sanırım ne kadar ilişkisi olduysa meriçler yüzünden bitmiş yazar pardon trol beyanı. bu ne şiddet bu celal dostum? bu nasıl uzun tanımdır, master doktora ne varsa yapmışsın galiba bu konuda.
devamını gör...

kendisi ile alakalı olarak radyo programında yazıp seslendirmiş olduğum metni soranlar ve bu metin ile yapmış olduğum seslendirmeyi çok beğenenler olmuş. öncelikle bunun için tarafıma güzel mesajlar atanlara ayrıca tekrar teşekkür ediyor ve metni burada da paylaşmak istiyorum.

güle yel değdi güneş olursa,
cana ten değdi ateş olursa,

hasret gültekin. yitip giden bir can...
ömrünün baharında solmuştu gülü. gülüne yelden ötesi değdi o gün. 22 yaşındaydı. sivas'ta kaybettiğimiz 33 aydın insandan bir tanesiydi o da. bir halk ozanıydı. nazım hikmet diyor ya hani'' öyle ölüler vardır ki ben onların öldüklerini düşündükçe vakit olur yaşadığımdan utanırım. '' tam da öyle işte.
o kısacık ömrüne birçok eser sığdırmış ve bağlamada devrim yaratmıştı. eğer yaşasaydı şüphe yok; sarf ettiği sözlerinin, verdiği eserlerinin, sanata olan katkılarının, yaptığı yeniliklerinin yanına daha nicelerini ekleyecekti. olmadı. hayalleriyle birlikte hayatı da alındı. daha doğrusu çalındı. o daha 22 sindeyken sanki çok yaşamış gibi onun canı alındı. aldılar canını. anasının, babasının en kıymetlisini, sevdiğinin canını yarısını, çocuğunun baba diyeceği adamı...
herkese selam, sana hasret,
nur içinde yat üstat...
devamını gör...

"düşünün... çünkü henüz yasaklanmadı."

1984, george orwell.
devamını gör...

yıllar geçse de unutamazsınız. benim birkaç tane var böyle. birini anlatayım.

mecidiyeköy'de bir patlama oluyor. ben ışıkların oradayım. simitçilerin karşısında. klasik mecidiyeköy kalabalığı. patlama alevli bir patlama değil. manyetik bir şey gibi. herkes, tüm insanlar ve arabalar yerden yükseliyoruz. bir güç bizi yerden göğe doğru yükseltiyor. fırlatma gibi değil. ağır ağır yükseliyoruz. düşünecek, endişelenecek zamanımız var. yer çekimini yenip bizi göğe doğru savuran bu güç tükendiğinde kaç metre yükselmiş olacağız, oradan aşağıya düştüğümüzde ne olacak bize diye düşünebiliyoruz. sessizlik hakim. herkes yükseliyor. yükselme bitmiyor. korkunç bir seviyeye ulaşıyoruz. bulutları geçiyoruz. basınç falan hissetmiyorum. hissetmem lazım diyorum. korkuyorum. ama daha çok merak ediyorum. ne oluyor? ne olacak devamında? ben pozisyon olarak yere paralel ve yüzüstü vaziyetteyim. altımda giderek küçülen istanbul'u izliyorum. bi' ara kafamı bir defa daha yukarı çeviriyorum. öncesinde de bakmıştım, yine sonsuz boşluk dışında bir şey görmeyeceğimi düşünüyorum. ama bu defa uzakta bir nesne görüyorum. boynumu o vaziyette çok uzun süre tutamayacağımı fark edip önüme dönüyorum. daha mesafe var nasıl olsa biraz sonra yeniden çeviririm diye geçiyor aklımdan. içim içime sığmıyor. korkunç bir merak içindeyim. çok geçmiyor bir daha çeviriyorum. yine hayli mesafe var. gözlerimi hareket ettiriyorum. ileriye ve geriye doğru. cismi tam seçemiyorum ama devasa olduğunu görüyorum. kafam arkaya dönük vaziyetteyken görebildiğim tüm açılarda cismin bir parçası var. koyu gri renkte. çok büyük. yine önüme dönüyorum. yerden yükselmeye devam ediyoruz. başlangıçta yakınımda olan insanlarla aramdaki mesafe açılmış. neredeyse yalnızım. çok uzakta başka insanları ve arabaları görüyorum. acaba onlar neler düşünüyor diye geçiyor aklımdan. sonra kendine odaklan kızım. herkes kendi mücadelesini veriyor diyorum. tekrar kafamı arkaya çeviriyorum. bu defa cisimle aramdaki mesafe azalmış. paslı bir demir, yeryüzüne paralel, silindir, yarı metre çapı ya var ya yok, bu ne diyorum. böyle bir şey olabilir mi? dehşete kapılıyorum. sonra yeniden bakıyorum. yanında aynından bir tane daha. araları 1 metre kadar. ve diğer yanında da. onların yanlarında da. sıra sıra parmaklıklar. kafesin tavanı! mesafe artık çok azalıyor. metreler kaldı. birine tutunsam koala gibi sarılabilir miyim diye düşünüyorum. kucaklayabilir miyim parmaklıklardan birini. bacaklarımla da sarılırım. kendimi çevirebilir miyim acaba? direk parmaklığa doğru yükselebilirsem alttan sarılırım. çeviremezsem kendimi ve iki parmaklık arasından geçersem tek ya da çift kolumda sağdaki ya da soldaki parmaklığı tutabilir miyim? birini tutsam bile bu iten güç beni koparır mı parmaklıktan. iyice kavramaya zamanım olur mu? diyelim tutundum, baskıya dayanabilir miyim? kollarım ve bacaklarım bu güçten daha güçlü mü? becerebilsem, sarılabilsem ne olacak diye düşünüyorum. bir saniyede onlarca şey geçiyor aklımdan. kim gelip beni buradan alabilir. gücün etkisi geçince aşağı da atlayamam. ne işime yarayacak? derkeeenn, derkeeen uyandım. :)

10 yılı var rahat. her saniyesi ezberimde. duygusu bile.
devamını gör...

ne zaman süresim gelse, dışarıda istisnasız rüzgarlı hava olur ve saçlarım ağzıma yapışır.
devamını gör...

"bu gece benim gecem"* dedirten, "istediğimiz soruları bilemesek iki saate de uzar mı" diye sorduran, sevgili marikaki'nin yine enfes anlatılarıyla bezeli, ege mavisinin yağmur olup yağacağı şu pazar gecesinin bize iltimas geçtiği yayını.

büdüt: yayının hemen öncesinde yumuşak bir geçiş için bir eldar mansurov bestesi çalmakta olan radyo moderasyonuna, ince düşünülmüş hareketi için teşekkürler.
devamını gör...

ben türküm, benim sınırlarım yok. ben sadece türkiyeli değilim, her yerde türküm. beni diğer türk ülkelerinden türkiyeli diyerek ayıramazsın, koparamazsın, sınırlandıramazsın.
devamını gör...

aaa baba sen mi açtın bu başlığı... her sene istanbul'un köylerinde birinde olan köyümüze /yazlığa gidiyoruz ve artık çok sıkıldık. dedik ki bu yaz başka yere gidelim, resmen tatil planlamasını unutmuşuz. tek gitsem neyse, aile olunca işin içinde kocaman bir sorun olmaya başlıyo. bize tatil planlamasını unutturan babamcıma buradan selam olsun. *
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

orijinal adı alice's adventures in wonderland olan lewis carroll’un 1865 tarihinde yayınlanan kurgu, fantezi türünde kitabıdır.

günümüzde pek çok film uyarlaması da mevcuttur.
ilk kez 1903 yılında cecil hepworth tarafından sessiz sinemada uyarlanmıştır.

--- alıntı ---
hayvanlara haddinden fazla insan özellikleri yüklenmiş olmasının insanlara hakaret sayılacağı, ilerde çocukların hayvanlarla insanlara eşit düzeyde yaklaşacağı gerekçeleriyle 1931'de çin'in hunan eyaletinde yasaklanmıştır.
daha sonra "aynı nedenlerden" ötürü amerika'da da birkaç okulda kütüphanelerden kaldırılmıştır
--- alıntı ---
devamını gör...

iç sıkıntısının sebebi olmasından bin kat iyi olan durum.
devamını gör...

aşure gibiyim, tam olarak bu evet.
herşeyden biraz barındırıyorum bugün içimde. kahkaha da var, hüzün de.
devamını gör...

evi terk ederdim. telefonun da sim kartını söker atardım, kimse bana ulaşamasın.
geceleri sahilde yürürdüm, müzik dinlerdim.
tanımadığım, beni kimsenin bilmediği bir yere gitmek isterdim.
güvenmek isterdim, gözümü kapattığımda sırtımı tereddütsüzce yaslayacağım kişi ile uzaklaşır giderdim.
devamını gör...

kimisi kısacık hayata koca bir ömür sığdırırken, kimisi koca ömre tek bir hayat dahi sığdıramaz.
kimisi fildişi kulenin tepesini hedefler ve durmadan tırmanmaya devam eder, kimisi elindekiler ile yetinir sadece şükreder.
kimisi üretir, cana can katar. kimisi sadece tüketir tüketecek hiç bir şey kalmayıncaya kadar.
yolda yürürken temas edecek kadar yakın olduğumuz insanlar, bambaşka dünyalara ait bambaşka hayatlar yaşarlar.
kiminin korkuları, bir diğerinin arzuları haline gelmiştir.
ve hepimiz yaşarız hayatı bir şekilde, belki şevk, belki inat ile.
ve öğreniriz yaşadıklarımızdan. her kazançta ve en büyük kayıpta bile.
bir ders çıkarırız, nasıl yaşanması gerektiğine dair.
kimisi kendine saklar öğrendiklerini, kimisi ise miras bırakır geleceğe.

yazılanların makinist ile son istasyon radyo yayınında kullanılacağı başlıktır. cumartesi günler saat 23:45 de, sözlük radyosunda.
devamını gör...

sözcükler, kimi zaman mutlu eder.
kimi zaman mutsuz eder.
asla tek başına değillerdir.
kimi zaman bir sevgi sözcüğü.
kimi zaman bir nefret sözcüğü.
bir sözcük sadece bir sözcük değildir.
bazen boğaz da tutulurlar.
çıkmak isteseler de
sözcüğün sahibi bırakıvermez onları.
daha da kalabalıklaşırlar cümle olurlar.
zihne doğru ilerler. düşüncelerde dolanıp
insanın aklını kemirirler.
devamını gör...

eğer ki çay veya su tarzı bir şey dökerseniz sayfalar arasına defter sayfası koyun, daha sonra üstüne ağır kitaplar koyun ve 2-3 gün bekletin eskisi kadar iyi olmasa da çok büyük miktarda kitabınız düzgün bir şekilde kabarmadan duracaktır.
devamını gör...

(bkz: ne zaman gitti tren)
devamını gör...

anı yaşayarak elde edilebilen, kendinize verebileceğiniz en anlamlı hediyedir.

pembe ve beyaz çiçeklerle süslenmiş sayısız ağacın arasındaydım bir saat kadar önce. çimenler toprağı şefkatle kucaklamıştı, hava ısınmıştı biliyor musunuz? yaz gelmişti ve ben bunu henüz bugün fark ediyorum. üstümde kalın giysiler yoktu ve esintiyi hissediyordum cildimde.

şu an ise eve dönüyorum. güneşten çıkan son ışık yüzüme vuruyor. arabadayım, camım açık, rüzgar saçlarımı savuruyor. önümde kocaman bir orman var ve ben mutluyum. evet, bunu ilk defa fark ediyorum. ben hayatı seviyorum.
devamını gör...

sıkılmak, her şeyden ve herkesten çabuk bıkmak.
devamını gör...

sana gelince...
ne ben sezarım,
ne de sen brütüssün...
ne ben sana kızarım
ne de zatın zahmet edip bana küssün..
artık seninle biz, düşman bile değiliz..

| nazım hikmet ran
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim