en güzel yanımız doğurgan olmamız mı gerçekten? alemsiniz.
devamını gör...

+ peki bu kadar zalim olmayı nasıl başarıyorsun?
- neden? vaktiyle sen de öyle değil miydin?
kadınlar sevene, erkekler sevildiğine emin olancaya kadar zalimdir demişler. bak şimdi yerinde test edebiliyorsun bunu, ne hoş değil mi?
+ zalim bile hiç kalır senin yanında artık...
- ee bizde böyle ve ne biliyor musun vaz geçemezsin. gidemezsin ve bundan öyle eminim ki... tahmin bile edemezsin.
+ zakkum çiçeğinin öyküsünü mü anlatayım istiyorsun yine? buna mı bunca zulmün?
- anlat. ölene kadar anlat... sen konuş ben susarım. yemin olsun susarım ama konuşsan. sen susuyorsun. sen hep susuyorsun. bildiğin başka bir şey yok mu senin?..
+ konuşsam kalbini kırarım belki hoş yok ki olsa...
- ne dedin? kimin yok? peki bu atan? peki kaç kere kırdığın? susarak parçalamayı o kadar güzel başarıyorsun ki...
+ peki burası kaçıncı kat?
- ne? yapamazsın.
+ haklısın.
başlıyorum öyleyse, çek ellerini bileklerimden.
- hayır, ölene dek reddediyorum bunu. ve belki ölsem yine yine yine dirilir başka bedende gelir yine yine senin olurum.
.... anlat kızıl. konuş susma... anlat bal... anlat ki zehre çalmasın dillerim, çalmasın gözlerim ateşe ki en karanlık halidir. hoş korkmazsın. konuş..

+ sonra zakkum çiçeği kokuyor her yer...kalelerden deniz kokusu ve bir yaz havası alııyor her yeri kış ortasında. ...
sonra yaz, yine zakkum diyorum, çokça zakkum. kalelerden aşağı bakıyorum. bir ejderha sesleniyor ısklıkla. ses değil bu. bu bir şarkı.. bu bir eylem.. çiçekli bir eylem bu.. kaleden alıyor kokuyu. zakkum çiçeği her yer... her yer yaz.. bir havuz var ötede boğuluyor deniz. deniz yüzüme bilmez mi, diyor biri, bilmiyor... deniz... ötede havuzdan koşuyor denize. öyle ki dalga bu kez. korkuyor, boğuluyor deniz denizinde... bal kokan bir kale kalıyor geride, zakkum çiçeği her yer.... peki burası kaçıncı kat? kale mi derin, derin mi deniz? yaşıyor mu deniz? deniz değil bal...bal, zakkum sever mi? ya denizi? kaçıncı kat bu kale? uykum var. çok uykum var.... uyuyalım artık. uyuyalım....

devamını gör...

özetle:

(bkz: insan)
devamını gör...

sadrazam’a telefon alıyoruz kampanyası düzenlemek şart oldu. net göremiyoruz kardeşim insan bari bi arkadaşının telefonunu ödünç alıp fotoğraf çeker sonra sözlüğe görsel yükler ya. neyse, çok param olursa sana bi telefon alayım birayı ne yapacaksın? bira almam sana açık ve net.
devamını gör...

dokuları besleyen atardamarların yetersizliğine bağlı oluşan doku ölümüdür. dokuların fizyopatolojik bir nedenle yıkımı veya kan akımının kesilmesine bağlı olarak oluşan doku kaybıdır.
devamını gör...

apartmanda yaşayan insanların sınırsız hakları olmadığını, vakitli vakitsiz gürültüleriyle başkalarını rahatsız etmemeleri gerektiğini bilmeleri için hazırlanmış, sosyal hayatı düzenlemeye yönelik yönetmelik.

genel olarak maddeleri şöyle:

- her türlü gereksiz gürültüden kaçınılması zorunludur.

- mesai günleri içerisinde, istirahat saatleri olan 13:00 ile 15:00 arasında ve akşam saat 19:00 ile sabah 07:00 arasında yüksek ses çıkartmak yasaktır.

- pazar günleri ve resmi tatillerde gürültü edilmemelidir.

- elektronik aletlerin ve müzik aletlerinin sesi yalnızca odada duyulacak seviyede açılmalıdır.

bu kurallara uymamanın cezası, kabahatler kanunu ve türk ceza kanunu ile belirlenmiştir.


kabahatler kanunu

gürültü
madde 36 - (1) başkalarının huzur ve sükununu bozacak şekilde gürültüye neden olan kişiye, elli türk lirası idarî para cezası verilir.
(2) bu fiilin bir ticarî işletmenin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde işletme sahibi gerçek veya tüzel kişiye bin türk lirasından beş bin türk lirasına kadar idarî para cezası verilir.
(3) bu kabahat dolayısıyla idarî para cezasına kolluk veya belediye zabıta görevlileri karar verir.



türk ceza kanunu

kişilerin huzur ve sükununu bozma
madde 123 - sırf huzur ve sükûnunu bozmak maksadıyla bir kimseye ısrarla; telefon edilmesi, gürültü yapılması ya da aynı maksatla hukuka aykırı başka bir davranışta bulunulması halinde, mağdurun şikayeti üzerine faile üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir.

madde 183 - (1) ilgili kanunlarla belirlenen yükümlülüklere aykırı olarak, başka bir kimsenin sağlığının zarar görmesine elverişli bir şekilde gürültüye neden olan kişi, 2 aydan 2 yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.

bir de bunlara ek olarak, gürültü konusunda çevre kanunu'nun da bazı maddeleri var. bu sanırım daha çok apartman dışı, çevresel gürültülerle ilgili ama yine de yazayım da bilginiz olsun.



çevre kanunu
madde 14: kişilerin huzur ve sükununu, beden ve ruh sağlığını bozacak şekilde ilgili yönetmeliklerle belirlenen standartlar üzerinde gürültü ve titreşim oluşturulması yasaktır.


şu andaki yükseldi mi, yoksa hâlâ aynı mı bilmiyorum ama 1 ocak 2020 tarihinden itibaren çevre kanunu uyarınca gürültü cezası 1.461 liraya yükselmişti. merak edenler cezaların ne kadar olduğunu ayrıca araştırabilir çünkü yıldan yıla değişebiliyor.

***

apartmandaki gürültücü komşulardan benim gibi muzdarip olanlar varsa apartman yöneticisi ile konuşarak bu yönetmeliğin ve kanunların çıktısını alarak her daireye dağıtmasını sağlayabilir. çoğu kişinin bu yönetmeliğin varlığından ve gürültünün yasal çerçeveden bakıldığında suç olduğundan haberi yok. denemeye değer...

not: bir başka sitedeki kendi yazımdır.
devamını gör...

hamallıktır kesinlikle. taşımacılık her devirde oldukça önemli olmuştur. belki hayvancılık ve çiftçilik de bu meslekler arasında yer alabilir.

tanım: en eski meslekleri paylaştığımız başlıktır.
devamını gör...

iskandinavya bölgesinde (norveç, isveç, danimarka) çevresinde yaşayan halka bir dönem verilen isim. bu viking kardeşlerimiz yaklaşık 1300 yıl önce sırf can sıkıntısından sağa sola sataşmaya, yağma işlerine girişmiş, ingiltere'ye, fransa'ya kan kusturmuş, hatta amerikayı dahi keşfedip* ardından akdeniz'e açılıp korsanlık yapmışlar, bir kolu da nehirlerden avrupa içlerine girerek doğu avrupa'da etkili olmuşlardır. kiev şehrini ele geçirip slav halklarını da egemenliği altına almış, bugünkü rusya'nın temellerini atmışlardır.

tabii bu yolculuklar sırasında istanbul'a da yolları düşmüş ancak burada herhangi bir yağma ya da saldırı işine girmemişlerdir. bizans dönemindeki konstantinopolis'ten çok etkilenmiş, buraya büyük şehir anlamında miklagard demişlerdir. bu saldırmama durumu, o dönemin güçlü doğu roma imparatorluğu ile savaşmak istememeleri, ticaret yapmak ve iş bulmak amaçları ile açıklanır.* hatta bizans ordusunda görev alıp yükselen askerler de çoktur diye anlatılır tarihçiler tarafından.

bu ziyaretlerden birinde halfdan isimli genç komutan ayasofya'da bir mermere "halfdan buradaydı" şeklinde yazı bile yazmış, adını tarihe bu şekilde geçirmeyi başarmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

zamanla vikingler yaptıkları bu gezilerin ve savaşların sonunda yavaş yavaş asimile olmuşlar, mensubu oldukları pagan inanışını bırakıp hıristiyanlaşmıslar, tarih sahnesinden sessizce çekilmişlerdir. geriye iskandinav (nors) mitolojisi kalmış, günümüze kadar anlatılmaya devam etmiştir.

aktif oldukları dönemde gemi teknolojisi ve savaşçı kişilikleriyle tarihe yön vermiş millettir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

1986 yılında yayınlanan yönetmenliğini ve senaristliğini hulki saner’in yaptığı bir filmdir. filmin başrol oyuncusu şakayla karışık sadri alışık ustadır. film 1965 yapımı olan ve senaryosunu safa önal’ın yaptığı ve aram gülyüz’ün yönettiği pantolon bankası filminin yeniden çekimidir. bu filmde de başrolde yine sadri alışık vardır.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
filmin konusu oldukça orijinaldir aslında. elini cebine her attığında para çıkartan bir adamın hikayesidir bu. zaman içinde anlaşılır ki çıkan bu paraların kerameti şalvardan gelmektedir. ve elbette kahramanımız bu özellik sayesinde zengin olur ama zenginleştikçe insanların açgözlülüğünün ve doyumsuzluğunun da hedefi olarak insanların gerçek yüzünü görmeye başlar.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bu filmi izlediğimde 7-8 yaşlarında idim. olur mu olmaz mı diye denemeye karar verdim. annemin ipten yeni aldığı şortumu giyip okulun bahçesine top oynamaya giderken elimi cebime attım büyük bir inançla. ve mucize. cebimden 5 milyon lira çıktı. yaşlı olduğum için 5 milyon, aslında 5 lira şu anki parayla.

muhtemelen bakkalla gönderildiğim bir günün arta kalanı idi o para. yumuşamış, rengi biraz solmuş ve buruşmuştu ama zengindim. hemen bakkala koşup top aldım. hayatımda ilk kez okul bahçesindeki topun sahibi olan çocuktum. o para o gün bitti. ve bir daha da cebimden öyle bir para çıkmadı.

ama hala satın aldığım bazı kitapların içine para saklarım. unutup daha sonra bulunca mutlu olmak için. çünkü o paranın bana hissettirdiği şeyi bir kez daha hissetmeye değer. hayatımda ilk defa proletarya değil burjuva idim.
devamını gör...

boş yapma

breeemııın

yaaaaniiii

hı hııı aklıma gelenler bunlar. kaçma isteğinden ziyade bir tane çarpasım gelmiyor değil.
devamını gör...

o kadar çok cinsiyet üzerine dayalı başlık görüyorum ki "yemekler" kelimesini "erkekler" diye okudum ya.
kaşar bir çok şeye tat veriyor ayıramam.
devamını gör...

akıllara aynı karikatürü getiren soru cümlesi.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

herhalde ciddi ciddi ahlak zabıtalarının etrafta dolaştığı bir dönem yaklaşıyor.

diktatör bu gidişle saltanatını da ilan edecek gibi.

yandaşlar sevinir bu işe, el etek öpmesini sever osmanlı tohumcukları.
devamını gör...

nitelikli, düzenli ve benim gibi takıntılı okurların baş etmekte zorlandığı duygudur. belki bu parantez takıntısı yüzünden hayatı da yarım yamalak yaşamak zorunda kalıyorum, küçük aliterasyonlar yardımıyla.

anlatmak istediğim şu; büyük öykücü anton çehov’un da söylediği gibi “eğer bir paragrafta parantez açılmışsa paragraf bitmeden önce o parantez mutlaka kapatılmalıdır.” tamam, haklısınız doktor çehov böyle bir şey söylemedi ama söyleyebilirdi, hatta söylemeliydi.

tam hevesle, büyük bir keyifle, bir şehvetle bir kitabı okumaya başladığımda yazar cümlenin orta yerinde bir parantez açar. diyelim ki bu parantez kitabın onuncu sayfasındadır ve yine diyelim ki kitap da üç yüz on dört sayfadır. başlarda, bir iki cümle boyunca yani, parantezin varlığı bir gerginlik yaratmaz bende. parantezdir sonuçta kendisiyle ne gibi bir ideolojik sorunum olabilir?

ama yazar kapatmaz parantezi. bir paragraf biter, parantez hala açık. sayfa biter, hala açık bir parantez. yavaş yavaş kendimi açık bir kapı ve açık bir pencere arasında cereyanda kalmış gibi hissetmeye başlarım. sayfalar devam eder ama parantez hala açıktır. bu andan itibaren yazarın ne anlatmaya çalıştığı ya da bunu nasıl yaptığı umrumda bile olmaz.

artık derdim gücüm o arsız parantezin bir yerde kapanmasıdır. kalan üç yüz dört sayfa boyunca parantezin bir yerde kapanacağı umuduyla bekler dururum. sanki aşti’de sevgilimi getirecek otobüsü bekler gibi. öyle bir heyecanla, otobüs gara girdiğinde duyduğum o mutluluk bu parantezin kapanmasının vereceği mutluluğun yanında hiçbir şeydir aslında.

ama kapanmaz parantez, kitap heba olur gider. ben savaştan çıkmış bir asker gibi halsiz. üç yüz sayfa boyunca bir parantezin peşinden koşmuş olmanın verdiği ruhsal çöküntü. ve asıl sorun; kapatılmayan parantezin hayatıma kattığı yeni eksiklik hissi, o lanet tamamlanmamışlık duygusu.

işte hayatımı da böyle yaşadığımı hissediyorum bazen. eksik, tamamlanmamış ve sanki ölüm bile tamamlamaya yetmeyecekmiş gibi. hayatım densiz bir yazarın açtığı ve kapatmayı unuttuğu bir parantezin içinde ( içinde de denmez aslında ama o kadar eksiğim işte.
devamını gör...

araştırdım ve şok oldum. ilk başta sevinmiştim 3. sırada kafa sözlük yazar profilim çıkıyor diye. ama bilin bakalım ilk sırada ne var.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
evet sanırım benim gibi sizin de aklınıza ilk bu resim gelmedi. bu garip karakter world of warcraft adlı bir oyundaki karaktermiş. ben de yeni öğrendim, sanırım gladyatörmüş. adı da mortaks. tabii nickimi bu karakterden almadım* ama bir üzülmedim değil dostlar. hayır en azından şöyle asil, güzel bir savaşçı olsaydı keşke. bu karakteri hiç beğenemedim maalesef*.
devamını gör...

bu bir tek bana oluyor sanıyordum ben. yani geliyorum yazasım var ama yazamıyorum. dönemseldir salata dedim, geçer dedim yahu!

geçmiyor sevgili yazarlar ben yazacak hiç bir başlık bulamıyorum doğru düzgün. eski coşku falan da kalmadı buralarda pek. hani çocukluğumdan bahseder gibi hissediyorum sözlüğe geldiğim ilk günleri düşününce.
özlem doluyum güzel başlıklara, enerjik kalabalığa, coşkulu, modumuzu yükselten yazılara.
yaz rehaveti midir nedir bilmiyorum lütfen çok kendinize geliniz.. kendimize gelelim.
devamını gör...

hobi diyorsun da, sanki babamız sabancı ' ymış gibi.
bir kitap bile 46 lira.!!!
hobi şurda dursun, gençlerin yaşayacak umudu bile yok...
devamını gör...

aşık olduğu kişiyle evlenmek birinin yapabileceği en mantıklı şey değil mi zaten
devamını gör...

başlığın devamını; herkese nasip olamayacak güzellikte bir hayatın sırrına erişmek derim...*
niyetiniz iyiyse nasibiniz de iyi olur.
devamını gör...

2000-04 arası yayınlanan ve aynı zamanda başrolünde de oynayan ve bernard black karakterini canlandıran dylan moran tarafından yaratılan ıngiliz sitcom yapımı. eğer yanlış hatırlamıyorsam ingiltere'de gelmiş geçmiş en komik sitcom seçilmişti. toplamda 3 sezon ve 18 bölüm sürmekle beraber, bölümler de 20 küsür dakika gibi kısa sürer. her şeyiyle tadında bırakılmıştır yani. arada çerezlik olarak açıp izlemek güzel olur.

kabaca anlatmak gerekirse, bernard black küçük bir kitapçı dükkanı sahibidir ve orayı aynı zamanda evi olarak da kullanır. ama şöyle bir şey var ki, bernard müşteri denen şeyden nefret eder. onları kovalar, "dükkanımdan defolun şerefsizler" bile der. müşterilerine, aldıkları kitapların sonunu bile söylediği olur. hatta ve hatta dükkan kapısında dükkanın açık veya kapalı olduğunu gösteren tabelada her iki tarafta da kapalı yazar. hiçbir şeyi umursamaz ve tüm gün şarap ve sigara içip kitap okur. bernard böyle biri.

bernard'ın dükkanının yanında ise incik boncuk ve hediyelik eşya satan fran vardır. bernard ile sıkı dostturlar ve fran da biraz çatlak biridir.

ve tabi manny... bernard'ın yanında çalışan ve bernard ile fran'a göre akıllı diyebileceğim birisi.

dizideki ana karakterler bunlar. üçü beraber diziyi alıp götürür ve kahkahalar attırırlar. cok kısa sürüp tadını insanın damağında bırakmış olmaları da sanırım en doğrusu. çünkü uzun sürse bu kadar sevilmezdi çoğu kişi tarafından. zaten gerek bölüm süresi ve sayısı olarak kısa süren diziler her daim iz bırakır insanda. bu da bunlardan biri benim için.

son olarak dizinin jenerik müziğinin de ayrı güzel olduğunu belirtip bu entryi de dizi gibi tadında bırakalım
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim