madalyalı yazarlar özelliğinin gelmesi
beni etkilemeyen özellik.ben hep 50 tllik alıyorum.
devamını gör...
napolyon'un tavşanlar tarafından saldırıya uğraması
napolyon için en utanç verici "yenilgi".
napolyon, 1807 yılında elde ettiği bir başarının ardından, başarının verdiği keyifle bir etkinlik düzenlenmesini ister. etkinlik açık hava yemeği ve tavşan avı olarak düzenlenir.
av için 3000 kadar evcil tavşan alınır ve etkinlik alanına getirilir. evcil olmalarının nedeni, yabani tavşanlar gibi insanlardan kaçmalarını önlemektir. av saatine kadar aç kalan gariban tavşancıklar alana salındığında, herkesin beklediğinin tersine gelişir olaylar. tavşanlar açlığın verdiği gözü dönmüşlükle, kendilerine yiyecek vereceklerini sandıkları parlak giysili adama -yani napolyon'a- topluca saldırırlar. napolyon canını, arabaya binerek zor kurtarır ve bu olay da waterloo muharebesi'nden bile utanç verici bir anı olarak hafızalarda yer edinir.
napolyon, 1807 yılında elde ettiği bir başarının ardından, başarının verdiği keyifle bir etkinlik düzenlenmesini ister. etkinlik açık hava yemeği ve tavşan avı olarak düzenlenir.
av için 3000 kadar evcil tavşan alınır ve etkinlik alanına getirilir. evcil olmalarının nedeni, yabani tavşanlar gibi insanlardan kaçmalarını önlemektir. av saatine kadar aç kalan gariban tavşancıklar alana salındığında, herkesin beklediğinin tersine gelişir olaylar. tavşanlar açlığın verdiği gözü dönmüşlükle, kendilerine yiyecek vereceklerini sandıkları parlak giysili adama -yani napolyon'a- topluca saldırırlar. napolyon canını, arabaya binerek zor kurtarır ve bu olay da waterloo muharebesi'nden bile utanç verici bir anı olarak hafızalarda yer edinir.
devamını gör...
colosseum

ms 72 yılında vespasianus tarafından yapımına başlanmış olup ms 80 yılında titus döneminde tamamlanmış bir amfitiyatrodur. orijinal adı amphitheatrum flavium'dur. colesseum adını ise, önünde duran ve günümüze ulaşamamış olan imparator nero'nun “colossus neronis” heykelinden aldığı tahmin edilmektedir. inşasında roma nüfusunun dörtte biri kadar insan çalışmıştır. colesseum'un tamamlanması için gereken kaynak da titus'un ms 70 yılında kudüs'ü işgali ile sağlanmıştır. şehir düştükten sonra elde edilen ganimet bu devasa ölüm arenasının yapımında kullanılmıştır.

colesseum, antik roma döneminde gladyatör dövüşlerinin yapıldığı yerdir. gladyatör dövüşlerinin yanı sıra infazlar, dramalar, meşhur savaşların taklitleri de yapılırdı. tüm bunların yanı sıra vahşi hayvanlarla dövüşler de gerçekleştirilmiştir. hatta vahşi hayvanları arenaya taşıyan bir asansör sistemi bile bulunmaktadır colesseum'da. colesseum'un açılış töreninde 5000 vahşi hayvanın öldürüldüğü kaydedilmiştir.
bu devasa amfitiyatronun oturma düzeni de belli bir hiyerarşiye göre düzenlenmiştir. en önde romalı senatörlere ayrılan bir bölüm bulunmaktadır. onun arkasındaki kısım romalı iş adamlarına ayrılmıştır. onların iki sıra arkasında da sıradan vatandaşlar oturmaktadır. en üst kısımda da en fakir vatandaşlar yer almaktadır.
devamını gör...
ali ekber çiçek
bugün ölüm yıldönümü; saygı, sevgi ve özlemle.. böyle bir değer geçti bu ülkeden. ruhu şad olsun büyük üstadın.. haydar haydar
ölürsem beni türkiye’den çok dünya tanır" diyen ali ekber çiçek, kendi ülkesinden hak ettiği ilgiyi bulamamaktan yakındı. ünü dünyaya yurt dışında verdiği konserlerle yayılan türkü ustası o günleri şöyle anlattı:
“yurt dışındaki konserlerime 1965 yılında almanya, belçika, hollanda ve fransa’da verdiğim resitallerle başladım. almanya eski başbakanlarından willy brand’ın isteği üzerine 1980’de burada verdiğim konserlerle sesim ve sazım tanınır oldu. 83’te colombia üniversitesi’nde verdiğim konserde, türkülerim dinleyenleri o kadar çok etkiledi ki üniversite bu konseri plak haline getirdi. ardından unesco tarafından “turkish sufi music - folk lute of anatolia" (anadolu halk müziği geleneği) adlı plağım yayınlandı. iki eser bu güne kadar cezayir, bahreyn, bali, bengal, belarusya, bolivya, kamboçya, kamerun, şili, dahomey, yunanistan, hong kong, hindistan, ırak, portekiz, romanya, vietnam, yemen, japonya, suriye, fildişi sahili ve cava’da türküseverlerin beğenisine sunuldu. türkiye dışında neredeyse yayınlanmayan ülke kalmadı.
1990 yılında teksas, michigan ve wisconsin üniversitelerinde verdiğim konserler uzun süre konuşuldu. bu sayede hem alevi kültürünü hem de halk müziğini tanıtma fırsatı buldum. şu sıralar yedi türkümün öyküsü abd’deki bazı üniversitelerde ders konusu."
ölürsem beni türkiye’den çok dünya tanır" diyen ali ekber çiçek, kendi ülkesinden hak ettiği ilgiyi bulamamaktan yakındı. ünü dünyaya yurt dışında verdiği konserlerle yayılan türkü ustası o günleri şöyle anlattı:
“yurt dışındaki konserlerime 1965 yılında almanya, belçika, hollanda ve fransa’da verdiğim resitallerle başladım. almanya eski başbakanlarından willy brand’ın isteği üzerine 1980’de burada verdiğim konserlerle sesim ve sazım tanınır oldu. 83’te colombia üniversitesi’nde verdiğim konserde, türkülerim dinleyenleri o kadar çok etkiledi ki üniversite bu konseri plak haline getirdi. ardından unesco tarafından “turkish sufi music - folk lute of anatolia" (anadolu halk müziği geleneği) adlı plağım yayınlandı. iki eser bu güne kadar cezayir, bahreyn, bali, bengal, belarusya, bolivya, kamboçya, kamerun, şili, dahomey, yunanistan, hong kong, hindistan, ırak, portekiz, romanya, vietnam, yemen, japonya, suriye, fildişi sahili ve cava’da türküseverlerin beğenisine sunuldu. türkiye dışında neredeyse yayınlanmayan ülke kalmadı.
1990 yılında teksas, michigan ve wisconsin üniversitelerinde verdiğim konserler uzun süre konuşuldu. bu sayede hem alevi kültürünü hem de halk müziğini tanıtma fırsatı buldum. şu sıralar yedi türkümün öyküsü abd’deki bazı üniversitelerde ders konusu."
devamını gör...
şehrinde en sevdiğin yer
evim. *
devamını gör...
türkiye’de sınıf atlamanın imkansız hale gelmesi
borsa dersleri almaya başlıyorum. başka yolu kalmadı sınıf atlamamın. batacaksam tam batayım.
devamını gör...
sözlük yazarlarından alınan ilginç mesajlar
tanımlarda bahsettiğin whis kim hayali arkadaşın mi ? diye sordu.
benim diyemedim...
benim diyemedim...
devamını gör...
gece gece canının tatlı istemesi
yemeyin kardeşim, lütfen yemeyin rica ediyorum. geceleri mümkünse ağzınıza bir şey koymayın. dişinizi fırçalayın yatın beni delirtmeyin. şimdi usulca o tatlıyı dolaba koy bakayım…
devamını gör...
çocukken yapılan salaklıklar
bir filmde görmüştük, arabanın egzozuna patates sıkıştırıp şaka yapıyorlardı, dedik ki biz de yapalım. kimse ailesinin arabasına kıyamadı, arkadaşlarla beraber bakkal aydın abinin arabayı gözümüze kestirdik. o zamanlar evimizin önünde pazar kurulurdu, oradan akşam patlıcan bulup arabanın egzoza soktuk, iyice de derinlere ittik.
bakkalın kapanma saatine yakın bizim balkona çıkıp olacakları izliyoruz ama tam ne olacağını da bilmiyoruz. aydın abi marşa basıyor ama araba boğulup çalışmıyor. bir deneme iki deneme derken meğer gaz ufaktan arabanın içine de doluyormuş. adam öksüre tıksıra çıkıyor arabanın önüne arkasına bakıyor, garip birşey yok.
en son gazı nasıl köklediyse büyük bir gürültüyle patlıcan o dumanla birlikte fırlayıp karşı duvara yapıştı. aydın abi indi arabadan, karşı duvarda sini büyüklüğünde karartıyı görünce koşarak kaçtı. bir süre sonra arabaya hızlıca binip gitti.
şimdi düşünüyorum da iyi ki zehirlenmedi adam ya.
bakkalın kapanma saatine yakın bizim balkona çıkıp olacakları izliyoruz ama tam ne olacağını da bilmiyoruz. aydın abi marşa basıyor ama araba boğulup çalışmıyor. bir deneme iki deneme derken meğer gaz ufaktan arabanın içine de doluyormuş. adam öksüre tıksıra çıkıyor arabanın önüne arkasına bakıyor, garip birşey yok.
en son gazı nasıl köklediyse büyük bir gürültüyle patlıcan o dumanla birlikte fırlayıp karşı duvara yapıştı. aydın abi indi arabadan, karşı duvarda sini büyüklüğünde karartıyı görünce koşarak kaçtı. bir süre sonra arabaya hızlıca binip gitti.
şimdi düşünüyorum da iyi ki zehirlenmedi adam ya.
devamını gör...
kahveyi şekersiz ve sütsüz içenler tarikatı
açılın biat etmeye geldim.
devamını gör...
yazarlara yazın geldiğini fark ettiren şeyler
balkonda kahvaltı edince
devamını gör...
yazarların çocukluk anıları
7 yasyaşındayım, sömestr tatili için köye gidiyoruz. yollar kötuymüs kim dinler? maaile bize hiçbir şey engel olamıyor. illa ki gidilecek o köye...
kar, buz, yollarda don olsa da gidilecek! gidin, gidin de, görün ebemin örekesini...*
neyse...
köye gidince benim başıma bir bekçi dikin, sonra ne yaparsanız yapın. insan geçmiş yıllardan ders alır değil mi?
ama nerdeeee? *
köye giriş yaptık annemler eşyaları taşıyor, babam içeride dedemle sohbet ediyor. daha bir saat dolmadan ben üst katın balkonunun gider borusundaki boyum kadar sarkıta kafayı taktım. illa onu kıracağım. yerden bir taş aldım, sarkıta attım ama...
aması o gitti babam ve dedemin oturdugu odanın camını kırdı. kırılan yerden babamla göz göze geldik. babam gözüyle kaç işareti yaptı. ben kaçtım üst kata... dedem alt kattan sinirle dışarı fırladı. babamın camı kırarken gördüğü 8-9 yaşlarındaki oğlan çocuğunu aramak için köyü dolaşmaya gitti.
ben diyorum ama kimse dinlemiyor.
anneeeee!
anneeeee!!
bana sahip çık!
beni sakın gözünden ayırma!!!
zaten köyde adim çıkmış kıyamet alametine, herkes benim hakkımda;
-"o kıvırcık var ya, o kıvırcık, tam deccal, ocaklardan ırak!" falan diyor.
az bak bana, bu kız nerede ne yapıyor? öyle başımı boş bırakma!
ama annem yine aynı tas, aynı hamam. saldım çayıra, mevlam kayıra diye attı ortaya... iyi o zaman, olacaklardan ben sorumlu değilim.
.....
annemler ertesi gün yufka ekmek yaptılar. öyle az buz değil. en az yüz kilo undan yaptılar. sonraki günlerde ekmeğe yardim eden komşulara yardim ettiler. imece usulü tüm mahalle ekmek yaptı. birgün sobanın başında otururken dışarıda iki keçinin dolaştığını gördüm. kış günü dışarıda keçi olmaz ki... kesin bunlar başka köyden gelmiş, açlardır deyip annemlerin koca gün uğraştıkları ekmeklerin olduğu üst kata keçileri çıkardım. sonra odadaki ayva dolu kovayı onların önüne çektim. onlar biraz ayvadan yedi sonra büyük olan yufkalari yemeye başladı. diğeri de ona katıldı. bunlar yiyorken birden o koca yığın yufka tüm heybetiyle yere serildi...
keçiler yufkaları yerken o sıra üst kata yengem geldi. gözleri kocaman açılmış. ne olduğunu anlamaya çalışıyor.
en uydurugundan yengeme bir yalan;
-yenge, bunlar girmiş buraya korktum büyük olan keçiden çıkaramadım bir türlü.
yengem keçileri kovdu.
odanın halini gören annemlerde matem havası, kim yardım eder bir daha, hem herkesin ekmeği var?
şunların derdine bak!
yalan dünya bir vaaar, bir yok.
bizim yörede her evin kendine ait tek göz bir ekmek evi vardır. içinde devasa bir sac ocağı, yapılan ekmeği koyarlar ve kapılari çok sağlam kilitli olmaz. sağlam yapın işte ne olur ne olmaz?
keçileri ertesi gün yine gördüm. e bunlar aaaaç!
her gün onlar geldi, bende başka başka komşuların ekmel evine soktum. zaten sonrasını onlar halletti. hala kimse bütün bunları benim yaptığımı bilmiyor.
bak anne "herkesin ekmeği var" diyordun. umudunu yitirme, boşuna dememişler 'gün doğmadan ,neler doğar.'
kar, buz, yollarda don olsa da gidilecek! gidin, gidin de, görün ebemin örekesini...*
neyse...
köye gidince benim başıma bir bekçi dikin, sonra ne yaparsanız yapın. insan geçmiş yıllardan ders alır değil mi?
ama nerdeeee? *
köye giriş yaptık annemler eşyaları taşıyor, babam içeride dedemle sohbet ediyor. daha bir saat dolmadan ben üst katın balkonunun gider borusundaki boyum kadar sarkıta kafayı taktım. illa onu kıracağım. yerden bir taş aldım, sarkıta attım ama...
aması o gitti babam ve dedemin oturdugu odanın camını kırdı. kırılan yerden babamla göz göze geldik. babam gözüyle kaç işareti yaptı. ben kaçtım üst kata... dedem alt kattan sinirle dışarı fırladı. babamın camı kırarken gördüğü 8-9 yaşlarındaki oğlan çocuğunu aramak için köyü dolaşmaya gitti.
ben diyorum ama kimse dinlemiyor.
anneeeee!
anneeeee!!
bana sahip çık!
beni sakın gözünden ayırma!!!
zaten köyde adim çıkmış kıyamet alametine, herkes benim hakkımda;
-"o kıvırcık var ya, o kıvırcık, tam deccal, ocaklardan ırak!" falan diyor.
az bak bana, bu kız nerede ne yapıyor? öyle başımı boş bırakma!
ama annem yine aynı tas, aynı hamam. saldım çayıra, mevlam kayıra diye attı ortaya... iyi o zaman, olacaklardan ben sorumlu değilim.
.....
annemler ertesi gün yufka ekmek yaptılar. öyle az buz değil. en az yüz kilo undan yaptılar. sonraki günlerde ekmeğe yardim eden komşulara yardim ettiler. imece usulü tüm mahalle ekmek yaptı. birgün sobanın başında otururken dışarıda iki keçinin dolaştığını gördüm. kış günü dışarıda keçi olmaz ki... kesin bunlar başka köyden gelmiş, açlardır deyip annemlerin koca gün uğraştıkları ekmeklerin olduğu üst kata keçileri çıkardım. sonra odadaki ayva dolu kovayı onların önüne çektim. onlar biraz ayvadan yedi sonra büyük olan yufkalari yemeye başladı. diğeri de ona katıldı. bunlar yiyorken birden o koca yığın yufka tüm heybetiyle yere serildi...
keçiler yufkaları yerken o sıra üst kata yengem geldi. gözleri kocaman açılmış. ne olduğunu anlamaya çalışıyor.
en uydurugundan yengeme bir yalan;
-yenge, bunlar girmiş buraya korktum büyük olan keçiden çıkaramadım bir türlü.
yengem keçileri kovdu.
odanın halini gören annemlerde matem havası, kim yardım eder bir daha, hem herkesin ekmeği var?
şunların derdine bak!
yalan dünya bir vaaar, bir yok.
bizim yörede her evin kendine ait tek göz bir ekmek evi vardır. içinde devasa bir sac ocağı, yapılan ekmeği koyarlar ve kapılari çok sağlam kilitli olmaz. sağlam yapın işte ne olur ne olmaz?
keçileri ertesi gün yine gördüm. e bunlar aaaaç!
her gün onlar geldi, bende başka başka komşuların ekmel evine soktum. zaten sonrasını onlar halletti. hala kimse bütün bunları benim yaptığımı bilmiyor.
bak anne "herkesin ekmeği var" diyordun. umudunu yitirme, boşuna dememişler 'gün doğmadan ,neler doğar.'
devamını gör...
en kötü ikililer
hayaller & türkiye ekonomisi
devamını gör...
dergi takip eden yazar
benimdir, dediğim başlık.
uzun zaman masa, kafkaokur, ot gibi birçok popüler dergiyi takip ettim ancak sonradan "dergi kültürünün ucu ucuna piyasada kaldığı ve yeni açılan dergilere katkı sağlama" fikrim nedeniyle rizom gibi henüz belirli bir kitlesi olmayan dergilere yöneldim. diğerlerini de bırakmadım elbette fakat en çok desteği yenilere veriyorum. sanırım iyi yapıyorum, vicdani olarak iyi hissediyorum kendimi.
uzun zaman masa, kafkaokur, ot gibi birçok popüler dergiyi takip ettim ancak sonradan "dergi kültürünün ucu ucuna piyasada kaldığı ve yeni açılan dergilere katkı sağlama" fikrim nedeniyle rizom gibi henüz belirli bir kitlesi olmayan dergilere yöneldim. diğerlerini de bırakmadım elbette fakat en çok desteği yenilere veriyorum. sanırım iyi yapıyorum, vicdani olarak iyi hissediyorum kendimi.
devamını gör...
the green mile
namı diğer yeşil yol. 1999 yapımı bir hollywood filmi. stephen king'in romanından uyarlanmıştır. yönetmeni ve senaristi frank darabont'tur. en iyi film akademi ödülü, en iyi yardımcı erkek oyuncu akademi ödülü, en iyi uyarlama senaryo akademi ödülü ve en iyi özgün müzik akademi ödülü'ne aday gösterilmiştir. başrollerini tom hanks ve micheal clarke duncan oynamıştır.
john coffey'nin "kahve gibi ama yazılışı farklı" diyerek kendini tanıtması unutulmayandır.
izleyin, izlettirin.
john coffey'nin "kahve gibi ama yazılışı farklı" diyerek kendini tanıtması unutulmayandır.
izleyin, izlettirin.
devamını gör...
inka medeniyeti
patates haşlarken geçen süreyi temel alan bir yöntemi zaman hesaplaması yaparken kullanmışlardır.
devamını gör...
genç subaylar huzursuz
gelişmemiş ülkelerde sık sık yaşanan askeri darbelerden birkaç kez nasibini almış olan yalnız ve güzel ülkemde darbe dönemleri öncesi duyulan ve salakça bir tespite işaret eden cümledir.
genelde darbeye alkış tutan, darbeye değilse baskıcı rejime alkış tutan ya da sabahtan beri duyduğumuz şak şak şak alkış seslerine anlam veremediğimiz ilgi sapkını gazetelerin attığı manşetlerde görürüz bu sözü.
iktidardakilerin icraatlarından çoğu zaman hoşnut olmayan, her konuda olduğu gibi ülke yönetme konusunda da herkesten bilgili olduğunu düşünen ve aralarında geçirdiğim bir senelik kariyerim boyunca kendi zannettikleri kadar vatansever ve cesur olmadıklarını gördüğüm subaylar ara ara huzursuzlanıyorlar böyle.
ben huzursuz olunca yazı yazarım mesela ya da başka bir yol bulmaya çalışırım huzursuzluğumu gidermek için ama genç subaylar huzursuz olunca darbe yapmayı düşünüyorlar nedense.
sanki şöyle bir sohbet geçiyor aralarında:
genç subay: içimde bir huzursuzluk var.
diğer genç subay: bir darbe yap, geçer.
yediğimiz darbelerden yüzümüz gözümüz şişmiş bir halde ortadoğu cangılında dolaşırken genç subaylar huzursuz olur mu diye korkmaktan da bir hal olduk vesselam.
darbeye alkış tutmayı bırakalım bir an önce, huzur verelim genç subaylara da. ergenlik yıllarımız geride kalmadı mı çoktan? şu şak şak şak sesi kesilsin çabucak. her darbeden sonra yaşanan olaylarda baskıcı rejime alkış tutup hissedilen iç boşlaması hiç hayra alamet değil.
genelde darbeye alkış tutan, darbeye değilse baskıcı rejime alkış tutan ya da sabahtan beri duyduğumuz şak şak şak alkış seslerine anlam veremediğimiz ilgi sapkını gazetelerin attığı manşetlerde görürüz bu sözü.
iktidardakilerin icraatlarından çoğu zaman hoşnut olmayan, her konuda olduğu gibi ülke yönetme konusunda da herkesten bilgili olduğunu düşünen ve aralarında geçirdiğim bir senelik kariyerim boyunca kendi zannettikleri kadar vatansever ve cesur olmadıklarını gördüğüm subaylar ara ara huzursuzlanıyorlar böyle.
ben huzursuz olunca yazı yazarım mesela ya da başka bir yol bulmaya çalışırım huzursuzluğumu gidermek için ama genç subaylar huzursuz olunca darbe yapmayı düşünüyorlar nedense.
sanki şöyle bir sohbet geçiyor aralarında:
genç subay: içimde bir huzursuzluk var.
diğer genç subay: bir darbe yap, geçer.
yediğimiz darbelerden yüzümüz gözümüz şişmiş bir halde ortadoğu cangılında dolaşırken genç subaylar huzursuz olur mu diye korkmaktan da bir hal olduk vesselam.
darbeye alkış tutmayı bırakalım bir an önce, huzur verelim genç subaylara da. ergenlik yıllarımız geride kalmadı mı çoktan? şu şak şak şak sesi kesilsin çabucak. her darbeden sonra yaşanan olaylarda baskıcı rejime alkış tutup hissedilen iç boşlaması hiç hayra alamet değil.
devamını gör...
karadeniz deyince yazarların aklına gelen şeyler
köyümü özledim. buram buram doğallık kokar her taraf. deniz, yeşil bahçeler ve masmavi gökyüzü.. çakıllı köy yollarında fındık bahçelerinin arasında yürüyen bir adet ben.
devamını gör...

