kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
çok amatörce kabul. ama çok hoş bakmamış mı?
devamını gör...

hasan hüseyin korkmazgil şiiri, hüsnü arkan'ın bestesiyle birleşince grup yorum tarafından icra edilen kaliteli bir esere dönüşmüştür.

öncelikle şiir, yapısı itibariyle bestelenmesi çok zor bir eser gibi görünüyor. hece ölçüsü ve tekrar eden bir kâfiye kalıbı olmaması sebebiyle hüsnü arkan'ın ne kadar muazzam ve zor bir iş ortaya çıkardığı gözler önünde.
bu eser; istanbul syhmphonic project'in dahilinde gerçekleşen 25. yıl konserinde olabilecek en iyi şekilde çalınıyor, söyleniyor. özellikle üflemeliler ile yaylılar müthiş bir uyum yakalamış durumda. senfoni, grup yorum'a can katıyor ama bunu yaparken öne geçmiyor bu özellikle çalışılmış bir hadise diye düşünüyorum.
bir eleştiri yapılacaksa o da şudur ki; parçada 03:00 - 03:20 arasında okuması epey zor bir kısım var. sürekli tize çıkılarak okunması gereken bir yer. burada kadın vokalin, onca back vokal'e rağmen sesinin yetmediğini görüyorum. burası, güçlü bir kadın vokal tarafından seslendirilseydi eğer, fevkalâde bir konser performansı ortaya çıkacaktı.


devamını gör...

kar kesinlikle. çok seviyorum bu saf beyazlığı.
devamını gör...

islamiyet öncesi türk devletlerinde ölen kişinin ardından düzenlenen törenlerdir.

diğer adı (bkz: yog)dur.
devamını gör...

varolabilmek.
her şeye rağmen hayatta bir yere tutunabilmek, kendini bulabilmek aslında en zoru. dahil olabilmek dünyaya, bende varım diyebilmek. evet hayattayız, yaşıyoruz ama ne kadar yer kapılıyoruz bu dünyada, nerelerde bizim varlığımız iz sürmekte, nerelere kadar ulaşabilmekte ruhumuz, nerede benliğimiz, zordur bunları bilebilmek ve zordur evrendeki küçücük bir toz parçası olarak varolabilmek.
devamını gör...

devamını gör...

nedense toplumların önündeki en büyük engellerden biri olduğunu düşünüyorum uzun zamandır. özellikle türk toplumunun.

*** bu yazı safi kişisel düşüncelerimi içermektedir ve görece uzun olacağını zannediyorum. ona göre okumaya başlamanızı tavsiye ediyorum, sonra yarısına gelince "ulan amma yazmışsın işsiz çocuk" demeyin***

şimdi öncelikle yazının ne anlatacağını özetleyeyim. dilim elverdiğince basitten karmaşığa doğru tek eşliliği anlatacağım önce. hayvanlardan başlayıp insana geleceğiz. monogami ile poligaminin birbirine görece avantajları-dezavantajlarına değineceğiz. en son da insan sosyal bir varlık olduğu için, tek eşliliğin “kutsal paktı” olan evlilik sosyal olarak insan hayatını nasıl etkilemiş, tek eşli değil de çok eşli olsaydı insanlık nasıl gelişirdi (veya çok eşliliğin toplum üzerine etkileri ne olurdu) hakkında biraz yazıp, almanyadaki halamgillere selam göndererek bitireceğim. vakit kaybetmeden hadi başlayalım, zaten yazı uzun olacak dedim.

küçük bir tanımla başlayalım. monogami (tek eşlilik) denilince genellikle insanlar "sadece bir karşı cins bireye sadık kalma ve başkasıyla seks yapmama" gibi bir anlam düşünüyorlar. monogami, iki karşı cinsin birbiriyle bir bağ oluşturup birbirleri dışında başka hiçbir bireyle cinsel birliktelik yaşamamasını ve "ortak bir alanda hayatlarını geçirmelerini" ifade eder aslında. emory üniversitesi psikiyatri ve davranış bilimleri bölümünden larry j. young demiş ki "the term 'monogamy' does not imply lifelong exclusive mating with a single individual. in fact, many birds form pair bonds over a season, raise their offspring together, and then select another partner the following season. for biologists, monogamy implies selective (not exclusive) mating, a shared nesting area, and biparental care." // türkçe meali: monogami terimi, tek bir bireyle hayat boyu süren bir birliktelik anlamına gelmez. birçok kuş türü, mevsimsel olarak yakın ilişki (pair bond) oluştururlar ve yavrularını beraber yetiştirirler, sonraki mevsim başka bir eş seçerek onunla yakın ilişki kurarlar. biyologlar için monogami, seçici fakat özel olmayan çiftleşme, ortak (paylaşılan) yaşam alanı ve biparental ilgi (hem anne hem baba çocuk yetiştirmesinde görevli) içeren bir terimdir// iş sadece başkasıyla yatıp kalkmaktan ibaret değil yani, birlikte yaşamak da giriyor işin içine. bu arada emory üniversitesi dünya sıralamasında 82. sırada imiş.

peki. monogami tek bir eşe sadık kalıp sadece onunla üremek ve onunla hayat alanını paylaşmaktır dedik. bunu insan dışında yapan kimler var önce onlara bakalım. benim bulabildiğim kadarıyla çok fazla hayvan yok. gibbonlar, kuğular, fransız melekbalığı (french angelfish. goldfish-japon balığı gibi garip türkçe çevirisi varsa düzeltin beni lütfen), kurtlar, penguenler, ilginçtir ki termitler (beyaz karıncalar), kır sıçanı (prairie vole), kel kartallar, schistosoma mansoni (bir tür parazit solucan), hamamböcekleri, kunduzlar, shingleback skink adında garip bir kertenkelemsi, baykuşlar, ahtapotlar, kanada turnası (sandhill crane), kara akbaba, büyük karınlı denizatı (hippocampus abdominalis). kaynak olarak verdiğim siteler rezil rüsva, ama akademik yayın bulamadım ne yazık ki. affedin.

yukarıdaki liste eğer doğruysa, saçma sapan hayvanlarda görülüyor bu tek eşlilik. yani belirli bir örüntü yok, "kafadanbacaklılar komple tek eşlidir" gibi veya "kanatlı hayvanlar aslında tek eşlidir" gibi bir önermede bulunamıyoruz. birbirleriyle alakaları sadece omurgalı olmaları diyecektim ki arada omurgasızlar da var. demek ki kanat, bacak, omurga dinlemiyor bu tek eşlilik konusu. başka bir şey olmalı. genetik desek mesela? bu türlerin daha primitif ve daha komplike (kaba tabirle öncesi ve sonrası) türlerine bakmak lazım ama o da pek kurtarır gibi değil. mesela kurtlarda görülen tek eşlilik neden köpeklerde, çakallarda veya tilkilerde yok, ya da beyaz karıncalarda görülen tek eşlilik neden siyahlarda yok. genetik olması da bence sağlam bir temel değil. geriye "sosyal" olma ihtimali kalıyor. "adaptif bir davranış olarak evlilik". olabilir mi, ona da bakalım.

şimdi, monogami tek eşlilik ve ortak yaşam alanıdır dedik. poligyny, bir erkeğin birden fazla dişi ile birlikte olmasıyken (harem) poliandry tam tersi, bir dişinin birden fazla erkekle birlikte olması (reverse-harem).

polygyny için baktığımızda, bir erkek onlarca dişiyle birlikte olup yüzlerce yavru sahibi olabilir. bu dişileri ve yavruların hepsini koruması çoğu zaman ve çoğu tür için pek de mümkün değil. genellikle bu tür birlikteliklerde erkek birey üremeye katılıp sonrasıyla ilgilenmez, dişi bütün işi kendisi yapar. erkeğin açısından baktığımızda birçok eş, çok daha fazla yavru. dişinin açısından baktığımızda 1 eş ve bir veya birkaç yavru.

polyandry için baktığımızda bir dişinin biren fazla erkek eşi oluyor fakat dişinin hamilelik sayısı aynı, yavru sayısı da aynı. yani bir dişi at bir erkek atla da çiftleşse, 15 erkek atla da çiftleşse 1 kez hamile kalıp belirli sayıda yavru dünyaya getirecektir. buna göre polygyny ile polyandry arasında dişi açısından pek de bir fark yok.

dişi için bir şey değişmezken erkek çok büyük bir avantaj kaybediyor (birden fazla dişiyi dölleyip çok daha yüksek sayıda yavru üretmek varken), peki neden monogamiyi seçmiş bu türler. neden insan tek eşli olmuş.

'birinci hipotez': eş savunma hipotezi. bu düşünceye göre özellikle dişi sayısı az ve dişiler çok geniş bir alana dağıldıysa erkek birey dişiyi başka bireylerle çiftleşmesinden alıkoyar, daha doğrusu diğer erkeklerin kendi dişisiyle çiftleşmesini engeller. mesela clown shrimp dişileri çok nadir bulunur ve çok kısa süreliğine çiftleşmeye uygundur. erkek, bir dişiyle karşılaştığında onun yanından ayrılmaz, döllenme zamanı geldiğinde dişiyi döller ve başka erkeklerin döllemesini engeller. bunu yapmazsa ikinci erkeğin spermleri birincinin spermleriyle yarışabilir, hatta yarısı kazanıp zigotu oluşturabilir. bu tek eşliliğe fakültatif monogami deniliyormuş (kısmi tek eşlilik), dişi hilesi yazıp ortalığı dişi karidesle doldurduğunuzda monogami falan kalmıyor demek heheh.

'ikinci hipotez': eş yardımı hipotezi. bu tür monogami mecburi monogami olarak adlandırılıyormuş. doğuma ve sonrasına yardım eden eş, yavrunun hayatta kalma şansını çok fazla yükseltmiş oluyor. bu da yavrusu savunmasız ve tehlikeye açık doğan canlılarda görülmesini normal kılıyor (örneğin insan, kemirgenlerin çoğu vs.). hele ki denizatı gibi yavruyu erkeğin taşıdığı türlerde ise bu tip monogami çok daha adaptifmış.

parental ilgi diyerek bunu daha da açarsak, olaya kâr zarar dengesi giriyor biraz. enerjiyi, kaynakları ve zamanı çiftleştikten sonra başka bir çiftleşme yerine dişiyle kalıp yavrunun bakımına harcamak daha kârlı olacaksa monogami daha akıllıca bir hareket olacaktır, hem dişi, hem erkek hem de yavru için. fareleri ele alalım örneğin, fare yavrusu doğduğunda ufacık, tüysüz ve kör dünyaya gelir. şöyle bir görüntüleri olur.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
erkek fare yavrusunu bırakıp bütün işi dişinin üzerine atsa bu fareler hayatta kalabilir mi sizce?

evet kalabilir! fareler tek eşli değildir çünkü. bir kafese 2 erkek fare, 8 dişi fare koyduğunuzda erkeklerden biri diğerini öldürür! üretim kafeslerinde hareme izin verilir (bir erkek birden fazla dişi) fakat aynı batında doğan erkek kardeşler bile ayrılır birbirlerinden (bir süre sonra). buradan "erkek fare "gözlerimi kaparım vazifemi yaparım, gerisine karışmam" sonucu çıkartmayın. erkek fare de yardımcı olur dişisine, fakat dişi doğum gerçekleştikten sonra kendi ihtiyaçlarını karşılayabilecek durumdadır. yavrularının üzerinde sürekli yatmasına gerek yoktur, tuvalet ihtiyacı için veya yemek-su için yavrularını kısa süreliğine bırakabilir (laboratuvar ortamında yem ve su ad libitum (sınırsız) olduğu için böyle tabi bu. dış dünyada yiyecek ve su bulabilmek için aramaya çıkması lazım. böyle bir durumda yavrularından çok uzun süre ayrı kalırsa yavrular ısıl dengelerini sağlayamadıkları için hipotermiden ölür).

monogami, böyle savunmasız bir yavru dünyaya getiren farede bile yoksa neden insanda var peki. çoğu primat (ki hepsi memelidir) monogamik değildir fakat yavrusunu büyütene kadar da başkasıyla çiftleşmez. bazen, erkek sırf dişiyle çiftleşebilmek için dişinin yavrusunu öldürür. bakacak yavrusu kalmayan dişi ise engel kalmadığı için çiftleşir. erkeğin bu "bebek öldürme" davranışına infantisit deniliyor. eğer erkek birey, dişisiyle ve yavrusuyla göç edecek ise ve infantisite karşı yavrusunu koruyabilecekse monogami avantajlıdır. insan erkeği de dişiyle birlikte hareket edip yavrusunu koruyabilecek potansiyeldedir çoğunlukla, bu yüzden monogami elverişlidir. bu yüzden insan evlenir, kendini tek bir eşe adar, yavrusuna bakacağına inanır fakat işler pratikte öyle gitmez.

"paternal care" ya da "bipaternal care" dediğim şeyi çoğu erkek yapmaz. çocuğun yapımına katkıda bulunur, gerektiğinde yavru bakımına da yardım eder ama oflaya poflaya yapar bunu. yapmak istemez. gece çocuk zırladiğında "hatun kalk sen bak" der. "anası sen değil misin, doğurmayaydın" der. "sıra sende" der. sıra kendisinde bile olsa "ben sabah erken kalkıyom, işe gidiyom, size bakabilmek için köpek gibi çalışıyom" der. der oğlu der. dişinin yavrusuyla ilgilendiği süre, erkeğin varlığında veya yokluğunda değişmez genellikle. burada kafanızın karışması gerekiyor. "erkek eve para getirmezse dişi nasıl çocukla ilgilenecek, nasıl aynı süre vakit geçirecek yavrusuyla" sorusunu soranlar hala benimle. sizin için açıklıyorum.

erkeğin varlığında yiyecek ve sığınak bulmayı (günümüz şartlarında market alışverişini ve ev kirasını) erkek üstlenir. erkek bütün dış işleri halleder, devamlılığı sağlar. dişi ise bebeğin bakımını üstlenir ve yuvanın (evin) temizlik düzen vs işlerini halleder. çamaşır yıkar, ütüler, yemek yapar, bebeğin boklu bezini değiştirir falan. böyle bir senaryoda dişinin yavrusuyla geçirdiği vakit diyelim ki 18 saat olsun. kalan zamana da işte vakit bulduğunca ev işlerini, yemeği, temizliği ve uykuyu sığdırmaya çalışır. erkeğin yavrusuyla geçirdiği vakit peki? 1, taş çatlasın 2 saat.

peki ortadan erkeği kaldıralım. dişi hem evin iç işlerini yapmalı, hem de kira ve market alışverişini yapmalı diyelim. günlük hayatı nasıl olacak ben söyleyeyim size. 18 saat bebeğiyle ilgilenecek, kalan zamana da işte vakit bulduğunca ev işlerini, yemeği, temizliği, uykuyu ve 'iş hayatı'nı sığdırmaya çalışacak. temizlikten zaman kırpar, uykusundan zaman kırpar, 2 günde bir yemek yapar, ama yavrusuna ayırdığı vakit değişmez (teorik olarak tabi. pratikte bu kadar olmayacağını ben de biliyorum).

peki bu bizi katı bir şekilde monogamik yapar mı, yoksa fareler gibi "zorda kaldığımızda yavru bakımına ve eşe yardım eden, ama aslında bunu yapmayı hiç de istemeyen" canlılar mıyız? bence öyleyiz. fırsat bulduğumuzda hemen başka denizlere yelken açmak, başka çiçeklerden bal toplamak istiyoruz. hayır demeyin şimdi, çoğu genç erkek bu şekilde düşünür çünkü hayatının en güçlü ve verimli dönemindedir. spermleri kalitelidir, fiziksel olarak güçlüdür ve kendine güveni zirvededir. yeterince uzun bir kaldıraçla dünyayı yerinden oynatabilecek durumdadır. bu da pelinsuya aşık erkek bireyin gamzelerin bacaklarını dikizlemesine, gizemlerin memelerini kesmesine, mervelere gidip gelmesine sebep olacaktır.

kömers ve brotherton'a göre, memelilerdeki monogaminin en yaygın ortak özelliği dişilerin yalnız veya küçük başıboş gruplar halinde dolaşmasıyla ortaya çıkan "erkek hegemonyası"dır. erkek, yalnız bir dişi gördüğü zaman onu sahiplenir, başkasına vermez. başka bir dişi gördüğü zaman onu da sahiplenir, onu da başkasına vermez. eskiden yağ ve şeker az bulunduğu için nasıl ki vücut bunlara karşı "aa ne güzel tadı var, aa negzel yumuşaçıık" falan gibisinden mekanizma geliştirdiyse erkek de dişiye karşı böyle mekanizma geliştirmiş olmalı. "aa negzel dişi, hemen alayım. aa bu daha güzel, bunu da alayım ama eskisini atmayayım"

peki hayvanlardan, tek eşlilikten, çocuk büyütmekten bahsettik zibilyon saattir. bu "ortak yaşamın" ve "tek eşli" olmanın toplum üzerine etkisi ne. öncelikle bu konuda google'a sorgu girince "esra erolun evlilik programı yararlı mı değil mi" diye yazı çıkıyor. benim derdim programlarla değil evliliğin kendisiyle.

her zaman olduğu gibi yabancı kaynaklara bakacağız yine. bu sitede bazı grafikler var, amerikan toplumunda yapılan ailelerin ne düşündüğünü gösteren.
marripedia.org/effects_of_m...
mesela evli çiftler (boşansın veya boşanmasın) 70% civarında çocuk sahibi olmanın önemli olduğuna inanırken hiç evlenmemiş bireylerin 35% kadarı çocuk sahibi olmanın önemli olduğunu düşünüyor. hırsızlık ve tekrarlayan market soygununda birlikteliğini koruyan (evli ve evliliğini sürdüren) ailelerin çocuklarıyla; evli olmayıp birlikte yaşayan iki biyolojik ebeveynin çocuklarının suça karışma oranı hemen hemen birbirine yakın, fakat ebeveynlerden biri üvey olduğu zaman (evli olsun veya olmasın) suç oranı artıyor. bu da aslında evliliğin çok da süpersonik bir kurum olmadığını göstermeye yeter bir işaret (evlenip çocuk yapsak da, evlenmeden birlikte yaşayıp çocuk yapsak da sonuç aynı. ama anne veya babadan biri üvey olduğunda çocuğun kriminal potansiyeli artıyor).

kaldı ki, birlikte yaşayan bireyler (evli olmayan) birbirlerine karşı çok daha fazla serbest alan bırakan ve saygı duyan bir benimseyiş içerisindeyken evlilik için imza atıldıktan sonra bu kişisel alana saygı ve kişisel özgürlüğün dokunulmazlığı yerini dominansiye ve yer yer ağır müdahalelere bırakıyor. bu "imzaya olan güven" her iki tarafı da çok ağır yıpratıyor. süslü yazılışını bir kenara koyduğumuzda ortaya çıkan anlam şu: evlenmeden birlikte yaşayan adam kaybetme korkusuyla eşinin üzerine titrerken evlendikten sonra "bastım nikahı artık benimdir, hiçbir yere gidemez" moduna bürünüyor. adam dediğime bakmayın, cinsiyet ayrımı yapmadan yazıyorum. hiçbir vasfı olmadığı halde sırf evli olduğu için ihtiyaçlarının erkek tarafından görülmesini kendinde bir “hak” olarak gören kadın da aynı, bir gram işin ucundan tutmayıp sırf evli olduğu için eşinden 'bedava seks' bekleyen erkek de aynı. örneklere takılmayın, vermek istediğim mesajı anlamaya çalışın lütfen.

her iki tarafın da beklentileri çok büyük, fakat beklentiler karşılanmayınca hüsran daha da büyük oluyor. erkek "sahiplenmek" ister, ama bu sahiplenmek öyle kol kanat germek gibi değil pek. köleleştirmeye çok yakın bir sahiplenme. yemeğini hazırlasın, kıyafetlerini yıkasın, evi temiz ve düzenli tutsun, erkek istediği zaman da seks yapsın. ye iç seviş döngüsü (abartıyorum, ana fikri almaya çalışın).

dişi ise lüks ve renkli bir hayat ister. hayvanlarda da gerçi bu böyle. dişi, erkeğin en renklisini, en güzel tüylüsünü, en güzel öteni, en güçlüsünü vs seçer. aslanlar ya da tukanlar parayı icat etmedi henüz tabi heheh. insan dişisi de böyle. en güzel şarkı söyleyeni veya en güzel saçı olanı değil en kaslı olanı, en zengin olanı seçiyor. çünkü biliyor ki para=güç. seçtiği eş ne kadar paraya sahipse, ne kadar güçlüyse o kadar rahat edecek. daha büyük ev, daha güzel araba, marka elbiseler, mücevherler, hatta belki hizmetçiler vs (yine abartıyorum, ana fikri alın lütfen).

peki bu çizdiğim tablodaki evlilikte dişinin görevi ne? erkeğin istediği yemek, temiz kıyafet, evin temizliği düzeni vs hep hizmetçiler tarafından yapılıyorsa, evlendiği kadın ne yapacak bu adamın gözünde. geriye sadece seks kaldı. erkek işe gidip daha çok para kazanır, kadına daha çok para verir. kadın o parayla mücevher alır, gezer tozar, yeni hizmetçiler alır, çocuğu varsa bakıcı alır, kocasıyla vakit geçirmez, geçiremez. ikili sadece seks için bir araya gelir. aradaki çekim biter, "evlilik aşkı öldürür". ondan sonra "kudret benimle hiç ilgilenmiyosun, günde 5dk sadece, o da belki" gibisinden tartışmalar yerini "eskiden her gün 5 dakikaydı şimdi haftada bir kez, o da ne zaman işten vakit bulursan kudret!" kavgalarına bırakır. kadın duygusal olarak kendini doyurmak, seçtiği eş tarafından ilgilenilmek ister; ama erkek bireyimiz daha çok çalışıp daha fazla para kazandığı zaman, dişiyi daha lüks ve daha konforlu yaşattığı zaman görevlerini yaptığını düşünür. sonra da ayrılırlar, olan yavrucağımıza olur.

ayrıca "evli olma hali"nin verdiği güvence, o imzaya sırtını yaslama çok beter bir durumdur. taraflar nedense profesörlüğe erişmiş akademisyen gibi, bir anda bütün çabalarından vazgeçer, g*tü göbeği salar, üretkenlikleri düşer, insanlığa katkıları azalır. hele ki çocukları olursa daha da beter, dünyanın bütün amacı bunların çocuklarına hizmet etmekmiş gibi, balkona çıkıp arsızca "ali'nin karnı acıktıııı" diye bağırabilirler heheh. ilgili video:


velhasıl, yoruldum ulan yazmaktan. yıllar geçmiş ben bu entrynin yazımına başlayalı. evliliğin toplumsal etkilerine değinemedim ama onu sonra editler daha da genişletirim. özetle evlilik zararlı bişey. evlenmeyin işte.
kaynaklar
1. www.ncbi.nlm.nih.gov/books/...
2. www.reed.edu/biology/profes...
3. www.jstor.org/stable/50898?...
4. www.curiosityaroused.com/na...
5. mentalfloss.com/article/550...
6.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

siz bi de milli fast food umuzu görün.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

(bkz: al kırdın kırdın)
devamını gör...

hem sürekli sorumu okuyup hem de ıvan mılınskının çok sorusunu aldık diyen yazardır. severiz.
devamını gör...

büyüdüm. büyüdükçe vazgeçme eşiği de düşüyormuş insanın. sonrasında da gidenlerin ardını büyük bir yalnızlık kaplıyormuş zamanla.
devamını gör...

eee sonra?
mimari zevkten bu kadar yoksun olup da bu kadar beton aşığı olmak da ne bileyim?
gelişmeyi beton olarak algılayan insanımız bunu hizmet olarak görecektir.
milli servet israfı...
devamını gör...

laps
boş yapma
ok
efso
kanka
kanks
sis (sister demeye çalısıyor)
bro
devamını gör...

testpitin dibi dibi. genellikle o sırada traş sırası sizdedir ve göz ucuyla hafif uyuz olarak kesersiniz, ne yapıyor bu keko diye.
bu arada efsane nick olurmuş bundan tüh kaçırdık.
devamını gör...

kendi halkının kandırılarak yok edilmesini engellemek üzere kendisini tehlikeye atan musevi kadın easter'in hikayesini kutlayan festival'dir.
devamını gör...

kadın ve erkeğin eşit olmaması

gerek evrimsel, gerek sosyo-kültürel açıdan değerlendirdiğimizde karşımıza çıkan gerçek. son zamanlarda belli başlı akımlar altında bunun genellemesinin yapılması da aslında özümüzü inkar etmekle aynı şey. geçmişini bilmeyen geleceğine de sahip olamaz, biliyorsunuz. hadi örnekler üzerinden incelemeye başlayalım.

öncelikle bu yazıda salt cinsellikten ya da ataerkil toplum gibi yapılardan dem vurmayacağız, beklentisi bu olanlar hiç zaman kaybetmesin.

darwin'in türlerin kökeni adlı kitabında incelemiş olduğu cinsel seçilim kavramına değinelim. canlılarda soy devamının sağlanması için belli başlı baskın özellikte iyi olanlar ya da yine canlı türünün gelişkinliğine göre belli özelliklerin ortalamasında iyi olanların soyu sürdürmesi olayını hepimiz biliyoruz. bu aklımızda bulunsun.
peki cinsel seçilim nasıl işliyor? yine her yerde görebileceğimiz gibi, önce aynı cins varlıklar* arasında gerçekleşiyor eleme. diğer erkeklerden üstün olan birey, hemcinslerini rekabette eliyor. devamında her şey bitmiyor ama. bu sefer de dişi bireyler kendi arasında bir öne çıkma ve üstün gelen erkekle soyunu devam ettirme çabası içine giriyor.
yani, önce erkekler arasında bir seleksiyon yaşanıyor ve galip gelen erkeğin dişisi için bir mücadele yaşanıyor. bu erkek bireylerdeki gibi birbirlerini mağlup etmeye, bastırmaya yönelik intraseksüel seçilim değil, karşı cinsin beğenisini kazanmak amacıyla gerçekleştirilen interseksüel seçilim.

burada bir diğer husus olan seksüel dimorfizme ve ikincil cinsel özellik kavramına da değinmek isterim. şimdi eş seçiminde birincil üreme organı olan cinsel organlar dışında, bir de gerek eleyiciliği artırmak, gerek ön plana çıkmak adına ortaya çıkmış diğer durumlar da var. bunlar minor ya da major farklar yaratabilmekte. yine bu farklılıklar, hemen hemen tümünde erkekler arasında gözlemlenip bir interseksüel seçilim örneği olarak karşımıza çıkmaktadır. tavuskuşu erkeğinin süslü tüyleri, aslanların yelesi, erkek geyiklerin boynuzları gibi. ortada bir sorun var çünkü bu ekstralar çoğunlukla kullanışsız olup cinsel seçilim dışında hayatı zorlaştırıyor. ufak bir çağrışım yapar belki, bu konuyu detaylandırmanın lüzumu yok.

bunu neden anlattım? henüz toplumsal rollere girmemekle birlikte, günümüzde insan dediğimiz canlı için de bunun geçerli olduğunu söyleyeceğim sadece.

yani, ortada herhangi bir memeli canlıdan, genetik haritası kötü bir dişi birey olduğunu düşünelim. eğer herhangi bir sebepten bu dişi bir şekilde üstün erkekle birleşirse, seçilimde düzgün genler baskın geleceği için ortaya çıkan yavru da büyük ihtimalle bu sorunlardan arınmış olacak. peki bu ortaya çıkan yavru da dişiyse? onun da üstün erkekle eşleşmesi durumunda, daha üstün bir canlı ortaya çıkacak. böyle böyle gidiyor. temel düzeyde doğal seleksiyon işte, inciği cinciği yok.

madem öyle, gelelim modern topluma. insanlar olarak bizler doğada bulunmayan manevi şeyler yarattık. matematik örneğin. günlük hayatımızı aşırı kolaylaştıran ve zekamızın adeta somut bir örneği olan matematik, aslında somut falan değil. biz bunu, ortak bilinçle varlığını kabul edip bilgi haznemize aldık. genetiğimize kodlandı ve bilgi aktarımı ile daha kolay kavranabilen bir şey haline geldi.
çok güzel. modern insan artık avcı-toplayıcılıkla yaşamıyor ve bünyesindeki ilkel güdülerden sonra epey yol kat etti. ego, süperego, denetim, topluluklarca kabul görmüş yapay kurallar ve bunların zamanla doğallaşması durumundan söz ediyorum. haliyle cinsel seçilim de bu süreçte belli bir adaptasyona uğradı. çünkü artık güç dediğimiz faktör saf fiziksel gücün ötesinde, itibar, sosyal konum, maddi gelir gibi unsurlara evrildi.
artık eş seçiminde de bunlar dikkate alınıyor. hiyerarşik anlamda erkekler birbirinden daha üstün konumlarda oluyor. eskiden bu durum hükümdarlık, askeri rütbeler ya da bunlardan ayrı bir kulvar olarak bilimsel çalışmalarken, günümüzde böyle manevi kavramlar yerine maddi dengeler daha çok önem taşıyor.

bu olunca ne oluyor? şimdi yukarıdaki durum erkekler için geçerli, kadınlara değineceğiz. çünkü bu, doğada karşımıza çıkan intraseksüel seçilimin günümüz dünyasındaki hali. interseksüel seçilim nasıl gerçekleşiyor dersiniz? kadınlar birbiriyle maddi manevi hiyerarşik farklar gözetiyor mu? belki evet, ama erkekler kadar baskın bir şekilde değil. yani dişilerin diğer dişileri egale etme, ayağını kaydırma düşüncesinden ziyade; başarılı erkek bireyin dikkatini çekme içgüdüsü var.

bunu sağlamanın yolları da modern toplumda bir hayli fazla. bununla ilgili çok başlık var sözlüğümüzde de. fiziksel özellikler ve zihinsel özellikler üzerine. ama kimse çıkıp ayda y para biriminden x miktarda kazanmayan dişiyle olmaz gibi bir şey demiyor. diyemez çünkü. evrimsel açıdan ters.

buraya kadar olan kısım da tamam. peki bu konuda kadın erkek eşitliğini savunmak ne kadar mümkün? farkındaysanız yazı genelinde kadın ya da erkeklere laf söyleyen hiçbir yazım yok. olağan gerçekler üzerinden konuşuyorum ve elimden geldiğince objektif davranma gayesi güdüyorum. iki cinsin de birbirine olan üstünlükleri var, fakat modern toplumun en büyük sorunlarından biri bunların eşit görülmesi. eşit hak ve özgürlüklere sahip olunmasıyla hiçbir derdim yok, bundan bahsetmiyorum. elbette öyle olmalı ve yeri geldiğinde cinsiyetlere pozitif ayrımcılık sağlanmalı.

toplumun kabul ettiği normlara gelelim. günümüzde olaylara taraflı yaklaşan bir kadın rahatlıkla "ama toplum içerisinde kadın şöyle, kadın böyle, hakir görülüyor" diyebilmekte. evet, bunu der çünkü öyle. ama olayın karşı tarafını hiç değerlendiriyorlar mı? mesela toplum içerisinde geçmişten günümüze süregelmiş ve erkeğin üzerine vazife ilan edilmiş görevler de var. "erkek adam ağlamaz, eşini çalıştıramaz, ailesine bakmak zorundadır." gibi. erkeklerin kendi arasında "kız gibi" olarak nitelendirdiği davranışlar kadını ezdikleri için değil, aslında yine eleyici mekanizmada kadına özgü davranışlar olduğu için sergileniyor.

hazır bunlardan bahsetmişken, ataerkil-anaerkil kavramına da biraz değinelim. hakimiyet kavramını bir kenara bırakırsak, yetişme biçimi üzerinden konuşacak olursak... günümüzdeki erkeklerin %90 gibi çok büyük bir oranda kadınlar tarafından yetiştirildiğini söyleyeceğim.
şöyle ki, eski toplumlarda; yani kadın-erkeğin mutlak eşit olduğu toplumları değerlendirdiğimizde, örneğin bunu orta asya türk toplumları ile somutlaştırdığımızda karşımıza kadınların da savaşa gittiği, erkeklerle cephede omuz omuza çarpıştığı, yönetimde söz sahibi oldukları ve yer yer erkeklerden daha üst mercilerde yer aldıklarını görüyoruz.
geride kalan çocukların idamesi ve yetiştirilmesi ise, artık savaşamayacak durumda olan, toplum, doğa ve tarihsel alanlarda dönem şartlarına göre epey bilgi sahibi "bilge ihtiyar" tarafından gerçekleşiyor.

bugün yaşadığımız coğrafyada gerek dinlerin, gerek sosyal psikolojinin etkisiyle kadın geri plana atılmakta ve çalışmak yerine evde çocuklarla ilgilenmekte. haliyle baba figüründen ziyade anne figürüyle içli dışlı yetişen, hayatı ondan öğrenen bireyler ortaya çıkıyor. sizce bu doğru mu? kendimce yanıtlayayım. kesinlikle yanlış! çünkü toplumdaki rolü geri plana atılan kadın, gerek belli başlı entelektüel bilgiye erişimi kısıtlandığı ve toplum yaşamını doyasıya tadamadığı; gerek kendisine reva görülen arka plan rolü sebebiyle çocuğuna da net bir aktarım yapamıyor. haliyle görüp geçirmiş ve teorik bilgi/tecrübeyle donanmış bir insana nazaran daha başarısız çocuklar yetiştiriyor diyebiliriz. aktarım kısıtlı çünkü.

bu konuda ilkel yaklaşamayız evet, kadının tek görevi çocuk yapmak ve yetiştirmek olarak görülemez. ama onun yetiştirdiği çocuk da yalnızca bunu gözlemlediği için, bunun doğru olduğunu düşünerek hayatına devam ediyor. ileride ailesini büyük oranda yine bu temeller üzerinden kuruyor. temel yanlışımız da bu. üzerinde durulması gereken kısım bu.

karşıt görüş olarak ne belirtiliyor? yine toplum tarafından kabul görmüş belli başlı fiziksel unsurlar üzerinden tepkisini dile getirmeye çalışan bir çoğunluk. neyden bahsettiğimi biliyorsunuz. iyi de, toplumun bu şekilde olması herkesin zararına zaten. ama uzun süre boyunca bunu kabul etmiş insanların kapısını biraz daha pozitif çalmak gerekiyor ki, onlar da gerçeği ellerinin tersiyle reddetmesin.

selektif anlamda yeterli başarı sağlanamıyor, sosyal ya da maddi açıdan daha iyi konumda olan fiziksel bakımdan zayıf bireyler soy devamı sağladığından mütevellit zaten genetik hastalıklar ve zayıflıklarla anatomisi sekteye uğramış insanların soyu; toplumsal uyuşmazlıklar sebebiyle de ilerlemekten aciz oluyor. sonra savunma olarak da transhümanizm çıktı zaten ortaya. o konuda objektif davranamayacağımdan ve işin içine çok fazla fikir katacağımdan yorum yapmayacağım. dileyen araştırabilir.

bir diğer konumuzsa erkek işi-kadın işi kavramı. arkadaşlar üzülerek belirtiyorum ki böyle bir şey söz konusu ve bunu değiştirmek de yine özümüze ihanet. biliyorum, genetik anlamda belli yeterlilikleri sağlayamadığımızdan dolayı bu rollerde de sekmeler söz konusu. ama fiziksel güç ağırlıklı yoğun işler aslında erkeklerin, sosyalliğin ve toplum ilişkilerinin ön planda olduğu işler ise kadınlarındır diyebiliriz. toplumsal denetim, katı kurallar gerektirmedikçe kadınlar tarafından devam ettirilmeli çünkü.

şimdi ben burada bir kadın ağır iş yapamaz, bir erkek sosyal anlamda vasat altıdır demiyorum. yatkınlıklarımızın bu yönde olduğunu söylüyorum. gerek hormonal denge, gerek toplum rolü nedeniyle bu bu şekilde. aksi mümkün değil mi ya da aksi durumlar yok mu? örneğin bir erkeğin fiziksel anlamda zayıf, kadının fiziksel anlamda üstün olması mümkün değil mi? elbette mümkün. aynı şekilde kadın birey sosyal anlamda zayıf, erkek birey daha güçlü de olabilir. işte bunun ortaya çıkmasının sebebi de selektif başarısızlık bana göre, ama dediğim gibi olabildiğince kendi fikirlerimden uzak tutmak istiyorum yazıyı.

sağduyumuza güvenirsek, kadının ve erkeğin toplum içerisinde yerine getirmesi gereken roller üç aşağı beş yukarı bellidir. normları kabul etmeyebilir, bu çerçevede hareketlerle kendimizi kısıtlamayabiliriz. ama toplum üzerinde eğer büyük çoğunluk bu şekilde davranmaya başlamazsa bu yalnızca bizim farklılığımız olarak kalır. bugün profesyonel anlamda karşı cinsin işini yapan kimselerin hormonlarıyla dışarıdan müdahaleler ile oynadığını söylemem gerekiyor mesela. kadın vücut geliştirme sporcularının dışarıdan testosteron takviyesi alması ya da erkeklerin çeşitli sakinleştiricilerle güdülerini bastırması gibi.

peki ne yapmalıyız? öncelikle kendimizle barışmalıyız. özümüzü reddetmenin ve bunu değiştirmeye yönelik davranmanın çok da bir vasfı yok.

bana kalırsa, olması gereken şey kadın erkek eşitliğini savunmaktan ziyade, iki tarafın da üstün ve zayıf yönlerini objektif olarak kabul etmesi, zayıf yönlerini kapatmak adına üstün olduğu yanlarını törpüleyip eksiltmek değil; zayıflıklarını da kendilerinin bir parçası olarak görüp üstün özelliklerini parlatmalarıdır. tek tek örneklendirirsem, yine objektiflikten uzaklaşırım.

sözlük yazarlarının konuyla ilgili görüşlerini merak ediyorum. hakaretin lüzumu yok, bilimsel ve toplumsal gerçeklik üzerinden gitmeye çalıştım elimden geldikçe. sizlerden de aynı duyarlılığı bekliyorum.

not: eğer başlık başıboşlara taşınacak olursa diye belirtmek istedim. bunun yerine silinmesini yeğlerim. kadınlar konusunda da, erkekler konusunda da hakaret olarak geçebilecek ifade kullanmadım, ayrıştırıcı unsurları belli temellere dayandırarak dile getirmeye çalıştım. saygılarımla, teşekkürler.
not 2: başlığa yakın başka başlıklar da var, ama burada farklı bir noktaya değinmek istedim. yine uygun görülürse taşınabilir.
devamını gör...

kalbi kırık bir yazarın yapacağı şey. entry falan da girmez.
devamını gör...

bakalım bu hafta hangi hayvanın üreme organları hakkında bilgi alacağız acaba sorusu eşliğinde merakla beklenen biyoloji yayını.*

bekliyoruz efendim, allah mikrofonuza ve çenenize zeval vermesin.

gomercan sen de dikkat et lütfen, rtük'ten ceza alan ilk sözlük radyosu sorumlusu olma.*
devamını gör...

vücuda hiçbir faydası olmayan maddelerin 1 aydan uzun süre kullanımı sonucu görülür.
bu hastalarda demir eksikliği anemisi kaçınılmazdır.
devamını gör...

hırvatistan cumhurbaşkanı kolinda grabar-kitarović.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim