bir deistin kandil duası
okuduğum, deist arkadaşımızın serzenişlerini haklı bulduğum dua. paylaşmak istedim.
bir deist'in kandil duası
sayın allah'ım, af kapılarının sonuna kadar açıldığı, mağfiretin adeta pike yaptığı, (hangi takvimin ayına göre olduğuna ilişkin kafamız azıcık karışık olsa da) günahların affedildiği bu mübarek gecede beni affetmesen de olur.
ciddiyim...
zira biliyorum ki bu gece çok yoğun olacaksın, kapında kuyruk oluşacak. yılın diğer ayları ve/veya günlerinde/gecelerinde istisnasız her boku yiyen ve yediklerinden aslında pek de pişman olmayan, ellerinde imkan olduğu sürece yine yine yine yiyecek olan kulların kapına gelip af dileyecekler senden.
onları affet sayın allah'ım.
onları affetmezsen eğer, işleri çok yaş; senin affın, rahmetin devreye girmez de nizam teraziye kalırsa yani işleri, sıçtılar valla.
sayın allah'ım;
şikayet ediyormuşum gibi düşünmeni istemem ama neler yapmadılar ki?
mesela;
15 yaşındaki çocuğu vurup öldürdüler; çocuk toprağa gömüldükten iki gün sonra on binlercesi bir olup çocuğun annesine yuh çektiler. valla...
soma'da 301 madenciyi katlettiler; sonra gidip yüreği yangın yerine dönmüş madenci yakınlarını dövdüler, sillelediler, tekmelediler, tehdit ettiler...
ermenek'te 18 madenciyi katlettiler; "sorumlu biziz" diyemediler, tek bir düğmelerinden bile vazgeçmediler.
sülalece uğraştıklarında bile sabahtan geceye dek sıfırlayamadıkları kadar çok para çaldılar; "gemi değil, gemicik" deyip milletle dalga geçtiler.
"insanca yaşamak istiyoruz" diyen taşeron işçiyi "nankörlük yapma!" diye azarladılar; tüyü bitmemiş yetimden dişi kalmamış nineye varana kadar, milyonlarca insanın hakkını "milletin a..na koyacağız" (küfür bana ait değil sayın allah'ım) diyen iş adamına peşkeş çektiler.
sabahtan akşama kadar imanı gevreye gevreye çalışan asgari ücretli işçinin bir aylık ücretinin açlıktan biraz fazla olmasının iş vereni zorlayacağını, bunun vatana ihanet sayılacağını söylediler; bahsettikleri iş verenlere ikinci katın balkonundan havuzun görünmeyeceği villalar sipariş ettiler.
her cuma twitter'dan bir ayet çakıp sana inananları keklediler; özel görüşmelerinde ise bakara-makara diye kitabınla dalga geçtiler.
can derdiyle kaçıp camiye, senin evine sığınan insanlara "camide bira içtiler" diye iftira attılar; o caminin, "ben bir din görevlisiyim, yalan konuşamam, bira içtiklerini görmedim" diyen müezzinini sürgün ettiler.
kendi kitlelerinden bir kadının linç edildiğini, bebeğinin tekmelendiğini, kadının üstüne çiş yapıldığını söylediler, toplumu birbirine düşman etmeye çalıştılar; yalan konuştukları ayan beyan ortaya çıktığında ise bir "yalan konuştuk, kusurumuza bakmayın" bile demediler, pişkinliğe devam ettiler.
milyar dolarlık sarayda yaşamayı itibar saydılar; bunu yaparken de kendilerine "maneviyatçı", bizlere ise "materyalist" dediler ve bundan daha fenası, o kadar ısrar etmemize rağmen, bunu diyebilmek için ne içtiklerini bize söylemediler.
kendi çocuklarını askere yollamayıp, garibanların çocuklarını cepheye sürüp şehit ettirdiler, bunu da matah bir şey gibi o şehitlerin alilerine arsızca yutturmaya kalktılar.
seçim yapıldı, milletin iradesini, hukuku, adaleti, ahlakı, vicdanı iğfal ettiler.
her iftar sofrasını iftira sofrasına çevirdiler, insanlara hakaret ettiler, kullarının arasına nifak soktular.
insanlar bu korona denilen hastalıktan kırılırken, herkese maske mesafe dediler, uymayana ceza kestiler ama kendileri kalabalık salonlarda maske mesafe olmadan lebaleb toplantılar yaptılar, göbek attılar, hastalığı yaydılar.
evet, bu gece kapına gelecek olanlar, bütün bu saydıklarımı ve çok daha fazlasını yaptılar ve/veya bütün bunları yapanları alkışladılar, el üstünde tuttular sayın allah'ım.
ihbar etmiş gibi olmayayım, şüphesiz sen bunların hepsini biliyorsun sayın allah'ım ama daha neler, hangi günahlarını sayayım...
lütfen affet onları, yoksa çok yanacaklar. affet, ama bir de ıslah et onları, lütfen, n'olur...
ıslah et ki bir daha yapmasınlar. lütfen sayın allah'ım...
bana gelince...
benimkiler ekseri şahsi meseleler sayın allah'ım; tütünün dumanı, kadının dudağı, üzümün suyu gibi şeyler yani...
affetmesen de olur; gelir, takdir ettiğin kadar paşa paşa yanar, cezamızı çekeriz evelallah...
kendim için yormak, uğraştırmak istemem seni. sözlerime burada son verirken berat gecenizi en kalbi duygularımla tebrik ediyor, saygılarımı sunuyorum sayın allah'ım...
-gariban kulun osman-
bir deist'in kandil duası
sayın allah'ım, af kapılarının sonuna kadar açıldığı, mağfiretin adeta pike yaptığı, (hangi takvimin ayına göre olduğuna ilişkin kafamız azıcık karışık olsa da) günahların affedildiği bu mübarek gecede beni affetmesen de olur.
ciddiyim...
zira biliyorum ki bu gece çok yoğun olacaksın, kapında kuyruk oluşacak. yılın diğer ayları ve/veya günlerinde/gecelerinde istisnasız her boku yiyen ve yediklerinden aslında pek de pişman olmayan, ellerinde imkan olduğu sürece yine yine yine yiyecek olan kulların kapına gelip af dileyecekler senden.
onları affet sayın allah'ım.
onları affetmezsen eğer, işleri çok yaş; senin affın, rahmetin devreye girmez de nizam teraziye kalırsa yani işleri, sıçtılar valla.
sayın allah'ım;
şikayet ediyormuşum gibi düşünmeni istemem ama neler yapmadılar ki?
mesela;
15 yaşındaki çocuğu vurup öldürdüler; çocuk toprağa gömüldükten iki gün sonra on binlercesi bir olup çocuğun annesine yuh çektiler. valla...
soma'da 301 madenciyi katlettiler; sonra gidip yüreği yangın yerine dönmüş madenci yakınlarını dövdüler, sillelediler, tekmelediler, tehdit ettiler...
ermenek'te 18 madenciyi katlettiler; "sorumlu biziz" diyemediler, tek bir düğmelerinden bile vazgeçmediler.
sülalece uğraştıklarında bile sabahtan geceye dek sıfırlayamadıkları kadar çok para çaldılar; "gemi değil, gemicik" deyip milletle dalga geçtiler.
"insanca yaşamak istiyoruz" diyen taşeron işçiyi "nankörlük yapma!" diye azarladılar; tüyü bitmemiş yetimden dişi kalmamış nineye varana kadar, milyonlarca insanın hakkını "milletin a..na koyacağız" (küfür bana ait değil sayın allah'ım) diyen iş adamına peşkeş çektiler.
sabahtan akşama kadar imanı gevreye gevreye çalışan asgari ücretli işçinin bir aylık ücretinin açlıktan biraz fazla olmasının iş vereni zorlayacağını, bunun vatana ihanet sayılacağını söylediler; bahsettikleri iş verenlere ikinci katın balkonundan havuzun görünmeyeceği villalar sipariş ettiler.
her cuma twitter'dan bir ayet çakıp sana inananları keklediler; özel görüşmelerinde ise bakara-makara diye kitabınla dalga geçtiler.
can derdiyle kaçıp camiye, senin evine sığınan insanlara "camide bira içtiler" diye iftira attılar; o caminin, "ben bir din görevlisiyim, yalan konuşamam, bira içtiklerini görmedim" diyen müezzinini sürgün ettiler.
kendi kitlelerinden bir kadının linç edildiğini, bebeğinin tekmelendiğini, kadının üstüne çiş yapıldığını söylediler, toplumu birbirine düşman etmeye çalıştılar; yalan konuştukları ayan beyan ortaya çıktığında ise bir "yalan konuştuk, kusurumuza bakmayın" bile demediler, pişkinliğe devam ettiler.
milyar dolarlık sarayda yaşamayı itibar saydılar; bunu yaparken de kendilerine "maneviyatçı", bizlere ise "materyalist" dediler ve bundan daha fenası, o kadar ısrar etmemize rağmen, bunu diyebilmek için ne içtiklerini bize söylemediler.
kendi çocuklarını askere yollamayıp, garibanların çocuklarını cepheye sürüp şehit ettirdiler, bunu da matah bir şey gibi o şehitlerin alilerine arsızca yutturmaya kalktılar.
seçim yapıldı, milletin iradesini, hukuku, adaleti, ahlakı, vicdanı iğfal ettiler.
her iftar sofrasını iftira sofrasına çevirdiler, insanlara hakaret ettiler, kullarının arasına nifak soktular.
insanlar bu korona denilen hastalıktan kırılırken, herkese maske mesafe dediler, uymayana ceza kestiler ama kendileri kalabalık salonlarda maske mesafe olmadan lebaleb toplantılar yaptılar, göbek attılar, hastalığı yaydılar.
evet, bu gece kapına gelecek olanlar, bütün bu saydıklarımı ve çok daha fazlasını yaptılar ve/veya bütün bunları yapanları alkışladılar, el üstünde tuttular sayın allah'ım.
ihbar etmiş gibi olmayayım, şüphesiz sen bunların hepsini biliyorsun sayın allah'ım ama daha neler, hangi günahlarını sayayım...
lütfen affet onları, yoksa çok yanacaklar. affet, ama bir de ıslah et onları, lütfen, n'olur...
ıslah et ki bir daha yapmasınlar. lütfen sayın allah'ım...
bana gelince...
benimkiler ekseri şahsi meseleler sayın allah'ım; tütünün dumanı, kadının dudağı, üzümün suyu gibi şeyler yani...
affetmesen de olur; gelir, takdir ettiğin kadar paşa paşa yanar, cezamızı çekeriz evelallah...
kendim için yormak, uğraştırmak istemem seni. sözlerime burada son verirken berat gecenizi en kalbi duygularımla tebrik ediyor, saygılarımı sunuyorum sayın allah'ım...
-gariban kulun osman-
devamını gör...
10 nisan 2021 yurtta barınma için yenilenen şartlar
yurtlar vergilerle değil, first ladymizin bilezikleri bozdurularak yapıldığı için normal olandır. *
muhalif olmanın hakaret sayıldığı düşünülürse; sadece akpli arkadaşların kalabileceği yurtlardır.
muhalif olmanın hakaret sayıldığı düşünülürse; sadece akpli arkadaşların kalabileceği yurtlardır.
devamını gör...
emekli maaşının asgari ücretten az olması
bir de benim gibi emekli olanlar 1200 tl küsür maaş alıyor ve 1500tl'ye yuvarlanıyor. dolayısıyla net maaş 1500 tl olana kadar zam da görmeyeceğiz. kabul edilebilir bir şey değil.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şiirleri
lise zamanında yazdığım bir ergen şiiri için;
ah diyorum tanrım
zaman ne hızlı yakalayamadım
çok eskilerde kalmış olmalıyım
dostum şeref'in kallavi bir selamı var
ey ahir zaman insanları
bir sigara yakıyorum
içimdeki çocuğu boğdular tanrım
göğsümde zincirlediğim katil destur istiyor
artık sabredemiyorum
yitirdim hislerimi
öfkem kaldı bir yaşam alameti
yaşamak istiyorum tanrım
yaşamak ve yaşatmak...
affola hazretleri to be or not to be meselesi
acziyetim azrail'in elinde bir tırpan
kımıldayamıyorum tanrım
ah diyorum tanrım
zaman ne hızlı yakalayamadım
çok eskilerde kalmış olmalıyım
dostum şeref'in kallavi bir selamı var
ey ahir zaman insanları
bir sigara yakıyorum
içimdeki çocuğu boğdular tanrım
göğsümde zincirlediğim katil destur istiyor
artık sabredemiyorum
yitirdim hislerimi
öfkem kaldı bir yaşam alameti
yaşamak istiyorum tanrım
yaşamak ve yaşatmak...
affola hazretleri to be or not to be meselesi
acziyetim azrail'in elinde bir tırpan
kımıldayamıyorum tanrım
devamını gör...
sözlükte ulu orta aşk yaşamak
sex mi lan burası?
devamını gör...
forsu kalmamak
kişinin saygınlığını yitirdiğini anlatan bir deyim.
devamını gör...
kafeler ve restoranlarda 45 dakika oturma uygulaması
kafeler ve restoranlarda saatlerin kaldırılmasına sebep olacak uygulamadır. kimse kimsenin 45 dakika oturması ile ilgilenmeyecektir.
devamını gör...
istismara maruz kalan 14 yaşındaki çocuğun doğum yapması
annesinin sevgilisi kısmı çok sinirlendiriyor beni. daha önce de bir kadın sevgilisinden ayrılmamak için kızını onunla beraber olmaya zorlamıştı.
bakın, anne olmak sorumluluk ister. evladın olduktan sonra gerekirse kadınlığından vazgeçip bambaşka bir cinsiyet olan anne olman gerek.
elin şerefsizi evladına pis elini değdirirken suspus oturuyorsan çok afedersiniz ama böyle aşkın ızdırabını der dümdüz giderim.
ben burada öncelikli olarak anneyi suçlarım arkadaş. her şeyi geçtim, bebenin kanaması olmasa, tecavüzü de, bebeği de halının altına çoktan süpürmüş olacaktı para karşılığı bedenini satan manasındaki sözü söylemem gereken.
14 yaş ulan vicdansız 14. eline para tutuşturup bakkala yollarken endişe ettiğin yaş. yatağından prensesim diye seslenerek kaldırdığın, dizine yatırıp saçını okşarken bile dikkat ettiğin yaş.
beni tehdit etti, öldürürüm dedi, çocuğunu öldürürüm dedi filan dediyse inanmayın, çocuğunun hayatını kaydırmış zaten, seni de niye öldürsün, en kıymetlini sunmuşsun zaten.
benim hassas noktam bu, bakmayacaksın, korumayacaksan doğurma. kimsenin bir çocuğun hayatına mal olacak davranışına göz yumulmamalı. annesi olsa bile
şerefsiz, namussuz, edepsiz erkek olana gelince diyecek sözüm yok. umarım cezasına yaptıklarınının bedelini de eklerler.
allah evlatlarımızı güzel insanlarla karşılaştırsın, kimsenin evladının gözüne yaş değmesin.
bakın, anne olmak sorumluluk ister. evladın olduktan sonra gerekirse kadınlığından vazgeçip bambaşka bir cinsiyet olan anne olman gerek.
elin şerefsizi evladına pis elini değdirirken suspus oturuyorsan çok afedersiniz ama böyle aşkın ızdırabını der dümdüz giderim.
ben burada öncelikli olarak anneyi suçlarım arkadaş. her şeyi geçtim, bebenin kanaması olmasa, tecavüzü de, bebeği de halının altına çoktan süpürmüş olacaktı para karşılığı bedenini satan manasındaki sözü söylemem gereken.
14 yaş ulan vicdansız 14. eline para tutuşturup bakkala yollarken endişe ettiğin yaş. yatağından prensesim diye seslenerek kaldırdığın, dizine yatırıp saçını okşarken bile dikkat ettiğin yaş.
beni tehdit etti, öldürürüm dedi, çocuğunu öldürürüm dedi filan dediyse inanmayın, çocuğunun hayatını kaydırmış zaten, seni de niye öldürsün, en kıymetlini sunmuşsun zaten.
benim hassas noktam bu, bakmayacaksın, korumayacaksan doğurma. kimsenin bir çocuğun hayatına mal olacak davranışına göz yumulmamalı. annesi olsa bile
şerefsiz, namussuz, edepsiz erkek olana gelince diyecek sözüm yok. umarım cezasına yaptıklarınının bedelini de eklerler.
allah evlatlarımızı güzel insanlarla karşılaştırsın, kimsenin evladının gözüne yaş değmesin.
devamını gör...
hazar gölü
elazığ'ın sivrice ilçesinde bulunan göl, 1800'lerde gerçekleşen depremle sular altında kalmadan önce gölcük/dzovk adında bir köyün yerleşim alanıymış. bazı seyyahların seyahatnamelerinde de bahsettiği köy, bir dönem adacıkmış ve ulaşım sandalla sağlanıyormuş, köyde bir kilise de bulunuyormuş.
gölün içinde gömülü bu zenginlik ta 2018'de su seviyesinin düşmesiyle dikkatleri çekiyor. suyun üzerinde köyün bazı kalıntıları görülebiliyor ve köy, batık kent olarak anılıyor.
hazar baba dağı'nın ayakları altında serili bir örtü gibi uzanan göl mastar'a değin ulaşıyor. beni en çok etkileyen görüntü, gölün dev dağların arasındaki mağrur duruşuydu. göl, merkeze uzak değil fakat sırf gölü görmek yerine biraz daha yol alıp kırlardaki yaşamı görmeye değer bence. gölün manzarası yörenin yaşamıyla birleşince görüntü çoğalıyor.
gölün içinde gömülü bu zenginlik ta 2018'de su seviyesinin düşmesiyle dikkatleri çekiyor. suyun üzerinde köyün bazı kalıntıları görülebiliyor ve köy, batık kent olarak anılıyor.
hazar baba dağı'nın ayakları altında serili bir örtü gibi uzanan göl mastar'a değin ulaşıyor. beni en çok etkileyen görüntü, gölün dev dağların arasındaki mağrur duruşuydu. göl, merkeze uzak değil fakat sırf gölü görmek yerine biraz daha yol alıp kırlardaki yaşamı görmeye değer bence. gölün manzarası yörenin yaşamıyla birleşince görüntü çoğalıyor.
devamını gör...
doctor who
ortaokul yıllarımda cnbc-e de görmüştüm ilk defa, hoşuma gitmişti ve sürekli ona denk gelmeye çalışmıştım. sonraları tabi internetten bütün bölümleri bilgisayara indirmek suretiyle arşivime kattım. uzun yıllardır bayıla bayıla defalarca başa sara sara izlerdim bu mükemmel diziyi, gerçekten muhteşem hikayeler barından, fantastik havası tatmin edici olan, uzaya aşkı körükleyen bu dizi çok çok güzeldi. ta ki 13. doktora ve değişen senarist ekibine kadar...
aslında jodie whittaker o kadar kötü değil ancak yoldaşları çok kötü seçilmişti, ya 3 yoldaş yazacağınıza 1 yoldaş yapsaydınız adam gibi bi karakter yazsaydınız da güzel bi ikili görebilseydik keşke! neyse dediğim gibi asıl sorun jodie ve oyuncular değil aslında, senaryo ekibi. russel t. davies ve steven moffat bu dizinin temel taşlarıydı, onlarsız yazılan bir senaryodan bakalım ne çıkacak diye bekledik ve saçma sapan bi hikaye çıktı önümüze. gerçek doktor hissinden ve karakterinden uzak, bomboş bir doktor çıktı karşımıza. evet bütün doktor değişimlerinde bir kaç bölümlük bir alışma süreci olur, hem yeni doktorumuz evrene alışır, doktor karakterine alışır hem de seyirci yeni doktoru benimsemeye çalışırdı. sonunda da iki tarafta bulunan duruma alışır ve dizi tam gaz devam ederdi. ama el insaf 3 sezon oldu yahu! 3 sezondur ne jodie doktor olmaya alıştı ne seyirci yeni doktoru benimsedi ne yoldaşlar hikayeye ve doktora uyum sağlayacak sağlamlıktaydı ne de senaristler kendilerini geliştirip evrene uyum sağladı!
bir de bu eleştirilerin üzerine yeni bir şey yapma ve düşen reytingleri eski haline getirme ümidiyle timeless child mevzusu çıkarttılar ki sormayın. neymiş doktorumuz aslında bi portalın dibinde bulunan sonsuz canlanma hakkı olan bi çocukmuş da bir gallfreyli onu bulmuş da deneyler yapıp onun yaşam döngüsü yeteneğini bütün gallifreye uygulamış bilmem ne. bizim doktorumuzun sayısız hayatı varmış hepsini unutturmuşlar kendini gallifreyli sanıyormuş falan filan. bir de telafi için kaptan jack'i getirdiler ama yok be o da olmadı o bile kurtaramadı sizi.
58 yıllık muhteşem bir seriyi nasıl bok edebiliriz adlı çalışma. yeni yetme bi senarist grubu geliyor ve doktorun bütün hikayesini, dizinin evrenini mahvediyor ve yapımcı da bunu izliyor sadece. seyirci de 'ne oluyoruz abi? bu ne?' diye diye son sezonları izleyip iyice soğudu uzaklaştı evrenden.
yazık oldu benim başucu dizime, gözümün nuruna, canım doktoruma. neredesin moffat? neredesin davies? neredesiniz capaldi, smith, tennant? ah neredesiniz rose, donna, clara?
aslında jodie whittaker o kadar kötü değil ancak yoldaşları çok kötü seçilmişti, ya 3 yoldaş yazacağınıza 1 yoldaş yapsaydınız adam gibi bi karakter yazsaydınız da güzel bi ikili görebilseydik keşke! neyse dediğim gibi asıl sorun jodie ve oyuncular değil aslında, senaryo ekibi. russel t. davies ve steven moffat bu dizinin temel taşlarıydı, onlarsız yazılan bir senaryodan bakalım ne çıkacak diye bekledik ve saçma sapan bi hikaye çıktı önümüze. gerçek doktor hissinden ve karakterinden uzak, bomboş bir doktor çıktı karşımıza. evet bütün doktor değişimlerinde bir kaç bölümlük bir alışma süreci olur, hem yeni doktorumuz evrene alışır, doktor karakterine alışır hem de seyirci yeni doktoru benimsemeye çalışırdı. sonunda da iki tarafta bulunan duruma alışır ve dizi tam gaz devam ederdi. ama el insaf 3 sezon oldu yahu! 3 sezondur ne jodie doktor olmaya alıştı ne seyirci yeni doktoru benimsedi ne yoldaşlar hikayeye ve doktora uyum sağlayacak sağlamlıktaydı ne de senaristler kendilerini geliştirip evrene uyum sağladı!
bir de bu eleştirilerin üzerine yeni bir şey yapma ve düşen reytingleri eski haline getirme ümidiyle timeless child mevzusu çıkarttılar ki sormayın. neymiş doktorumuz aslında bi portalın dibinde bulunan sonsuz canlanma hakkı olan bi çocukmuş da bir gallfreyli onu bulmuş da deneyler yapıp onun yaşam döngüsü yeteneğini bütün gallifreye uygulamış bilmem ne. bizim doktorumuzun sayısız hayatı varmış hepsini unutturmuşlar kendini gallifreyli sanıyormuş falan filan. bir de telafi için kaptan jack'i getirdiler ama yok be o da olmadı o bile kurtaramadı sizi.
58 yıllık muhteşem bir seriyi nasıl bok edebiliriz adlı çalışma. yeni yetme bi senarist grubu geliyor ve doktorun bütün hikayesini, dizinin evrenini mahvediyor ve yapımcı da bunu izliyor sadece. seyirci de 'ne oluyoruz abi? bu ne?' diye diye son sezonları izleyip iyice soğudu uzaklaştı evrenden.
yazık oldu benim başucu dizime, gözümün nuruna, canım doktoruma. neredesin moffat? neredesin davies? neredesiniz capaldi, smith, tennant? ah neredesiniz rose, donna, clara?
devamını gör...
1 ocak 2023
her şeyin değişeceğini söyleyen üst düzey yöneticilerin işaret ettiği yılın ilk günü.
devamını gör...
rotigotin
parkinson hastalığı tedavisinde transdermal kullanılan ergot türevi olmayan dopaminerjik ajandır.
devamını gör...
sen artık beni sevmiyorsun
sevgilim arada sırada artık beni sevmiyorsun diyor her seferinde bu tartışmayı alnımın akıyla kazanıyorum.
ona onu sevdiğimi yeniden inandırıyorum ve sanırım bu beni en fazla mutlu eden şeylerden biri. o mutlu oldukça ben ona daha fazla aşık oluyorum.
ona onu sevdiğimi yeniden inandırıyorum ve sanırım bu beni en fazla mutlu eden şeylerden biri. o mutlu oldukça ben ona daha fazla aşık oluyorum.
devamını gör...
sevgilisi olmayan yakışıklı çocuk
doğukan'ın artık saymayı bıraktığımız bir diğer fake hesabı.
(bkz: 11 kere üst üste fake hesap açan yazar)
#1509936
bu ne arsızlıktır anlamıyorum, uçurdukça yenisiyle geliyor.
napalım doğukan, bilgisayarının kablolarını mı makaslayalım napalım.
(bkz: 11 kere üst üste fake hesap açan yazar)
#1509936
bu ne arsızlıktır anlamıyorum, uçurdukça yenisiyle geliyor.
napalım doğukan, bilgisayarının kablolarını mı makaslayalım napalım.
devamını gör...
erkin koray
küçüklüğümde, dedem hep bana çöpçüler şarkısını söyler, ben de sallanarak ona eşlik ederdim. dolayısıyla erkin koray, adını her gördüğümde, duyduğumda kalbimi ısıtan ve yüzümü güldüren sanatçıdır.
devamını gör...
bal porsuğu (yazar)
sayın yazar ın, kaliteli ve saygılı üslupla yazdığı yazıları ve paylaşımları daim olsun. beğenerek okuyor ve takip ediyorum.
devamını gör...
akıl sağlığını kaybeden yazarlar tam liste
doğuştan deli olarak doğal bir üyesi olduğum yazar topluluğu.
(bkz: deli olunmaz doğulur)*

delilik genlerimizde var :d
(bkz: deli olunmaz doğulur)*

delilik genlerimizde var :d
devamını gör...
sözlük yazarlarının sosyal hayatları
bazen yataktan çıkıp, mutfağa gidiyorum. kudurun asosyaller.
devamını gör...
asclepius
yunan mitolojisi'nde tıp tanrısıdır.
devamını gör...