişti.

onlar ne yaptı:

dilek ablanın eline 50-100 lira tutuşturup milyonları cebe indirdiler.

itibardan tasarruf olmaz deyip saraylar, villalar yaptılar.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

devamını gör...

beden hocama, bak bakim, takla atmadan da fit kaldım demek isterdim.
denge tahtası bana göre değil.
düşmek istemiyorum.
okulun çevresinde, canım çıkana kadar koşmak istemiyorum.
yoruldum, benim canım tatlı.
sporu sevmiyorum, beden dersi diyorum işte.
beden eğitimi demiycem.
benim bedenimi, ben eğitirim, sal beni.
devamını gör...

nickim sandım yaa.. meğer bir halay türüymüş.

yoldaş koş, nickimi çalmışlar.
devamını gör...

ben kendimi beğeniyorum arkadaşlar siz beğenmeseniz de olur, teşekkürler.
devamını gör...

bir derdim var bin dermana değişmem. *
devamını gör...

30 sadece sayıdan ibarettir. kurmayanlardan biri de benim. çünkü halen kariyer hedeflerim var. çok şükür işim gücüm yerinde şu saatten sonra kursam çok iyi olur. ancak yaş 30'a geliyor hemen aile kurayım fikri kulağa hoş gelmiyordur. ben halen kendimi 23-24 hissediyorum.
devamını gör...

hayattaki, herhangi bir işteki zorlamanın miktarının gelişmeyi etkilediğini düşünüyorum. hiçbir zorlukla karşılaşmayan birey gelişme ihtiyacı duymuyor, aşırı zorlukla karşılaşan da gelişebilecek fırsatı yaratamıyor. belli dozda zorlama insana gelişme isteği ve şansı veriyor. örneğin çok yoksul bir ailede yaşayan çocuk temel ihtiyaçları bile karşılanmadığı, yeterli beslenmediği, ilave kurslara gidemediği için sınavlarda başarılı olamayabilir. çok zengin bir çocuk da hayatı üniversite sınav sonucuna bağlı olmadığı için kendisini çalışmak için motive edemeyebilir. bir memur çocuğu ise hem çalışabilecek uygun ortama, yeterli besine, huzurlu bir aile ortamına sahip olup, daha refah içinde yaşamak için hayaliyle derslerine çok çalışıp sınavda başarılı olabilir.
aynı kuralların farklı ölçeklere uyarlanabileceğini düşünüyorum. bana ilham veren tarihçi toynbee’nin uygarlığın gelişimiyle ilgili fikirleri. toplumlar da zorluklarla karşılaşıyorlar ve bunları çözmeye çalışırken gelişiyorlar. aşırı zorluklar veya aşırı kolaylıklar sağlayan çevrelerde ise daha kısıtlı bir gelişim oluyor. örneğin eskimolar zorlu koşullarda sadece hayatta kalmalarını sağlayabilen barınma ve beslenme yolları geliştirebilmişler ve diğer dünya toplumları gibi bir uygarlık kuramamışlar. amazon havzasındaki yerliler de etraflarındaki yiyecek kaynakları ve çok sınırda olmayan sıcaklıklar nedeniyle zorlu olmayan barınma ihtiyacı nedeniyle yaşam tarzlarını binlerce yıldır korumuşlar, gelişmeye ihtiyaç duymamışlar. nil nehri kenarında ise tarım yapabilmek için sel döngülerini takip ederek bilgi üretmiş ve uygarlık kurmuşlar. sosyal bilimci olmadığım için indirgemeci yaklaşmış olabilirim ama temel olarak bu fikir bana çok yakın ve çeşitli ölçeklerdeki sistemlere uygulanabilir geliyor.
devamını gör...

—en sevdiğim şey olan sahilde yürüyüş
—yeni bir kitaba başlamak
—uzun bi aradan sonra tekrardan evde egzersiz yapmak*.
devamını gör...

tam bir şehir bebesiyim. anne tarafımın da baba tarafımın da köyü yoktu. hayatımda ilk defa köye de bir ilkokul gezisinde gidebildim zaten.

neyse efenim sanırsam ben 5-6 yaşlarındayken, bir şehirler arası yolculuğa çıktık. tarlaları, koruları falan ilk kez görüyorum. hepsinde farklı farklı boylarda değişik değişik bitkiler. arabanın camına yapışmışım hepsini tek tek soruyorum.

"baba bu ne? babaa bu ne? peki şunlar nee?"

o da bu kola ağacı, bunlar gazoz ağaçları, bunlarda bonibon yetişiyor diye ciddi ciddi bütün sorularımı yanıtlıyor.

trollemeleri sayesinde uzunca bir süre kola, jelibon ve çikolataların ağaçta yetiştirildiğini sandım. sonra bir gün ilkokulda bizi eti'nin fabrikasına geziye götürdüler de meseleyi çakabildim.

vallahi allah devletimize zeval vermesin. düşünsene evde eğitimin yasal olduğunu. troll babası olanlar yandı.
devamını gör...

düşünceli, eğlenceli ve bir o kadar da zeki bir arkadaş, yazardır kendisi. doğallığı ve anlayışlılığı ile de ayrıca güzel bir insandır. tanımlarında eğlenmeyi de , eğlendirmeyi de hüzünlendirmeyi de çok sever. sözlükte tanıdığım güzel insanlardan biridir. hep buralarda olsun, yazsın. ben de okuyayım..
devamını gör...

bir aşk hikayesi anlatacağım şimdi;

sınıfa nakil öğrenci geldi. dersin ortasında müdürle birlikte girdiler sınıfa hepimiz çocuğa bakıyoruz. bütün kızlar nefeslerimizi tuttuk, dersten koptuk, dünya'da değiliz. puşt çok yakışıklı. ömrümde öyle bir çocuk görmemişim. zaten yaşım 11 ne ömrüm olacak. yani televizyonda bile o kadar yakışıklı oğlan yok. amerikan filmlerindekilerden bile yakışıklı; koyu mavi gözleri, dik ve fönlü saçları var. anası 'ben doğurdum' diye gururla hazırlıyor her sabah okula belli ki.
çocuğu oğulcan'ın yanına oturttu sınıf öğretmeni. ben de duvar dibinde köşe oturuyorum montların arasında kaybolmuşum. ilk görüşte aşktı benimkisi. her sabah o mavi gözleri görme şansım vardı, her sabah 'günaydın' diyorduk birbirimize.
en sevdiğim mevsim kıştır. neden biliyor musunuz? yazın duvar dibine kimse mont asmazdı. hırkasını çantasına koyardı herkes.
oğulcan onun en iyi arkadaşı oldu okul boyunca. orta okulda da aynı sınıftaydık. kızların hepsi yanıktı ona ama kezban gibi davranıyorlardı. ben de aşıktım ama hiç sahip olamayacağım bir şey isteyecek kadar şımarık değildim.
ilk okulda bile gerçekçiydim. prenses sanmıyordum kendimi. annesiz, babasız büyüdüğüm için galiba.

bir yaz bisikletle sokak aralarında gezerken bir evin bahçesinde onun esini duydum. aaah tanrım o an hayatımın en mutlu anıydı. nerede yaşadığını öğrenmiştim. sapık gibi onu izledim. hiç benim gibi asi bir çocuk değildi. ailesine karşı çok saygılıydı, bense halen nefret ederim.

ya o gün çok büyük bir keder çöktü ruhuma. orada ondan vazgeçtim.

bir gün sınıfta oğulcan'la birlikte benimle alay etmişlerdi. o gün kopmuştum ondan. mavi gözleri artık beni donduruyordu. ellerim buz kesiyordu.

yıllarca aklıma bile gelmemişken geçen ay adını yazdım google amcaya. sordum nerdedir kimledir? sadece bir fotoğraf vardı linkedn'de.
endüstri mühendisi olmuş. takım elbiseyle fotoğrafı, janti bir bey olmuş. yüzü hiç değişmemiş. saç şekli hala yukarı doğru fönlü.
masmavi gözleri yine parıldıyor.

ilkokulda montuma onun kokusu sinsin diye onun montunun yanına asıyordum benimkini. facebooktan oğulcanla birlikte attığı fotoğrafları arşivliyordum.

hayatınıza böyle biri tesir ettiğinde bir daha eskisi gibi olamıyorsunuz. 11 yaşındaki vurgunu hala anarak yaşıyorum.
daha özel birşey itiraf edeyim; hayalini kurarak mastürbasyon yapamadığım tek erkek odur. psikologlar bunu açıklasın, si ay ey, ef bi ay açıklayın.
devamını gör...

istiklal ve hürriyet benim karakterimdir.
devamını gör...

şudur...
başlık: izmir

tanım: benim için bir şey ifade etmeyen şehir*

bu yanlış bu. böyle t*nım yok pek sayın çaylak arkadaşım.

sana kalk bizi izmir konusunda ışıl ışıl yap demiyorum. en azından şunu diyebilirsin...

başlık: izmir

tanım: haritada boydan bakılması insanı aldatan, aslında türkiye'nin en uzun sahil şeridine sahip olan ilidir. aynı zamanda benim için bir şey ifade etmiyor artık.

ufak da olsa bir bilgi at oraya. zor değil.
devamını gör...

herkese selamlaar, bu hafta perşembe günü saat 21.30'da "midnight ın paris" filmini yorumlayacağız. izleyen herkesi beklemekteyiz*. harika afişi için etik dinleyiciteşekkür ederiz. buyrun buradan gelebilirsiniz
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

diğer duyular gibi oldukça karmaşık bir sisteme sahip bir duyu olmak ile birlikte, bir üstte de bahsedildiği gibi en soyut duyudur. siz tamamen işitme kaybı olan bir çocuğa * sevgi, saygı gibi terimleri ve soyut varlıkları * herhangi bir görsel belirteç ile anlatamazsınız.
belki de, bireyin önemli duygu ve düşünce biçimlerini içselleştirebilmesi için en önemli duyudur işitme duyusu.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim