takip ettiğim 49 kişiden 12'si gün değil,aylardır yok.

görüp mü gelecekler yoksa benim için mi gelecekler?
devamını gör...

su falan dokmek, yapmayin boyle seyler. bugun yine duygusal gunumdeyim oyumu operek, severek uyandirmadan yana kullaniyorum.
devamını gör...

yaaaa teşekkür ederim canımmmm o senin güzelliğin.
t:kendisine çiçekle gelen insana çiçekle koşan insanın yapacağı harekettir. ben iltifat aldığımda kızarıp bozarıp hemen teşekkür ediyor, sonrasında karşılık vereceğim bir şeyse mutlaka karşılık veriyorum. böylece sonsuz bir döngüye giriyoruz.
devamını gör...

deliler niçin kafasına huni takar, hiç düşündünüz mü?

aslında sivri uçlu şapka takmak tarihte* bilgeliğin sivri uca aktığı ve beyni beslediği şeklinde yorumlanmış ve yüksek zekanın bir göstergesi olarak görülmüş. daha sonra rönesans dönemi dolaylarında böyle saçma görüş mü olur ulan denilerek aşağılanmış ve bir ceza yöntemi olarak kullanılmaya, aptallığın simgesi olarak gösterilmeye başlanmıştır. bir disiplin sembolü olarak okullarda cezalandırılan öğrencinin kafasında sivri bir şapkayla köşede durması uygulaması, aptal köşesinde durarak okul hayatını geçiren çocuğun çok akıllı olmadığı düşüncesini hafızamıza öyle bir kazıdı ki delileri huni ile ilişkilendirir olduk.
kaynak

telefondan beceremediğim için yıllar önce hunimle çektirdiğim fotoğraf, bilgisayarda editlenip buraya eklenecektir.
devamını gör...

muhalif..
devamını gör...

bir konuyu araştırırken başka bir şeyin fark edilmesi üzerine yapılan ve sayıları hiç de az olmayan buluşlar.

örneğin penisilin bunlardan biridir. alexander fleming, bir tür bakteri üzerinde araştırma yaptığı sırada bir tatile çıkar ve bir petri kabını açık unutur. geri döndüğünde bakterilerin hepsinin ölümüne neden olan bir mantar türüyle karşılaşır ve penisilinin icadına giden yol böylece açılmış olur.

big bang teorisi olarak açıklanan büyük patlamanın kalıntısı, bir başka tesadüfi keşiftir. robert wilson ve arno penzias, bir antenle ilgili çalışmalar yaparken, işlerini kesintiye uğratan bir sinyal gürültüsü fark ettiler. anteni temizlediler, hatta kuş pisliklerinin buna sebep olduğunu bile düşündüler ancak sinyal gelmeye devam etti. böylece kozmik mikrodalga arka plan ışınımını keşfetmiş oldular.

radyoaktivite, bir başka tesadüfi keşiftir. henri becquerel x ışınının keşfinden sonra bu konuyla ilgili çalışmalar yaparken, deneyinin bir aşamasında güneş ışığına ihtiyaç duydu. ancak o gün hava bulutlu olduğundan deneye devam edemedi ve fotoğraf camlarından oluşan düzeneğini çekmeceye kaldırdı. bu düzeneğin, güneş ışığı aldığında x ışını yayması beklentisi içerisindeydi. birkaç gün sonra camlardan istediği sonucu elde edince şaşırdı. deneyi tekrarlayınca güneşe gerek olmadığını ve deneyde kullandığı uranyum tuzunun kendiliğinden ışıma yaptığını keşfetti.

mikrodalga fırın, kalp pili, viagra hapı ve daha birçok icat yahut keşif, tesadüf eseri bulundu. günümüzde hâlâ bu türden olaylar yaşanıyor. örneğin geçenlerde bağışıklık sistemiyle ilgili bir deneyde, yaşlanmanın geriye çevrilebileceğini ilişkin tesadüfi sonuçlar bulundu*.

bilimin eğlenceli yanlarından biri de bu bence; bir şey ararken aklınızda olmayan bambaşka bir şeyi bulup dünyayı değiştirmek.
devamını gör...

burada ne oluyor lan hiçbir şey anlamadım ben. cadılar kim ? bu soğuk savaş niye? kim yürümüş kim reddetmiş? laf sokan çıksın başlık kasıyor.

t: kimden bahsedildiğini anlayamadığım bir takım cadı sıfatlı insanlar.
devamını gör...

tarih, farmakoloji.
devamını gör...

(bkz: silah zoruyla başlık açmak)
devamını gör...

karşısındakini aşağılayıcı konuşması ve küçük düşürmesi.
devamını gör...

kafamızı doğuya çeviriyoruz...
istikâmet hindistan...

nirvana’ya ulaşmak için 8 katlı yolu katetmemiz gerekiyor. haydi bu zor yolculuğa siz de hazırlanın..
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
dümeni çevirmeye başla..
hazır mısın?

insanın dünü, bugünü ve yarını hakkında değişmeyen sorunları vardır. hastalıklar, ayrılıklar, ölümler, hayal kırıklıkları gibi... tüm bunlarla yaşamak ve tüm sorunları sahiplenmek işte bu filozofumuzun asıl kafa yorduğu mesele. yüzleşmek...

doğucağız, büyüyeceğiz ve öleceğiz...

siddharta, acı bilincin taşıdır diyerek yola çıkıyor. buradaki acı duygusal ve zihinsel acıdır. varoluş acısı*... acını anla ve öyle yola çık diyor. ona göre acı uyarıcıdır, bununla birlikte alışmayı, normalleşmeyi ve maddeyi reddeder. acının sebebini bulamazsan onu görmezden gelirsin. bunu farkına varmamız gerektiğini söylüyor.

madde reddi dedik; bilgemiz sürekli aç dolaşıp uykusuz kaldığı için bir gün güçsüz düşer, bayılır. yiyecek ister. maddeye el açtığı için münzeviler onu terk eder. fakat bu yol yeni bir keşiftir; ölçülülük. bu keşif onu aşırı fedakarlıktan vazgeçirir.

siddhartha’nın teşhisi:
acının sebebi tutkulardır. tutku beraberinde öfke, korku ve kibir getirir. bir eşya veya canlıya kendi isteğin doğrultusunda sahip olmak istersin (ego cilalanması) zamanla bağımlılık ileri gelir. onun yokluğunda da acı çekmeye başlarsın.

siddhartha’nın reçetesi:
geçici zevk arayışı, uyuşuk kalp(ilgisizlik), doğru amaçlardan sapma, kaygı ve beraberinde şüphe. bu yoldaki 5 engeli aştığında acını tanımlayacak ve hakikate ulaşacaksın.

domuz (aç gözlülük), horoz (öfke), yılan(cehalet)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
insanı ateşlere atan üç unsurun sembolü.
aydınlanmak için bu üçlemeden uzak durmak gerekecek.

hepimize hayırlı yolculuklar...
devamını gör...

asil ve değerli hanımefendiler, küfür etmenin hoş olmadığını, kendilerine yakışmadığını bilip dilimizi de pisleştirmeden konuşurlar.
devamını gör...

sınırları belli, bir amaç dahilinde fiziksel ya da kavramsal birden çok bileşenin oluşturduğu bütün.

sistemler açık-kapalı, canlı-cansız, soyut-somut, doğal-beşeri, statik-dinamik olmak üzere farklı açıda incelenir. hepsine tek tek değinmeden önce sistemin özelliklerini tanıyalım.

öncelikle sistemin onu çevresinden ayıran sınırı ya da sınırları bulunur ve her sistem, kendinden küçük alt sistemlerden oluşur. bir ülke yönetimini sisteme benzetecek olursak, bakanlıkları da alt sistem olarak değerlendirebiliriz. onları da, daha alt gruplar, bakanlığa bağlı vakıflar vs. olarak.

sistemi oluşturan ögeler arasında karşılıklı bağlılık ve bağımlılık vardır. birbiriyle ilişki halindedir. bu ilişki karşılıklı beslenme, bilgi alışverişi ya da karar mekanizmasının ortaklığı olabilir. küçük alt sistemler büyük bir sistemi oluşturabileceği gibi, büyük bir sistem küçük alt sistemlere bölünmüş de olabilir.

ve bana göre en önemli unsur; sistem, sistem ögelerinin aritmetik toplamı değil organik toplamıdır. yani bütün parçaların toplamından büyüktür. bu da sistemin gücünü doğuran temel unsurdur. 2+2 = 5

kafa bulandırmadan sistem gruplarına geçeyim.

1-) açık-kapalı sistemler

a-) açık sistem; çevresiyle ilişkisi olan, haberleşen, birbirini etkileyebilen ve/veya değiştirebilen sistem türüdür. dış çevreden gelen girdi, belli işleme ya da işlemlere tabi tutularak bir çıktı verir. sonra ortaya çıkan çıktı da yine, yeni bir girdi olarak işleme alınır. böyle böyle gelişim sağlanır.
b-) kapalı sistem; dış çevreden etkilenmeyen sistem türüdür. sadece iç işleyiş esastır, dış faktörler yok sayılır ve dikkate alınmaz. girdi -> işlem işlem -> çıktı şeklinde bir sıra izler. çıktı tekrar işleme uğramaz.

2-)canlı-cansız sistemler
a-) canlı sistemler, elemanları canlı ve değişken yapılardan oluşan; doğum ve ölüm, türeyiş ve yok oluş gibi faktörlerden etkilenebilen sistem türleridir. ekosistem harika bir örneğidir.
b-) cansız sistem ise biyolojik standartlardan uzak, çoğunlukla mekanik olarak karşımıza çıkan sistemler işte. bu bağlamda süreçsel değişime bir noktada kapalı olurlar, teknolojik cihazlar; işletim sistemleri gibi örnekler sunulabilir.

3-) soyut-somut sistemler
a-) soyut sistemler; tüm elemanları kavramlardan oluşan sistemlerdir. somut karşılığı olmamasına rağmen belli bir sistematiği takip eden yapılardır. düşünce sistemi en bilindik örneğidir.
b-) somut sistem; en az iki elemanı nesnelerden oluşan sistemdir. içerisinde soyut elemanlar bulundurabildikleri gibi, sadece somut elemanlardan ibaret de olabilirler. yine kullandığımız teknolojik cihazların sistemleri buna örnektir.

4-) doğal-beşeri sistemler
a-) doğal sistem, insan eli değmeden kendi kendine ya da insan dışı diğer sebeplerle oluşmuş sistem türü. güneş sistemi ya da yağış sistemi bunun bir örneğidir.
b-) insan eliyle oluşan işletme hiyerarşik sistemleri, mekanik sistemler... evet anlaşılabileceği üzere bir sistem, birkaç farklı sistem grubu içinde incelenebilip, dahil olabiliyor. matematik mesela. açık, cansız, soyut, beşeri bir sistem.

5-) statik-dinamik sistemler
a-) statik sistemler, çevredeki değişkenlerden etkilenmez ya da doğrudan etkilenmezler. yani, değişimlere karşı duyarlılıkları yoktur ya da kısmidir demek istiyorum. var olan durumunu belli bir süre boyunca korumaya yönelik yapıları vardır.
b-) dinamik sistemler, geri besleme mekanizmasıyla çalışır. yukarıda incelemiş olduğumuz açık sistemler buna bir örnektir. dış etkenlerle fazlasıyla içli dışlı olan bu tür sistemler, çeşitli parametreler ve verilerde yaşanan değişkenler ile köklü bir değişime bile uğrayabilir ya da bozulabilirler.
(bkz: entropi)

bir de basit-karmaşık sistem kavramı var ki, bana göre göreceli olan bu konudan bahsetmek istemiyorum. tüm yazıyı da yine bu konuyla ilgili bir yazı kaleme alırken temel olsun diye yazdım. yüzeysel haliyle böyle işte sistem konusu. iş hayatından, pozitif bilimlere, politikadan dinlere her alanda karşımıza çıkabiliyorlar.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bazen bu hayattan kaçıp başka diyarlara gitmek istediğimde sürekli kendisine baş vurduğum, hoş sohbet, bazen çaldığı stradivarius kemanının tiz çığlıkları eşliğinde oturup bir iki hasbihal eylediğimiz kurgusal, britan roman karakteri.

sherlock hakkında söyleyecek çok şeyim var, fakat insanın içi de koca bir dünya gibidir ya; neyi düşünsem, neyi yazsam yine de bitmez söyleyeceklerim.
biraz sevgili doktor john hamish watson'un notlarına- bloğuna benzemedi mi yazdıklarım?

sevgili yazar sir arthur conan doyle, analitik düşünce sistemi ve tümdengelim hakkında oldukça bilgili olan bir profesörden esinlenerek sherlock holmes karakterini yaratıyor; bu profesörün adı ise joseph bell.
profesör oldukça zeki ve mesleği tıpkı conan doyle gibi doktorluk; kendisi dönemin ünlü hekimlerinden. sherlock holmes'un hikayeleri (dört tanesi hariçtir ) doktor john watson'un notlarından derleniyor.

doktor watson'dan kısaca bahsetmek, sherlock'u sonra anlatmak gereklidir, çünkü holmes ve watson aynı ipin iki cambazı. düzeltmek istedim, aynı ipin üzerinde yürüyebilen iki cambaz...
sherlock holmes var ise, watson' da vardır. doktorsuz sherlock holmes hikayesi olmaz.
kısaca: asıl adı john hamish watson. mesleği: asker, askeri hekim. rahatsızlıkları: afganistan'da zorlu şartlar altında görev yaptığından dolayı kendisinde kaygı durumu mevcut. belaları sürekli kendisine çekiyor. sherlock holmes'ün aziz dostu, kankası, ortağı, partneri, can yoldaşı... bonus: tam bir viktorya dönemi beyi.

işte bu bey'in görevini bitirip londra'ya dönmesi ile başlıyor hikaye.
watson londra'ya döndüğünde beş parası yok, bilseniz, o dönem de londra'da evler nasıl pahalı, nasıl pahalı... kira parası onu zorlamasın diye bir başka şahısla ortak ev tutma kararı alıyor. işte, kendisinin sherlock holmes ile tanışma anısı böyle: nick'imden anlaşılacağı gibi, birleşik krallık- londra- baker street caddesinde 221-b numaralı daireyi tutuyorlar.

ertesi gün onun ayarladığı gibi buluştuk ve toplantımızda bahsettiği baker caddesi no. 221b'deki odaları inceledik. birkaç konforlu yatak odası ve neşeyle döşenmiş ve iki geniş pencereyle aydınlatılan tek, geniş, havadar bir oturma odasından oluşuyordu. john h. watson

aynı eve taşınıyorlar ve sherlock holmes ile yaşamanın asla kolay olmadığını, kendilerini sürekli başka bir maceranın içinde görmek zorunda olduklarını, belanın hayatlarından hiç eksik olmadığının farkına varıyor doktor watson.
çünkü sherlock çok asabi, çünkü sherlock çok saldırgan, çünkü çok zeki, çünkü çok zeki ve beyni tıpkı bir saatli bomba gibi, sürekli, sürekli çalışıyor; tik tok, tik, tok...
sherlock yalnızca işiyledanışman dedektiflik alakalı şeyler ile ilgileniyor.
zihnini bir bardağa benzetiyor:
eğer bu bardağın tamamını doldurur ve içinde yararsız bilgiler de var olursa, günü geldiğinde bu yararsız bilgilerin, zihnindeki yararlı diğer bilgilerin gün ışığına çıkmalarını engelleyeceklerinden korkuyor. işte bu yüzdendir ki zihnine yararsız hiçbir şeyi almamaya çalışıyorr; dünya'nın güneş etrafında döndüğü bilgisini bile...
sherlock düşünmeyi, en küçük ayrıntıları incelemeyi seviyor. öyle çok seviyor ki, kanepe'de kollarında nikotin bantları (kendisi nikotini bırakmak mücadelesi içindedir, madde bağımlısıdır, formaldehit tüketir, kokain tüketir...) derin derin düşünürken, düşünce akışı bozulmasın diye watson'a mesaj atarak acilen gelmesini, masanın üzerindeki telefonu kendisine vermesini istiyor.
sherlock akıl yürütme, çıkarım yapma yetenekleri ile kraliyet ailesi dahil olmak üzere, londra'da farklı bir çok şahsiyetin ilginç olaylarını çözüme kavuşturuyor. olayları çözüme kavuşturmada, kendisi için paranın hiçbir önemi yok!
yoksul bir müşterinin getirdiği ilginç davayı, altın zengini bir adamın getirdiği sıradan bir soruna tercih ediyor.

sherlock iyi bir dövüşçü, eskrim dersleri alıyor.
sırf bilgi edinmek amacı ile, bir davanın ortasında bir hizmetliye evlenme teklifi edebilecek kadar küstah! . duygulardan çok mantığa önem veriyor.
kimyager...
tüm tütünleri sigara küllerinden tanıyabilecek kadar zeki.
arıcılık ile ilgileniyor.
kendisini (gerçek anlama en yakın olarak) etkilemeyi başarmış ve hayatına aldığı yalnızca bir kadın var:irene adler. irene'den the woman diye bahsediyor.

insanlar ile ilişkileri bu denli soğuk olmasına karşın sherlock, doktor watson'a çoook büyük bir sevgi veriyor:

"üç garrideb" hikâyesinde, karmaşa sırasında watson'ı vuran hırsızı, kanını akıtacak kadar sert biçimde hırpalamış ve "eğer watson'ı öldürseydin, bu odadan canlı çıkamazdın." diyecek kadar da hassasiyet ve öfke göstermiştir."


sherlock, sherlock... iki elinin beş parmağını birbirlerine bitiştirip, ellerini çenesinin altında tutarken canlanır hep zihnimde.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kendisi kurgusal olarak yaratılmış en önemli, en zeki, en müthiş dedektif !


amerika'ya giderek bir irlanda göçmeni kılığına bürünen holmes, bu uzun görevin sonuçlanmasıyla birlikte artık yaklaşmakta olan dünya savaşı'nı kastederek, dostu watson'a şu sözleri söyleyerek gerçek anlamda bir dönemin kapanışını vurgular: "bir şark rüzgârı geliyor, watson. (...) öyle bir rüzgâr ki ingiltere'de böylesi esmedi. soğuk ve acı bir rüzgâr bu watson ve bir çoğumuz karşısında çürüyüp gideceğiz. fakat yine de tanrı'nın rüzgârı bu ve fırtına dindiğinde, güneşin altında daha temiz, daha güzel ve daha güçlü bir toprak yatacak."

devamını gör...

insanı 5-0 önde başlatır. fevri davranıp kavgacı olmak haklı da olsanız bir süre sonra haksız duruma düşmenize yol açar.
devamını gör...

fakat artık ümit yetmiyor bana,
ben artık şarkı dinlemek değil,
şarkı söylemek istiyorum.
devamını gör...

çok para kazandıran herhangi bir meslektir. bu ülkede insanlar artık eğitim düzeyine değil, maddi güce saygı duyuyorlar.
devamını gör...

bir recep tayyip erdoğan esprisidir.

cumhurbaşkanım bu nasıl makara yahu yarıldım yemin ederim.
devamını gör...

ben stepne miyim, ben yedek lastik miyim? diyerek karşılık verilebilir.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim