seni seviyorum demenin farklı şekilleri
otizmli gibi davranmak.
yıllar yıllar önce tek nefeste sönüverecek bir çiçek olarak yaşarken onu gördüm. eski eniştenizi. ondan bir önceki ilişkimde adam bana neden 73 gündür aramıyorsun diye sormuştu. bilmiyordum aramam gerektiğini. ilişki süreci henüz kafamda oturmamıştı. aramak, mesaj göndermek ve bir şeyleri paylaşmak lazım kısmında eksik kalıyordum.
hâl böyle üğken eski enişteniz ile ilişkim benim yıl içinde 5 gün ortalara çıkmam ile yaşanıyordu. bir gidiyordum 5 ay yokum. o 5 aylık dönemde kendimi eve kapatmıştım ergen hikayesi yazıyordum mesela. 8 ay yoksam çalışıyordum. ılk başlarda yokladı, çözmeye çalıştı, şöyle bir tutup çekmeye çalıştı ama olmadı. ben o zamanlar durumu yine böyle algılamıyordum. her şey normal geliyordu. 3-4 sene önce başka bakmaya başladım bu sürece. şimdi daha başka anlıyorum. olgunlaşıyorum. 55 yaşına gelince ergenlikten çıkacağım sanırım.
ona her dönüşümde beni gülümseyerek karşıladı. hiç hesap sormadı ve suçlamadı. sanki daha dün görüşmüş gibi sıcacık şekilde karşıladı.
yirmilerin başı. üzüldüğüm an göz temasını anında keserdim ve ortamdan uzaklaşmaya çalışırdım. ilk seferinde bu durumla karşılaşınca sanırım oturup uzun haftalar bu yaşanan şeyi düşünmüş. ondan sonra yine yaşandı bu. göz temasını kesip ortamdan uzaklaşınca peşimden gelirdi gizlice, arkamdan takip ederdi. bilirdim. taksiyle eve dönerken o da arabayla takip ederdi. bir kez bile sen neden böyle yapıyorsun demedi. bu durumun isteğim dışında olduğunu anlamıştı. süreç sırasında güvende olduğumdan emin olmaya çalışmasını çok asil bir davranış olarak görürüm hep. başkası olsa bu davranışı şımarıklık olarak görür. o bunu şımarıklıktan yapmadığımı bir şekilde fark etmişti.
bana sağımı solumu öğretmek için sürekli alıştırmalar yapardı. sağ ve sol oyunu oynardı. sağ eller havaya diye aynı anda ellerimizi kaldırırdık. öğrenemedim ama. olsun.
surekli göz teması kuramadığımı fark ettikten sonra yine bu durumla ilgili bir şey söylemedi. gözlerini kaçırarak konuşurdu. başka bir yere baktığım zamanlar çok dikkatli bakardı, ona döndüğüm zaman aniden çevirirdi kafasını. kendisiyle göz göze gelmek zordu çünkü psikolojik olarak rahat etmemi isterdi. bir süre sonra ( sanıyorum 5- 6 sene) dakikalarca gözlerine bakabilmeye başlamıştım. sanırım bunu sağlamak için yavaş yavaş alıştırdı gözlerine.
sesleri çok iyi duyduğum ve bu durum korkuya neden olduğu için hep kalabalığa uzak mekanlara götürürdü. herkese arkam dönük olacak uzak bir masa bulurdu. yemek öncesi bir rutinim vardı, onu yapmamı beklemeden yemek yemeğe başlamazdı. yolculuk boyunca araba motoru çok ses çıkarmasın diye hızını sabitlerdi. çayımı hangi bardakta içtiğimi ya da ne zaman üşüyeceğimi bilirdi. bunların hiçbirini ben söylememiştim. görüyordu, alışıyordu, saygı duyuyordu.
sakar olduğumu anladıktan sonra kendisi sağ olsun fazladan elim kolum olmuştu. sakarlık yapmamı engelleyecek kadar dikkatli davranmaya başlamıştı.
meslek hayatının en mutlu gününde, başarısı kalabalıklar tarafından bilinirken o benim girdiğim kıytırık işi kutlamak için yemeğe götürmüştü. başarısından bahsetmedi, hep benim kıytırık iş üzerine konuştu ve benim adıma çok mutluydu. ayrıca çoğu girdiğim yere beni cesaretlendirmek için gelir, iste bu sefer en iyi işi bulduğumu söylerdi. bir süre sonra işten çıktığım zaman yine destek olmaya başlardı var gücüyle.
duygusal cümlelerden hiç anlamazdı. pek iyi şey söylemezdi de. özledim bile diyemezdi. ancak görüştüğümüz onca yıl boyunca sen şöylesin, bunu bile yapamıyorsun, yap, bak işte böyle yapman gerekiyor gibi cümleler ile karşıma geçmek yerine otizmli gibi davranarak daha sağlıklı iletişim kurma çabası gütmesi hep içimin sıcacık olmasına neden olur. sanırım bundan daha güzel seni seviyorum diyemez kimse.
insanların birbirinden çok kolay vazgeçtiği ve hep daha iyisinin olduğunu düşündüğü bu acayip dönemin içinde belki doya doya izlemek isterken sırf rahatsız olmayayım diye yüzüme bakmaması. ah ah.
yıllar yıllar önce tek nefeste sönüverecek bir çiçek olarak yaşarken onu gördüm. eski eniştenizi. ondan bir önceki ilişkimde adam bana neden 73 gündür aramıyorsun diye sormuştu. bilmiyordum aramam gerektiğini. ilişki süreci henüz kafamda oturmamıştı. aramak, mesaj göndermek ve bir şeyleri paylaşmak lazım kısmında eksik kalıyordum.
hâl böyle üğken eski enişteniz ile ilişkim benim yıl içinde 5 gün ortalara çıkmam ile yaşanıyordu. bir gidiyordum 5 ay yokum. o 5 aylık dönemde kendimi eve kapatmıştım ergen hikayesi yazıyordum mesela. 8 ay yoksam çalışıyordum. ılk başlarda yokladı, çözmeye çalıştı, şöyle bir tutup çekmeye çalıştı ama olmadı. ben o zamanlar durumu yine böyle algılamıyordum. her şey normal geliyordu. 3-4 sene önce başka bakmaya başladım bu sürece. şimdi daha başka anlıyorum. olgunlaşıyorum. 55 yaşına gelince ergenlikten çıkacağım sanırım.
ona her dönüşümde beni gülümseyerek karşıladı. hiç hesap sormadı ve suçlamadı. sanki daha dün görüşmüş gibi sıcacık şekilde karşıladı.
yirmilerin başı. üzüldüğüm an göz temasını anında keserdim ve ortamdan uzaklaşmaya çalışırdım. ilk seferinde bu durumla karşılaşınca sanırım oturup uzun haftalar bu yaşanan şeyi düşünmüş. ondan sonra yine yaşandı bu. göz temasını kesip ortamdan uzaklaşınca peşimden gelirdi gizlice, arkamdan takip ederdi. bilirdim. taksiyle eve dönerken o da arabayla takip ederdi. bir kez bile sen neden böyle yapıyorsun demedi. bu durumun isteğim dışında olduğunu anlamıştı. süreç sırasında güvende olduğumdan emin olmaya çalışmasını çok asil bir davranış olarak görürüm hep. başkası olsa bu davranışı şımarıklık olarak görür. o bunu şımarıklıktan yapmadığımı bir şekilde fark etmişti.
bana sağımı solumu öğretmek için sürekli alıştırmalar yapardı. sağ ve sol oyunu oynardı. sağ eller havaya diye aynı anda ellerimizi kaldırırdık. öğrenemedim ama. olsun.
surekli göz teması kuramadığımı fark ettikten sonra yine bu durumla ilgili bir şey söylemedi. gözlerini kaçırarak konuşurdu. başka bir yere baktığım zamanlar çok dikkatli bakardı, ona döndüğüm zaman aniden çevirirdi kafasını. kendisiyle göz göze gelmek zordu çünkü psikolojik olarak rahat etmemi isterdi. bir süre sonra ( sanıyorum 5- 6 sene) dakikalarca gözlerine bakabilmeye başlamıştım. sanırım bunu sağlamak için yavaş yavaş alıştırdı gözlerine.
sesleri çok iyi duyduğum ve bu durum korkuya neden olduğu için hep kalabalığa uzak mekanlara götürürdü. herkese arkam dönük olacak uzak bir masa bulurdu. yemek öncesi bir rutinim vardı, onu yapmamı beklemeden yemek yemeğe başlamazdı. yolculuk boyunca araba motoru çok ses çıkarmasın diye hızını sabitlerdi. çayımı hangi bardakta içtiğimi ya da ne zaman üşüyeceğimi bilirdi. bunların hiçbirini ben söylememiştim. görüyordu, alışıyordu, saygı duyuyordu.
sakar olduğumu anladıktan sonra kendisi sağ olsun fazladan elim kolum olmuştu. sakarlık yapmamı engelleyecek kadar dikkatli davranmaya başlamıştı.
meslek hayatının en mutlu gününde, başarısı kalabalıklar tarafından bilinirken o benim girdiğim kıytırık işi kutlamak için yemeğe götürmüştü. başarısından bahsetmedi, hep benim kıytırık iş üzerine konuştu ve benim adıma çok mutluydu. ayrıca çoğu girdiğim yere beni cesaretlendirmek için gelir, iste bu sefer en iyi işi bulduğumu söylerdi. bir süre sonra işten çıktığım zaman yine destek olmaya başlardı var gücüyle.
duygusal cümlelerden hiç anlamazdı. pek iyi şey söylemezdi de. özledim bile diyemezdi. ancak görüştüğümüz onca yıl boyunca sen şöylesin, bunu bile yapamıyorsun, yap, bak işte böyle yapman gerekiyor gibi cümleler ile karşıma geçmek yerine otizmli gibi davranarak daha sağlıklı iletişim kurma çabası gütmesi hep içimin sıcacık olmasına neden olur. sanırım bundan daha güzel seni seviyorum diyemez kimse.
insanların birbirinden çok kolay vazgeçtiği ve hep daha iyisinin olduğunu düşündüğü bu acayip dönemin içinde belki doya doya izlemek isterken sırf rahatsız olmayayım diye yüzüme bakmaması. ah ah.
devamını gör...
dış kulak yolu
her ne kadar çevresi kulak kepçesi ile çevrilmiş olsa da, sonuç olarak kulak deliğimizden içeriye doğru giden yola denir.
devamını gör...
eve geldiğinde hoş geldin diyen birinin olmaması
(bkz: duvarlar da konuşmuyor)
devamını gör...
ebu cehil'de liderlik vasfı yok diyen mekkeli müşrik
sisteme ilk taşı atmış olan korkusuz müşriktir. müşriklikten münafıklık makamına terfi etmiştir. şayet müslüman olursa hidayete erecektir.
devamını gör...
kişisel ileti
kişisel ileti özelliğini açtım ve cem karaca'nın seslendirdiği çok sevdiğim bir parçasın'dan alıntı yaptım.
saygı ile anıyorum.
saygı ile anıyorum.
devamını gör...
burak elmas
bir galatasaray taraftarı olarak benimde gönlümden geçen aday burak elmas'tı. galatasaray ile iç içe büyümüş olması, çok genç yaşta yöneticilik yapması, kulübün dinamiklerini iyi bilmesi ve fatih terim ile uyum içerisinde çalışabilecek olması çok önemli.
bazı başka sözlüklerde, forumlarda ve bazı twitter ve ınstagram sayfalarında son 3 sandıkta eşref hamamcıoğlu'nun liseli oyları ile seçimi net şekilde kazanacağı söylense de, burak elmas 41 oy farkla seçimi kazandı. eşref hamamcıoğlu'nun sırf liseli oyları ile seçimi kazanacağını düşünenler, burak elmas'ın listesinin %90ı'nın liselilerden oluştuğunu görmemiş olacaklar ki böyle bir varsayım da bulundular fakat öyle olmadı. neticede türkiye'de birçok yerde görülmeyecek olan bir demokrasi şölenini geride bıraktık.
böyle seçimleri başka kulüplerde görmemiz imkansız. bugün geldiğimiz noktada görevde kaldığı sürede 2 şampiyonluk kazanmış, ffp sürecini başarılı bir şekilde hem de öngörülen süreden 1 yıl önce bitirmiş, mali olarak borçlarını azaltmış, hiç fenerbahçe mağlubiyeti görmemiş (ki bu en önemsiz nokta) sayın mustafa cengiz yönetimi gayet başarılı bir yönetimdi fakat aday olmadı çünkü seçilmeyeceğini iyi biliyordu. bugün neden galatasaray büyük diye sorarsak cevabı bu oligark yapısında saklıdır.
bugün kendini büyüğüz falan diye adlandıran kulüplerin başkanları seçime tek aday olarak giriyor. senelerdir şampiyonluk kazanamamış, kötü diye nitelendirebileceğimiz bir çok transfer yapmış, başkanlık makamının ağırlığını kaldırmamış olacak ki rakip hocaları ile diyaloğa girmiş, vasat ve tek artısı zengin bir ailenin varisi olmak olan kişinin karşısında aday yok(!) kendinden öncekinin 20 yıl durduğunu düşünürsek daha bunun kafadan 10 yılı var zaten.
işte galatasaray bu yüzden büyük. bazen sadece başarı yetmez makama yakışmak gerekir. icraatlarin tam not alması şarttır, bizde 10/7-8 olmaz, 10/10 olmalıdır. galatasaray'ın mevcut yapısına zamanında en fazla muhalif olan taraftarlardan birisi bendim. fakat bu seçimde anladım ki böyle devam etmeli, her sokaktan geçen, her tribündeki adam böyle büyük bir kulübe üye olmamalı. yoksa tanrı saklasın bizde diğer bazı büyük görünümlü vizyonsuz kulüpler gibi zengin p..lerinin elinde oyuncak olmaktan ileriye gidemeyiz.
yeni başkan ve yönetimine bir taraftar olarak başarılar diliyorum. artık kenetlenme vakti, artık bu camianın birleşme vakti, yeni başarılara yeni enlere yeni ilklere yelken açma vakti.
inanıyoruz; "birlikte çok şey başaracağız".
bazı başka sözlüklerde, forumlarda ve bazı twitter ve ınstagram sayfalarında son 3 sandıkta eşref hamamcıoğlu'nun liseli oyları ile seçimi net şekilde kazanacağı söylense de, burak elmas 41 oy farkla seçimi kazandı. eşref hamamcıoğlu'nun sırf liseli oyları ile seçimi kazanacağını düşünenler, burak elmas'ın listesinin %90ı'nın liselilerden oluştuğunu görmemiş olacaklar ki böyle bir varsayım da bulundular fakat öyle olmadı. neticede türkiye'de birçok yerde görülmeyecek olan bir demokrasi şölenini geride bıraktık.
böyle seçimleri başka kulüplerde görmemiz imkansız. bugün geldiğimiz noktada görevde kaldığı sürede 2 şampiyonluk kazanmış, ffp sürecini başarılı bir şekilde hem de öngörülen süreden 1 yıl önce bitirmiş, mali olarak borçlarını azaltmış, hiç fenerbahçe mağlubiyeti görmemiş (ki bu en önemsiz nokta) sayın mustafa cengiz yönetimi gayet başarılı bir yönetimdi fakat aday olmadı çünkü seçilmeyeceğini iyi biliyordu. bugün neden galatasaray büyük diye sorarsak cevabı bu oligark yapısında saklıdır.
bugün kendini büyüğüz falan diye adlandıran kulüplerin başkanları seçime tek aday olarak giriyor. senelerdir şampiyonluk kazanamamış, kötü diye nitelendirebileceğimiz bir çok transfer yapmış, başkanlık makamının ağırlığını kaldırmamış olacak ki rakip hocaları ile diyaloğa girmiş, vasat ve tek artısı zengin bir ailenin varisi olmak olan kişinin karşısında aday yok(!) kendinden öncekinin 20 yıl durduğunu düşünürsek daha bunun kafadan 10 yılı var zaten.
işte galatasaray bu yüzden büyük. bazen sadece başarı yetmez makama yakışmak gerekir. icraatlarin tam not alması şarttır, bizde 10/7-8 olmaz, 10/10 olmalıdır. galatasaray'ın mevcut yapısına zamanında en fazla muhalif olan taraftarlardan birisi bendim. fakat bu seçimde anladım ki böyle devam etmeli, her sokaktan geçen, her tribündeki adam böyle büyük bir kulübe üye olmamalı. yoksa tanrı saklasın bizde diğer bazı büyük görünümlü vizyonsuz kulüpler gibi zengin p..lerinin elinde oyuncak olmaktan ileriye gidemeyiz.
yeni başkan ve yönetimine bir taraftar olarak başarılar diliyorum. artık kenetlenme vakti, artık bu camianın birleşme vakti, yeni başarılara yeni enlere yeni ilklere yelken açma vakti.
inanıyoruz; "birlikte çok şey başaracağız".
devamını gör...
şu an dinlenen şarkıdan bir cümle
"gidiyorsa gitsin neyleyim
bitiyorsa bitsin neyleyim
halden anlamayan yari neyleyim
neyleyim beni ateşe atanı
neyleyim sözünü unutanı
kıranı dökeni, yüreğimi sökeni
gül sandım, dikeni neyleyim."
bitiyorsa bitsin neyleyim
halden anlamayan yari neyleyim
neyleyim beni ateşe atanı
neyleyim sözünü unutanı
kıranı dökeni, yüreğimi sökeni
gül sandım, dikeni neyleyim."
devamını gör...
popüler olmayan sözlük yazarlarının yazma amacı
aynı başlıkla uludağ sözlük ü katlettiniz sıra buraya mı geldi? çekirge sürüsü gibisiniz...al benim amacım seks lan.
devamını gör...
kitap isimlerini 128 milyar dolar ile değiştir
kırmızı başlıklı dolar ve 128 cüceler
devamını gör...
decathlon
kamp ekipmanları uygun fiyatlı ve kalitelidir. özellikle festivallerde quechua fresh and black çadırı büyük çoğunluk tarafından tercih edilir. çocuklar ve yetişkinler için zaman zaman mağaza içinde ücretsiz olarak çeşitli etkinlikler, yarışmalar düzenlerler.
birçok ürünün gri renkte olmasının nedeni renklendirme işleminin doğaya ve su kaynaklarına zarar veriyor olmasıdır. ayrıca renklendirilmemiş ürünlerin maliyeti de daha düşüktür.
mataradan ayakkabıya pek çok ürününü severek kullandığım bir marka. gittiğim her mağazasında da çalışanları müthiş ilgili ve sorumlu oldukları alan konusunda bilgili insanlardı.
birçok ürünün gri renkte olmasının nedeni renklendirme işleminin doğaya ve su kaynaklarına zarar veriyor olmasıdır. ayrıca renklendirilmemiş ürünlerin maliyeti de daha düşüktür.
mataradan ayakkabıya pek çok ürününü severek kullandığım bir marka. gittiğim her mağazasında da çalışanları müthiş ilgili ve sorumlu oldukları alan konusunda bilgili insanlardı.
devamını gör...
geceye bir tavsiye bırak
yasal olarak suç olduğu için kimseye yatırım tavsiyesi vermeyin.
tanım: geceye bir tavsiye bıraktığımız başlıktır.
tanım: geceye bir tavsiye bıraktığımız başlıktır.
devamını gör...
dilek yarımadası milli parkı
aydın kuşadası güzelçamlı beldesinde bulunan, doğal yaşamın olduğu (domuz ailelerine her yerde rastlayabilirsiniz korkmayın), yemyemsil ormanı ve masmavi koyları bulunan bir yerdir kendisi.
sırayla içmeler, aydınlık, kavaklıburun, ve karasu koylarının hepsini deneyimlemiş biri olarak derim ki sabah erkenden en sondaki koya gidin. karasu favorimdir, kimseler yokken sabah saatlerinde cennetten bir köşedir.
egeliler sevmez kuşadası'nın denizini "denizi patlar" derler, ne demek istediklerini dehşetle gören gözlerim var. sabah dingin mis girdiğiniz gibi deniz, muhtemelen öğleden sonra siz kumsalda uzanırken hafif dalgalar ile başlayıp sonra dev dalgalara dönüşerek kumsaldaki herşeyi götürür, kısa sürer korkmayın tekrar normale döner.
ama plajin arkası orman ve masalar var kahvenizi çayınızı yudumlayabileceginiz. tek önemli ayrıntı masada yemek bırakmayın domuzlardan size bişey kalmayabilir.
sırayla içmeler, aydınlık, kavaklıburun, ve karasu koylarının hepsini deneyimlemiş biri olarak derim ki sabah erkenden en sondaki koya gidin. karasu favorimdir, kimseler yokken sabah saatlerinde cennetten bir köşedir.
egeliler sevmez kuşadası'nın denizini "denizi patlar" derler, ne demek istediklerini dehşetle gören gözlerim var. sabah dingin mis girdiğiniz gibi deniz, muhtemelen öğleden sonra siz kumsalda uzanırken hafif dalgalar ile başlayıp sonra dev dalgalara dönüşerek kumsaldaki herşeyi götürür, kısa sürer korkmayın tekrar normale döner.
ama plajin arkası orman ve masalar var kahvenizi çayınızı yudumlayabileceginiz. tek önemli ayrıntı masada yemek bırakmayın domuzlardan size bişey kalmayabilir.
devamını gör...
erdoğan değil intihar eden vatandaşlar suçludur
devran dönünce, "kandırıldık" dedikleri zaman suratlarına tükürüleceği zamanı hevesle beklediğim insan posalarından birinin lafı.
az kaldı oğlum. geliyor.
az kaldı oğlum. geliyor.
devamını gör...
yazarların bugünkü mutluluk sebebi
bugün beni mutlu edecek bir şey olmamış diyeceğim başlık. şaka maka olmamış.
size bir şey anlatmak istiyorum;
--! spoiler !--
bir adam yurtdışına çıkıyor, akrabalarının yanına. yorgunluk kahvesidir, moladır, yemektir derken iş ülkeyi gezmeye geliyor. akrabalardan biri "yarın olsun gezeriz" diyor ve uyuyorlar. sabahınan çıkıp ülkeyi gezmeye başlıyorlar. gezintinin bir yerinde adam bir mezarlığa denk geliyor fakat bu mezarlığın diğer mezarlıklardan farklı olduğunu görüyor. efendime söyleyeyim; mezar taşlarının üzerinde ne doğum tarihi varmış, ne de ölüm tarihi! yalnızca "20, 11, 9" gibi sayılar varmış. adam dönüp sormuş mezarlık bekçisine, "bunlar nedir?" bekçi şöyle cevap vermiş; "efendim, bu mezarlık özeldir. buraya gömülen kişilerin mezar taşında ne ölüm tarihleri yazar, ne de doğum tarihleri. yalnızca mutlu oldukları gün sayısı yazılır. onlar bu günlere göre 'yaşamış' veya 'yaşamamış' sayılır."
--! spoiler !--
bizde de böyle bir şey olursa benim mezar taşıma bir gün eksik yazılacak. haksızlık değil de nedir?
size bir şey anlatmak istiyorum;
--! spoiler !--
bir adam yurtdışına çıkıyor, akrabalarının yanına. yorgunluk kahvesidir, moladır, yemektir derken iş ülkeyi gezmeye geliyor. akrabalardan biri "yarın olsun gezeriz" diyor ve uyuyorlar. sabahınan çıkıp ülkeyi gezmeye başlıyorlar. gezintinin bir yerinde adam bir mezarlığa denk geliyor fakat bu mezarlığın diğer mezarlıklardan farklı olduğunu görüyor. efendime söyleyeyim; mezar taşlarının üzerinde ne doğum tarihi varmış, ne de ölüm tarihi! yalnızca "20, 11, 9" gibi sayılar varmış. adam dönüp sormuş mezarlık bekçisine, "bunlar nedir?" bekçi şöyle cevap vermiş; "efendim, bu mezarlık özeldir. buraya gömülen kişilerin mezar taşında ne ölüm tarihleri yazar, ne de doğum tarihleri. yalnızca mutlu oldukları gün sayısı yazılır. onlar bu günlere göre 'yaşamış' veya 'yaşamamış' sayılır."
--! spoiler !--
bizde de böyle bir şey olursa benim mezar taşıma bir gün eksik yazılacak. haksızlık değil de nedir?
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının almış olduğu en güzel iltifat
sen gülünce,
mevsimler açar gülüşünde. *
mevsimler açar gülüşünde. *
devamını gör...
yüce sultan
cervantes kitabıdır.
miguel de cervantes maalesef ki don quijotte‘nin gölgesinde kalmış ve bu gölgenin baskısından kurtlumayı başaramamış bir yazardır. ama aslında cervantes’in tek eseri bu deli şövalye değildir. diğer eserleri türk okuyucular tarafından pek bilinmez. ancak cervantes’in yazdığı yüce sultan isimli kitabın türkiye’de ilgi çekmesi gerektiği kanısındayım zira olay osmanlı topraklarında geçiyor. ııı. murat döneminde geçen bir hikaye yüce sultan.
kurmaca ile gerçeğin birbirine geçtiğine tanık oluyoruz bu oyunda. cervantes osmanlıyı çok iyi tanıyan bir yazar. inebahtı deniz savaşında osmanlıya karşı savaşan yazar iki kez yaralanmıştır. göğsünden aldığı yaralar onu öldürmemiştir ancak eline isabet eden bir top mermisi sol elinin kopmasına neden olmuştur. ve bu olaydan sonra da cezayir’deki tutsaklık hayatı başlar cervantesin.
osmanlı topraklarında geçirdiği yıllar osmanlı devleti yakından tanımasını sağalr. cervantes yüce sultan adlı kitabında ııı. murat’ın bir ispanyol kıza aşık olması ve onunla evlenmesini anlatır. ııı. murat müslüman bir padişahtır ancak catalina ise katı bir hristiyandır ve dininden dönmeye de adını değiştrmeye de yanaşmaz. murat o kadar aşık olmuştur ki catalina’ya, bir de bu aşka islami hoşgörü eklenince sultan’ın adını da dinini de değiştirmesine gerek olmadığını ve bu haliyle tahtta yanında yer alacağını bildirir.
islami hoşgörüye atfen yazılmış bir bölümdür bu ancak bazen hoşgörünün dozunun kaçabildiğine de işaret eder cervantes. oyun içinde sadece catalina ve murat aşkı yoktur elbette.
esir edilip hareme kapatılan sevgilisine ulaşmak için kadın kılığında ııı. murat’ın haremine giren ve burda sevgilisine yakın olup hayatını kaybetme pahasına bu oyununu sürdüren bir genç adamın da hikayes anlatılır. burda anlatılan hikayede osmanlı harem yaşamına dair gerçekçi bilgiler ve tasvirler bulunmaktadır. ayrıca o dönemde osmanlı sokaklarında cirit atan ajanların hikayeleri de oldukça büyük bir yer tutmaktadır oyun içinde. ııı. murat’ın avrupa meselelerini danıştığı david passi gibi isimlere de atfen yazılan bölümlerde müslüman olmayan insaalrın da osmanlı topraklarında söz sahibi olduğu hatta çok da önemli bir yer tuttuğu anlatılır.
miguel de cervantes bu romanında da mizaha ağırlık vermiş ve anlatmak istediği, paylaşmak istediği önemli meseleleri mizah perdesi altında oldukça sivri bir dille anlatmıştır.
miguel de cervantes maalesef ki don quijotte‘nin gölgesinde kalmış ve bu gölgenin baskısından kurtlumayı başaramamış bir yazardır. ama aslında cervantes’in tek eseri bu deli şövalye değildir. diğer eserleri türk okuyucular tarafından pek bilinmez. ancak cervantes’in yazdığı yüce sultan isimli kitabın türkiye’de ilgi çekmesi gerektiği kanısındayım zira olay osmanlı topraklarında geçiyor. ııı. murat döneminde geçen bir hikaye yüce sultan.
kurmaca ile gerçeğin birbirine geçtiğine tanık oluyoruz bu oyunda. cervantes osmanlıyı çok iyi tanıyan bir yazar. inebahtı deniz savaşında osmanlıya karşı savaşan yazar iki kez yaralanmıştır. göğsünden aldığı yaralar onu öldürmemiştir ancak eline isabet eden bir top mermisi sol elinin kopmasına neden olmuştur. ve bu olaydan sonra da cezayir’deki tutsaklık hayatı başlar cervantesin.
osmanlı topraklarında geçirdiği yıllar osmanlı devleti yakından tanımasını sağalr. cervantes yüce sultan adlı kitabında ııı. murat’ın bir ispanyol kıza aşık olması ve onunla evlenmesini anlatır. ııı. murat müslüman bir padişahtır ancak catalina ise katı bir hristiyandır ve dininden dönmeye de adını değiştrmeye de yanaşmaz. murat o kadar aşık olmuştur ki catalina’ya, bir de bu aşka islami hoşgörü eklenince sultan’ın adını da dinini de değiştirmesine gerek olmadığını ve bu haliyle tahtta yanında yer alacağını bildirir.
islami hoşgörüye atfen yazılmış bir bölümdür bu ancak bazen hoşgörünün dozunun kaçabildiğine de işaret eder cervantes. oyun içinde sadece catalina ve murat aşkı yoktur elbette.
esir edilip hareme kapatılan sevgilisine ulaşmak için kadın kılığında ııı. murat’ın haremine giren ve burda sevgilisine yakın olup hayatını kaybetme pahasına bu oyununu sürdüren bir genç adamın da hikayes anlatılır. burda anlatılan hikayede osmanlı harem yaşamına dair gerçekçi bilgiler ve tasvirler bulunmaktadır. ayrıca o dönemde osmanlı sokaklarında cirit atan ajanların hikayeleri de oldukça büyük bir yer tutmaktadır oyun içinde. ııı. murat’ın avrupa meselelerini danıştığı david passi gibi isimlere de atfen yazılan bölümlerde müslüman olmayan insaalrın da osmanlı topraklarında söz sahibi olduğu hatta çok da önemli bir yer tuttuğu anlatılır.
miguel de cervantes bu romanında da mizaha ağırlık vermiş ve anlatmak istediği, paylaşmak istediği önemli meseleleri mizah perdesi altında oldukça sivri bir dille anlatmıştır.
devamını gör...
8 kasım 2020 sözlüğe artı oylamanın gelmesi
an itibarı ile gerçekleşen.
edit : uyu artık denilesi yönetici beyin açtığı başlık.
gözlerin düşecek o ekrana bakmaktan yahu. *
edit : uyu artık denilesi yönetici beyin açtığı başlık.
gözlerin düşecek o ekrana bakmaktan yahu. *
devamını gör...


