edgar allan poe
karakterlerinin psikolojilerini ince ince incelemesi ile dostoyevski'ye de örnek olmuş bir yazardır. hatta onun için psikolojik incelemeyi edebiyata sokan ilk yazardır da derler, ancak ilk midir değil midir o kadarını bilemeyeceğim artık. fakat gerçekten çok güçlü bir üslubu vardır ve bu üslubu doğaçlama değil bilinçli olarak inşa eder. sanırım raven şiirini nasıl yazdığına dair bir makalesi vardı, orada kelimeleri tek tek arka arkaya geldiklerinde oluşturdukları tını ve bunun okuyucu üzerinde bıraktığı etkiyi düşünürek bilinçli bir şekilde seçtiğinden bahsediyordu. ben sadece şiirlerinde değil öykülerinde de aynı yöntemi kullandığını düşünüyorum. jonathan swift ile birlikte okuduğum en iyi ingilizce metinleri kendisinde buldum. bazen bu adamı lovecraft falan gibi gotik yazarlar ile birlikte anarlar bu da beni üzer. çünkü poe'nun 19. yüzyılın en büyük klasik yazarlarının derinliği seviyesine ulaşan bir kalitesi vardır.
devamını gör...
merhaba çiçek dünyaya hoş geldin
benim de bir şey anlamadığım başlıktır. belediyeye yakınan dayıyı dinleyen muhabir gibi kaldım.
devamını gör...
tahammül
yaş ilerledikçe azalan duygudur.
mesela ben de şimdiden hiç kalmadı.
mesela ben de şimdiden hiç kalmadı.
devamını gör...
antropomorfize etmek
insan dışındaki canlı ve cansız varlıklara, insansı anlamların verilmesi eylemi, yani bir tür insanlaştırmak.
hepimiz bunu yapıyoruz. çok daha basit yapıdaki canlıların içgüdüsel davranışlarını, bizim gibi irade ve bilinçle gerçekleştirdiğini düşünüyoruz ya da varsayıyoruz. mesela bir süre ilgilenemediğimiz çiçeklerimizin küstüğünü düşünmek, evden ayrılırken evin hamsterının o gün durgun olduğuna inanmak gibi... sanırım nahif, empati yeteneği yüksek olanlarımız bunu çok daha fazla yapıyor.
cansız varlıklarda ise gördüğümüz nesneyi insan yüzüne benzetme eğilimiyle kendini gösteriyor. zira beynimiz yabancılık hissini sevmez, kendi doneleriyle tanımlamak ister.
insanın bu meyilinin en sevdiğim tezahürü edebiyat alanında gerçekleşiyor. bunun için la fontaine masalları ve george orwell’ın hayvan çiftliği örneklerini verebiliriz.
hepimiz bunu yapıyoruz. çok daha basit yapıdaki canlıların içgüdüsel davranışlarını, bizim gibi irade ve bilinçle gerçekleştirdiğini düşünüyoruz ya da varsayıyoruz. mesela bir süre ilgilenemediğimiz çiçeklerimizin küstüğünü düşünmek, evden ayrılırken evin hamsterının o gün durgun olduğuna inanmak gibi... sanırım nahif, empati yeteneği yüksek olanlarımız bunu çok daha fazla yapıyor.
cansız varlıklarda ise gördüğümüz nesneyi insan yüzüne benzetme eğilimiyle kendini gösteriyor. zira beynimiz yabancılık hissini sevmez, kendi doneleriyle tanımlamak ister.
insanın bu meyilinin en sevdiğim tezahürü edebiyat alanında gerçekleşiyor. bunun için la fontaine masalları ve george orwell’ın hayvan çiftliği örneklerini verebiliriz.
devamını gör...
oruç tutmamak için bahaneler
deist olmak. *
devamını gör...
güneşlenmek
bu mevsimde en sevdiğim, eylemsiz eylemdir. genelin bilgisine göre plajda yahut havuz kenarında, güneş kremi sürülerek, yaz mevsiminde ve eylülün ilk iki haftası içerisinde yapılır. ardından serinlemek için denize veya havuza girilir. fakat bu doğru değildir. en azından doktorların tavsiyesine göre doğru değildir. esasında güneşlenmenin mevsimi yoktur. üstelik her an güneş kremi taşımak zorunda da değilsinizdir.
uygun ortam sağlandığında, kış ayında bile rahatlıkla güneşlenilebilir.
özellikle bu mevsimde çok sevdiğimi söylemiştim. çünkü; ne güneşin yakıcılığıyla kavrulur, ne teniniz renk atar. kıyafetle bile yapılabilecek harika bir eylemdir. ki çoğunlukla, öylesini tercih ederim*. deniz kenarında, şezlongta olmak zorunda da değilsinizdir.
canınız nerede istediyse, her an çıkıp d vitaminine ve ısıya doyarsınız.
balkon, bahçe, kış bahçesi, otobüste cam kenarı, sınıfta güneşli pencere, evin odası, odada güneşin süzüldüğü alan... hepsi.
şu ara kış bahçesinde kitap okuyarak, hatta yer yer elimden kitabı düşürüp, kırlentlere kafamı yaslayıp uyuklayarak siestaya dönüştürerek yapmaktan hayli keyif alıyorum. şimdi ohh keyfe bak diyecek arkadaşlar: eğer sizin de ömrünüz, yaşınızdan fazla ölümden dönmüşlükle dolu olsaydı, emin olun hayat sizi de ırgalamaz, en ufak mutluluğu*, yerlere göklere sığdıramazdınız...
sanırım önce zihnimizin gpneşlenmesi gerekiyor. ardından bedenimizin ve son olarak, ruhumuzun güneşe ihtiyacı var.
ne diyelim, son söz olarak; herkese güneşli günler.. .
uygun ortam sağlandığında, kış ayında bile rahatlıkla güneşlenilebilir.
özellikle bu mevsimde çok sevdiğimi söylemiştim. çünkü; ne güneşin yakıcılığıyla kavrulur, ne teniniz renk atar. kıyafetle bile yapılabilecek harika bir eylemdir. ki çoğunlukla, öylesini tercih ederim*. deniz kenarında, şezlongta olmak zorunda da değilsinizdir.
canınız nerede istediyse, her an çıkıp d vitaminine ve ısıya doyarsınız.
balkon, bahçe, kış bahçesi, otobüste cam kenarı, sınıfta güneşli pencere, evin odası, odada güneşin süzüldüğü alan... hepsi.
şu ara kış bahçesinde kitap okuyarak, hatta yer yer elimden kitabı düşürüp, kırlentlere kafamı yaslayıp uyuklayarak siestaya dönüştürerek yapmaktan hayli keyif alıyorum. şimdi ohh keyfe bak diyecek arkadaşlar: eğer sizin de ömrünüz, yaşınızdan fazla ölümden dönmüşlükle dolu olsaydı, emin olun hayat sizi de ırgalamaz, en ufak mutluluğu*, yerlere göklere sığdıramazdınız...
sanırım önce zihnimizin gpneşlenmesi gerekiyor. ardından bedenimizin ve son olarak, ruhumuzun güneşe ihtiyacı var.
ne diyelim, son söz olarak; herkese güneşli günler.. .
devamını gör...
cinsel eğitim
ortaokulda verilmeye başlanması gereken eğitimdir ama öyle kızları ayrı sınıfa alalım erkekleri ayrı sınıfa alalım demeden yapılmalı. korunmayı, cinsel yollarla bulaşan hastalıkları öğretmek gerekiyor.
bize ortaokulda regl eğitimi verilirken erkekleri sınıftan çıkarmışlardı. halbuki erkeklerin de bilmesi gereken şeyler bunlar.
edit: ekleme.
bize ortaokulda regl eğitimi verilirken erkekleri sınıftan çıkarmışlardı. halbuki erkeklerin de bilmesi gereken şeyler bunlar.
edit: ekleme.
devamını gör...
cinsiyet öğrenme partisi
sanırım bunlar hayatına eğlence,aksiyon,macera,heyecan katmak isteyenler.belki de bu kadarını yapabiliyorlar.*
devamını gör...
arşın
türkiye cumhuriyeti'nde metre ölçü biriminin resmen kullanıma geçmesine kadar olan dönemde kullanılan ölçü birimidir.
osmanlı döneminde 1 arşın 70 santimetreye tekabül etmekteydi.
osmanlı döneminde 1 arşın 70 santimetreye tekabül etmekteydi.
devamını gör...
akp bilecik kongresi küfür skandalı
kahkaha atarak güldüğüm komik olay.
en kötü kongreniz böyle olsun.
en kötü kongreniz böyle olsun.
devamını gör...
türkiye'de fazla abartılan durumlar
din ,futbol ve siyaset üçlemesi.
devamını gör...
ergenliğe adım atan kız çocuğuna tokat atmak
yalnızca ergenliğe adım atan kız çocuğu değil; hiçbir çocuk böyle bir şiddete maruz kalmamalı. fiziksel şiddetin neden olduğu duygusal travmalar ve çocuğun iç dünyasında bırakacağı izler, ne yazık ki fiziksel yaralar kadar çabuk iyileşmiyor. üstelik bu durum ilerleyen yaşlarda çok daha ciddi psikolojik problemlere de neden olabiliyor. çok dikkat edilmeli.
devamını gör...
can't hold us
çocukken çok uzun zaman aramak için uğraştığım ve elbette ki bulduğum güzel bir şarkıdır.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının süper güçleri
birinin samimi mi olduğunu, yalan mı söylediğini bir süre onunla görüşünce anlayabiliyorum. o da saf saf, beni kandırdığını sanıp kendini kandırıyor.
devamını gör...
islam’da kadının yeri
sizi erkekten alçak gören, erkeğin ekeneği olarak değerlendiren ve regl olduğunuzda pis olduğunuzu söyleyen bir dine inanmayı tercih ediyorsanız sizin bileceğiniz iş ama ben kocama beni dövme hakkının verilmesini kabul etmiyorum.
devamını gör...
samsun’da sokak ortasında eşi tarafından şiddete uğrayan kadın
"şiddete uğramak" bu olay için son derece hafif bir tanım. yerde hareketsiz yatan birinin kafasına o şekilde vurmak açık bir şekilde öldürmeye teşebbüstür. bizdeki hukuk ne diyor bilmiyorum ama gelişmiş ülkelerde bunu "kadına şiddet" diye yutturup, ilgili kanundan yargılayamazsınız.
devamını gör...
karakuş tümülüsü
adıyaman'ın kahta ilçesinde bulunan, geçmişi milattan önce 20 - 30 yıllarına dayanan piramit şeklindeki toprak tepeciklerdir. burada kommagene krallığı'nın dört kraliçesi yatmaktadır. o nedenle kadınlar anıt mezarı da denir. önünde duran sütun üzerindeki kartal heykelinden dolayı halk arasında bu ismi almıştır.
devamını gör...
faydalı mobil uygulamalar
fotoğraf düzenlemek isterseniz eğer kesinlikle en iyisi picsart.
devamını gör...
yazarların dilemek istedikleri özürler
kendimden özür diliyorum
yaşadığım süre boyunca,
hep merhametimin arkasından yürüdüm,
beklentilerimi arkada bıraktım.
kimseden bir şey beklemedim.
doğrusu bu sanıyordum çünkü.
yaşadıklarımı, yaşayamadıklarımı
içimde sakladım.
sustum, bastırdım, olsun dedim,
insanlık bende kalsın.
verdim, hep verdim,
karşılığını alıp alamadığıma bakmadan.
aslında güçlü olmak değildi istediğim,
ama olmak zorundaydım ve oldum...
kendimi hep erteledim.
kimsenin beni anlamadığını
bildiğim halde,
hayatıma girenleri, bana verilmiş
kutsal bir görev olarak gördüm.
herkesi mutlu etmek
zorundayım zannettim.
benim de mutlu olmam
gerektiğini unutmuşum...
görevim neyse en iyisini yapmalıydım
ki vicdanım rahat etmeliydi.
birilerinin de bana karşı görevleri
olduğunu hiçe saymışım oysa...
ne yazık ki; karşımdakilerin eksiklerini
tamamlamaya çalışırken,
onların hatalarını görmeye
vaktim kalmamış sanki.
beni üzmelerine bakmadan,
karşılığında ne aldığıma ne hissettiğime
aldırış etmeden hep verdim.
kendimi nasıl da unutmuşum,
unutturmuşlar aslında.
paramparça olmuş kalbime,
doğruları söylemeye çalışan beynime,
mutsuz yüzüme hep "sus" dedim.
"sen sus!"
kendime haksızlık ettim,
kimseye etmediğim kadar.
kendime geldiğimde ise,
yorgun, yılgın, bitkin,
bir köşede saklanıp ağlayan
bir erkek çocuğu olarak buldum.
ve ona elimi uzattım,
diyebildiğim tek şey
"geçti", bir daha seni kimse üzemeyecek!
şimdi senden "özür diliyorum."
seni bu kadar hiçe saydığım için,
insanların seni bu kadar üzmelerine
müsade ettiğim için,
seni hiçbir zaman dinlemediğim için,
üzerine bu kadar sorumluluk
yüklediğim için,
hakkın olan bütün duyguları
sana yaşatamadığım için...
şimdi tekrar söylüyorum.
insanlığından, kalbinden,
duygularından, çocukluğundan, hislerinden
çok özür diliyorum!
galiba ben almadan vermenin
allah'a mahsus olduğunu unutmuşum...*
daha fazla söze gerek duymuyorum.
yaşadığım süre boyunca,
hep merhametimin arkasından yürüdüm,
beklentilerimi arkada bıraktım.
kimseden bir şey beklemedim.
doğrusu bu sanıyordum çünkü.
yaşadıklarımı, yaşayamadıklarımı
içimde sakladım.
sustum, bastırdım, olsun dedim,
insanlık bende kalsın.
verdim, hep verdim,
karşılığını alıp alamadığıma bakmadan.
aslında güçlü olmak değildi istediğim,
ama olmak zorundaydım ve oldum...
kendimi hep erteledim.
kimsenin beni anlamadığını
bildiğim halde,
hayatıma girenleri, bana verilmiş
kutsal bir görev olarak gördüm.
herkesi mutlu etmek
zorundayım zannettim.
benim de mutlu olmam
gerektiğini unutmuşum...
görevim neyse en iyisini yapmalıydım
ki vicdanım rahat etmeliydi.
birilerinin de bana karşı görevleri
olduğunu hiçe saymışım oysa...
ne yazık ki; karşımdakilerin eksiklerini
tamamlamaya çalışırken,
onların hatalarını görmeye
vaktim kalmamış sanki.
beni üzmelerine bakmadan,
karşılığında ne aldığıma ne hissettiğime
aldırış etmeden hep verdim.
kendimi nasıl da unutmuşum,
unutturmuşlar aslında.
paramparça olmuş kalbime,
doğruları söylemeye çalışan beynime,
mutsuz yüzüme hep "sus" dedim.
"sen sus!"
kendime haksızlık ettim,
kimseye etmediğim kadar.
kendime geldiğimde ise,
yorgun, yılgın, bitkin,
bir köşede saklanıp ağlayan
bir erkek çocuğu olarak buldum.
ve ona elimi uzattım,
diyebildiğim tek şey
"geçti", bir daha seni kimse üzemeyecek!
şimdi senden "özür diliyorum."
seni bu kadar hiçe saydığım için,
insanların seni bu kadar üzmelerine
müsade ettiğim için,
seni hiçbir zaman dinlemediğim için,
üzerine bu kadar sorumluluk
yüklediğim için,
hakkın olan bütün duyguları
sana yaşatamadığım için...
şimdi tekrar söylüyorum.
insanlığından, kalbinden,
duygularından, çocukluğundan, hislerinden
çok özür diliyorum!
galiba ben almadan vermenin
allah'a mahsus olduğunu unutmuşum...*
daha fazla söze gerek duymuyorum.
devamını gör...
