kapıkulu sipahileri
osmanlı ordusunda padişahın hassa ordusunun atlı birliklerini oluşturan, tıpkı yeniçeriler ve diğer kapıkulu ocakları gibi ulufe alan seçkin birliklerin adı. dış görünüş olarak tımarlı sipahilere göre daha ihtişamlı ama kullandıkları silahlar aynıdır. kapıkulu sipahilerinde de bozulma dönemi 17.yüzyıl başlarında başlamıştır.
16. yüzyılın ünlü diplomatlarından busbecq bu sipahileri şu şekilde tarif eder: “üzengileri altın, gümüş ve değerli taşlardan parlayan kapadokya, suriye veya başka cins en soylusundan bir at üzerinde önünden geçip giderken, böyle bir türk şövalyesinden daha ihtişamlı bir görüntü yoktur. üzerine altın ve gümüş işlemeli kumaştan, hafif veya ağır ipekten ya da koyu kırmızı, sarı yahut lacivert renkte değerli başka bir elbise giyiyor. iki yanında birinde yayın durduğu ve diğerinde renkli oklarla dolu olan, partların ülkesindekiler gibi seçkin elişi ile işlenmiş iki sadak taşıyor. sol kolunda taşıdığı, oklara ve kılıç veya topuz darbelerine dayanıklı kalkanı da aynı seçkin işçiliktendir. boş bırakmayı yeğlemediği takdirde, sağ elinde çoğunlukla yeşil renkte hafif bir mızrak taşıyor. kısa ve değerli taşlarla bezenmiş bir kılıç kuşanıyor ve eyerden topuzu sarkıyor.
diyorsunuz ki bu kadar silah niye? öyleyse biliniz ki bu süvari tüm bu silahları kullanmasını gayet iyi biliyor. şimdi de diyorsunuz ki, bir kişi hem yayı, hem de mızrağı nasıl bir arada kullanabilir? yayını ancak mızrağını attıktan veya kırdıktan sonra mı çıkarıyor? hayır, zira mızrağı mümkün olduğunca yanında tutuyor, ama savaşın gidişatı yayı kullanmasını gerektiriyorsa, hafif ve buna göre düzenlenmiş mızrağı eyerinin ve bacaklarının arasına o şekilde sıkıştırıyorlar ki, ucu arkadan yukarı doğru bakıyor, böylece mızrağı dizleri ile istediği kadar sıkıca tutabiliyor. mızrakla savaşmaları gerekiyorsa, yayı ya sadağına yerleştiriyor ya da kalkanının üzerinden sol koluna asıyor. başlığı, ortasından şeritler ile bölünmüş koyu kırmızı bir ipek kumaşın uzandığı bembeyaz ince pamuklu bir kumaştan oluşuyor. birçoğu başlıklarını ayrıca siyah tüyler ile süslüyorlar”.
dünyanın en iyi atlı binicileri olan bu sipahiler, tabii ki çoğunlukla kıymetli olan atlarına çok değer veriyorlardı ve çok iyi bakıyorlardı. bilhassa at cinslerinin ıslahı ile uğraşan hipologlar ve soylu at yetiştiricileri için, busbecq’in çağdaşı olan başka yazarlar tarafından da teyit edilen bu ilgi çekici anlatımından, o dönemlerde bir atın akıllıca ve sevgi ile beslenmesinin osmanlı sipahilerinin hristiyan ülkelerine karşı üstünlük kazanmalarında büyük etkisi olduğunu anlamak mümkün.
sipahiler, tıpkı osmanlı’nın tüm süvari birlikleri gibi, mükemmel atları ile savaş alanında hücumlarının şiddeti ile kendilerini gösteriyorlardı. hücumlarına daima havayı yırtan ve hristiyan süvarilerin demir gibi saflarını bile titreten korkunç bir nara eşlik ediyordu.
uzaktan hala en önemli hücum silahları yaydı. sipahiler tarafından büyük bir çeviklik ve güvenle kullanılıyordu. busbecq, bu hususta mucizevi şeyler anlatır. isterse düşmanın göz bebeği olsun, hedef nadiren ıskalanıyordu. erkek çocuklar 7-8 yaşlarından itibaren kısa ama oldukça güçlü yaylar ile alıştırma yapıyorlardı ve güçlü bir kol gerektiren bu silahla yapılan savaş oyunları, bayram günlerinde erkeklerin ve yaşlıların en büyük eğlencesiydi.
kapıkulu sipahileri hassa ordusu olduklarından, kendileri tımarlı sipahilerin üstünde görüyorlardı. esas itibariyle orhan gazi’nin tıpkı yeniçerilerde olduğu gibi, osmanlı askeri teşkilatının oluşumunda çok büyük hizmetleri geçen kardeşi alaeddin’in bir eseri olarak ortaya çıkmışlardı ve ilk örgütsel yapılanmalarıyla da uyum içinde olupdaha kesin olarak geliştirilmeleri ve teşkilatlandırılmaları ise sultan 1.murad’ın aynı şekilde büyük hizmetleri bulunan beylerbeyi timurtaş paşa sayesinde gerçekleştirilmişti.
başlangıçta saltanat sancağını korumakla görevlendirilen en fazla 2500 kadar seçkin adamdan oluşan bu birlik, zamanla önemli ölçüde takviye edilerek daha geniş bir oluşum ve buna uygun bir sınıflandırma kazandı. kısa bir süre sonra, kapıkulu süvarileri adı altında, özelliklerini belirten farklı isimlerle dört bölüğe ayrıldılar.
*sipahiler
*silahdarlar
*ulufeciler
*garipler.
yavuz sultan selim, bu sipahilerin sayısını 3500 kişiye çıkarmıştı. padişahın süvari hassa ordusunda ilk sıradaydılar, ordugahta daima padişahın yanında bulunmak ve mesela kötü hav şartlarında, yağmur veya kar yağdığında, muhtemelen havada daha uygun bir ısı oluşturmak üzere, padişahın otağında veya otağın önünde uyumak zorunda kalan 500 kişilik bir birlik temin etmek gibi tuhaf bir yükümlülüğü yerine getirmek zorundaydılar. ulufeleri o zamanlar günlük 20 ile 40 akçe arasında değişiyordu ve başlarında günlük 80 akçe ulufeli, rütbe olarak yeniçeri ağasına en yakın sipahiler ağası bulunuyordu. sipahiler, kırmızı sancak ve mızraklarının ucunda kırmızı şeritler taşıyorlardı.
aynı zamanda silahdarlar da 2500 kişiye çıkartılmışlardı. rütbe olarak sipahiler ile aynı seviyede bulunan silahdarlar, günlük 20 ile 40 akçe arasında değişen miktarlarda ulufe alıyorlardı. başlarında bulunan silahdar ağası tıpkı sipahi ağası gibi 80 akçe ulufe alıyordu. sancaklarının rengi ise sarı renkteydi.
kanuni sultan süleyman’ın hükümdarlığı döneminde gerek sayıları, gerekse ulufeleri bakımından bazı değişiklikler meydana geldi. 1534’te sayıları 11500 kişiye kadar çıkmıştı. ilk iki bölükle dördüncü bölükten her biri 3000, üçüncü bölük ise 2500 kişiden oluşuyordu. 20 yıl sonra ilk üç bölük 2000 kişiden oluşurken, dördüncü bölük 1500 kişilikti ve ilk iki bölüğün ulufeleri 15 ile 45 akçe arasında değişirken, üçüncü bölüğün ulufeleri 10 akçe, dördüncü bölüğün ulufeleri ise 8 akçeye kadar indirilmişti.
ilk üç bölüğe çıkanlar o dönemlerde genelde saraydan, savaş sırasında esir alınan hristiyan çocuklarının yetiştirildiği içoğlanı ocaklarından gelen içoğlanlarıydı. dördüncü bölük olan garipler de yine aynı şekilde devşirmeydi ve daha az ulufe alıp daha az itibar görüyorlardı.
3.murad zamanındaki iran seferlerine kadar, kapıkulu süvarilerinin sayısı, her biri 500 kişilik bölükler halinde vezirlerin maiyetine verilen 2500 kişi ve adeta veziriazamın muhafız kıtası gibi doğrudan onun emrinde bulunan 1000 kişi dahil olmak üzere, 14-16 bin kişi arasında sabit kaldı. iran seferleri sonucunda, bilhassa batı kaynaklı 1590 ve 1594 tarihli raporlardan anlaşılabileceği üzere, sayıları yaklaşık 40 bine çıkacak şekilde takviye edilmişlerdi.
halbuki sayılarının bu denli yükselmesi, bu seçkin birliklerin bozulmaya başladığını gösteriyordu. iran seferleri, bu açıdan iki sebepten ötürü osmanlı askeri teşkilatına uğursuz gelmişti. öncelikle sefere bu kadar büyük sayıda birlikler çıkarabilmek için eski asker toplama yöntemlerinden vazgeçmek ve eksik kalan yerleri yalnızca sarayın içoğlanı ocaklarından doldurmak yerine, sipahilerin arasına onlarla aynı hünerlere sahip olmayan ne kadar vasıfsız adam varsa almak zorunda kaldılar. ikinci olarak, bu savaşlarda yalnızca insan olarak değil iyi atlar bakımından da maruz kalınan büyük kayıplar sipahi birliklerini öyle bir hle getirdi ki, o dönemden sonra bir daha eski ihtişamlı günlerine geri dönemediler.
kapıkulu sipahilerinde, tıpkı yeniçerilerde olduğu gibi, mevcut direniş, isyan ve ayaklanma ruhu, böylece gitgide daha fazla beslendi ve oldukça tehlikeli bir girişim gösterdi. zorlu yürüyüş insanlarla atları harap ettiği için, terk ve talan edilmiş topraklarda en iyi ihtimalle hiçbir şey alınamayacağı için iran seferine hiç istemeyerek çıktılar. zira türklerin “kızılbaş” diye adlandırdıkları iran şahının savaş yönetim sistemi, düşman yaklaştıkça sınır eyaletlerini yakarak harap etmek ve halkın tamamını iç kısımlara doğru çekmekti. böylece osmanlı birliklerinin buralarda ihtiyaçlarını gidermesi epey zor hatta imkansız bir hale gelirdi.
kapıkulu sipahileri 1826 yılına kadar varlıklarını sürdürdüler. 1826 yılında sultan 2.mahmud yeniçeri ocağını ortadan kaldırdığında sipahilere dokunulmadı ve anlaşarak yeni kurulan orduya katıldılar.
16. yüzyılın ünlü diplomatlarından busbecq bu sipahileri şu şekilde tarif eder: “üzengileri altın, gümüş ve değerli taşlardan parlayan kapadokya, suriye veya başka cins en soylusundan bir at üzerinde önünden geçip giderken, böyle bir türk şövalyesinden daha ihtişamlı bir görüntü yoktur. üzerine altın ve gümüş işlemeli kumaştan, hafif veya ağır ipekten ya da koyu kırmızı, sarı yahut lacivert renkte değerli başka bir elbise giyiyor. iki yanında birinde yayın durduğu ve diğerinde renkli oklarla dolu olan, partların ülkesindekiler gibi seçkin elişi ile işlenmiş iki sadak taşıyor. sol kolunda taşıdığı, oklara ve kılıç veya topuz darbelerine dayanıklı kalkanı da aynı seçkin işçiliktendir. boş bırakmayı yeğlemediği takdirde, sağ elinde çoğunlukla yeşil renkte hafif bir mızrak taşıyor. kısa ve değerli taşlarla bezenmiş bir kılıç kuşanıyor ve eyerden topuzu sarkıyor.
diyorsunuz ki bu kadar silah niye? öyleyse biliniz ki bu süvari tüm bu silahları kullanmasını gayet iyi biliyor. şimdi de diyorsunuz ki, bir kişi hem yayı, hem de mızrağı nasıl bir arada kullanabilir? yayını ancak mızrağını attıktan veya kırdıktan sonra mı çıkarıyor? hayır, zira mızrağı mümkün olduğunca yanında tutuyor, ama savaşın gidişatı yayı kullanmasını gerektiriyorsa, hafif ve buna göre düzenlenmiş mızrağı eyerinin ve bacaklarının arasına o şekilde sıkıştırıyorlar ki, ucu arkadan yukarı doğru bakıyor, böylece mızrağı dizleri ile istediği kadar sıkıca tutabiliyor. mızrakla savaşmaları gerekiyorsa, yayı ya sadağına yerleştiriyor ya da kalkanının üzerinden sol koluna asıyor. başlığı, ortasından şeritler ile bölünmüş koyu kırmızı bir ipek kumaşın uzandığı bembeyaz ince pamuklu bir kumaştan oluşuyor. birçoğu başlıklarını ayrıca siyah tüyler ile süslüyorlar”.
dünyanın en iyi atlı binicileri olan bu sipahiler, tabii ki çoğunlukla kıymetli olan atlarına çok değer veriyorlardı ve çok iyi bakıyorlardı. bilhassa at cinslerinin ıslahı ile uğraşan hipologlar ve soylu at yetiştiricileri için, busbecq’in çağdaşı olan başka yazarlar tarafından da teyit edilen bu ilgi çekici anlatımından, o dönemlerde bir atın akıllıca ve sevgi ile beslenmesinin osmanlı sipahilerinin hristiyan ülkelerine karşı üstünlük kazanmalarında büyük etkisi olduğunu anlamak mümkün.
sipahiler, tıpkı osmanlı’nın tüm süvari birlikleri gibi, mükemmel atları ile savaş alanında hücumlarının şiddeti ile kendilerini gösteriyorlardı. hücumlarına daima havayı yırtan ve hristiyan süvarilerin demir gibi saflarını bile titreten korkunç bir nara eşlik ediyordu.
uzaktan hala en önemli hücum silahları yaydı. sipahiler tarafından büyük bir çeviklik ve güvenle kullanılıyordu. busbecq, bu hususta mucizevi şeyler anlatır. isterse düşmanın göz bebeği olsun, hedef nadiren ıskalanıyordu. erkek çocuklar 7-8 yaşlarından itibaren kısa ama oldukça güçlü yaylar ile alıştırma yapıyorlardı ve güçlü bir kol gerektiren bu silahla yapılan savaş oyunları, bayram günlerinde erkeklerin ve yaşlıların en büyük eğlencesiydi.
kapıkulu sipahileri hassa ordusu olduklarından, kendileri tımarlı sipahilerin üstünde görüyorlardı. esas itibariyle orhan gazi’nin tıpkı yeniçerilerde olduğu gibi, osmanlı askeri teşkilatının oluşumunda çok büyük hizmetleri geçen kardeşi alaeddin’in bir eseri olarak ortaya çıkmışlardı ve ilk örgütsel yapılanmalarıyla da uyum içinde olupdaha kesin olarak geliştirilmeleri ve teşkilatlandırılmaları ise sultan 1.murad’ın aynı şekilde büyük hizmetleri bulunan beylerbeyi timurtaş paşa sayesinde gerçekleştirilmişti.
başlangıçta saltanat sancağını korumakla görevlendirilen en fazla 2500 kadar seçkin adamdan oluşan bu birlik, zamanla önemli ölçüde takviye edilerek daha geniş bir oluşum ve buna uygun bir sınıflandırma kazandı. kısa bir süre sonra, kapıkulu süvarileri adı altında, özelliklerini belirten farklı isimlerle dört bölüğe ayrıldılar.
*sipahiler
*silahdarlar
*ulufeciler
*garipler.
yavuz sultan selim, bu sipahilerin sayısını 3500 kişiye çıkarmıştı. padişahın süvari hassa ordusunda ilk sıradaydılar, ordugahta daima padişahın yanında bulunmak ve mesela kötü hav şartlarında, yağmur veya kar yağdığında, muhtemelen havada daha uygun bir ısı oluşturmak üzere, padişahın otağında veya otağın önünde uyumak zorunda kalan 500 kişilik bir birlik temin etmek gibi tuhaf bir yükümlülüğü yerine getirmek zorundaydılar. ulufeleri o zamanlar günlük 20 ile 40 akçe arasında değişiyordu ve başlarında günlük 80 akçe ulufeli, rütbe olarak yeniçeri ağasına en yakın sipahiler ağası bulunuyordu. sipahiler, kırmızı sancak ve mızraklarının ucunda kırmızı şeritler taşıyorlardı.
aynı zamanda silahdarlar da 2500 kişiye çıkartılmışlardı. rütbe olarak sipahiler ile aynı seviyede bulunan silahdarlar, günlük 20 ile 40 akçe arasında değişen miktarlarda ulufe alıyorlardı. başlarında bulunan silahdar ağası tıpkı sipahi ağası gibi 80 akçe ulufe alıyordu. sancaklarının rengi ise sarı renkteydi.
kanuni sultan süleyman’ın hükümdarlığı döneminde gerek sayıları, gerekse ulufeleri bakımından bazı değişiklikler meydana geldi. 1534’te sayıları 11500 kişiye kadar çıkmıştı. ilk iki bölükle dördüncü bölükten her biri 3000, üçüncü bölük ise 2500 kişiden oluşuyordu. 20 yıl sonra ilk üç bölük 2000 kişiden oluşurken, dördüncü bölük 1500 kişilikti ve ilk iki bölüğün ulufeleri 15 ile 45 akçe arasında değişirken, üçüncü bölüğün ulufeleri 10 akçe, dördüncü bölüğün ulufeleri ise 8 akçeye kadar indirilmişti.
ilk üç bölüğe çıkanlar o dönemlerde genelde saraydan, savaş sırasında esir alınan hristiyan çocuklarının yetiştirildiği içoğlanı ocaklarından gelen içoğlanlarıydı. dördüncü bölük olan garipler de yine aynı şekilde devşirmeydi ve daha az ulufe alıp daha az itibar görüyorlardı.
3.murad zamanındaki iran seferlerine kadar, kapıkulu süvarilerinin sayısı, her biri 500 kişilik bölükler halinde vezirlerin maiyetine verilen 2500 kişi ve adeta veziriazamın muhafız kıtası gibi doğrudan onun emrinde bulunan 1000 kişi dahil olmak üzere, 14-16 bin kişi arasında sabit kaldı. iran seferleri sonucunda, bilhassa batı kaynaklı 1590 ve 1594 tarihli raporlardan anlaşılabileceği üzere, sayıları yaklaşık 40 bine çıkacak şekilde takviye edilmişlerdi.
halbuki sayılarının bu denli yükselmesi, bu seçkin birliklerin bozulmaya başladığını gösteriyordu. iran seferleri, bu açıdan iki sebepten ötürü osmanlı askeri teşkilatına uğursuz gelmişti. öncelikle sefere bu kadar büyük sayıda birlikler çıkarabilmek için eski asker toplama yöntemlerinden vazgeçmek ve eksik kalan yerleri yalnızca sarayın içoğlanı ocaklarından doldurmak yerine, sipahilerin arasına onlarla aynı hünerlere sahip olmayan ne kadar vasıfsız adam varsa almak zorunda kaldılar. ikinci olarak, bu savaşlarda yalnızca insan olarak değil iyi atlar bakımından da maruz kalınan büyük kayıplar sipahi birliklerini öyle bir hle getirdi ki, o dönemden sonra bir daha eski ihtişamlı günlerine geri dönemediler.
kapıkulu sipahilerinde, tıpkı yeniçerilerde olduğu gibi, mevcut direniş, isyan ve ayaklanma ruhu, böylece gitgide daha fazla beslendi ve oldukça tehlikeli bir girişim gösterdi. zorlu yürüyüş insanlarla atları harap ettiği için, terk ve talan edilmiş topraklarda en iyi ihtimalle hiçbir şey alınamayacağı için iran seferine hiç istemeyerek çıktılar. zira türklerin “kızılbaş” diye adlandırdıkları iran şahının savaş yönetim sistemi, düşman yaklaştıkça sınır eyaletlerini yakarak harap etmek ve halkın tamamını iç kısımlara doğru çekmekti. böylece osmanlı birliklerinin buralarda ihtiyaçlarını gidermesi epey zor hatta imkansız bir hale gelirdi.
kapıkulu sipahileri 1826 yılına kadar varlıklarını sürdürdüler. 1826 yılında sultan 2.mahmud yeniçeri ocağını ortadan kaldırdığında sipahilere dokunulmadı ve anlaşarak yeni kurulan orduya katıldılar.
devamını gör...
eren bülbül
iyi ki varsın eren .
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
uzun zamandır ilk defa konfor alanından çıktım.
kocaman odamı ardımda bıraktım.
babamla takılıyorum.
cb ve kızı gibiyiz.
bir izzet bir ikram, ama heryer kalabalık.
iğne atsan yere düşmüyor.
mesela, bir akrabamla aynı salonu paylaşarak uyudum ve kapıda sonuna kadar açıktı.
ev insan doluydu.
insan doluydu derken bana göre.
o insanlar evin gençleri idiler.
alayı akraba.
benden büyük olan abla ile sohbet ettik sabaha kadar.
kadın da aynı benim gibi imiş.
küçükken köyde yıldızların altında uyumuş.
ben fındık için dışarda yatardım o koyunlar için yatarmış.
aynı benim gibi keyif alırmış yıldızlara bakmaktan.
en büyük zevki resim çekmekmiş.
tren yolculuğu esnasında çok güzel resimler çekmiş.
dünkü hastalığımdan eser kalmadı.
bir dünya genç akrabam ile tanıştım.
çoğusu doğuda görev yapıyor.
iletişim kurmayı sevdiğimi söylemiştim de mi?
kahvaltıya çağırdılar gidiyorum ben.
ezcümle1:
konfor alanı dışına çıkmak iyi geldi.
ezcümle2:
her insan bir alem. anlatan insan ise yormayan alem. tam sevmelik.
kocaman odamı ardımda bıraktım.
babamla takılıyorum.
cb ve kızı gibiyiz.
bir izzet bir ikram, ama heryer kalabalık.
iğne atsan yere düşmüyor.
mesela, bir akrabamla aynı salonu paylaşarak uyudum ve kapıda sonuna kadar açıktı.
ev insan doluydu.
insan doluydu derken bana göre.
o insanlar evin gençleri idiler.
alayı akraba.
benden büyük olan abla ile sohbet ettik sabaha kadar.
kadın da aynı benim gibi imiş.
küçükken köyde yıldızların altında uyumuş.
ben fındık için dışarda yatardım o koyunlar için yatarmış.
aynı benim gibi keyif alırmış yıldızlara bakmaktan.
en büyük zevki resim çekmekmiş.
tren yolculuğu esnasında çok güzel resimler çekmiş.
dünkü hastalığımdan eser kalmadı.
bir dünya genç akrabam ile tanıştım.
çoğusu doğuda görev yapıyor.
iletişim kurmayı sevdiğimi söylemiştim de mi?
kahvaltıya çağırdılar gidiyorum ben.
ezcümle1:
konfor alanı dışına çıkmak iyi geldi.
ezcümle2:
her insan bir alem. anlatan insan ise yormayan alem. tam sevmelik.
devamını gör...
bu devirde rakı içen insan
yahu arkadaş, lahmacundan terasa kurum olarak geliyorsun da rakıyı mı beğenmiyorsun? yapılacak iş mi şimdi bu? hayır sevmiyorsun tamam da, rakıyı insana benzetmek nedir? bak nefret suçu işliyorsun haberin olsun. ne var yani kendi kendimize kıyıda köşede içiyorsak şu mereti. biz şimdi kalkıp diğer içkilere karşı nefret suçu işliyor muyuz? benim de sevmediğim içkiler var ama onlarında kör içicisi vardır elbet. zaten yeterince içki düşmanı var. kalenin anahtarını içeriden teslim etmemek lazım. ''bütün alkolikler birleşin, alkol oranlarından başka kaybedeceğiniz neyiniz var.'' diyerek hepinizi safları sıklaştırmaya davet ediyorum. birde istanblue falan bunlar hoş şeyler değil rica ederim dikkatli olalım. su uyur alkol düşmanı uyumaz. ayrılıkçı başlıklardan uzak duralım...
devamını gör...
burg eltz
eltz kalesi, almanya'da bulunan bir ortaçağ kalesidir, şato demek de yanlış olmaz. renanya-palatina eyaletinde, moselle nehri üzerindeki tepelere inşa edilmiş bu yapı, kendisi ile aynı bölgeyi paylaşan, yıkılmamış üç kaleden birisidir. 12. yüzyıldan beri eltz ailesinin olan kalenin sahipleri de bu soyun günümüzdeki üyeleridir. tam 33 kuşaktır ve ,bir kısmı için, halen orada yaşamaktalar.
bir kaya üzerine kurulu kale önemli bir ticaret yolu üzerinde, üç tarafı nehirlerle çevrili şekilde vadinin içinde konumlanmıştır. yakının da bir de eltz ormanı bulunur. eltz ailesi üç ayrı koldan oluşuyordu (bir kaynakta okuduğuma göre üç kardeş arasında çıkan anlaşmazlıktan dolayı aile üç kola ayrılıyor, farklı armalar alıyorlar: altın aslan, gümüş aslan, sığır boynuzu.) ve buna istinaden kale de üç ayrı bina şeklinde yapılandı. zamanında savaşlar görmüş, mancınıklar tutulmuş, kuşatılmış, onarılmış, değiştirilmiş ve üzerine eklemeler yapılmış bu kale günümüzde hala dimdik ayakta durarak o zamanların atmosferini bizlere yaşatmaktadır. ziyarete açık olan bölümleri gezilip görülebilir.
1965 ve 1992 yılları arasında kullanılan 500 birimlik mark (alman para birimi) kağıt parasında simge olarak eltz kalesi kullanılmıştır. bu kale sadece paralar üzerinde değil farklı zamanlarda yaşamış farklı ressamların tuvalleri üzerinde de yer bulmuştur.
kaynakça ve daha fazlası: wikipedia, seturday.com, ucanhollandaliler.com, ancient-origins.net
bir kaya üzerine kurulu kale önemli bir ticaret yolu üzerinde, üç tarafı nehirlerle çevrili şekilde vadinin içinde konumlanmıştır. yakının da bir de eltz ormanı bulunur. eltz ailesi üç ayrı koldan oluşuyordu (bir kaynakta okuduğuma göre üç kardeş arasında çıkan anlaşmazlıktan dolayı aile üç kola ayrılıyor, farklı armalar alıyorlar: altın aslan, gümüş aslan, sığır boynuzu.) ve buna istinaden kale de üç ayrı bina şeklinde yapılandı. zamanında savaşlar görmüş, mancınıklar tutulmuş, kuşatılmış, onarılmış, değiştirilmiş ve üzerine eklemeler yapılmış bu kale günümüzde hala dimdik ayakta durarak o zamanların atmosferini bizlere yaşatmaktadır. ziyarete açık olan bölümleri gezilip görülebilir.
1965 ve 1992 yılları arasında kullanılan 500 birimlik mark (alman para birimi) kağıt parasında simge olarak eltz kalesi kullanılmıştır. bu kale sadece paralar üzerinde değil farklı zamanlarda yaşamış farklı ressamların tuvalleri üzerinde de yer bulmuştur.
kaynakça ve daha fazlası: wikipedia, seturday.com, ucanhollandaliler.com, ancient-origins.net
devamını gör...
bir erkeğe alınacak en güzel hediye
ne alırsanız alın ama alma-verme dengesini bozmayın yeter. bütün ilişkilerde geçerli bir kural var ki, sevgiyle,değer duygusuyla maddi,manevi yaptığınız herşey eğer karşılık almıyorsanız, beklenti içine gireceginizden bir süre sonra sizde hayalkırıklığı yaratır.
devamını gör...
kaş
yapayım derken göz çıkarılmaması gereken vücut bölümüdür. (bkz: kaş yapayım derken göz çıkarmak).
devamını gör...
probis
küçük paketlileri tedavülden kalkmış büyük paketi ise altı lira civarı olan yılların vazgeçilmezi proteinli muz aromalı bisküvi.
devamını gör...
güzel kalçalı kıza yol verip arkadan izlemek
sapık olduğunuzun alametidir.
devamını gör...
çocukları önünde cilveleşen ebeveyn öz güveni
çocuklarının önünde kavga eden çiftten daha tercih edilesi çifttir.
devamını gör...
adminlik teklifini reddetmek
ben bu arkadaştan umutluydum ama olmadı. yine kaldık ermolettinle lucifere. sözlükte adam gibi troll yetiştiremiyoruz. alt yapıya daha mı fazla eğilmek lazım? ne yapsak bilemedim.
devamını gör...
atatürk ne yaptıysa doğrudur ve asla sorgulanamaz
tüm atatürkculerin katıldığı düşünce ne yazık ki budur.
atatürk dışında tarihteki hiçbir lider kanunlara tabii olmamıştır. ne hitler'e ne de stalin'e özel yasa yoktur.
dinler bile bu kadar kapalı degil be kardeşim.
dinler bile düşünmeye iter insani, sorgulamaya iter.
sonra ülke neden gelismiyor?
aynen devam böyle. soran olursa atatürkçülük bu ülkeyi 100 yıl ileri goturdu dersiniz.
edit: güzel kardeslerim atatürk de başta olmak uzere hiçbir insana düşman değilim, hiçbir insanin sahsindan da nefret etmem.
ben sadece kapalı düşüncelere dusmanim.
atatürk dışında tarihteki hiçbir lider kanunlara tabii olmamıştır. ne hitler'e ne de stalin'e özel yasa yoktur.
dinler bile bu kadar kapalı degil be kardeşim.
dinler bile düşünmeye iter insani, sorgulamaya iter.
sonra ülke neden gelismiyor?
aynen devam böyle. soran olursa atatürkçülük bu ülkeyi 100 yıl ileri goturdu dersiniz.
edit: güzel kardeslerim atatürk de başta olmak uzere hiçbir insana düşman değilim, hiçbir insanin sahsindan da nefret etmem.
ben sadece kapalı düşüncelere dusmanim.
devamını gör...
esenyurt'ta kaçak kreşe yapılan baskın
bütün şakalar yapılmış, bana kalmamış.(bkz: swh)
1- insanlar çalışmak zorunda.
2- herkesin anası babası torun bakmak istemeyebilir ki zorunda da değil.
3- asgari ücret ortada.
4- ee bol sosyal etkinlikli ipadli kreş fiyatları da malum.
bu 4 maddeyi topladığımızda şaşırtmayandır.
1- insanlar çalışmak zorunda.
2- herkesin anası babası torun bakmak istemeyebilir ki zorunda da değil.
3- asgari ücret ortada.
4- ee bol sosyal etkinlikli ipadli kreş fiyatları da malum.
bu 4 maddeyi topladığımızda şaşırtmayandır.
devamını gör...
nickaltı örümcek bağlayanlar
belki de vahiy gelecektir. korkmayın.
devamını gör...
a clockwork orange
insanı inanılmaz rahatsız eden filmdir. hatta başrol oyuncusu malcolm mcdowell filmin bazı sahnelerinden dolayı psikolojik olarak olumsuz etkilendiğini belirtmiştir.
--! spoiler !--
filmin üzerinde konuşulması gereken çarpıcı yanları var. ama beni en çok alex’in beraber suç işledikleri çeteden arkadaşının utanmadan polis olması etkiledi. (höh be kardeşim) psikopat alex’e nedense o sahneden sonra merhamet beslemeye başladım. insanı da bu garip duygusal dalgalanma rahatsız ediyor.
--! spoiler !--
--! spoiler !--
filmin üzerinde konuşulması gereken çarpıcı yanları var. ama beni en çok alex’in beraber suç işledikleri çeteden arkadaşının utanmadan polis olması etkiledi. (höh be kardeşim) psikopat alex’e nedense o sahneden sonra merhamet beslemeye başladım. insanı da bu garip duygusal dalgalanma rahatsız ediyor.
--! spoiler !--
devamını gör...
sevilmeyen yazarın yaptığı espri
ben gülersem, güzel yazmış falan dersem oylarım, ben de o yok. hiç sevmediğim bir yazara daha geçen bastım artı oyu çünkü tanım gibi tanımdı yani. hem hani oy yazara değil tanıma verilirdi melting? oldu mu bu şimdi sorarım sanaaa.
devamını gör...
hans reichenbach
nazilerden kaçıp türkiye'ye iltica eden bir bilim adamı ve felsefecisi... kadiköy, moda'da yıllar boyu ikamet etmiştir. istanbul üniversitesi'nde uzun dersler vermiş, pek çok talebe yetiştirmiştir. 5 sene kalmıştır. türkiye'nin ilk modern bilim felsefecisi cemal yıldırım'ın da hocasıdır. mantıkçı nusret hızır'ın ve matematikçi vehbi eralp'in de hocasıdır.
viyana çevresi'nin ilk sakinlerinden olsa da grup adına yenilikçi görüşlere sahiptir. relativite kuramından mütevellit, zaman ve mekanın a priori olmadığını söyledi. doğruluk ve yanlışlamacalık geçerli değildir reichenbach'a göre. o olasılıkçıdır*. bir teorinin değerini ancak olasılık düzeyi belirleyebilir. bununla beraber 'olasılıkçı mantık' olarak bilinen üç değerli mantığı kurmuştur. üzerine yoğun mesai sarfettiği sembolik mantık, teorik alanda mantıkla-matematiğin ilişkisini farklı bir perspektifle değerlendirmeye, mantık, matematik ve gerçeklik ilişkisine farklı açılardan yaklaşmaya,, kuantum mekaniğinin iki değerli mantığın sınırlarını aşan yapısını kavramaya ve kavramsallaştırmaya, mantıksal problemlerin bilgisayar diline uyarlanmasına yardımcı olur. klasik mantığın özellikle yeni bir paradigma içeren kuantum teorisi'ni kaldıramayacağı aşikardır ve felsefecilerin ''yeni bilim alayışı''ndan sonra sembolik mantıktan yüz çevirmeleri imkansızdır. tüm viyana çevresi üyeleri aslında bu temelde anlaşmış, ufak detaylarda küçük tartışmalar yaşamışlardır.
bunlara rağmen yine de bilimsel çalışmaların çözümlenmesi için öncelikli olarak dilin analitik çözümlemesine ihtiyaç olduğunu düşündü. frege'den ve dahi*carnap'tan mülhem, sadece anlamlı önermelerin doğrulanabilme ve yanlışlanabilme özelliğine sahip olduğunu da söyledi.
viyana çevresi'nin ilk sakinlerinden olsa da grup adına yenilikçi görüşlere sahiptir. relativite kuramından mütevellit, zaman ve mekanın a priori olmadığını söyledi. doğruluk ve yanlışlamacalık geçerli değildir reichenbach'a göre. o olasılıkçıdır*. bir teorinin değerini ancak olasılık düzeyi belirleyebilir. bununla beraber 'olasılıkçı mantık' olarak bilinen üç değerli mantığı kurmuştur. üzerine yoğun mesai sarfettiği sembolik mantık, teorik alanda mantıkla-matematiğin ilişkisini farklı bir perspektifle değerlendirmeye, mantık, matematik ve gerçeklik ilişkisine farklı açılardan yaklaşmaya,, kuantum mekaniğinin iki değerli mantığın sınırlarını aşan yapısını kavramaya ve kavramsallaştırmaya, mantıksal problemlerin bilgisayar diline uyarlanmasına yardımcı olur. klasik mantığın özellikle yeni bir paradigma içeren kuantum teorisi'ni kaldıramayacağı aşikardır ve felsefecilerin ''yeni bilim alayışı''ndan sonra sembolik mantıktan yüz çevirmeleri imkansızdır. tüm viyana çevresi üyeleri aslında bu temelde anlaşmış, ufak detaylarda küçük tartışmalar yaşamışlardır.
bunlara rağmen yine de bilimsel çalışmaların çözümlenmesi için öncelikli olarak dilin analitik çözümlemesine ihtiyaç olduğunu düşündü. frege'den ve dahi*carnap'tan mülhem, sadece anlamlı önermelerin doğrulanabilme ve yanlışlanabilme özelliğine sahip olduğunu da söyledi.
devamını gör...
mahsup
hesap edilmiş, kapatılmış hesap. yani hak edilmiş olan, ödenmesi ve tamamlanması gereken hesap anlamında da kullanılır.
devamını gör...



