değer verddiğin kadar değer görmediğini hissetmektir.
devamını gör...

ingiliz yazar david harbert lawrence'ın 1930'da yayımlanan romanı. yazıldığı dönemde "özgürleşmenin öncüsü" olarak kabul edilmiştir.

papazın karısı, beş parasız genç biriyle kaçıyor. direkt böyle başladım çünkü kitap da böyle başlıyor. yvette ve lucille adında iki kız çocuğunu ve papazı geride bırakıp gittiğinde hiç kimse anlam veremiyor. çünkü papaz çok iyi bir eş ve karısına da çok aşık. kadını öyle çok seviyor ki; gidişinin ardından onun ilk hâlini sevmeye ve zihninde onu "ak karçiçeği" gibi tertemiz görmeye devam ediyor.

papaz, başka bir şehirde yaşayan annesini ve iki kardeşini birlikte yaşamak üzere yanına çağırıyor. evdeki herkesin "ana" dediği büyükanne çok baskın bir karakter. sağladığı bu otoriteyi de çok seviyor. cissie hala dedikleri, yani papazın kız kardeşi, kendini annesine adamış, hiç evlenmemiş orta yaşlı bir kadın. o da çok fena, çok şirret. kızların amcası da aynı evde ama nedense ondan hiç bahsedilmiyor, o hâlde biz de boşverelim.

şimdi dediğim gibi büyükanne çok otoriter ve kurduğu düzenin bozulmasından çok korkuyor. kaçan gelininin geri dönmesinden, papazın bir daha kalbini kimseye açmamasından, kızların annelerine benzemesinden.. bu yüzden evde kadından hiç ama hiç bahsedilmiyor. yok sayılıyor. bahsedilirse de yalnızca büyükanne bahsediyor ve hiç de hoş bahsetmiyor.

kızlar büyüyor, papazın kızı olarak büyüyor ve bunun getirdiği sorumluluğa göre hareket ediyorlar. kilise korolarına, soylu ailelerin düzenlediği partilere ve beş çaylarına katılmak, tüm arkadaşlarını ailenin hatta büyükannenin onayıyla seçmek zorundalar. büyük olan kız lucille, biraz daha uysal bir karakter. evdekilere tamamen boyun eğmiş değil ama yeterince cesur da değil. yvette ise çok asi, kendini bulunduğu çevreye ait hissetmeyen, gözü kara bir kız. bu yüzden sık sık evde tartışma çıkıyor. özellikle de cissie hala ile.

artık bir genç kız olan yvette, aşk üzerine düşünmeye başlıyor. aslında düşünmek de değil, çevresinde ona ilgi duyan ne kadar erkek varsa hiçbirine aşık olamayacağını düşünüyor. çünkü yvette, birisinin onunla ilgilenmesini ve ilgisini açıkça belli etmesini istemiyor. karşısındakini güçsüz görüyor.

arkadaşlarıyla pikniğe gittikleri bir gün çingene'yi görüyor. arabaları onların kamp yaptıkları yerde durmak zorunda kalıyor. çingene'nin kayıtsızlığından ve onların yaşamından çok etkileniyor. kendini adamın etkisi altına girmiş gibi hissediyor. bu arada adam evli ve üç çocuğu var. hatta adamın karısı yvette'in falına bakıyor. resmen ilerde evleneceği kişiyi de kocasına çok benzer birisi olarak tarif ediyor. ben ilk başta evli olmadıklarını, sonradan bu durumun çözümleneceğini düşündüm ama ciddi ciddi evlilermiş.

sonrasında çok sık değil ama yvette çingene'yi düşlüyor. bu sırada bulunduğu ev ve arkadaş çevresi daha da çekilmez hâle geliyor onun için. iyice yabancı hissediyor bu yaşama. kendini hep o karavanda, o ateşin başında, çingene eteğiyle hayal ediyor. soylu sayılabilecek herkes gözünde küçülüyor.

kitabın genel hatlarıyla böyle olduğunu, büyük olaylar üzerinden ilerlemediğini, daha çok duygular ve düşüncelere yoğunlaştığını söyleyebilirim.


kitabın sonu biraz hayal kırıklığı yarattı. çünkü hiçbir şey olmadı. yvette hayatına devam etti, çingene kış gelince başka bir yere göç etti. zaten ilk karşılaşmadan sonra sadece 3 kez görüştüler ve hep kısa sürdü. açıkçası evden kaçmalı, eski hayatını geride bırakmalı, annesinin kaderini yaşamalı bir şeyler beklemiştim.
devamını gör...

- troposferin üst sınırından itibaren 50 km yüksekliğe kadar çıkar.

- bu katmanda su buharı olmadığı için iklim olayları görülmez.

- yatay hava hareketleri görüldüğü için dikey yönde sıcaklık değişimi yok denecek kadar azdır.

- ekvator ile kutuplar arasındaki sıcaklık farkından dolayı, ekvator’dan kutuplara doğru “kuvvetli hava” akımları oluşur. jet rüzgârları adı verilen bu hava akımının saatteki hızları 500 km’ye kadar ulaşır.
- - - - alıntı - - - -

kaynak: coğrafya dersi notlarıdır. bana ait değildir.
devamını gör...

izmir'in buca ilçesinde, dokuz eylül üniversitesi dokuzçeşmeler kampüsünün çok yakınında bulunan anıtsal nitelikteki bir tarihi kilisedir. daha önce burada yer alan bir şapele (müslümanlardaki mescid benzeri küçük kiliseler) levantenler bir takım eklemelerde bulunarak 1865'te inşa etmişler. 1961'de buca belediyesine devredilmiş, değişik yıllarda sanat merkezi ve evlendirme dairesi olarak hizmet verdikten sonra 2001 yılında türk protestan cemaatinin ibadet ihtiyaçları için devredilmiştir. yani teknik olarak hala buca belediyesine bağlı bir kültür sanat merkezidir. bahçesinde levantenlere ait anıtsal nitelikteki mezarların yanı sıra içerisinde antika bir org da vardır. pastörüne (protestanların imamı, rahibi gibi bir şey) değin cemaatinin tamamı türk olduğu için vaftizlerden ilahilere ve dulara kadar her ritüelin türkçe yapıldığı bu kilise ziyarete de açıktır.

www.bucabaptist.org/blank

devamını gör...

lafı kesilmeden iki kişinin bir konuyu enine boyuna tartışmasının mümkün olmadığı bir ülkede olmadığını düşündüğüm konudur. hayatım boyunca sadece bir kişi konuşurken lafımı kesmedi, o da amerikalıydı.
devamını gör...

allah'a, hz muhammed'e ve kuran-ı kerim'e hakaret tabusunun aşılması gerektiği gibi mi yani?
devamını gör...

bu sabah sinirlerimi ölçtürmek için nalbura gittim, bileğime pamuklu kolonya sürüp stres ölçeri acımadan sapladı dümbelek. asgari ücret üzerinden hesapladığı streslerimin ödenmeyen ekstreler yüzünden kritik seviyelere çıktığını ve derhal kayınpederime gidip konkordato ilan etmemi tavsiye etti. itfaiyeyi arayıp duş almak için randevu aldım. konserve fabrikasından gelen elamanlara ekmekten çıkan roma dönemi bronz heykelcikleri kaçak yollardan satıp eve döndüm. buz dolabını açıp beynimi izleyip biraz ferafladıktan sonra kişiliklerimi çıkarıp bulaşık makinasına attım.

karnım zil çalıyordu televizyonu açıp temassız kredi kartı reklamı yiyip üstüne buz gibi dolar kuru içtim. gazımı alması için pijamalarımı kemirdikten sonra yatağıma biraz kömür doldurup fişi burnuma soktum. kahvaltımıda yaptıktan sonra gecem geyiklendi uykum içime kaçtı.
devamını gör...

bugün bir vergi kaçağını ihbar ettiğinizde gerekli şartlar oluşursa ihbar ödülü almaya hak kazanıyorsunuz, o ödül için de veraset ve intikal vergisi ödüyorsunuz.
devamını gör...

-sizi neden işe alalım?
-abi ekmek parası.
-para verem mi sana?
-abi, 5lira yeter.
(adam parayı uzatır.)
-abi, bu 5000tl!
gönlüm sana 5 lira vermeye yanaşmadı.
(çocuk dilencidir ve parayla kaçar.)
-ona sahte para verdim.

son

d:yeğen 1
devamını gör...

(bkz: pamuk şeker ticareti)
devamını gör...

“insanın geçmişini araştırması acı veren bir deneyimdi. mutlu olabilmenin tek şartı ‘unutmayı’ başarabilmekti.”

kardeşimin hikayesi, zülfü livaneli
devamını gör...

yeni yazar benden yeni olmasın. saygın kişilik yazdıklarımı beğenir sever güzel tanımlar yapar.
devamını gör...

sözlüğe yazarken genel olarak uymaya çalıştığım eylemdir.

bilgi içerikli tanımlara denk gelmek beni daha çok mutlu ediyor, benim gibi düşünen kişilerin sayısının fazla olmasını umuyor ve herkesi bilgi içerikli tanımlar girmeye davet ediyorum.
devamını gör...

anadolu lisesiydi. gerçi hepsi anadolu oldu değil mi ? bir esprisi de kalmadı.
devamını gör...

benim yazmak istediğim kütüphane ''beyazıt devlet kütüphanesi''.

bu bina ile bayezit camii ve tarihi sahaflar çarşısı yakınında 1884 yılından beri hizmet veren beyazıt devlet kütüphanesi, türkiye'de devlet eliyle kurulan ve oluşum şartları bütün ayrıntılarıyla bilinen ilk kütüphanedir.

kütüphane binası olarak kullanılmak üzere bayezid camii külliyesi imaretinin bir bölümünün tamir edilip kullanılmasına karar verilmiştir, bu karara devrin maarif nazırı mustafa nuri paşa, sadrazam mehmed said paşa ve padişah ıı. abdülhamit öncülük etmiştir.

bu binanın düzenlemelerinden sorumlu olarak mekteb-i mülkiye (ankara üniversitesi siyasal bilgiler fakültesi) binasını da yapan ohannes kalfa görevlendirilmiştir.

bu kütüphanenin binası aslında 2. beyazıt döneminde , 1501-1506 yılları arasında inşa edilmiş, daha sonra 1884 yılında ''kütüphane-i umum-i osmani'' ismiyle maarif nezaretine (milli eğitim bakanlığı) bağlı olarak hizmete açılmış.

açılıştan sonra kütüphanenin boş raflarına osmanlı dönemi'nin ilk vakanüvisi (resmi tarih yazıcısı) naima tarafından yazılmış olan ''naima tarihi'' eserinin ciltleri konulmuş, daha sonra çeşitli yollarla (toplama, bağış gibi) kütüphanenin eline geçen kitaplar bu güzel kütüphaneye yerleştirilmiştir.

bu kütüphanenin başına atanan ilk yönetici ise tahsin efendi'dir.

kütüphane, ilk yıllarında büyük ilgi görmüş hatta saray mensupları bile cuma namazı çıkışlarında kendilerine ayrılmış olan oturma yerlerinde okuma etkinlikleri yapmışlardır.

bu kütüphane, cumhuriyet döneminde ''bayezid umumi kütüphanesi'' olarak hizmete devam etmiştir.

daha sonra 1869 yılında kütüphaneye müdür olarak atanan ismail saip efendi döneminde kütüphaneyi fare basması sonucu kütüphanede birçok kedi beslenmiştir. aynı zamanda yine ismail saip efendi'nin bir kedi meraklısı olması sebebiyle onun döneminde beyazıt devlet kütüphanesi ''kedili kütüphane'' olarak anılmıştır.

beyazı devlet kütüphanesi, 1942 yılında kütüphaneye 2 adet 48 gözlü fiş dolabının yaptırılması ile ülkede modern fiş ve kataloglama usulünün uygulandığı ilk kütüphane olmuştur.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel




kaynak.
devamını gör...

dünya dışı gezegenlerde yaşam olsaydı nasıl olurdu, hangi türler yaşardı gibi konuları işleyen, insanın ufkunu bir kaç kat arttıran 4 bölümlük harikulade bir netflix belgeseli. ayrıca çok açık ve anlaşılır akademik ingilizcesi var. ingilizce öğrenen ya da ingilizcesini geliştirmek isteyen arkadaşlar not tutarak çok dikkatli bir şekilde izlerlerse baya bir yol alacaklardır.
devamını gör...

77*53 ölçülerinde kendisi küçük etkisi büyük şaheser.
devamını gör...

bu haytalar büyüyünceye kadar eylül-nisan arası salonda koltukta yattım. *
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
üstelik her gece bu pehlivan tarafından tepelendim. sürekli koltuk tepesine çıkıp üstüme atlıyordu. atladığı yer göçüyor öyle böyle hasar bırakmıyor.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
şu da saçlarımı mıncıklıyor yalıyordu.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
hiç de öyle keyfi falan yoktu. gitsin de gelmesin o günler. *

not: hala üstüme atlıyor, hala yalıyor mıncıklıyorlar ama nihayet odamdayım.
devamını gör...

kargo ile kulaklık söylemişsindir, kutuyu heyecanla açmışsındır ve kulaklığı taktın o da ne? tekinden ses gelmiyor, hadi otur düşün şimdi bu durumu.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim