erdal bakkal
herkesin sempatisini kazanmış bakkal.
(bkz: çay erdal bakkalda içilir)
(bkz: çay erdal bakkalda içilir)
devamını gör...
türk kızlarının tayt giyme hastalığı
tayt giymek hastalık değildir. kadın düşmanlığı hastalıktır.
size bir kadın yüz vermedi diye bunun ezikliğiyle bütün kadınlara saçma sapan yerlerden saçmalamak hastalıktır. buralarda rezil etmeyin kendinizi. size acımıyorum. anneniz babanız var. onlara yazıktır. doktora gidin.
size bir kadın yüz vermedi diye bunun ezikliğiyle bütün kadınlara saçma sapan yerlerden saçmalamak hastalıktır. buralarda rezil etmeyin kendinizi. size acımıyorum. anneniz babanız var. onlara yazıktır. doktora gidin.
devamını gör...
wolfgang amadeus mozart
olağanüstü özelliklere sahip, kimilerine göre tanrının sesi kabul edilen, eserlerinde asla silgi kullanmamış, salgın hastalıktan dolayı öldüğünde toplu bir mezara gömüldüğü için mezarının nerede olduğu tam olarak bilinmeyen, klasik müziğin johann sebastian bach'la beraber tartışmasız en iyisi avusturyalı besteci.
devamını gör...
bir idam mahkumunun son günü
"insanların hepsi belirli bir süre için ertelenen ölüm cezasına mahkûmdur."
bu kitap victor hugo'nun idam cezasına bir tepkisi, başkaldırısıdır aslında. çünkü o yok etme gücünün sadece tanrı'ya ait olduğunu savunmuştur. idam yerine iyileştirilmelerini önermiştir.
kitabı okurken insan ölmek mi zor, ölümü beklemek mi diye soruyor kendine. duygular öyle ustaca aktarılıyor ki adeta hücrede o mahkûmun yanında bekliyoruz biz de. biz de şahit oluyoruz hepsine. insanların nasıl da bundan zevk aldığına, kutlamalar halinde idamlar gerçekleştirildiğine bir eğlence haline getirildiğine. uyanıyordun ve ölüme bir adım daha yakınsın. ne hissedebilir ki insan, ne düşünür? bu kitapta hepsini aktarıyor victor hugo. bir süre etkisinden çıkamayacağınız harika bir klasik.
bu kitap victor hugo'nun idam cezasına bir tepkisi, başkaldırısıdır aslında. çünkü o yok etme gücünün sadece tanrı'ya ait olduğunu savunmuştur. idam yerine iyileştirilmelerini önermiştir.
kitabı okurken insan ölmek mi zor, ölümü beklemek mi diye soruyor kendine. duygular öyle ustaca aktarılıyor ki adeta hücrede o mahkûmun yanında bekliyoruz biz de. biz de şahit oluyoruz hepsine. insanların nasıl da bundan zevk aldığına, kutlamalar halinde idamlar gerçekleştirildiğine bir eğlence haline getirildiğine. uyanıyordun ve ölüme bir adım daha yakınsın. ne hissedebilir ki insan, ne düşünür? bu kitapta hepsini aktarıyor victor hugo. bir süre etkisinden çıkamayacağınız harika bir klasik.
devamını gör...
günaydın sözlük
alerjiden uyuyamadım bana mı günaydın sana günaydın sözlük...
(bkz: öldürmeyip süründüren şeyler)
(bkz: öldürmeyip süründüren şeyler)
devamını gör...
dini inancın zayıflama nedenleri
- internet
- eğitim
- küreselleşme
- eğitim
- küreselleşme
devamını gör...
insanı mutlu eden filmler
kemal sunal filmleri üzerine tanımam
devamını gör...
pink floyd'un vasat ve sıkıcı bir grup olması
pink floyd gelmiş geçmiş en iyi gruptur.
the dark side of the moon şu ana kadar yapılmış en iyi albümdür.
yalnız time mı high hopes mu, yoksa hey you mu gelmiş geçmiş en iyi şarkıdır bilmiyorum. gerçi shine on you crazy diamond da olabilir.
pink floyd ve roger waters kutsallarımdır. bu konuda tutucu ve hoşgörüsüzüm evet.
edit: en önemli şeylerden birini unutmuşum the dark side of the moon albümünün kapağı dünyanın en güzel albüm kapağıdır.
edit 2: david gilmour gitarın tanrısıdır.
the dark side of the moon şu ana kadar yapılmış en iyi albümdür.
yalnız time mı high hopes mu, yoksa hey you mu gelmiş geçmiş en iyi şarkıdır bilmiyorum. gerçi shine on you crazy diamond da olabilir.
pink floyd ve roger waters kutsallarımdır. bu konuda tutucu ve hoşgörüsüzüm evet.
edit: en önemli şeylerden birini unutmuşum the dark side of the moon albümünün kapağı dünyanın en güzel albüm kapağıdır.
edit 2: david gilmour gitarın tanrısıdır.
devamını gör...
roman yazmak
bir dönem denediğim ama ruhsal olarak çok yorgun ve üzgün olduğum için her paragrafta ağladığım, bu yüzden de ara verdiğim eylemdir.
hala hayalimdir bir roman yazmak ve inanıyorum ki birgün raflarda o da yerini alacak.
hala hayalimdir bir roman yazmak ve inanıyorum ki birgün raflarda o da yerini alacak.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
dinle şarkısını dinlemeyeli yıllar olmuştu, vallahi çok mutlu oldum he.
devamını gör...
fakirlik belirten detaylar
bir hafta önce pişen yemeğin hala dolapta durması.
delik deşik olmuş ayakkabının yama yapılıp giyilmesi.
25 kuruş fark olsa da daha ucuzunun alınması.
tanzim satıştan iki kilo soğan alınca ''allah cumhurbaşkanımızdan razı olsun"denilmesi.
son yapılan giyim alışverişinin 12 yıl önce olması.
delik deşik olmuş ayakkabının yama yapılıp giyilmesi.
25 kuruş fark olsa da daha ucuzunun alınması.
tanzim satıştan iki kilo soğan alınca ''allah cumhurbaşkanımızdan razı olsun"denilmesi.
son yapılan giyim alışverişinin 12 yıl önce olması.
devamını gör...
gölgeyele
lol'ün ukdesi.
the lord of the rings (kitap)'de gandalf'ın büyüleyici güzelliğe sahip dostu. aynı zamanda yılkı atlarının reisidir.
gölgeyele rohan'ın en iyi atıdır ama kimse bu ata binmeyi başaramaz ta ki gandalf'la karşılaşana kadar. gölgeyele dinginlenemez ve eyer vurulamaz bu sebepten dolayı gandalf eyersiz biner. çok hızlı, ,görenlerin gözlerini bir türlü alamadıkları muhteşem bir yılkıdır. gandalf'ın yoldaşı olmuştur. büyücünün her ıslık çalışında yanına gelir. nazgulların karşısında durabilen tek orta dünya atıdır.
the lord of the rings (kitap)'de gandalf'ın büyüleyici güzelliğe sahip dostu. aynı zamanda yılkı atlarının reisidir.
gölgeyele rohan'ın en iyi atıdır ama kimse bu ata binmeyi başaramaz ta ki gandalf'la karşılaşana kadar. gölgeyele dinginlenemez ve eyer vurulamaz bu sebepten dolayı gandalf eyersiz biner. çok hızlı, ,görenlerin gözlerini bir türlü alamadıkları muhteşem bir yılkıdır. gandalf'ın yoldaşı olmuştur. büyücünün her ıslık çalışında yanına gelir. nazgulların karşısında durabilen tek orta dünya atıdır.
devamını gör...
mevlana celaleddin-i rumi
(bkz: mevlana celaleddin-i rumi)
sonundaki rumi, anadolulu anlamına gelir. 13. yy.da anadolu'nun adı 'rum'. rum da roma'dan geliyor. bizans, doğu roma ya, işte oradan.
sonundaki rumi, anadolulu anlamına gelir. 13. yy.da anadolu'nun adı 'rum'. rum da roma'dan geliyor. bizans, doğu roma ya, işte oradan.
devamını gör...
geceye bir söz bırak
"nefes aldığın şehir ne kadar şanslı.
kim bilir, sesini gökyüzü sanan kuşlar bile vardır."
sait faik abasıyanık
kim bilir, sesini gökyüzü sanan kuşlar bile vardır."
sait faik abasıyanık
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının takipçi sayıları
kadın yazarların takipçi ve beğeni sayısının çok fazla olduğunu ima eden ve hazmedemeyen kişilerin duyar kasmadığı başlık.
155'i ararın.
takipçi sayım polis imdatta.
ayrıca bir kurtulun şu kompleksten yahu. neymiş efem 'kodonloron tokopço soyoso orkoklordon çok olmosu' hiç kendi tanımlarınızada bakmıyorsunuz değil mi?
ben iki aydır buradayım neredeyse günlük 20 saat online olduğum zamanlar oldu. bir çok başlıkta kısalı uzunlu tanımlar yaptım. her şeyi geçtim yazmaktan çok okuyor, okuduğumda hoşuma gidenleri beğeniyorum.
ben ve tanıdığım bir çok kadın yazar arkadaşım burada ciddi zamanlar harcıyor ve gayet fazlaca tanım giriyor. bu kadar şeye rağmen beğenilmemizin ve takip edilmemizin tek nedeni kadın olmamız değil mi?
ayrıca şuda var ben eminim ki takip edildiğimden daha çok takip ediyor ve beğeni yapıyorum. bir köşede durup suya sabuna dokunmayıp sonrada cinsiyetçi bir söylemle insanların algılarına oynamayın.
velev ki kadınım diye öyle size ne?
bu da mı gol değil beee?
yahu ayrıca bence kadın takipçim daha fazla ben de genelde kadınları daha çok takip ediyorum. çünkü kendime yakın düşünce, söylem ve tanımları olan kişileri takip etmeyi tercih ediyorum. şimdi ben bu tarz söylemleri olan bir insanı neden takip edeyim? ayrıca çok sevdiğim erkek yazar arkadaşlarım da var. cinsiyetçi olmayan her başlığa 'doyor kosmoyon yoo' yazmayan.
aha da bu kadar duyar yeter bu başlığa. gidem de biraz başka başlıklara duyar kasam çavv.
155'i ararın.
takipçi sayım polis imdatta.
ayrıca bir kurtulun şu kompleksten yahu. neymiş efem 'kodonloron tokopço soyoso orkoklordon çok olmosu' hiç kendi tanımlarınızada bakmıyorsunuz değil mi?
ben iki aydır buradayım neredeyse günlük 20 saat online olduğum zamanlar oldu. bir çok başlıkta kısalı uzunlu tanımlar yaptım. her şeyi geçtim yazmaktan çok okuyor, okuduğumda hoşuma gidenleri beğeniyorum.
ben ve tanıdığım bir çok kadın yazar arkadaşım burada ciddi zamanlar harcıyor ve gayet fazlaca tanım giriyor. bu kadar şeye rağmen beğenilmemizin ve takip edilmemizin tek nedeni kadın olmamız değil mi?
ayrıca şuda var ben eminim ki takip edildiğimden daha çok takip ediyor ve beğeni yapıyorum. bir köşede durup suya sabuna dokunmayıp sonrada cinsiyetçi bir söylemle insanların algılarına oynamayın.
velev ki kadınım diye öyle size ne?
bu da mı gol değil beee?
yahu ayrıca bence kadın takipçim daha fazla ben de genelde kadınları daha çok takip ediyorum. çünkü kendime yakın düşünce, söylem ve tanımları olan kişileri takip etmeyi tercih ediyorum. şimdi ben bu tarz söylemleri olan bir insanı neden takip edeyim? ayrıca çok sevdiğim erkek yazar arkadaşlarım da var. cinsiyetçi olmayan her başlığa 'doyor kosmoyon yoo' yazmayan.
aha da bu kadar duyar yeter bu başlığa. gidem de biraz başka başlıklara duyar kasam çavv.
devamını gör...
türk eğitim sisteminde ingilizce öğretememe problemi
durun bir de ben anlatayım dediğim başlıktır.
öğrencinin hiçbir suçu günahı yoktur. öğretmenin sorumluluğu ve vebali ise büyüktür. hemen size durumu netliğe kavuşturacağını düşündüğüm bir hikaye anlatayım.
öğretmen olarak atandığım okulumda eğitim fakültesinden yeni mezun olmanın verdiği şevkle ingilizce öğretmek için hazırlık sınıflarına daldım. ben tecrübesiz ve yeni bir öğretmen olduğum için beni sınıfların dinleme ve konuşma derslerine verdiler.
tecrübeli olan öğretmen arkadaşlarımın hiçbir öğretmenlik mezunu değildi, sıkı durun hatta hiçbiri ingilizce mezunu değildi.
subject + verb + object metodunu kullanarak ingilizce öğreteceğini sanan bu güruhla çalışan acemi öğretmen ben tabii ki buna bir dur demeye kararlıydım.
dinleme dersleri için ideal olduğunu düşündüğüm filmler seçtim ve kendimce bir yöntem uygulamaya başladım. ama önce sınıflarda şöyle bir konuşma yaptım:
“ arkadaşlar aranızda 2 yaşına geldiğinde annesi babası tarafından karşısına oturtulup “ evladım artık konuşma zamanın geldi, geniş zamanla başlıyoruz” şeklinde türkçe öğrenen oldu mu? olmadığına göre ingilizceyi de böyle öğrenmeyeceğiz.”
öğrencilerin gözleri parladı tabii ki. filmleri açıp izliyor, benim önceden belirlediğim belli yerlerde filmi durdurup üzerinde elimizden geldiğince tartışıp eğlenip zaman geçiriyorduk. 3 ayın sonunda öğrencilerim ingilizce konuşmaya, konuşulanı anlamaya başladı. tabii ki bu sadece filmlerle olmadı; roleplay etkinlikleri, diyaloglar ve benzeri etkinlikler de yaptık.
sonuç gerçekten çok iyiydi.
peki bu güzel ve eğlenceli dönemin sonunda ne oldu sizce? okul müdürü beni odasına çağırıp hakkımda şikayet olduğunu söyledi, şikayet edenler diğer ingilizce öğretmeni arkadaşlarım, şikayet konusu da benim ders işlemek yerine çocuklara film izletip oyun oynatmam. hakkımda soruşturma açıldı elbette ama hiçbir şey çıkmadı.
demem o ki; tembel ingilizce öğretmenleri ve zavallı idareciler yüzünden ingilizce öğrenmeye istekli ve bu işi keyif alarak yapabilecek gençler heba olup gidiyor.
kimse üzülmesin ama ben pes etmedim, hala çok eğleniyoruz derste ve çocuklar konuşabiliyorlar ingilizce. mutluyuz.
öğrencinin hiçbir suçu günahı yoktur. öğretmenin sorumluluğu ve vebali ise büyüktür. hemen size durumu netliğe kavuşturacağını düşündüğüm bir hikaye anlatayım.
öğretmen olarak atandığım okulumda eğitim fakültesinden yeni mezun olmanın verdiği şevkle ingilizce öğretmek için hazırlık sınıflarına daldım. ben tecrübesiz ve yeni bir öğretmen olduğum için beni sınıfların dinleme ve konuşma derslerine verdiler.
tecrübeli olan öğretmen arkadaşlarımın hiçbir öğretmenlik mezunu değildi, sıkı durun hatta hiçbiri ingilizce mezunu değildi.
subject + verb + object metodunu kullanarak ingilizce öğreteceğini sanan bu güruhla çalışan acemi öğretmen ben tabii ki buna bir dur demeye kararlıydım.
dinleme dersleri için ideal olduğunu düşündüğüm filmler seçtim ve kendimce bir yöntem uygulamaya başladım. ama önce sınıflarda şöyle bir konuşma yaptım:
“ arkadaşlar aranızda 2 yaşına geldiğinde annesi babası tarafından karşısına oturtulup “ evladım artık konuşma zamanın geldi, geniş zamanla başlıyoruz” şeklinde türkçe öğrenen oldu mu? olmadığına göre ingilizceyi de böyle öğrenmeyeceğiz.”
öğrencilerin gözleri parladı tabii ki. filmleri açıp izliyor, benim önceden belirlediğim belli yerlerde filmi durdurup üzerinde elimizden geldiğince tartışıp eğlenip zaman geçiriyorduk. 3 ayın sonunda öğrencilerim ingilizce konuşmaya, konuşulanı anlamaya başladı. tabii ki bu sadece filmlerle olmadı; roleplay etkinlikleri, diyaloglar ve benzeri etkinlikler de yaptık.
sonuç gerçekten çok iyiydi.
peki bu güzel ve eğlenceli dönemin sonunda ne oldu sizce? okul müdürü beni odasına çağırıp hakkımda şikayet olduğunu söyledi, şikayet edenler diğer ingilizce öğretmeni arkadaşlarım, şikayet konusu da benim ders işlemek yerine çocuklara film izletip oyun oynatmam. hakkımda soruşturma açıldı elbette ama hiçbir şey çıkmadı.
demem o ki; tembel ingilizce öğretmenleri ve zavallı idareciler yüzünden ingilizce öğrenmeye istekli ve bu işi keyif alarak yapabilecek gençler heba olup gidiyor.
kimse üzülmesin ama ben pes etmedim, hala çok eğleniyoruz derste ve çocuklar konuşabiliyorlar ingilizce. mutluyuz.
devamını gör...
çok kısa bir hayatımız olduğu gerçeği
hiçbir şeyi değiştirmez. bu sözde kısa hayatınızda her şeyi deneyimleyemeniz mümkün değildir, ancak bu kötü bir şey olmak zorunda değil. her şeyi rahatlıkla deneyimlemeye, yaşamaya, öğrenmeye yetecek uzunlukta bir ömrünüz olsaydı bile, bunu siz kendiniz istemezdiniz. bu yüzden her şey için bu kadar geniş yelpazeler mevcut. farklı insanlar farklı arayışlara yönelir, farklı arayışlar da farklı deneyimlerle sonuçlanır. kendinizi ortada kalmış, bir şeylere yetişememiş hissediyorsanız, belki de kendinize yeterince özen göstermiyor, vakit ayırmıyorsunuzdur. siz de özgünlüğünüze hürlük, hürlüğünüze güven katın, kendi yolunuzu çizin. ne azını isteyin, ne fazlasını. hiçbir şeyin azıyla yetinemez, fazlasını da kaldıramazsınız. yaptığınız her işte akılcı bir basitliğe sığının.
ruh halinize göre geçici felsefeler yaratmaktan vazgeçin, karar alma yetinizi kötü etkileyebilir.
alt tarafı insanız. ne abartıya geliriz, ne de yergiye.
ruh halinize göre geçici felsefeler yaratmaktan vazgeçin, karar alma yetinizi kötü etkileyebilir.
alt tarafı insanız. ne abartıya geliriz, ne de yergiye.
devamını gör...
bir gün öleceğini bile bile yaşamak
hayata verilen değeri arttıran ama kimilerinin en büyük korkusu olan, herkesin bildiği ama unutmak zorunda olduğunu hissettiği tuhaf durum.
devamını gör...

