milyar milyon
ne yapıldığı, nereye harcandığı belli olmayan nicelik.
devamını gör...
elde sprey boya olsa duvara yazılacak şey
"buraya bakarlar"
devamını gör...
gökkuşağı
güneş ışınlarının yağmur damlalarında veya sis bulutlarında yansımasıyla oluşur.oluşan renkler kırmızı,turuncu,sarı,yeşil,mavi,lacivert,mor tonlarıdır.
dört elementin biraraya gelişinin sembolüdür.
güneş yani ateş in su ve hava ile buluşmasıyla oluşur ve biz toprağa değiyormuş gibi görürüz. kuşak ise gökyüzü ve yeryüzünü bağlayan köprü veya tanrı ile insanı birbirine bağlayan köprüyü sembolize eder.iki dünyayı bağlamasıyla birçok mitte kendine yer bulmuştur yunan mitolojisinde de iris olarak geçer.
ayrıca alkım ,alaimisema olarak da bilinir.
alaimisema mabel matizin şarkısından bizlere tanıdık gelmektedir.etimolojik olarak
ala-im-sema yani gök alametleri anlamındadır.
dört elementin biraraya gelişinin sembolüdür.
güneş yani ateş in su ve hava ile buluşmasıyla oluşur ve biz toprağa değiyormuş gibi görürüz. kuşak ise gökyüzü ve yeryüzünü bağlayan köprü veya tanrı ile insanı birbirine bağlayan köprüyü sembolize eder.iki dünyayı bağlamasıyla birçok mitte kendine yer bulmuştur yunan mitolojisinde de iris olarak geçer.
ayrıca alkım ,alaimisema olarak da bilinir.
alaimisema mabel matizin şarkısından bizlere tanıdık gelmektedir.etimolojik olarak
ala-im-sema yani gök alametleri anlamındadır.
devamını gör...
ruşen çakır
takip ettiğim bir kaç gazeteciden birisidir.
nezdimde, siyasal islamcıları en iyi tanıyan objektif gazeteci olma unvanına da sahiptir.
youtube kanalında haftalık olarak gündemi yorumlar, izlenesi takip edilesidir.
nezdimde, siyasal islamcıları en iyi tanıyan objektif gazeteci olma unvanına da sahiptir.
youtube kanalında haftalık olarak gündemi yorumlar, izlenesi takip edilesidir.
devamını gör...
dinlemekten bıkmayacağınız şarkılar
daima yüksek sesle.
devamını gör...
yağmur
en çok otlara yakışan hava olayı.

an itibariyle otlar da şu şarkıyı söylesin hatta.
resul dindar
yağarsa yağmur yağar

an itibariyle otlar da şu şarkıyı söylesin hatta.
resul dindar
yağarsa yağmur yağar
devamını gör...
hakkında
sinderella gibi arabam kabak olmasın diye
12 gibi uyurum.
midem iyiyse sevdiğim şeylerden ölçüsüz yiyebilirim
okurum, yazarım, gezerim.
pandemi öncesi sinema aşığı bir insandım
evde bir şeyler izlemek işine ciddiye alamıyorum.
iç sesim her durumda bir komiklik bulur beni de bunu herkese söyle diye ikna eder.
anlatmaya dinlemeye bayılırım.
akademik anlamda sadece istikrarlıyım çok çalışkan olmaktansa aynı anda bir dünya şey yapmayı tercih ederim.
gördüğüm güzel günlerden daha da güzellerini gireceğime dair inancım 45 yıldır benimle
önüme gülümseyerek bakabiliyorum onun sayesinde.
yaşam mottom:
görelim mevla neyler neylerse güzel eyler.
12 gibi uyurum.
midem iyiyse sevdiğim şeylerden ölçüsüz yiyebilirim
okurum, yazarım, gezerim.
pandemi öncesi sinema aşığı bir insandım
evde bir şeyler izlemek işine ciddiye alamıyorum.
iç sesim her durumda bir komiklik bulur beni de bunu herkese söyle diye ikna eder.
anlatmaya dinlemeye bayılırım.
akademik anlamda sadece istikrarlıyım çok çalışkan olmaktansa aynı anda bir dünya şey yapmayı tercih ederim.
gördüğüm güzel günlerden daha da güzellerini gireceğime dair inancım 45 yıldır benimle
önüme gülümseyerek bakabiliyorum onun sayesinde.
yaşam mottom:
görelim mevla neyler neylerse güzel eyler.
devamını gör...
en sevilen erkin koray şarkısı
(bkz: bir eylül akşamı)
devamını gör...
gece hortlayan yemek başlıkları
bugün sac kavurma başlığını canlandırarak ben de gece gece yazar arkadaşların birazcık iştahını kabarttım, dertlendirdim, hatta da yaralarını deştim belki de. ama işte tanım yazmanın da zamanı olmuyor. bu başlığa tanımı kurban bayramı arifesinde yazmak iyi olurdu ama o zamanı da bekleyemezdim.
devamını gör...
intihar etmek
(bkz: ragequit) olmuyorsa kasmayacaksın demek gibi bir şey. olmuyorsa cidden kasmayacaksın... en sıkıntılı yönü intihar ederken yaşayacağın histen korkmak, üşenmek. yani hissedeceğin acı, ölüm süreci, o süreci yaşarken keşke yapmasaydım düşüncesi işin acıklı yönü. değilse ölüme giden süreç çok kısa ve acısız olsa intihara yönelim çok daha fazla olurdu. çünkü cidden ragequit gibi bir şey. ha geriye intihar notu bırakmak da sanırım `gg` demek gibi bir şey oluyor herhalde. çünkü bitince bazen cidden bitiyor. kaybettiğin oyunda diktiğin binaların düşman tarafından tek tek yıkılışını izlermiş gibi izliyorsun. acı veriyor hayat. işte ragequit ihtiyacını hissediyor insan. umut denilen saçma şey diktiğin, inşa ettiğin şeylerin yıkılışını görme eziyetinden başka bir şey olmuyor.
devamını gör...
ropdöşambır
devamını gör...
fakir olmanın bateri çalmak için bir engel olmaması
engel tabiiki, engel ama engelleri aşanlar var, iyi şartlarda yetenekleri ortaya çıkanlar ne olacak..
peki ya oldurmaya çalışırken geçen zaman, emek...
bir şey istiyorsun, imkan yok, önce imkana nasıl ulaşacağını bul, imkanı da sen yarat, yapmak istediğin şeye giden yolu inşa et, yolu da sen yap, sonra o yola gir et, imkanları sağladıktan sonra, sabırla sıcak tuttuğun hevesini yaşa... herşeyi halletmek için yorulup üzüldükten sonra...
bir çocuğa verecek hiçbir şeyi olmayanlar, ne kadar da çok çocuk yapıyor ya,
bir konu bu kadar mı gerçeğiyle tezat olur..
inanılır gibi değil...
peki ya oldurmaya çalışırken geçen zaman, emek...
bir şey istiyorsun, imkan yok, önce imkana nasıl ulaşacağını bul, imkanı da sen yarat, yapmak istediğin şeye giden yolu inşa et, yolu da sen yap, sonra o yola gir et, imkanları sağladıktan sonra, sabırla sıcak tuttuğun hevesini yaşa... herşeyi halletmek için yorulup üzüldükten sonra...
bir çocuğa verecek hiçbir şeyi olmayanlar, ne kadar da çok çocuk yapıyor ya,
bir konu bu kadar mı gerçeğiyle tezat olur..
inanılır gibi değil...
devamını gör...
geceye bir söz bırak
“bence şimdi sende herkes gibisin.”
devamını gör...
aileyle film izlerken cinsel sahnenin çıkması
bu durumla karşılaşıp utanmayan bizden değildir.
devamını gör...
entry yazayım derken destan yazmak
hikâyesi olan, derdi olan, anlatma kaygısı güden insan elbette yazacak. yazacak ki, yılların birikimi ile dolmuş olan dimağını boşaltsın. zincirden boşanır gibi yazacak ki, tüm bunlar kişinin kendisine kalmasın, başkalarına aktarılsın. insanların öğrendiklerini, yaşanmışlıklarını, tecrübelerini 24 karaktere sıkıştırmasını mı istiyorsunuz? bunun yapılmışı zaten var. o zaten sizi kesiyorsa oraya odaklanacaksınız. sözlük mantığını ayakta tutan şey ilk çıkış anından beri yazılan destanlardır. kâh sizin destan dediğiniz şeylerin yazımı da 5-10 dakika sürüyor ya orası da ayrı mevzu.
okumak disiplin gerektiren bir iş. okuma disiplininiz yoksa, size yazılan her şey destan gelir. zira burada yazılan, aslında çok da uzun olmayan şeyleri okumaktan eriniyorsanız, kitapları nasıl okuyabiliyorsunuz cidden merak ediyorum. zihin tembelliği kitap okuma alışkanlığını yok eder. şikayet bu minvalde olduğuna göre zihin tembelliğinin önüne geçmek için uzun yazmayın demek yerine, yazın da ufak ufak okuyalım, alışkanlığımızı, zindeliğimizi yeniden kazanalım demeniz lazım. hatta şikayet etmek yerine bu insanlara teşekkür etmeniz lazım.
bakın kolaycılık dediğiniz şey her yere sirayet ediyor. insanlar kitap özetleri ile kendilerini kitap okumuş saymaya başladılar. kaldı ki, sizin destan olarak nitelediğiniz iletiler, sözlüğün topu topu %20'sini ya oluşturur ya oluşturmaz. akışa şöyle bir bakın bakalım; hep sizin istediğiniz kısa cümlelerle dolu tanımlar mevcut. bırakınız, insanların hikayelerini, anılarını, yaşanmışlıklarını, tecrübelerini okumak isteyen kitle, bunları okusun. zaten yazanların bir çoğu okunma kaygısı gütmüyor. 1 kişi bile okusa kafi gözüyle bakıyorlar olaya. bir konu hakkında verilen bilgi, öneri ve anlatılan hikayenin alıcısı bellidir zaten. ve azınlıktır. işte o yüzden destan (!) yazanlar az okunmayı ama öz okunmayı tercih eden kitle.
akışı kısa iletilere boğan ya da geyiğin boynuzunu sivriltenlere de bir zararları yok. kaldı ki, onları da eleştirmiyorum. zira yaş itibarı ile şu anda hepsi biriktiriyor. birikip, taşmaya başladıkları zaman onlarda kelimelerinin önüne geçemeyecekler, anlatma kaygısını yenemeyecekler ve yazmaya başladıklarında artık kısa cümleler kuramadıklarını fark edecekler. ha kimi testiyi 10 sene de doldurur, kimi 30 sene de doldurur ama o testi emin olur dolar ve bir gün siz de destan yazmaya başlarsınız.
şimdi şurada iki satır yazdığım şey misal destan olarak nitelenecek ve bunu yazmak 5 dakika mı almadı. beş dakika parmak egzersizi de mi yapmayalım arkadaş?*
siz akışa odaklanın derim, destan yazanlar kendi köşelerinde yazıp, çiziyor zaten. okumak isteyen de gelip okuyor. bak şimdi aşk olsun ! destan deyince aklıma grup destan geldi. öyle de bir grup vardı mesela ve onunla ilgili komik bir anım var. onu şimdi iki satırla nasıl çiziktireyim? hem onlar şarkı da ne diyordu? ''ayvası var narı var.'' siz ayvayı tercih ediyorsunuz diye narlar yok olacak değil ya! netice de atadan yadigar *
okumak disiplin gerektiren bir iş. okuma disiplininiz yoksa, size yazılan her şey destan gelir. zira burada yazılan, aslında çok da uzun olmayan şeyleri okumaktan eriniyorsanız, kitapları nasıl okuyabiliyorsunuz cidden merak ediyorum. zihin tembelliği kitap okuma alışkanlığını yok eder. şikayet bu minvalde olduğuna göre zihin tembelliğinin önüne geçmek için uzun yazmayın demek yerine, yazın da ufak ufak okuyalım, alışkanlığımızı, zindeliğimizi yeniden kazanalım demeniz lazım. hatta şikayet etmek yerine bu insanlara teşekkür etmeniz lazım.
bakın kolaycılık dediğiniz şey her yere sirayet ediyor. insanlar kitap özetleri ile kendilerini kitap okumuş saymaya başladılar. kaldı ki, sizin destan olarak nitelediğiniz iletiler, sözlüğün topu topu %20'sini ya oluşturur ya oluşturmaz. akışa şöyle bir bakın bakalım; hep sizin istediğiniz kısa cümlelerle dolu tanımlar mevcut. bırakınız, insanların hikayelerini, anılarını, yaşanmışlıklarını, tecrübelerini okumak isteyen kitle, bunları okusun. zaten yazanların bir çoğu okunma kaygısı gütmüyor. 1 kişi bile okusa kafi gözüyle bakıyorlar olaya. bir konu hakkında verilen bilgi, öneri ve anlatılan hikayenin alıcısı bellidir zaten. ve azınlıktır. işte o yüzden destan (!) yazanlar az okunmayı ama öz okunmayı tercih eden kitle.
akışı kısa iletilere boğan ya da geyiğin boynuzunu sivriltenlere de bir zararları yok. kaldı ki, onları da eleştirmiyorum. zira yaş itibarı ile şu anda hepsi biriktiriyor. birikip, taşmaya başladıkları zaman onlarda kelimelerinin önüne geçemeyecekler, anlatma kaygısını yenemeyecekler ve yazmaya başladıklarında artık kısa cümleler kuramadıklarını fark edecekler. ha kimi testiyi 10 sene de doldurur, kimi 30 sene de doldurur ama o testi emin olur dolar ve bir gün siz de destan yazmaya başlarsınız.
şimdi şurada iki satır yazdığım şey misal destan olarak nitelenecek ve bunu yazmak 5 dakika mı almadı. beş dakika parmak egzersizi de mi yapmayalım arkadaş?*
siz akışa odaklanın derim, destan yazanlar kendi köşelerinde yazıp, çiziyor zaten. okumak isteyen de gelip okuyor. bak şimdi aşk olsun ! destan deyince aklıma grup destan geldi. öyle de bir grup vardı mesela ve onunla ilgili komik bir anım var. onu şimdi iki satırla nasıl çiziktireyim? hem onlar şarkı da ne diyordu? ''ayvası var narı var.'' siz ayvayı tercih ediyorsunuz diye narlar yok olacak değil ya! netice de atadan yadigar *
devamını gör...
küresel ısınmaya alternatif çözümler
kişisel olarak uygulanabilecek olanlar dışında, bilim insanlarınca da önerilen ama kabul görmeyen bazı yöntemler.
1- karbon tutma yöntemi
bu yöntem, fabrika atıkları içerisindeki karbondioksit gazını sıvılaştırıp yer altında biriktirmeye dayanıyor. teoride makul gibi görünse de yer altındaki sıvının orada sabit durup durmayacağı konusu tartışmalı. yerin altındaki su kaynaklarına sızıp onları zehirleme ihtimali var ve üstelik son derece pahalı bir yöntem. dolayısıyla büyük ihtimalle çoğu fabrika sahibi tarafından yanaşılmayacak bir yöntem. zira kloroflorokarbon gazını kullanmayı bırakarak küresel ısınmadaki olumsuz katkıları azaltabilecek olan bu fabrika sahipleri, diğer gazların kullanımı daha maliyetli olduğundan sera gazına olumsuz katkı yapmaya devam etmişti. yine de yönteme sıcak bakan fabrika sahipleri de var. başlangıç maliyeti 100 milyon dolara yakın olduğundan büyük bir katılım olmayabilir bu harekete.
2- atmosfer kirleticiler
volkanik patlamalardan yola çıkılarak yapılmış bir öneri... bu tür patlamalarda gökyüzü yüklü miktarda toz ve gazla kaplanır ve eğer büyük bir patlamaysa, dünya genelindeki sıcaklıkların düşmesine neden olabilir. yöntem, atmosferi kirletecek birtakım gazları atmosfere roketler yardımıyla salıvermek üzerine kurulu. böylece bu "kirleticiler" güneş ışığını atmosferin üst tabakalarından, dünyaya fazla ulşamadan geri yansıtacak ve ısınmayı önleyecek. fakat bunun da olası bir kuraklığı tetiklemesi gibi muhtemel yan etkileri var. ayrıca her yıl düzenli olarak yapılacak bu işlemin maliyeti 10 milyar dolara yakın.
3- genetik mühendisliği
bu çalışma alanı, canlıların genleri üzerinde yapılabilecek değişiklikler aracılığıyla yeni yaşam formları üretmeyi mümkün kılabilir. böylece eğer sadece karbondioksit ve diğer sera gazları ile beslenen bir canlı formu "yaratılabilirse" havanın temizlenmesine katkıda bulunulabilir. özellikle de özel olarak geliştirilmiş ağaçlar bu iş için ideal olabilir. ancak yine olası bir yan etki var: hızlıca büyüyecek ve yayılacak olan bu türün, bitki örtüsü içerisindeki diğer bitki türlerine baskın gelerek onları yok etmesi. bu da besin zincirinin bozulması ile beraber başka bir küresel felakete yol açabilir.
4- deniz yosunu ve alg nüfusunu artırmak
okyanuslarda karbondioksitle beslenebilen bazı canlılar var. bunların sayısı artırılabilirse, karbondioksit emilimi de artırılabilir. fakat bunu yapabilmek için denizlere birtakım atıkların bırakılması gerekiyor. bu da atıkların ve diğer maddelerin boşaltılmasıyla deniz kirliliğinin önlenmesine ilişkin londra sözleşmesi'ne aykırı sayılıyor. hatta bu amaçla yapılan bir deneyin durdurulması da istenmişti.
buradan çıkarılacak özet şu; bazı önlemler maliyet olarak son derece pahalıya patlıyor ve olası yan etkilerin, önlemlerden önceki durumun daha da kötüye gitmesine neden olma ihtimali var. bu nedenle, küresel ısınmada geri dönüşü olmayan noktaya gelmeden dünya çapında önlemler alınması, her ülkenin de buna uyması gerek. şu anki gibi devam edersek, sonrası büyük ihtimalle çok geç olacak.
1- karbon tutma yöntemi
bu yöntem, fabrika atıkları içerisindeki karbondioksit gazını sıvılaştırıp yer altında biriktirmeye dayanıyor. teoride makul gibi görünse de yer altındaki sıvının orada sabit durup durmayacağı konusu tartışmalı. yerin altındaki su kaynaklarına sızıp onları zehirleme ihtimali var ve üstelik son derece pahalı bir yöntem. dolayısıyla büyük ihtimalle çoğu fabrika sahibi tarafından yanaşılmayacak bir yöntem. zira kloroflorokarbon gazını kullanmayı bırakarak küresel ısınmadaki olumsuz katkıları azaltabilecek olan bu fabrika sahipleri, diğer gazların kullanımı daha maliyetli olduğundan sera gazına olumsuz katkı yapmaya devam etmişti. yine de yönteme sıcak bakan fabrika sahipleri de var. başlangıç maliyeti 100 milyon dolara yakın olduğundan büyük bir katılım olmayabilir bu harekete.
2- atmosfer kirleticiler
volkanik patlamalardan yola çıkılarak yapılmış bir öneri... bu tür patlamalarda gökyüzü yüklü miktarda toz ve gazla kaplanır ve eğer büyük bir patlamaysa, dünya genelindeki sıcaklıkların düşmesine neden olabilir. yöntem, atmosferi kirletecek birtakım gazları atmosfere roketler yardımıyla salıvermek üzerine kurulu. böylece bu "kirleticiler" güneş ışığını atmosferin üst tabakalarından, dünyaya fazla ulşamadan geri yansıtacak ve ısınmayı önleyecek. fakat bunun da olası bir kuraklığı tetiklemesi gibi muhtemel yan etkileri var. ayrıca her yıl düzenli olarak yapılacak bu işlemin maliyeti 10 milyar dolara yakın.
3- genetik mühendisliği
bu çalışma alanı, canlıların genleri üzerinde yapılabilecek değişiklikler aracılığıyla yeni yaşam formları üretmeyi mümkün kılabilir. böylece eğer sadece karbondioksit ve diğer sera gazları ile beslenen bir canlı formu "yaratılabilirse" havanın temizlenmesine katkıda bulunulabilir. özellikle de özel olarak geliştirilmiş ağaçlar bu iş için ideal olabilir. ancak yine olası bir yan etki var: hızlıca büyüyecek ve yayılacak olan bu türün, bitki örtüsü içerisindeki diğer bitki türlerine baskın gelerek onları yok etmesi. bu da besin zincirinin bozulması ile beraber başka bir küresel felakete yol açabilir.
4- deniz yosunu ve alg nüfusunu artırmak
okyanuslarda karbondioksitle beslenebilen bazı canlılar var. bunların sayısı artırılabilirse, karbondioksit emilimi de artırılabilir. fakat bunu yapabilmek için denizlere birtakım atıkların bırakılması gerekiyor. bu da atıkların ve diğer maddelerin boşaltılmasıyla deniz kirliliğinin önlenmesine ilişkin londra sözleşmesi'ne aykırı sayılıyor. hatta bu amaçla yapılan bir deneyin durdurulması da istenmişti.
buradan çıkarılacak özet şu; bazı önlemler maliyet olarak son derece pahalıya patlıyor ve olası yan etkilerin, önlemlerden önceki durumun daha da kötüye gitmesine neden olma ihtimali var. bu nedenle, küresel ısınmada geri dönüşü olmayan noktaya gelmeden dünya çapında önlemler alınması, her ülkenin de buna uyması gerek. şu anki gibi devam edersek, sonrası büyük ihtimalle çok geç olacak.
devamını gör...
kekik çayı
aynı zamanda adet söktürücü özelliği bulunan çaydır. kaynar suda bir tatlı kaşığı kadar kekiği demlemeniz yeterdir bu çayı hazırlamak için, tadı biraz serttir ama rahatlatıcı etkisi için içmeye değer.
devamını gör...
ben onsuz yaşayamam
"bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"o olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
demeyeceksin işte.
yaşarsın çünkü.
öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
çok sevmeyeceksin mesela. o daha az severse kırılırsın.
ve zaten genellikle o daha az sever seni,
senin onu sevdiğinden.
çok sevmezsen, çok acımazsın.
çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
senin değillermiş gibi davranacaksın.
hem hiçbir şeyin olmazsa,
kaybetmekten de korkmazsın.
onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
çok eşyan olmayacak mesela evinde.
paldır küldür yürüyebileceksin.
ille de bir şeyleri sahipleneceksen,
çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
gökyüzünü sahipleneceksin,
güneşi, ayı, yıldızları...
mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"o benim." diyeceksin.
mutlaka sana ait olmasın istiyorsan bir şeylerin...
mesela gökkuşağı senin olacak.
ille de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
olacaksın.
mesela turuncuya, ya da pembeye.
ya da cennete ait olacaksın.
çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
ilişik yaşayacaksın. ucundan tutarak..."
"o olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
demeyeceksin işte.
yaşarsın çünkü.
öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
çok sevmeyeceksin mesela. o daha az severse kırılırsın.
ve zaten genellikle o daha az sever seni,
senin onu sevdiğinden.
çok sevmezsen, çok acımazsın.
çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
senin değillermiş gibi davranacaksın.
hem hiçbir şeyin olmazsa,
kaybetmekten de korkmazsın.
onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
çok eşyan olmayacak mesela evinde.
paldır küldür yürüyebileceksin.
ille de bir şeyleri sahipleneceksen,
çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
gökyüzünü sahipleneceksin,
güneşi, ayı, yıldızları...
mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"o benim." diyeceksin.
mutlaka sana ait olmasın istiyorsan bir şeylerin...
mesela gökkuşağı senin olacak.
ille de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
olacaksın.
mesela turuncuya, ya da pembeye.
ya da cennete ait olacaksın.
çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
ilişik yaşayacaksın. ucundan tutarak..."
devamını gör...
