kırmamak için kırılmak
sevmeyi seven, aşırı seven, çok seven bir eşe sahipseniz, "sizin için aldım, sizin için yaptım, sizin için buaraya geldik, sizin için boyle davranıyorum, sizi guldurmek için söyledim " vs cümleleri ile yasiyorsa ve tüm yaptığı aldığı gittiği geldiği seylerin hiç birisi aslında sizin sevmediğiniz şeyler ise ve ne kadar dile getirirseniz getirin bunu anlamıyor ya da "tamam bı daha almayız gitmeyiz yapmayız, söylemeyiz " vs dediği halde yine yapıyor yine alıyor yine gidiyorsa yine söylüyorsa, işte kırmamak için kırılmaya başlıyorsunuz. çünkü çok iyi niyetli olduğunu görüyorsunuz, çünkü ikna kabiliyetinin yüksek olduğunu anlıyorsunuz, çoğu zaman oldu bittiye getiriliyorsunuz. en sonunda öyle bir zaman geliyor ki, içinde yaşattığı gizli kibire ve bencillige şahit oluyorsunuz ve o anda öğrenilmiş bir caresizlik içinde hayriye hanım gibi "aman ağzımızin tadı bozulmasin." diyerek kırmamak için kırılmaya, içten içe uzaklaşmaya, milletin arayıp bulamadığı koca için sizlanmanin simariklik olduğuna karar verip şu fani hayatta sirani savmak için gün tüketmeye başlıyorsunuz. o yüzden yol yakınken kırın, arkanızı dönüp gidin, bir başka seçenek olabileceğini, olmasa da yaşanabileceğini aklınızdan çıkarmayın. bugün kırgınım sözlük. belki yarın geçer ve ben yine "seviyorum sözlük!!!" diye naralar atarım ama bugün kırgınım çok. en çok da kendime, bahtima, kaderime. hiç seçme hakkı tanimadi diye.
devamını gör...
doktorların hastalara sen diye hitap etmeleri
doğru ilacı versin, doğru tedaviyi uygulasın, isterse "babacık" bile diyebilir diyerek katıldığım başlık..
devamını gör...
gerekirse adam gibi ölürüz kadın gibi yaşamayız
gururla kadın gibi yaşarız biz. hem de öyle güzel yaşarız ki yaşamaktan utanıraınız. sonra sizin "adam gibi adamlarınızdan" birine denk gelirsek kadın gibi öldürülürüz.. kadın gibi öldürülmediğimiz gün sizler adam gibi yaşarsınız..
devamını gör...
duygusal zekası yüksek olan insanların ortak özellikleri
sosyal zekalarının da yüksek olması...
karşıdaki insanların gerek jest gerek mimik hareketlerini kısaca beden dillerini doğru duygularla eşleştirecek şekilde analiz edebilmeleri.
insanları yadırgamamaları,
yargılamamaları,
herkesi kendi şartları altında değerlendirebilmeleri...
duygusallık değişkendir. hepsinde görülmesi mümkün olmayabilir. ama duyguludurlar. yani duyguların farkında. kişiyi anlar, şartlarına göre duyarlı davranır.
karşıdaki insanların gerek jest gerek mimik hareketlerini kısaca beden dillerini doğru duygularla eşleştirecek şekilde analiz edebilmeleri.
insanları yadırgamamaları,
yargılamamaları,
herkesi kendi şartları altında değerlendirebilmeleri...
duygusallık değişkendir. hepsinde görülmesi mümkün olmayabilir. ama duyguludurlar. yani duyguların farkında. kişiyi anlar, şartlarına göre duyarlı davranır.
devamını gör...
la
bir müzik notası.
müzik notalarının şuan kullandığımız isimleri, 11. yüzyılda yaşamış din adamı ve müzik teorisyeni guido d’arezzo’nun isimlendirmenin aziz yuhanna ilahisinin ilk hecelerinden oluşmasını önerişinden kalmadır.
la hecesinin ait olduğu kelime öbeği ise labii reatumdur. anlamı, onların dudaklarındandır.
müzik notalarının şuan kullandığımız isimleri, 11. yüzyılda yaşamış din adamı ve müzik teorisyeni guido d’arezzo’nun isimlendirmenin aziz yuhanna ilahisinin ilk hecelerinden oluşmasını önerişinden kalmadır.
la hecesinin ait olduğu kelime öbeği ise labii reatumdur. anlamı, onların dudaklarındandır.
devamını gör...
normal sözlük’te tanımlarını sevdiğiniz yazarlar
bak bu başlık varya bu başlık. artı oy konusunda piston aşağı diyor.
artı oy akıyor. zibilyon tane geliyor. isim vermeyeceksin tabii. isim verirsen ayvayı yersin.
ben bütün yazarları çok seviyorum. hepsi çok güzel yazıyorlar. *
hey sen bu tanımı şu an okuyorsan. seni çok seviyorum. süper yazarsın.
artı oy akıyor. zibilyon tane geliyor. isim vermeyeceksin tabii. isim verirsen ayvayı yersin.
ben bütün yazarları çok seviyorum. hepsi çok güzel yazıyorlar. *
hey sen bu tanımı şu an okuyorsan. seni çok seviyorum. süper yazarsın.
devamını gör...
sözlükte takılmanın insan gelişimine katkıları
kasmadan yazmak. yazdıkça kasmak. kastıkça yazamamak. o değil de ne kadar bilgisiz bir insanım ben dedirtiyor takılmak ama yayma potansiyeli yüksek bünyelerde bu farkındalık bir halta yaramıyor.
devamını gör...
mutlu felsefeci olmaması
mutlular pek sorgulamıyor.
devamını gör...
her şey bitti derken çıkagelen insan
hayattan ümidi kestiğiniz o anda, artık ölsem bile arkamda bırakacağım bir şey yok acı çekmekten kurtulurum en azından diye düşündüğünüz hayatınızın o en dip döneminde ortaya çıkar. sizi hayata bağlar. hoş gelmiştir.. iyi ki gelmiştir. hiç gitmesindir.*
devamını gör...
din düşmanlığını vatanseverlik sanmak
bu ülkede daha çok dinsizlik vatan hainliği sanılıyor gibi geliyor bana ama neyse...
devamını gör...
zartoşt
farklı fikirlere saygısı olmayan insanların sürekli nefret saçtığı yazardır. kendisinin muhalif duruşu gayet yerindedir. kendisine muhalif diyenlerin veremediği tepkiyi kendileri çok güzel ve açıklayıcı bir şekilde verir. kürt olması veya başka ırktan olması yaptığı analizlerin yanlış olduğunu göstermez. bir insan sırf sizinle aynı düşünmüyor diye konuşmaya hakkı yok mu tabi ırkçı kafa ile bunu anlamanızı beklemem, siz sadece küfürle kendinizi ifade ettiğiniz için böyle düzgün ve açıklayıcı bir şekilde kendini ifade eden birine katlanamıyorsunuz istiyorsunuz ki oda sizin gibi küfür etsin .ha şunu da söyleyeyim her tanımını beğenmek zorunda değilsiniz bazı tanımları benim de hoşuma gitmiyor ama bu demek değil ki yasak koyup konuşmasına izin vermeyelim. genelde fikirlerini çok açıklayıcı ve zeka yoksunların dahi anlayabileceği bir şekilde ifade eder.
devamını gör...
zenci
zannedildiği ve yukarıda da yazıldığı gibi farsça "paslı" anlamına gelen bir kelimeden türetilmemiştir. arapçada "kara" anlamına gelen "zenc" kökünden türetilmiştir. "zenci" de "kara derili" demektir. farsçadaki karşılığı ise "siyah"tır. "siyahi" de yine "kara derili" demek oluyor haliyle.
yani "zenci" yerine "siyahi" sözcüğünün kullanılması taraftarıysanız; zannettiğiniz gibi ırkçı bir ifadenin kullanılmasına karşıt olmuyor, sadece arapça yerine farsça konuşulması taraftarı oluyorsunuz. iki kelime de bizim dilimiz ve kültürümüz için ırkçı bir anlama gelmediğinden ikisi de kullanılabilir pek tabii.
o yüzden, rica ediyorum, bu sözcüğü her gördüğünde "düzelt bunu pis ırkçı!" tavrı takınan varsa lütfen takınmasın. lütfen. komik görünüyor.
yani "zenci" yerine "siyahi" sözcüğünün kullanılması taraftarıysanız; zannettiğiniz gibi ırkçı bir ifadenin kullanılmasına karşıt olmuyor, sadece arapça yerine farsça konuşulması taraftarı oluyorsunuz. iki kelime de bizim dilimiz ve kültürümüz için ırkçı bir anlama gelmediğinden ikisi de kullanılabilir pek tabii.
o yüzden, rica ediyorum, bu sözcüğü her gördüğünde "düzelt bunu pis ırkçı!" tavrı takınan varsa lütfen takınmasın. lütfen. komik görünüyor.
devamını gör...
madalya sistemiyle birlikte intihalin artması
oradan buradan aşırmaların arttığını düşünüyorum. bazen düşünmüyorum, gözlemliyorum. bizzat okuduğum bildiğim kitaplardan çok ama çok "benzer" cümleler hasbelkader karşıma çıkıyor. altta tabii ki alıntı filan yazmıyor, kitap ismi geçmiyor. arkadaşlar ben bilgiye inanırım, insanın öğrenme kapasitesine de büyük saygı duyarım. ama binlerce yıldır bildiğimiz bir şey var ki o da insanın belli bazı sınırları olduğudur. her şeyden önce zaman ve mekânla sınırlanmış bir varlıktır insan. bir insan ömrü bilgi söz konusu olduğunda oldukça azdır. yani öğrenilecek şeylerin, bilginin sınırsızlığı göz önüne alındığında çok azdır. dolayısıyla intihal yapmayın, madalyaya tamah etmeyin. simit satarak onurlu yaşayın. bir insan sanat, felsefe, edebiyat, müzik, tarih, mitoloji gibi müthiş geniş bir yelpazede onlarca özgün yazı kaleme alamaz. alır almasına da bunlar çok istisnai insanlardır ve ben aramızda olduklarını düşünmüyorum. lütfen, faydalandığınız kaynağı belirtin. şu an yapmıyorum bunu ama eğer işsizliğim had safhaya ulaşırsa oturur yaparım, sözlükte intihal avına çıkarım. tespit etttiğim bazı şeyler var ama şimdilik müdahale etmeyeceğim. bu mesele öyle basit bir mesele değildir, hırsızlık mide bulandırıcı bir suçtur.
devamını gör...
yenge
bu kelimeyi çekirdek aile içerisinde erkek kardeşin eşine, sülaleye yaymamız durumunda dayı-amca eşlerine hatta daha büyük ailelerde kuzenlerin eşlerine yenge dendiğini görürüz. eski türkçe de "yanga"'dan gelir. muhtemeldir ki eski türkler de yanga kelimesi düğünlerde evlenen kızın rehberdarı olan kadınlar için kullanılıyordu. tabii burada şuna dikkat etmek gerekiyor; bu kelimenin birden fazla anlamı vardır yada olabilir. benim kendi çapımda yaptığım araştırmaya göre bu yanga kelimesi bugün bizim düğünlerde "sadıç" adı verdiğimiz erkeklerin yardımcısı rolünü üstlenen erkeklerin tam tersidir. yani kadının yardımcısıdır. buna da eskiden yanga denirdi. elbette günümüze kadar evrilmesinde şunu diyebiliriz, anlam ve kullanım bakımından köklü değişiklik olmuştur, günümüze kadar nasıl evrildiği hakkında bilgileri tam derleyemedim.
ama farklı bir anlam olarak şunu da ekleyebiliriz; yanga kelimesi evrilirken yenge anlamına günümüz türkçesinde değil de daha eski türkçe de kavuşmuştur. yani eskiden yanga yerine yenge denmeye başlanmıştı. peki ne anlamda kullanılıyordu? yenge, aileye sonradan katılan ve akrabalık bağı bulunmayan kişilere denmeye başlamıştı. bugün yanga yenge olarak kullanılırken köklü değişiklik olmuştur demiştim ama aynı şeyi eskiden kullanılan yenge kelimesine diyemeyiz çünkü günümüzde ki ile neredeyse aynı, bir kaç değişiklik dışında.
kısaca yenge yanga'dan gelmekte olup eski türkçe de sadıçın kadın versiyonuydu. daha sonra yenge olup akrabalık bağı bulunmayan gelinlere kullanılmıştır. günümüz de ise neredeyse aynı anlamda kullanılır.
ama farklı bir anlam olarak şunu da ekleyebiliriz; yanga kelimesi evrilirken yenge anlamına günümüz türkçesinde değil de daha eski türkçe de kavuşmuştur. yani eskiden yanga yerine yenge denmeye başlanmıştı. peki ne anlamda kullanılıyordu? yenge, aileye sonradan katılan ve akrabalık bağı bulunmayan kişilere denmeye başlamıştı. bugün yanga yenge olarak kullanılırken köklü değişiklik olmuştur demiştim ama aynı şeyi eskiden kullanılan yenge kelimesine diyemeyiz çünkü günümüzde ki ile neredeyse aynı, bir kaç değişiklik dışında.
kısaca yenge yanga'dan gelmekte olup eski türkçe de sadıçın kadın versiyonuydu. daha sonra yenge olup akrabalık bağı bulunmayan gelinlere kullanılmıştır. günümüz de ise neredeyse aynı anlamda kullanılır.
devamını gör...
biz çocukken
zaman diye bir şey yoktu, yemin ederim saatlere bakmazdık. baksak da anlamazdık, büyümek demek, saati söyleyebilmek demekti...
devamını gör...
hacı bektaş veli
islam filozofudur, gönül adamıdır, bektaşilik tarikatının kurucusu olan türkmen şeyhidir. takma adı pir hünkâr olup, tam adı ise mehmet olarak bilinmektedir.
13 yy da yaşamıştır. öğretileri günümüze kadar ulaşmış ve gelecek nesillere ulaşmaya devam edecektir. çünkü mesajları evrenseldir. sevgi, hoşgörü, barış, kardeşlik merkezli düşüncelerini aktarmak için tasavvufu seçmiştir. ömrü hakikata ulaşmanın yollarını aramakla ve öğrendiklerini talebeleriyle paylaşmakla geçti.
"dört kapı kırk makamdan geçerek hakikate kavuşmanın yollarını talebelerine öğretti"
ortaya koymuş olduğu öğretiler bağnazlıktan uzaktır. birleştici tarafı ile her çağa uygun ilkelerdir. islam'ı tüm insanlara sevdirme görevini üstlenmiştir.
ara bul.
her ne ararsan, kendinde ara
kadınları okutunuz. dergahında kadın ve erkeği yanına almıştır.
islamiyet ve türkleştirmeyi yaymak, uzlaşmacı yönüyle yeniçeri ocağının manevi destekçisi olmak gibi görevleri üstlenmiştir.

resimde hacı bektaş veli'nin aslan ve ceylanı aynı anda kucakladığı görünür. aslan; güç, kuvvet, saldırganlığı temsil ederken ceylan; temiz kalbi, sevimliliği, gülümsemeyi simgeler. ikisinin aynı kucakta olması; iyi ve kötünün nefes vererek güzel sözler söyleyerek hak yoluna girmelerini sağlamaktır.insanın cemali, sözünün güzelliğidir. sevgi ve hoşgörünün yanyana getiremeyeceği hiçbir insan yoktur. bu resim aynı zamanda farklı kültürde ki insanların bir araya gelip kucaklaşmasını da simgeler.
bugün, sevgi ve bilimin ululuğundan bahseden düşünürümüzü anlatmak istedim. mezarını ziyarete ilk 11 yaşımdayken gitmiştim. orada kulağıma çınlanan ve kafamda sürekli dönen "bilimle gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” sözüydü. gönülde ki güzelliği keşfetmeye ve biraz da olsa derin düşünmeye adım atılacak yerlerden. o manevi hazzı o yaşta değil belki ama bir sonra ki gittiğimde hissettim diyebilirim. bu sene de inşallah yolum düşer. çünkü yürek ara sıra oraya gitmek ister. yeri nevşehir merkez'e yakındır. kapadokya'ya yarım saat uzaklıktadır. yalnız belirtmem gerekecek bu kadar turistik bir bölge de bulunan ilçe'nin gelişiminin çok yavaş kalması beni şaşırtmıştı. 8 sene önce yemek yeri bulmak için epey zorluk çekmiştik. yan yana iki farklı dünya'yı garipsemiştim. bir yerde uçan balonlar bir yerde market bulmaya çalışmalar..
yolunuz düşerse diye yazıyorum mezarı, nevşehir ili’ne bağlı hacıbektaş ilçesi’nde bulunmaktadır.
13 yy da yaşamıştır. öğretileri günümüze kadar ulaşmış ve gelecek nesillere ulaşmaya devam edecektir. çünkü mesajları evrenseldir. sevgi, hoşgörü, barış, kardeşlik merkezli düşüncelerini aktarmak için tasavvufu seçmiştir. ömrü hakikata ulaşmanın yollarını aramakla ve öğrendiklerini talebeleriyle paylaşmakla geçti.
"dört kapı kırk makamdan geçerek hakikate kavuşmanın yollarını talebelerine öğretti"
ortaya koymuş olduğu öğretiler bağnazlıktan uzaktır. birleştici tarafı ile her çağa uygun ilkelerdir. islam'ı tüm insanlara sevdirme görevini üstlenmiştir.
ara bul.
her ne ararsan, kendinde ara
kadınları okutunuz. dergahında kadın ve erkeği yanına almıştır.
islamiyet ve türkleştirmeyi yaymak, uzlaşmacı yönüyle yeniçeri ocağının manevi destekçisi olmak gibi görevleri üstlenmiştir.

resimde hacı bektaş veli'nin aslan ve ceylanı aynı anda kucakladığı görünür. aslan; güç, kuvvet, saldırganlığı temsil ederken ceylan; temiz kalbi, sevimliliği, gülümsemeyi simgeler. ikisinin aynı kucakta olması; iyi ve kötünün nefes vererek güzel sözler söyleyerek hak yoluna girmelerini sağlamaktır.insanın cemali, sözünün güzelliğidir. sevgi ve hoşgörünün yanyana getiremeyeceği hiçbir insan yoktur. bu resim aynı zamanda farklı kültürde ki insanların bir araya gelip kucaklaşmasını da simgeler.
bugün, sevgi ve bilimin ululuğundan bahseden düşünürümüzü anlatmak istedim. mezarını ziyarete ilk 11 yaşımdayken gitmiştim. orada kulağıma çınlanan ve kafamda sürekli dönen "bilimle gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” sözüydü. gönülde ki güzelliği keşfetmeye ve biraz da olsa derin düşünmeye adım atılacak yerlerden. o manevi hazzı o yaşta değil belki ama bir sonra ki gittiğimde hissettim diyebilirim. bu sene de inşallah yolum düşer. çünkü yürek ara sıra oraya gitmek ister. yeri nevşehir merkez'e yakındır. kapadokya'ya yarım saat uzaklıktadır. yalnız belirtmem gerekecek bu kadar turistik bir bölge de bulunan ilçe'nin gelişiminin çok yavaş kalması beni şaşırtmıştı. 8 sene önce yemek yeri bulmak için epey zorluk çekmiştik. yan yana iki farklı dünya'yı garipsemiştim. bir yerde uçan balonlar bir yerde market bulmaya çalışmalar..
yolunuz düşerse diye yazıyorum mezarı, nevşehir ili’ne bağlı hacıbektaş ilçesi’nde bulunmaktadır.
devamını gör...
normal sözlük
kendi halinde yazan, belden aşağı yazmayan, ona buna sataşmayan yazarları küstüren,
anca trol seven modlara rağmen, yazmayı seven yazarların yazmaktan vazgeçmemesi gereken sözlük.
yoksa ben de mi gitsem.
anca trol seven modlara rağmen, yazmayı seven yazarların yazmaktan vazgeçmemesi gereken sözlük.
yoksa ben de mi gitsem.
devamını gör...
moore yasası'nın sonu
çok uzak olmayan bir gelecekte gerçekleşeceği öngörülen durum. hatta bazılarına göre çoktan başladı süreç.
genel anlamıyla moore yasası, aynı x miktarda para ile 1,5 yılda bir 2 kat güçlü işlemci satın alabileceğinizi ya da işlemci gücünün sürekli olarak üstel şekilde artacağını öngörür. uzun bir süre de dediği gibi olmuştur.
ancak kuantum mekaniği üzerine çalışmalar detaylandıkça bu kanunun da bir sonu olabileceğini tahmin etmek uzun sürmedi.
elektronik devreler genellikle 1 ve 0 tabanlı, yani ikili sayı sistemine göre hareket ederler. elektronik bir devrede akım dediğimizde aklımıza gelmesi gereken şey elektronların hareketi olur. ikili sayı sisteminde 1'i "devrede akım var" ve 0'ı da "akım yok" gibi düşünebilirsiniz yahut 1 "evet" ise 0 "hayır"dır şeklinde... bilgisayar kullanırken yaptığımız her işlemin temelinde bu yatar. bu bilgi bir kenarda dursun, az sonra lazım olacak.
işlemcilerin gücü, transistörün icadıyla hızla arttı. bilgisayarlar da yine bu icat sayesinde oda boyutlarından masa üstü hatta cep boyutlarına kadar inebildi. günümüzde transistörlerin boyutları da oldukça küçülmüş durumda. örneğin 1 nanometre yani 0,000000001 metre boyutunda transistör yapmayı başardı bilim insanları. peki bu transistör işlemcimizi öncekilerden daha güçlü yapabilir mi? bundan daha küçük bir transistör yapabilir miyiz ve yaparsak ne olur?
yukarıda verdiğim bilgiye geri dönelim. bir devrede elektronların hareketi, akımı sağlar demiştim.
şimdi gözünüzde şöyle bir manzara canlandırmanızı istiyorum: siz bir elektronsunuz. 2 yanı duvar olan dar bir yolunuz var. o kadar dar ki, ucu ucuna sadece siz sığıyorsunuz ve o yolda ileri geri gidip gelebiliyorsunuz. eğer yol sizin sığabileceğinizden daha dar olursa ne olur? o yolda hareket edemezsiniz ve dolayısıyla yol hiçbir işinize yaramaz. fakat siz bir elektrondunuz ve kuantum tünelleme özelliğiniz var. yani duvarların arkasına geçebiliyorsunuz. o halde voila! duvar olsa da olmasa da istediğiniz hedefe doğru yürüyebilirsiniz ve sorun ortadan kalkar, öyle değil mi? söz konusu olan elektronik bir devreyse, hayır değil!
burada sıkıntı şu; heisenberg belirsizlik ilkesi, bir parçacığın yerinin ve hızının aynı anda kesin bir şekilde bilinemeyeceğini söyler. tünelleme olayından da bahsettik az önce. elektronun düzenli akışı, sistemin 1 ve 0'larının çalışması için gereklidir. ancak elektrondan daha küçük bir transistör yaparsanız, elektron sürekli olarak transistörden dışarı sızmalar yapar, düzenli/kontrollü hareket bozulur ve artık devre doğru şekilde çalışamaz. sistem kısa devre yapar.
***
"o zaman işin çakallığına kaçarım ben de. limit boyutta bir transistör yapıp, bu transistörlerden çok daha fazla kullanarak işlemci gücünü yine yükseltirim" diyorsanız, yasanın karşılaştığı ikinci soruna adım atmış olursunuz. işlemci gücünü artırmaya çalıştıkça, harcanan enerjideki artışla birlikte ortamdan uzaklaştırılması gereken ısı miktarında da artış olur. dolayısıyla siz ne kadar çok transistörü bir arada çalıştırırsanız, devrenin ısısında da o kadar çok artış olur ve bir süre sonra devre elemanlarının erimesine yol açarsınız.
transistör sayısına sınır sorununun bir çözümü olarak, bir araya getirilmiş çok sayıda transistör ile küp şeklinde bir transistör yapılabilir mi? yaparsınız yapmaya ama bu sefer de sorun şudur: küpün yüzey alanı, içindeki transistörlerin hepsinin toplam yüzey alanından daha küçüktür. bu da soğutma sorununu artırmaktan başka bir işe yaramaz.
özetle; moore yasasının yavaş yavaş sonuna geliyoruz. aklımıza gelmeyen çok farklı bir çalışma alanı ve yeni bir cihaz geliştiremezsek tabii...
genel anlamıyla moore yasası, aynı x miktarda para ile 1,5 yılda bir 2 kat güçlü işlemci satın alabileceğinizi ya da işlemci gücünün sürekli olarak üstel şekilde artacağını öngörür. uzun bir süre de dediği gibi olmuştur.
ancak kuantum mekaniği üzerine çalışmalar detaylandıkça bu kanunun da bir sonu olabileceğini tahmin etmek uzun sürmedi.
elektronik devreler genellikle 1 ve 0 tabanlı, yani ikili sayı sistemine göre hareket ederler. elektronik bir devrede akım dediğimizde aklımıza gelmesi gereken şey elektronların hareketi olur. ikili sayı sisteminde 1'i "devrede akım var" ve 0'ı da "akım yok" gibi düşünebilirsiniz yahut 1 "evet" ise 0 "hayır"dır şeklinde... bilgisayar kullanırken yaptığımız her işlemin temelinde bu yatar. bu bilgi bir kenarda dursun, az sonra lazım olacak.
işlemcilerin gücü, transistörün icadıyla hızla arttı. bilgisayarlar da yine bu icat sayesinde oda boyutlarından masa üstü hatta cep boyutlarına kadar inebildi. günümüzde transistörlerin boyutları da oldukça küçülmüş durumda. örneğin 1 nanometre yani 0,000000001 metre boyutunda transistör yapmayı başardı bilim insanları. peki bu transistör işlemcimizi öncekilerden daha güçlü yapabilir mi? bundan daha küçük bir transistör yapabilir miyiz ve yaparsak ne olur?
yukarıda verdiğim bilgiye geri dönelim. bir devrede elektronların hareketi, akımı sağlar demiştim.
şimdi gözünüzde şöyle bir manzara canlandırmanızı istiyorum: siz bir elektronsunuz. 2 yanı duvar olan dar bir yolunuz var. o kadar dar ki, ucu ucuna sadece siz sığıyorsunuz ve o yolda ileri geri gidip gelebiliyorsunuz. eğer yol sizin sığabileceğinizden daha dar olursa ne olur? o yolda hareket edemezsiniz ve dolayısıyla yol hiçbir işinize yaramaz. fakat siz bir elektrondunuz ve kuantum tünelleme özelliğiniz var. yani duvarların arkasına geçebiliyorsunuz. o halde voila! duvar olsa da olmasa da istediğiniz hedefe doğru yürüyebilirsiniz ve sorun ortadan kalkar, öyle değil mi? söz konusu olan elektronik bir devreyse, hayır değil!
burada sıkıntı şu; heisenberg belirsizlik ilkesi, bir parçacığın yerinin ve hızının aynı anda kesin bir şekilde bilinemeyeceğini söyler. tünelleme olayından da bahsettik az önce. elektronun düzenli akışı, sistemin 1 ve 0'larının çalışması için gereklidir. ancak elektrondan daha küçük bir transistör yaparsanız, elektron sürekli olarak transistörden dışarı sızmalar yapar, düzenli/kontrollü hareket bozulur ve artık devre doğru şekilde çalışamaz. sistem kısa devre yapar.
***
"o zaman işin çakallığına kaçarım ben de. limit boyutta bir transistör yapıp, bu transistörlerden çok daha fazla kullanarak işlemci gücünü yine yükseltirim" diyorsanız, yasanın karşılaştığı ikinci soruna adım atmış olursunuz. işlemci gücünü artırmaya çalıştıkça, harcanan enerjideki artışla birlikte ortamdan uzaklaştırılması gereken ısı miktarında da artış olur. dolayısıyla siz ne kadar çok transistörü bir arada çalıştırırsanız, devrenin ısısında da o kadar çok artış olur ve bir süre sonra devre elemanlarının erimesine yol açarsınız.
transistör sayısına sınır sorununun bir çözümü olarak, bir araya getirilmiş çok sayıda transistör ile küp şeklinde bir transistör yapılabilir mi? yaparsınız yapmaya ama bu sefer de sorun şudur: küpün yüzey alanı, içindeki transistörlerin hepsinin toplam yüzey alanından daha küçüktür. bu da soğutma sorununu artırmaktan başka bir işe yaramaz.
özetle; moore yasasının yavaş yavaş sonuna geliyoruz. aklımıza gelmeyen çok farklı bir çalışma alanı ve yeni bir cihaz geliştiremezsek tabii...
devamını gör...
müstahak
arapçadan dilimize geçen bu sözcük sıklıkla yanlış yazılır. "müstehak", "mustahak" gibi hatalı kullanımlara maruz kalan kelimenin doğru yazımı müstahak şeklinde olmalıdır.
bu sözcük, bana çocukluğumu hatırlatır. çocukken ne zaman yaramazlık yapsak * dedem, "allah müstahakınızı versin" diye bağırırdı, o zamanlar müstahak'ın beddua, küfür gibi bir şey olduğunu sanıyordum. ama büyüyüp kelimenin anlamını öğrendiğimde dedeme * bir kez daha hayran oldum çünkü en sinirli olduğu anda bile beddua veya küfür etmemek, büyük bir irade göstergesidir.
bu sözcük, bana çocukluğumu hatırlatır. çocukken ne zaman yaramazlık yapsak * dedem, "allah müstahakınızı versin" diye bağırırdı, o zamanlar müstahak'ın beddua, küfür gibi bir şey olduğunu sanıyordum. ama büyüyüp kelimenin anlamını öğrendiğimde dedeme * bir kez daha hayran oldum çünkü en sinirli olduğu anda bile beddua veya küfür etmemek, büyük bir irade göstergesidir.
devamını gör...
sevildiğini anlamanın yolları
kıyamaması...
söylediklerine değer vermesi...
sana baktığında gözlerinin içinin gülmesi...
yanına gelmek için sürekli sebep araması...
söylediklerine değer vermesi...
sana baktığında gözlerinin içinin gülmesi...
yanına gelmek için sürekli sebep araması...
devamını gör...