yazarların itiraf köşesi
hiç bu kadar dibe vurmamıştım.
yine bir ders seçimi haftası. son üniversite son sınıf öğrencisi olup alttan bir türlü geçemediğim dersim+ tezim+ daha da kötüsü stajım var. soruyorum size ben dibe batmayayım da kim batsın?
(bkz: yanmışız aman halimiz duman)
yukarıdaki tanımları yazan yazarlar gibi benim de gidesim geliyor. acısız bir intihar yöntemiyle arada intihar edesim geliyor. kafamda bir tarih belirliyorum. sonra kafamda bir söz beliyor. neymiş efendim "her gecenin bir sabahı varmış" fazla pollyannacilik değil mi bu?
çok sevdiğim çiçeklerim meşhur ankara ayazında donup cennetteki yerlerini alınca eski bitki hobiciligim gitti. elinde budama makasi,uzerinde tulumuyla ortada kalmış zengin evin hizmetli bahçıvanı gibi hissediyorum kendimi. kalan bitkilerim mi?artık onlara eski sevgimi aşılayamiyorum.
biriyle tanışmaya konuşmaya mecalim yok. sanki herkes bir öncekinin fragmanı gibi. konuş,mesajlaş,hoşlan, güle güle. konuş,mesajlaş,hoşlan,güle güle.
arada sevilmek istiyorum, boşuna demiyorum "benim parolam sevgidir" diye. ama her sevgi bir nebze nefret barındırır diyorum, üzerler yine seni whis yapma diyorum. hopp kime diyorum?
her günüm bir öncekinin aynısı gibi. tek fark 1 gün 1928282992 kez nefes alirken ertesi gün nefes alışveriş sayım farklı oluyor. evet evet tek fark bu. onun dışında her şey aynı. bakin bir gün önce olduğu gibi yine buradayım.
burun takıntım var mesela. allah affetsin bazen yaşı tutmadığı için duvara kafa atan ve 16 yaşında burun ameliyatı olan irem derici gibi hissediyorum kendimi.
neyse bugünlük itiraf kotamı dolduruyorum. hoş ne kadar itiraf orası tartışılır. eğer buraya kadar okuduysanız aranızdan bazi üyeleri cidden çok seviyorum. elimden gelse hepinize ayrı ayrı sarılırım. ama bu kadar samimi olmaya gerek yok malum korona...
yine bir ders seçimi haftası. son üniversite son sınıf öğrencisi olup alttan bir türlü geçemediğim dersim+ tezim+ daha da kötüsü stajım var. soruyorum size ben dibe batmayayım da kim batsın?
(bkz: yanmışız aman halimiz duman)
yukarıdaki tanımları yazan yazarlar gibi benim de gidesim geliyor. acısız bir intihar yöntemiyle arada intihar edesim geliyor. kafamda bir tarih belirliyorum. sonra kafamda bir söz beliyor. neymiş efendim "her gecenin bir sabahı varmış" fazla pollyannacilik değil mi bu?
çok sevdiğim çiçeklerim meşhur ankara ayazında donup cennetteki yerlerini alınca eski bitki hobiciligim gitti. elinde budama makasi,uzerinde tulumuyla ortada kalmış zengin evin hizmetli bahçıvanı gibi hissediyorum kendimi. kalan bitkilerim mi?artık onlara eski sevgimi aşılayamiyorum.
biriyle tanışmaya konuşmaya mecalim yok. sanki herkes bir öncekinin fragmanı gibi. konuş,mesajlaş,hoşlan, güle güle. konuş,mesajlaş,hoşlan,güle güle.
arada sevilmek istiyorum, boşuna demiyorum "benim parolam sevgidir" diye. ama her sevgi bir nebze nefret barındırır diyorum, üzerler yine seni whis yapma diyorum. hopp kime diyorum?
her günüm bir öncekinin aynısı gibi. tek fark 1 gün 1928282992 kez nefes alirken ertesi gün nefes alışveriş sayım farklı oluyor. evet evet tek fark bu. onun dışında her şey aynı. bakin bir gün önce olduğu gibi yine buradayım.
burun takıntım var mesela. allah affetsin bazen yaşı tutmadığı için duvara kafa atan ve 16 yaşında burun ameliyatı olan irem derici gibi hissediyorum kendimi.
neyse bugünlük itiraf kotamı dolduruyorum. hoş ne kadar itiraf orası tartışılır. eğer buraya kadar okuduysanız aranızdan bazi üyeleri cidden çok seviyorum. elimden gelse hepinize ayrı ayrı sarılırım. ama bu kadar samimi olmaya gerek yok malum korona...
devamını gör...
eti cicibebe
kocaman adamları toplayan başlık. herşeyin nizamında sütüyle filan bebek gibi yapıldığında tadı çıkan besin.
devamını gör...
antik yunan'da hiç kimsenin metrobüse binmemiş olduğu gerçeği
birkaç ay önce başıma gelmiş ve benim hayata bakış açımı değiştirmiş gerçek gibi gerçektir.
bilen bilir bir konfeksiyonda ortacı olarak çalışan, iş çıkışı ara sıra tekelci muharrem abiden
château bellevue bordeaux yıllanmış şarabımı (sağ olsun mahzeninde benim için saklar) alıp mezeyle tüketip, netflix'ten film açıp oracıkta sızıp kalan ıssız ve yalnız bir adamım.
mesai saatleri içerisinde makinelerin ayarlamasını yaparken bir yandan podcast'ten antik yunan mitolojisini dinliyor öbür yandan işim ve gücümle uğraşıyorum. tabii gün içinde tjk tv'de günlük hazırladığım 6'lı kuponlarımın tek ayaktan yatışını dinlemeyi de ihmal etmiyorum. konfeksiyonda kendisini kupon yapmaya alıştırdığım kenan abinin kendisini mahçup eden her yarış atı için "bu namussuza o kadar para yatırdım yine yattı, bundan sucuk yapmayan kenan'ı s..k..sinler!" deyişi geliyor ara sıra aklıma... kötü alışkanlıklarını yakınlarına bulaştıran pis insan profili ben oluyorum sanırım. kendimden nefret ediyorum ama ne yapayım? insanda bir kere 'irade' olacak irade...
yine böyle bir gün işteyim. tuvaletimi yapmak için kabine girdim. kabız olduğumu bildiğim için kafamda bir timing hesaplaması yaptım "30 dk s.çsam mola hakkım 20 dk kalır" diye düşündüm. kulaklıklarla girdim tuvalete. mitolojilerle alakalı podcastimi dinlerken konu zeus'un çapkınlık hikayesine denk geldi. herifçioğlu, falanca diyarın kralının erkeklerden korumak için yeraltında odaya kapattığı kızı görüp "challenge accepted" diyerek yağmur damlası olarak giriyor anasını satim. tanrılar aleminin don juan'ı adeta. bir sigara yaktım.
sonra birdenbire aklıma içerisinde 50 türk lirası bakiye bulunan hes kodu tanımlanmış istanbul kartımı ganyan bayiide kupon doldururken masada unuttuğum geldi. "ulan hay anasını avradını..." diyerek auguste rodin'in "düşünen adam" heykelindeki model gibi klozetin üstünde oturarak düşündüm. o anda aklıma bir detay hücum etti:
acaba antik yunan'da hiç metrobüse binen bir atinalı yaşamış mıydı?
derhal ilber ortaylı'nın roma tarihi belgesel serisini açarak hızı x2'ye alarak dinledim. ne var ki bu sonucum çabasız kalmıştı. ilber hoca boyuna "hıağhıağhıağ efeğndim hıağhıağ" diyerek gülüyordu. bahsettiği cümlelerin hiçbirinde ne antik yunanlıların ulaşım imkanlarından ne de metrobüsün atina'daki tarihçesinden bahsediyordu. yorgun bir günün gecesinde aynı kabusları farklı versiyonlarla görmeye benziyor bu his... ilber hoca sürekli farklı fakat süslü cümlelerle "hıağhıağhıağ" diye gülüyor.
kabus! kabus! tek kelimeyle kabus!
bu böyle olmayacak. bu iş tuvalette hacet gidererek çözülebilecek bir mesele değil diyerek donumu giydim ve işim başına döndüm. o gün aklımı kemiren bu takıntılı sorudan dolayı işime odaklanamadım ve ciddi motivasyon kaybı yaşadım. eve gittiğimde roma tarihi ile ilgili en kapsamlı olduğu herkesçe mütabık olunan edward gibbon'ın 8 ciltlik 4300 sayfalık baş eseri "roma imparatorluğu'nun gerileyiş ve çöküş tarihi" eserini baştan sona okudum. tamı tamına 3,5 ay kadar sürdü. ancak metrobüs ile alakalı bir ifadeye rast gelemedim. gözlerim, kahpe bizans askerleri tarafından gözlerine ateşli mil çekilmiş battal gazi gibi oldu anasını satim. komple kör oldum ama sonuç sıfırdı.
istanbul üniversitesi'nde akademisyen olan arkadaşıma akademik camiadan bir hoca ile randevu ayarlamasını söyledim. ismini vermek istemediğim ve hepinizin tanıdığı o meşhur tarihçi ile 10 dk'lık bir sohbet etme imkanı buldum. bu arayış serüvenimden bahsettim. bana şöyle bir bakıp "oğlum seni benimle t.şş.k geç diye mi gönderdiler?" dedi. o anda bozulmuş bir şekilde annemlere gittim haftasonu olduğu için. beynimin içinde bir parazit gibi yerleşmiş bu soru, yememe içmeme, iştahıma bile mani oluyordu. bendeki bu huzursuzluğu sezen annem: "ne oldu yavrım" dedi. anlattım. "guzum metrobüsün o zamanlarda ne işi olur. gafayı mı yidin sen. eki eki ehi" diyerek dalga geçti.
ne var ki önce bir kızmıştım fakat sonradan aklıma metrobüsün tarihçesini araştırmadığım geldi. antik yunanlılar bu kadar gelişmiş bir medeniyetti, bu su götürmez bir gerçek fakat metrobüs teknolojisine erişmiş olmaları ne kadar mümkündü yahu? birdenbire suyun kaldırma kuvvetini bulup hamamdan anadan üryan fırlayan rahmetli arşimet efendi gibi bilgisayarın başına geçtim.
babam bilgisayara şifre koymuştu. şifre için 3 deneme hakkım vardı. kart şifresi ve doğum tarihini denemiştim ancak sonuç vermemişti. son deneme hakkımda biraz düşünmeye karar verdim. birkaç gün önce sherlock'u bitirmiştim. 2. sezon 1. bölümde sherlock holmes kilitli kasanın tuş takımındaki en çok silinen tuşları tespit ederek en olası şifreyi tahmin ediyordu. o anda klavyeye gözlerimle derin bir zoom-in yaparak nefesimi tuttum, sonra "neden nefesimi tutuyorum alüminyum" diyerek geri verdim. sakince tuşlara baktım 1345 tuşlarında bariz parmak lekeleri vardı. sonra "eureka!" diyerek tuşladım.
şifre tabii ki de "1453'tü" bilgisayar açıldı.
hemen metrobüsü vikipedi'den araştırdım. 2007 yılında ilk kez kullanıma açılmış ve dünyada yalnızca türkiye'de faaliyet gösteriyormuş bu hizmet... o an yaşadığım hayal kırıklığı, kafamdaki sorunsalı yok etmemin verdiği rahatlama hissinden daha ağır gelmişti bana.
paulo coelho'nun simyacı romanında olduğu gibi, aradığım hazine aslında en basit detayda gizliymiş ancak ben görememişim.
bilen bilir bir konfeksiyonda ortacı olarak çalışan, iş çıkışı ara sıra tekelci muharrem abiden
château bellevue bordeaux yıllanmış şarabımı (sağ olsun mahzeninde benim için saklar) alıp mezeyle tüketip, netflix'ten film açıp oracıkta sızıp kalan ıssız ve yalnız bir adamım.
mesai saatleri içerisinde makinelerin ayarlamasını yaparken bir yandan podcast'ten antik yunan mitolojisini dinliyor öbür yandan işim ve gücümle uğraşıyorum. tabii gün içinde tjk tv'de günlük hazırladığım 6'lı kuponlarımın tek ayaktan yatışını dinlemeyi de ihmal etmiyorum. konfeksiyonda kendisini kupon yapmaya alıştırdığım kenan abinin kendisini mahçup eden her yarış atı için "bu namussuza o kadar para yatırdım yine yattı, bundan sucuk yapmayan kenan'ı s..k..sinler!" deyişi geliyor ara sıra aklıma... kötü alışkanlıklarını yakınlarına bulaştıran pis insan profili ben oluyorum sanırım. kendimden nefret ediyorum ama ne yapayım? insanda bir kere 'irade' olacak irade...
yine böyle bir gün işteyim. tuvaletimi yapmak için kabine girdim. kabız olduğumu bildiğim için kafamda bir timing hesaplaması yaptım "30 dk s.çsam mola hakkım 20 dk kalır" diye düşündüm. kulaklıklarla girdim tuvalete. mitolojilerle alakalı podcastimi dinlerken konu zeus'un çapkınlık hikayesine denk geldi. herifçioğlu, falanca diyarın kralının erkeklerden korumak için yeraltında odaya kapattığı kızı görüp "challenge accepted" diyerek yağmur damlası olarak giriyor anasını satim. tanrılar aleminin don juan'ı adeta. bir sigara yaktım.
sonra birdenbire aklıma içerisinde 50 türk lirası bakiye bulunan hes kodu tanımlanmış istanbul kartımı ganyan bayiide kupon doldururken masada unuttuğum geldi. "ulan hay anasını avradını..." diyerek auguste rodin'in "düşünen adam" heykelindeki model gibi klozetin üstünde oturarak düşündüm. o anda aklıma bir detay hücum etti:
acaba antik yunan'da hiç metrobüse binen bir atinalı yaşamış mıydı?
derhal ilber ortaylı'nın roma tarihi belgesel serisini açarak hızı x2'ye alarak dinledim. ne var ki bu sonucum çabasız kalmıştı. ilber hoca boyuna "hıağhıağhıağ efeğndim hıağhıağ" diyerek gülüyordu. bahsettiği cümlelerin hiçbirinde ne antik yunanlıların ulaşım imkanlarından ne de metrobüsün atina'daki tarihçesinden bahsediyordu. yorgun bir günün gecesinde aynı kabusları farklı versiyonlarla görmeye benziyor bu his... ilber hoca sürekli farklı fakat süslü cümlelerle "hıağhıağhıağ" diye gülüyor.
kabus! kabus! tek kelimeyle kabus!
bu böyle olmayacak. bu iş tuvalette hacet gidererek çözülebilecek bir mesele değil diyerek donumu giydim ve işim başına döndüm. o gün aklımı kemiren bu takıntılı sorudan dolayı işime odaklanamadım ve ciddi motivasyon kaybı yaşadım. eve gittiğimde roma tarihi ile ilgili en kapsamlı olduğu herkesçe mütabık olunan edward gibbon'ın 8 ciltlik 4300 sayfalık baş eseri "roma imparatorluğu'nun gerileyiş ve çöküş tarihi" eserini baştan sona okudum. tamı tamına 3,5 ay kadar sürdü. ancak metrobüs ile alakalı bir ifadeye rast gelemedim. gözlerim, kahpe bizans askerleri tarafından gözlerine ateşli mil çekilmiş battal gazi gibi oldu anasını satim. komple kör oldum ama sonuç sıfırdı.
istanbul üniversitesi'nde akademisyen olan arkadaşıma akademik camiadan bir hoca ile randevu ayarlamasını söyledim. ismini vermek istemediğim ve hepinizin tanıdığı o meşhur tarihçi ile 10 dk'lık bir sohbet etme imkanı buldum. bu arayış serüvenimden bahsettim. bana şöyle bir bakıp "oğlum seni benimle t.şş.k geç diye mi gönderdiler?" dedi. o anda bozulmuş bir şekilde annemlere gittim haftasonu olduğu için. beynimin içinde bir parazit gibi yerleşmiş bu soru, yememe içmeme, iştahıma bile mani oluyordu. bendeki bu huzursuzluğu sezen annem: "ne oldu yavrım" dedi. anlattım. "guzum metrobüsün o zamanlarda ne işi olur. gafayı mı yidin sen. eki eki ehi" diyerek dalga geçti.
ne var ki önce bir kızmıştım fakat sonradan aklıma metrobüsün tarihçesini araştırmadığım geldi. antik yunanlılar bu kadar gelişmiş bir medeniyetti, bu su götürmez bir gerçek fakat metrobüs teknolojisine erişmiş olmaları ne kadar mümkündü yahu? birdenbire suyun kaldırma kuvvetini bulup hamamdan anadan üryan fırlayan rahmetli arşimet efendi gibi bilgisayarın başına geçtim.
babam bilgisayara şifre koymuştu. şifre için 3 deneme hakkım vardı. kart şifresi ve doğum tarihini denemiştim ancak sonuç vermemişti. son deneme hakkımda biraz düşünmeye karar verdim. birkaç gün önce sherlock'u bitirmiştim. 2. sezon 1. bölümde sherlock holmes kilitli kasanın tuş takımındaki en çok silinen tuşları tespit ederek en olası şifreyi tahmin ediyordu. o anda klavyeye gözlerimle derin bir zoom-in yaparak nefesimi tuttum, sonra "neden nefesimi tutuyorum alüminyum" diyerek geri verdim. sakince tuşlara baktım 1345 tuşlarında bariz parmak lekeleri vardı. sonra "eureka!" diyerek tuşladım.
şifre tabii ki de "1453'tü" bilgisayar açıldı.
hemen metrobüsü vikipedi'den araştırdım. 2007 yılında ilk kez kullanıma açılmış ve dünyada yalnızca türkiye'de faaliyet gösteriyormuş bu hizmet... o an yaşadığım hayal kırıklığı, kafamdaki sorunsalı yok etmemin verdiği rahatlama hissinden daha ağır gelmişti bana.
paulo coelho'nun simyacı romanında olduğu gibi, aradığım hazine aslında en basit detayda gizliymiş ancak ben görememişim.
devamını gör...
eniyisipencere
nickini görür görmez,
geçen kuşları görürsün hiç olmazsa;
dört duvarı göreceğine.
dedirten yazar.
geçen kuşları görürsün hiç olmazsa;
dört duvarı göreceğine.
dedirten yazar.
devamını gör...
geceye bir 90'lar şarkısı bırak
soner arıca-gözbebeğimsin.
devamını gör...
bugün benim doğum günüm insanı
coşkusunu başkalarıyla paylaşmak istemiş, kötü bir şey değil ki.*
devamını gör...
hamile karısını uçurumdan atan insan evladı
insan olamaz böylesi. ahlak, şeref yoksunu bir mahlukat.
devamını gör...
dünya klasiklerini türkler yazsaydı alacakları isimler
dönüşüm--->hamamböceği samet
sefiller--->hayatın sillesi
sefiller--->hayatın sillesi
devamını gör...
annenin en iyi olduğu konu
arkadaşlarım hakkındaki fikirleri, her zaman en iyi olduğu konudur, ne kadar ilk başlarda itiraz etsem de anneler bu konuda hep haklıdır.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının meslekleri
halk arasında mezarcı
-arkeolog
-arkeolog
devamını gör...
sümerolog
m.ö mezopotamya'da yerleşik olarak yaşamış sümer, asur, babil ve akad gibi uygarlıkları sümeroloji bilimi çerçevesinde araştıran kişileridir.
ülkemizde en bilindik sümerolog muazzez ilmiye çığ'dır. 2021 yılı itibari ile 107 yaşında olan bilim insanı halen yaşamaktadır.
ülkemizde en bilindik sümerolog muazzez ilmiye çığ'dır. 2021 yılı itibari ile 107 yaşında olan bilim insanı halen yaşamaktadır.
devamını gör...
vişneizm
sanki tam kelimesi yok gibi... hem uzak hem yakın gibi... hem ciddi hem değil gibi... biraz ekşi, çoğunlukla tatlı gibi... konuşsanız doyamayacak, konuşmasanız aklınız kalacak gibi... hem saygılı hem seviyeli...
onu bilmem de yansıttığı enerjiye kocaman bir alkış bıraktığım tatlı yazar kişisi :) yazılarını okurken dinleniyor insan. neşesine değsin.
onu bilmem de yansıttığı enerjiye kocaman bir alkış bıraktığım tatlı yazar kişisi :) yazılarını okurken dinleniyor insan. neşesine değsin.
devamını gör...
james newton howard
ünlü amerikalı film müziği bestecisidir. toplamda 100'den fazla muhteşem yapım için -örneğin
lady in the water , signs , fantastik canavarlar nelerdir,nerede bulunurlar ,grindelwald'ın suçları, açlık oyunları, ben efsaneyim, define gezegeni , malefiz , pretty woman, peter pan, red sparrow, kara şövalye... gibi- harika müzikler bestelemiştir. bu besteleri ile defalarca oscar'a aday gösterilmiştir ve birçok insan tarafından hans zimmer'dan sonraki en yetenekli film müziği bestecisi olarak gösterilir.
isaac newton yerçekimini keşfetmişti fakat görünen o ki james newton howard ayaklarımızı yerden kesmenin bir yolunu bulmakla kalmayıp notalarıyla bizi farklı dünyalara seyahat ettirmenin yolunu da bulmuştur.
fantastik canavarlar'dan newt says goodbye to tina (2.02'den itibaren temposuna bir neşe,hayat enerjisi hakim oluyor ki burası en eğlenceli kısımdır. hayatta ayrılık ve üzüntü de var ama bir noktadan sonra yaşam devam etmekte,çok takma kafanı, der gibidir)
treasure planet'ten 'i am still here' ;
maleficent (queen of faerieland);
lady in the water , signs , fantastik canavarlar nelerdir,nerede bulunurlar ,grindelwald'ın suçları, açlık oyunları, ben efsaneyim, define gezegeni , malefiz , pretty woman, peter pan, red sparrow, kara şövalye... gibi- harika müzikler bestelemiştir. bu besteleri ile defalarca oscar'a aday gösterilmiştir ve birçok insan tarafından hans zimmer'dan sonraki en yetenekli film müziği bestecisi olarak gösterilir.
isaac newton yerçekimini keşfetmişti fakat görünen o ki james newton howard ayaklarımızı yerden kesmenin bir yolunu bulmakla kalmayıp notalarıyla bizi farklı dünyalara seyahat ettirmenin yolunu da bulmuştur.
fantastik canavarlar'dan newt says goodbye to tina (2.02'den itibaren temposuna bir neşe,hayat enerjisi hakim oluyor ki burası en eğlenceli kısımdır. hayatta ayrılık ve üzüntü de var ama bir noktadan sonra yaşam devam etmekte,çok takma kafanı, der gibidir)
treasure planet'ten 'i am still here' ;
maleficent (queen of faerieland);
devamını gör...
sözlükten birine ismini vermeden bir şey söyle
apla senin başlıklar tutmuyor sonra ikinci tanımı da ilgi çeksin diye seksistrol tanım giriyorsun gibime geliyor.
devamını gör...
insanın gizlenecek bir şeyinin kalmaması
özgürleşmiş insandır sırlar genelde yakalanırım korkusu verir insana ama gizlenecek bir sırrı yoksa kimseden pek korkmaz.
devamını gör...
ağladıktan sonra yüze gelen güzellik
tipik olarak, gözyaşları su, toksinler, lizozim, tuz, lipitlerden oluşuyor. özellikle lizozim, bakterilerden kurtulmaya yardımcı olan bir enzim olduğu için teorik olarak yüzdeki akne ve diğer bakterilere karşı savaşabilir. ancak aynı zamanda, gözyaşlarındaki tuz içeriği ciltteki nem seviyesini düşürerek cildinizi kurutabilir.
ayrıca, duygusal ağlama, kortizol gibi strese neden olan hormonların vücuttan salınmasına yardımcı olduğu için erken yaşlanma belirtilerini de azaltabileceği iddia ediliyor.
ayrıca, duygusal ağlama, kortizol gibi strese neden olan hormonların vücuttan salınmasına yardımcı olduğu için erken yaşlanma belirtilerini de azaltabileceği iddia ediliyor.
devamını gör...
çoklu kişilik bozukluğu
çoklu kişilik bozukluğu da denir. tanının koyulabilmesi için kişinin en az iki ayrı ego durumunun bulunması ve bazı durumlarda birinin öne çıkması gerekir. yani birey aynı bedende birden çok kişiyle birlikte yaşar.
psikanalistler der ki; şiddetli travmaların bastırılması ile ortaya çıkar.
öğrenme kuramcıları der ki; stres verici olaylardan korunmak için geliştirilmiş kaçınma tepkileri sonucu ortaya çıkar.
bir esas kişi vardır, diğerlerine alter ego denir. alter egolar birbirlerinden haberdar olabilirler, hatta yaşanılan duruma göre diğerini çağırabilirler, birbirleriyle iletişim kurabilirler; ancak esas kişi bunların farkında değildir. bu sebeple hatırlanılan olaylarda ve bellekte boşluklar görülür.
her benliğin kendi davranışsal örüntü sistemleri vardır. sağ/sol el kullanımı, konuşulan diller, hoşlanılan şeyler bile farklılık gösterebilir. örneğin, esas kişi dini bütün bir birey, alter egolarından biri ateist olabilir.
konuyu merak edenler için birkaç film:
(bkz: identity)
(bkz: split)
(bkz: sybil)
(bkz: black swan)
tamam tamam, bunu sona sakladım herkes biliyordur diye: (bkz: fight club)
psikanalistler der ki; şiddetli travmaların bastırılması ile ortaya çıkar.
öğrenme kuramcıları der ki; stres verici olaylardan korunmak için geliştirilmiş kaçınma tepkileri sonucu ortaya çıkar.
bir esas kişi vardır, diğerlerine alter ego denir. alter egolar birbirlerinden haberdar olabilirler, hatta yaşanılan duruma göre diğerini çağırabilirler, birbirleriyle iletişim kurabilirler; ancak esas kişi bunların farkında değildir. bu sebeple hatırlanılan olaylarda ve bellekte boşluklar görülür.
her benliğin kendi davranışsal örüntü sistemleri vardır. sağ/sol el kullanımı, konuşulan diller, hoşlanılan şeyler bile farklılık gösterebilir. örneğin, esas kişi dini bütün bir birey, alter egolarından biri ateist olabilir.
konuyu merak edenler için birkaç film:
(bkz: identity)
(bkz: split)
(bkz: sybil)
(bkz: black swan)
tamam tamam, bunu sona sakladım herkes biliyordur diye: (bkz: fight club)
devamını gör...



