zamanın en yavaş işlediği anlar
insanlar korku dolu veya tehdit edici bir olay yaşadıklarında zamanı yavaşlamış olarak yaşar/ hisseder çünkü böyle zamanlarda "amigdala" tüm dikkatini bu duruma odaklamaktadır. zaten zaman algımız illüzyonlarla doludur.
david eagleman "the brain and the now" başlıklı konuşmasında "beyin tüm bilgileri toplar ve hepsini bir araya getirir" demiştir. örneğin elimizi birbirine vurduğumuzda ses olaydan sonra gelir fakat biz aynı anda olmuş gibi algılarız. yani beyin, dış gerçekliğe ulaşmak için tüm bilgileri toplar.
mesela, şizofreni hastaları, iç saatlerinde olan bozukluktan dolayı zamanı farklı algılarlar. iç konuşmaları ile bu konuşma gerçekleştikten sonraki duydukları ses arasında zamansal farklılık bulunduğundan sesin başka birine ait olduğunu düşünürler. oysa sağlıklı bireylerin iç sesleri ile o sesi duydukları zaman uyuşur.
diğer bir yaygın örnek ise yaşlıların ve çocukların farklı zaman algısına sahip olmasıdır. çocukken dünyayı çözmekle, yeni şeyler keşfetmekle meşguldük ve o kadar şey yapmamıza rağmen hâlâ gün bitmemiş oluyordu, bu yüzden zaman bizim için yavaş geçiyordu. ama büyüdüğümüzde zaten bu zamana kadar fazla şey deneyimlediğimizden zamanın hızlı aktığını hissediyoruz.
david eagleman "the brain and the now" başlıklı konuşmasında "beyin tüm bilgileri toplar ve hepsini bir araya getirir" demiştir. örneğin elimizi birbirine vurduğumuzda ses olaydan sonra gelir fakat biz aynı anda olmuş gibi algılarız. yani beyin, dış gerçekliğe ulaşmak için tüm bilgileri toplar.
mesela, şizofreni hastaları, iç saatlerinde olan bozukluktan dolayı zamanı farklı algılarlar. iç konuşmaları ile bu konuşma gerçekleştikten sonraki duydukları ses arasında zamansal farklılık bulunduğundan sesin başka birine ait olduğunu düşünürler. oysa sağlıklı bireylerin iç sesleri ile o sesi duydukları zaman uyuşur.
diğer bir yaygın örnek ise yaşlıların ve çocukların farklı zaman algısına sahip olmasıdır. çocukken dünyayı çözmekle, yeni şeyler keşfetmekle meşguldük ve o kadar şey yapmamıza rağmen hâlâ gün bitmemiş oluyordu, bu yüzden zaman bizim için yavaş geçiyordu. ama büyüdüğümüzde zaten bu zamana kadar fazla şey deneyimlediğimizden zamanın hızlı aktığını hissediyoruz.
devamını gör...
normal sözlük'te kibar olun bilmediğiniz tanımadığınız kişiye sen dostum şeklinde hitap etmeyin
başlıkta söylediğim gibidir.
kiminle muhatap olsam ,
sen diyor , dostum diyor , kendince bir hitap şekli yaratıyor.
arkadaşlar, yeri geldiğinde her boku bildiğinizi iddia edip, mangalda kül bırakmıyorsunuz,
ancak henüz karşınızdaki kişiye nasıl hitap edileceğini bilmiyor veya bilmiyor gibi tavır takınıyorsunuz.
bire birde, ben özellikle 'siz' diye hitap etmeme rağmen, bana hala ' sen ' diyen adamı, bundan sonra kim olursa olsun, çok kötü bozarım.
bilginize...
edit : aşağıda hala bunun aksini savunan , kendince farklı bir duruş sergileme havasında olanlar var ,
bunun savunulacak bir tarafı yok , farklı olmak istiyorsanız 'sen ' yerine
' siz ' demeyi deneyiniz, birşey kaybetmez, tam tersine kazanırsınız.
kiminle muhatap olsam ,
sen diyor , dostum diyor , kendince bir hitap şekli yaratıyor.
arkadaşlar, yeri geldiğinde her boku bildiğinizi iddia edip, mangalda kül bırakmıyorsunuz,
ancak henüz karşınızdaki kişiye nasıl hitap edileceğini bilmiyor veya bilmiyor gibi tavır takınıyorsunuz.
bire birde, ben özellikle 'siz' diye hitap etmeme rağmen, bana hala ' sen ' diyen adamı, bundan sonra kim olursa olsun, çok kötü bozarım.
bilginize...
edit : aşağıda hala bunun aksini savunan , kendince farklı bir duruş sergileme havasında olanlar var ,
bunun savunulacak bir tarafı yok , farklı olmak istiyorsanız 'sen ' yerine
' siz ' demeyi deneyiniz, birşey kaybetmez, tam tersine kazanırsınız.
devamını gör...
psikologların aşırı ücret talep etmesi
kendime değilde başkalarına psikolojik destek verme konusunda iyi bir yerdeyim. bir uzman gibi empatik sempatik bir bakış açımın olduğunu düşünüyorum. çünkü dert dinlediğim zaman bir daha bir daha anlatılmak isteniliyor. bağımlılık mı yaratıyorum bilemiyorum. bazen o kişinin yerine geçip hamle belirliyorum. kendim o esnada ada çayı içiyorum. şu an için ücret talep etmiyorum. danışanlarım mutlu. eş,dost akrabaya çalışıyorum. önce bilimsel yaklaşıp sonra amann üç günlük dünyaya bağlıyorum. oh be iyi geldi deniliyor.
benim ihtiyacım olduğunda ise seninki de dert mi ifadesini görmek üzüyor. kendimi ifade edişimdeki alaycılığımdan dolayı ciddiyede alınmıyorum. ben kendimi bu paradoks'a sokup başkalarına nasıl iyi geliyorum anlamıyorum.
kendim için şunu söyleyebilirim: beni anlayan bir psikolog bulayım takıldığım yeri çözsün aşırı ücret talep etsin sıkıntı yok ama bu psikologu bulabileceğime dairde inancım yok. hiç denemedim de.. bakınız ön yargımlarım var, bu birinci teşhis. ben ufak ufak toplaya toplaya gideceğim çok geç kalmam inşallah. siz de arkadan gelin..
bu hastayı geçtik.
sıradaki..
benim ihtiyacım olduğunda ise seninki de dert mi ifadesini görmek üzüyor. kendimi ifade edişimdeki alaycılığımdan dolayı ciddiyede alınmıyorum. ben kendimi bu paradoks'a sokup başkalarına nasıl iyi geliyorum anlamıyorum.
kendim için şunu söyleyebilirim: beni anlayan bir psikolog bulayım takıldığım yeri çözsün aşırı ücret talep etsin sıkıntı yok ama bu psikologu bulabileceğime dairde inancım yok. hiç denemedim de.. bakınız ön yargımlarım var, bu birinci teşhis. ben ufak ufak toplaya toplaya gideceğim çok geç kalmam inşallah. siz de arkadan gelin..
bu hastayı geçtik.
sıradaki..
devamını gör...
epiktetos
kölelikten filozofluğa uzanan bir hikâyesi var.
epiktetos, yaşadığı tüm zorluklara rağmen, pozitif olmayı, kişinin kendi kontrol alanı dışında gerçekleşen şeylerden dolayı kendini kahretmemesi gerektiğini öğütler.
ayrıca marcus aurelius'un da hocasıdır.
amerikalı savaş pilotu james stockdale, kuzey vietnam'da savaşırken uçağı vuruluyor ve esir düşüyor.
hücrede tek başına 4 yıl toplamda 8 yıl kalıyor.
bu süre zarfında çok sayıda işkenceye maruz kalıyor ama onunla birlikte olan çoğu arkadaşı hayatta kalmayı başaramazken o başarıyor.
ve bunu da üniversitedeyken aldığı bir derste öğrendiği "epiktetos öğretileri"ne bağlıyor.
epiktetos, yaşadığı tüm zorluklara rağmen, pozitif olmayı, kişinin kendi kontrol alanı dışında gerçekleşen şeylerden dolayı kendini kahretmemesi gerektiğini öğütler.
ayrıca marcus aurelius'un da hocasıdır.
amerikalı savaş pilotu james stockdale, kuzey vietnam'da savaşırken uçağı vuruluyor ve esir düşüyor.
hücrede tek başına 4 yıl toplamda 8 yıl kalıyor.
bu süre zarfında çok sayıda işkenceye maruz kalıyor ama onunla birlikte olan çoğu arkadaşı hayatta kalmayı başaramazken o başarıyor.
ve bunu da üniversitedeyken aldığı bir derste öğrendiği "epiktetos öğretileri"ne bağlıyor.
devamını gör...
güne bir şiir bırak
....
eski bir aşk,
yeni bir ayrılıktır her zaman.
bunu kuşlar sorar, yıldızlar da anlatır;
kimse bilmez be canım
bir yara bir ömrü nasıl kanatır…
| yılmaz odabaşı
eski bir aşk,
yeni bir ayrılıktır her zaman.
bunu kuşlar sorar, yıldızlar da anlatır;
kimse bilmez be canım
bir yara bir ömrü nasıl kanatır…
| yılmaz odabaşı
devamını gör...
hangi yazar gözünde nasıl canlanıyor sorusu
devamını gör...
bilişsel psikoloji
#bilgi
düşünme, hissetme, öğrenme, anımsama, karar verme, dil, problem çözme ve yargılama gibi zihinsel süreçlerin en geniş anlamda incelenmesidir. yani bilişsel psikologlar insanların bilgiyi anlama, saklama ve bilincine geri getirmeleriyle ilgilenirler.
düşünme, hissetme, öğrenme, anımsama, karar verme, dil, problem çözme ve yargılama gibi zihinsel süreçlerin en geniş anlamda incelenmesidir. yani bilişsel psikologlar insanların bilgiyi anlama, saklama ve bilincine geri getirmeleriyle ilgilenirler.
devamını gör...
gülmesi gereken yaşlarda ölmesi gerektiğini düşünen insan
aslında çok farklı konularda bir çok insan vardır böyle düşünen insan.
benim örneğim malum partinin 20 senedir zulmetine uğrayan gençlerdir.
hangisiyle konuşsam battım abi bittim abi tükettiniz lan insanları size ne denir ki.
benim örneğim malum partinin 20 senedir zulmetine uğrayan gençlerdir.
hangisiyle konuşsam battım abi bittim abi tükettiniz lan insanları size ne denir ki.
devamını gör...
samsun’da sokak ortasında eşi tarafından şiddete uğrayan kadın
böyle bir olaya tanık olsam ne yaparım en ufak fikrim yok. çünkü daha önce defalarca tanık oldum, her birinde farklı bir aksiyon aldım fakat hangisi doğruydu bilmiyorum.
eşinin saçlarından tutup diğer eliyle kafasına vuran bir adama arkadan yaklaşıp kollarını tuttum, beni ittirdi ve yere fırlattı. olay çözüldüğünde polis merkezinde polis bana "böyle şeylere karışma, dönüp sana da saldırsaydı ne yapacaktın? karışma" dedi.
başka bir olayda komşumun evinden çığlıklar yükseliyordu, polisi aradım, geldi. aşağıdaydım, polise daireyi tarif ettim. polis girdi adamla kadını kolundan tuttu arabaya bindirdi. arabaya giderken kadın bana bakıp "sen mi aradın polisi .....çocuğu, görürsün sen" gibi bir cümle kurdu. ertesi gün evlerine geri göndermiş polisler bunları. orada geçici süre kalıyordum, kaldığım süre boyunca da mümkün olduğunca çıkmadım evden, korktum.
başka bir olayda bir parkta sevgilisini saçlarından tutup yerlerde sürükleyen birine denk geldim, uzaktaydım biraz, bağırdım. gençti saldırgan. bana doğru döndü, 4-5 adım attı, elinde parlayan bıçağı gördüm. yoluma devam ettim az ilerde polisi aradım ve izlemeye koyuldum kuytu bi yerden. çocukla kız yan yana gittiler polis gelmeden. kız ne bağırdı ne kaçmaya çalıştı. saçlarını düzeltiyordu. polis de geldi, arabayla parkın etrafında tur attı gitti.
başka bir olayda bir kitapçıda karısının kafasına kitapla vuran bir adamı durdurmaya çalıştım, çalışanlar geldi "karışma sen biz polisi aradık" dediler uzaklaştırdılar beni. adam da kadının kafasına vurmaya devam etti, çalışanlar da uzaktan adama bağırdılar, başka hiçbir şey yapmadılar.
üniversiteye ilk başladığım yıllarda yurtta kalıyordum, yurt da epey kötü bir yerdeydi: uyuşturucu, cinayet, hırsızlık alayı vardı. ismi duyulmuş bir semtti zaten. devasa bir park vardı. orada iki çocuğun bir kıza saldırdığını gördüm, kız birinin sevgilisiydi sanırım. korktum yaklaşamadım, çünkü berbat bir mahalleydi ve saldırganların tipleri de biraz tuhaftı. polisi aradım, 23 dakika sonra geldi polis siren çala çala. saldırganlar saldırmayı bırakıp birisi kızın kolunu tuttu, diğeri de başka bir şeyle ilgileniyormuş gibi yaptı. polis parkın etrafında arabayla bir tur atıp gitti.
başka bir olayda çarşının orta yerinde karısını arabadan tartaklayarak çekip yere fırlatıp tekmeleyen bir adam görmüştüm. işlek bir yerdeydi. çevredekiler bağırıyordu, kimse müdahil olmadı ama. 30'larının başlarında bir adam atıldı saldırganın üstüne, saldırgan savuşturdu onu, sonra çektiği bıçağı sapladı adama. karnını tutan adam yere yığıldı, 10dk sonra polis geldi ambulans geldi herkesi topladı gitti.
mahallede apartmanın önünde karısına saldıran 30'larında bir adamı tüm mahalleli camdan izledi. ötedeki apartmanda 4. katta oturan bir adam elinde kürekle indi 5-10 dk sonra. saldırgana vurdu bi' tane. sonra kadın girdi araya, kocasına siper oldu, eve götürdü.
sevgilisine saldıran bir liseli/üniversiteli gördüm, kuytu bir yerdi. çocuğa bağırdım, küfürler savurdu bana. gittim üstüne, bana döndü saldırmaya kalktı. kız kolundan tuttu çocuğu yapma diye. çok canım sıkkındı zaten o gün. çocuğa laf attım bilerek, saldırmaya çalışsın istedim, saldırdı da. sonra savuşturdum, dövdüm. dinlene dinlene dövdüm, ciddiyim. yarım saat civarı. çocuğun gözünü hırs bürümüştü, yerlerde yuvarlanıyor ama küfür etmekten ağzından köpükler saçmaktan geri durmuyordu. çocuk yere yuvarlandıkça kız, çocuğun üstüne atıldı kaşına gözüne baktı. çocuk kızı kenara itip bana saldırmaya devam etti her seferinde. çocuğun kalkacak dermanı kalmayana kadar dövdüm. kaşını gözünü patlamadım, en fazla kolunda bacağında morluklar olmuştur. yoruldu zaten dayak yemekten. en son "bu kıza ya da başka birine saldırdığını görürsem bir daha böyle bırakmam, dahasını yaparım" dedim*. kız da beni itmeye, uzaklaştırmaya falan çalıştı. kızı da tuttum kolundan evine götürdüm, dedim ben teslim etmeyeyim ailene sokağın başında bekliyorum, sen kendin git. gitti sonra.
bu ve bunun gibi bir sürü şey daha... bizzat aile içinde de küçüklüğümden beri çok fazla şiddete tanık oldum. fakat halâ nasıl aksiyon alınır kestiremiyorum. söyleyeceğim tek bir şey var: böyle bir şeyi deneyimlemedikten sonra buraya "ben olsam şöyle yapardım böyle yapardım" demek inanın çok kolay oluyor. bu yüzden olaya müdahil olana da olmayana da kızamıyorum ben.*
çözüm ne inanın bilmiyorum.
ekleme: yaşadığım olaylarda saldırıya uğrayan kadınları asla suçlamıyorum yanlış anlaşılmasın. polisi de suçlayamıyorum. babam emekli polis memuru, yılların polisi. yaşadığı bin türlü olay var buna benzeyen. söylediği tek bir şey var: bu tür şiddet olaylarının %99'unda kabak polisin başına patlıyor. şiddete uğrayanların büyük çoğunluğu* karakolda polise saldırıyormuş, "neden geldiniz, işinize baksanıza siz" diye... anlamak çok güç gerçekten...
ekleme: bu tür olaylar sadece türkiye'de yaşanıyor zannediyorsanız yanılıyorsunuz. bu, insanlığın ortak sorunu.

eurostat’ın rakamlarına göre, kadına şiddetin her alanda yaygın olarak görüldüğü fransa’da 2019 yılı başından bu yana en az 130 kadın eski eşi ya da sevgilisi tarafından öldürüldü. bu rakam 2017 yılında 123 kadın iken, geçtiğimiz sene ise 108 olarak kayıtlara geçti.
fransa'da her yıl yaklaşık 200 bin kadının şiddet mağduru olduğu ifade ediliyor.
almanya’’da “kadına yönelik şiddete karşı uluslararası mücadele günü” kapsamında yayımlanan rakamlar da ülkede kadına şiddetin büyük bir sorun olduğunu ortaya koydu.
ülkede 2018 yılında tecavüz, taciz ve zorla fuhuş mağduru 114 binden fazla kadın olduğu belirtilirken, yine geçen sene üç günde bir kadının yani 122 kadının öldürüldüğü duyuruldu.
italya’da ise italyan araştırma enstitüsü tarafından yayınlanan rakamlarda kadın cinayetlerinin artış gösterdiği belirtildi. son beş yılda 538 bin kadının eşleri tarafından fiziksel veya cinsel istismar gördüğünü duyuran enstitü, geçen sene 142 kadının öldürüldüğünü açıkladı.
bu arada romanya ise milyon kişi başına düşen kadın cinayeti sayısında 4.3‘lük oranla avrupa’nın en yüksek seviyesine sahip. buna göre, romanya’yı 4.2 ile macaristan, 3.6 ile ise cinsiyet eşitliği bakımından örnek gösterilen finlandiya takip ediyor.
eşinin saçlarından tutup diğer eliyle kafasına vuran bir adama arkadan yaklaşıp kollarını tuttum, beni ittirdi ve yere fırlattı. olay çözüldüğünde polis merkezinde polis bana "böyle şeylere karışma, dönüp sana da saldırsaydı ne yapacaktın? karışma" dedi.
başka bir olayda komşumun evinden çığlıklar yükseliyordu, polisi aradım, geldi. aşağıdaydım, polise daireyi tarif ettim. polis girdi adamla kadını kolundan tuttu arabaya bindirdi. arabaya giderken kadın bana bakıp "sen mi aradın polisi .....çocuğu, görürsün sen" gibi bir cümle kurdu. ertesi gün evlerine geri göndermiş polisler bunları. orada geçici süre kalıyordum, kaldığım süre boyunca da mümkün olduğunca çıkmadım evden, korktum.
başka bir olayda bir parkta sevgilisini saçlarından tutup yerlerde sürükleyen birine denk geldim, uzaktaydım biraz, bağırdım. gençti saldırgan. bana doğru döndü, 4-5 adım attı, elinde parlayan bıçağı gördüm. yoluma devam ettim az ilerde polisi aradım ve izlemeye koyuldum kuytu bi yerden. çocukla kız yan yana gittiler polis gelmeden. kız ne bağırdı ne kaçmaya çalıştı. saçlarını düzeltiyordu. polis de geldi, arabayla parkın etrafında tur attı gitti.
başka bir olayda bir kitapçıda karısının kafasına kitapla vuran bir adamı durdurmaya çalıştım, çalışanlar geldi "karışma sen biz polisi aradık" dediler uzaklaştırdılar beni. adam da kadının kafasına vurmaya devam etti, çalışanlar da uzaktan adama bağırdılar, başka hiçbir şey yapmadılar.
üniversiteye ilk başladığım yıllarda yurtta kalıyordum, yurt da epey kötü bir yerdeydi: uyuşturucu, cinayet, hırsızlık alayı vardı. ismi duyulmuş bir semtti zaten. devasa bir park vardı. orada iki çocuğun bir kıza saldırdığını gördüm, kız birinin sevgilisiydi sanırım. korktum yaklaşamadım, çünkü berbat bir mahalleydi ve saldırganların tipleri de biraz tuhaftı. polisi aradım, 23 dakika sonra geldi polis siren çala çala. saldırganlar saldırmayı bırakıp birisi kızın kolunu tuttu, diğeri de başka bir şeyle ilgileniyormuş gibi yaptı. polis parkın etrafında arabayla bir tur atıp gitti.
başka bir olayda çarşının orta yerinde karısını arabadan tartaklayarak çekip yere fırlatıp tekmeleyen bir adam görmüştüm. işlek bir yerdeydi. çevredekiler bağırıyordu, kimse müdahil olmadı ama. 30'larının başlarında bir adam atıldı saldırganın üstüne, saldırgan savuşturdu onu, sonra çektiği bıçağı sapladı adama. karnını tutan adam yere yığıldı, 10dk sonra polis geldi ambulans geldi herkesi topladı gitti.
mahallede apartmanın önünde karısına saldıran 30'larında bir adamı tüm mahalleli camdan izledi. ötedeki apartmanda 4. katta oturan bir adam elinde kürekle indi 5-10 dk sonra. saldırgana vurdu bi' tane. sonra kadın girdi araya, kocasına siper oldu, eve götürdü.
sevgilisine saldıran bir liseli/üniversiteli gördüm, kuytu bir yerdi. çocuğa bağırdım, küfürler savurdu bana. gittim üstüne, bana döndü saldırmaya kalktı. kız kolundan tuttu çocuğu yapma diye. çok canım sıkkındı zaten o gün. çocuğa laf attım bilerek, saldırmaya çalışsın istedim, saldırdı da. sonra savuşturdum, dövdüm. dinlene dinlene dövdüm, ciddiyim. yarım saat civarı. çocuğun gözünü hırs bürümüştü, yerlerde yuvarlanıyor ama küfür etmekten ağzından köpükler saçmaktan geri durmuyordu. çocuk yere yuvarlandıkça kız, çocuğun üstüne atıldı kaşına gözüne baktı. çocuk kızı kenara itip bana saldırmaya devam etti her seferinde. çocuğun kalkacak dermanı kalmayana kadar dövdüm. kaşını gözünü patlamadım, en fazla kolunda bacağında morluklar olmuştur. yoruldu zaten dayak yemekten. en son "bu kıza ya da başka birine saldırdığını görürsem bir daha böyle bırakmam, dahasını yaparım" dedim*. kız da beni itmeye, uzaklaştırmaya falan çalıştı. kızı da tuttum kolundan evine götürdüm, dedim ben teslim etmeyeyim ailene sokağın başında bekliyorum, sen kendin git. gitti sonra.
bu ve bunun gibi bir sürü şey daha... bizzat aile içinde de küçüklüğümden beri çok fazla şiddete tanık oldum. fakat halâ nasıl aksiyon alınır kestiremiyorum. söyleyeceğim tek bir şey var: böyle bir şeyi deneyimlemedikten sonra buraya "ben olsam şöyle yapardım böyle yapardım" demek inanın çok kolay oluyor. bu yüzden olaya müdahil olana da olmayana da kızamıyorum ben.*
çözüm ne inanın bilmiyorum.
ekleme: yaşadığım olaylarda saldırıya uğrayan kadınları asla suçlamıyorum yanlış anlaşılmasın. polisi de suçlayamıyorum. babam emekli polis memuru, yılların polisi. yaşadığı bin türlü olay var buna benzeyen. söylediği tek bir şey var: bu tür şiddet olaylarının %99'unda kabak polisin başına patlıyor. şiddete uğrayanların büyük çoğunluğu* karakolda polise saldırıyormuş, "neden geldiniz, işinize baksanıza siz" diye... anlamak çok güç gerçekten...
ekleme: bu tür olaylar sadece türkiye'de yaşanıyor zannediyorsanız yanılıyorsunuz. bu, insanlığın ortak sorunu.

eurostat’ın rakamlarına göre, kadına şiddetin her alanda yaygın olarak görüldüğü fransa’da 2019 yılı başından bu yana en az 130 kadın eski eşi ya da sevgilisi tarafından öldürüldü. bu rakam 2017 yılında 123 kadın iken, geçtiğimiz sene ise 108 olarak kayıtlara geçti.
fransa'da her yıl yaklaşık 200 bin kadının şiddet mağduru olduğu ifade ediliyor.
almanya’’da “kadına yönelik şiddete karşı uluslararası mücadele günü” kapsamında yayımlanan rakamlar da ülkede kadına şiddetin büyük bir sorun olduğunu ortaya koydu.
ülkede 2018 yılında tecavüz, taciz ve zorla fuhuş mağduru 114 binden fazla kadın olduğu belirtilirken, yine geçen sene üç günde bir kadının yani 122 kadının öldürüldüğü duyuruldu.
italya’da ise italyan araştırma enstitüsü tarafından yayınlanan rakamlarda kadın cinayetlerinin artış gösterdiği belirtildi. son beş yılda 538 bin kadının eşleri tarafından fiziksel veya cinsel istismar gördüğünü duyuran enstitü, geçen sene 142 kadının öldürüldüğünü açıkladı.
bu arada romanya ise milyon kişi başına düşen kadın cinayeti sayısında 4.3‘lük oranla avrupa’nın en yüksek seviyesine sahip. buna göre, romanya’yı 4.2 ile macaristan, 3.6 ile ise cinsiyet eşitliği bakımından örnek gösterilen finlandiya takip ediyor.
devamını gör...
cem karaca şarkılarındaki ölümcül cümleler
devamını gör...
kadınlar çiçektir paradoksu
bence doğru bir tespit. kadın çiçektir. aynı bir çiçek gibi canları istediğinde koparabilirler, üzerine basıp geçebilirler, biraz koklayıp bir kenara da atabilirler. (!) *
devamını gör...
polaroid fotograf makinesi
eskiden genellikle gezi amaçlı sık gidilen bölgelerde, seyyar fotoğrafçılık yapan kişilerin kullandığı fotoğraf makinesi idi. cüzi bir ücret ile 3 dakika da anı fotoğrafınız elinizde olurdu. klik esinden sonra çıkan kağıt uzun bir süre sallanarak soğutulur ve görüntü netleşirdi.
günümüzde hobi amaçlı kullanım için üretilmiş, ancak günümüz fotoğraf anlayışı ile örtüşmediği için pek tercih edilmemektedir.
günümüzde hobi amaçlı kullanım için üretilmiş, ancak günümüz fotoğraf anlayışı ile örtüşmediği için pek tercih edilmemektedir.
devamını gör...
burhan kuzu
gezi direnişi esnasında yazdığım bir tivite “ şeytanla berabersin “ yazmış olan anayasa hukukçusudur.
yakın zamanda hayatını kaybetmiş olsan burhan kuzu’yla böyle bir etkileşim yaşamış olmak beni ne kadar şaşırtmıştı anlatamam ama anlatmaya çalışacağım.
o dönemler yaşadığım şehirde gezi direnişi sadece sosyal medya üzerinden yapıldığı için ben de bu yolla destek veriyordum. gezide direnen arkadaşlara destek amaçlı içinde ne hakaret, ne küfür, ne de provokatif ifadeler bulunan bir paylaşım yapıp evden çıktım.
saatler sonra eve geldiğimde etkileşimden göz gözü görmüyordu. önce bir hata olduğunu düşündüm. çünkü bu kadar etkileşimi hesabı açtığımdan beri toplamda almamıştım.
sonra ne olduğunu anlamaya çalıştım ve benim paylaşımının altına burhan kuzunun yukarıda söylediğim cümleyi yazdığını gördüm.
olay tamamıyla saçma bir olay. nerden baksan tutarsızlık. koca profesörün benim bir roman kahramanı adıyla açılmış hesaptan yaptığım paylaşıma cevap vermesine mi yanayım, yoksa insanların yeni che’ye kavuşmuş gibi beni desteklemek için tivit üstüne tivit atmalarına mı yanayım?
benim için hala gizemini koruyan bir olaydır. burhan kuzu artık hayatta olmadığı için de çözülemeyen gizemler dükkanında yerin almıştır.
yakın zamanda hayatını kaybetmiş olsan burhan kuzu’yla böyle bir etkileşim yaşamış olmak beni ne kadar şaşırtmıştı anlatamam ama anlatmaya çalışacağım.
o dönemler yaşadığım şehirde gezi direnişi sadece sosyal medya üzerinden yapıldığı için ben de bu yolla destek veriyordum. gezide direnen arkadaşlara destek amaçlı içinde ne hakaret, ne küfür, ne de provokatif ifadeler bulunan bir paylaşım yapıp evden çıktım.
saatler sonra eve geldiğimde etkileşimden göz gözü görmüyordu. önce bir hata olduğunu düşündüm. çünkü bu kadar etkileşimi hesabı açtığımdan beri toplamda almamıştım.
sonra ne olduğunu anlamaya çalıştım ve benim paylaşımının altına burhan kuzunun yukarıda söylediğim cümleyi yazdığını gördüm.
olay tamamıyla saçma bir olay. nerden baksan tutarsızlık. koca profesörün benim bir roman kahramanı adıyla açılmış hesaptan yaptığım paylaşıma cevap vermesine mi yanayım, yoksa insanların yeni che’ye kavuşmuş gibi beni desteklemek için tivit üstüne tivit atmalarına mı yanayım?
benim için hala gizemini koruyan bir olaydır. burhan kuzu artık hayatta olmadığı için de çözülemeyen gizemler dükkanında yerin almıştır.
devamını gör...
paul
nerdlerin gururu simon pegg’in senaryosunu yazdığı bir greg mottola filmidir. filmin başrollerinde ise muhteşem ikili simon pegg ve nick frost oynarken, seth rogen da paul’ü seslendirerek filme renk katmış.

geek ya da nerd diye isimlendirilen ve böylelikle nedense aşağılanmaya çalışılan iki grup var dünyada. bu tanımda ikisi arasındaki ufak farklılıkları anlatmayacağım ama bu filmdeki karakterler birer geek gibi görünüyorlar, siz yine de tam emin olmayın.

greame ve clive tam bir bilimkurgu hayranı olan ikilidir. comic-con’a gitmek için, elbette karavanları ile yola çıkarlar. akılları fikirleri hayran oldukları bilimkurgu hikayeleri ve kahramanlarında olan ikilimiz tam 51. bölgeden geçmek üzereyken uzaydan gelen ama beklendik uzaylı karakterine sahip olmayan paul ile karşılaşırlar. bu karşılaşma sırasında özellikle clive’ın tepkisi beni çok güldürmüştü.

bilimkurgu filmlerinde ve çizgi romanlarda hayran olduğumuz olayların ve kişilerin gerçek dünyada karşımıza çıktığında bize neler hissettirebileceğini ve başımıza ne sorunlar açabileceğini düşünmemize neden olacak bir film. ayrıca uzaylılara bakış açımızı da yeniden değerlendirmemiz gerekecek bence. uzaylı da olsa insan insandır.

geek ya da nerd diye isimlendirilen ve böylelikle nedense aşağılanmaya çalışılan iki grup var dünyada. bu tanımda ikisi arasındaki ufak farklılıkları anlatmayacağım ama bu filmdeki karakterler birer geek gibi görünüyorlar, siz yine de tam emin olmayın.

greame ve clive tam bir bilimkurgu hayranı olan ikilidir. comic-con’a gitmek için, elbette karavanları ile yola çıkarlar. akılları fikirleri hayran oldukları bilimkurgu hikayeleri ve kahramanlarında olan ikilimiz tam 51. bölgeden geçmek üzereyken uzaydan gelen ama beklendik uzaylı karakterine sahip olmayan paul ile karşılaşırlar. bu karşılaşma sırasında özellikle clive’ın tepkisi beni çok güldürmüştü.

bilimkurgu filmlerinde ve çizgi romanlarda hayran olduğumuz olayların ve kişilerin gerçek dünyada karşımıza çıktığında bize neler hissettirebileceğini ve başımıza ne sorunlar açabileceğini düşünmemize neden olacak bir film. ayrıca uzaylılara bakış açımızı da yeniden değerlendirmemiz gerekecek bence. uzaylı da olsa insan insandır.
devamını gör...
olivera-tanzi etkisi
gecikmeli olarak tahsil edilen vergilerin enflasyon
nedeniyle reel olarak azalacağını dolayısıyla devletin enflasyonla gelir elde etmesinin bir sınırı olduğunu savunan görüştür.
nedeniyle reel olarak azalacağını dolayısıyla devletin enflasyonla gelir elde etmesinin bir sınırı olduğunu savunan görüştür.
devamını gör...
edebiyat ve okuma kulübü
içerisinde bulunduğum yegane kulüptur, burada olmaktan çok mutluyum. son 4-5 aydır aktif olan bir kulüp. kitap okuma temelli ama bazen filmler de belirleyip izliyoruz. oldukça farklı meslek grupları olduğu için tartışmalar çok yönlü oluyor. özellikle tarihçi ve edebiyatçı arkadaşlarımızın görüşleri, karakterlerin psikolojik incelemeleri derken çok keyifli oluyor. bana birçok şey kattı. her toplantıdan sonra bir yığın not alıp onları irdeliyorum kendime farklı şeyler katabilmek adına da bir yol oluyor.
ayrıca öyle sıkı sıkı disiplinli bir grup değil. sen üç toplanti yoktun hadi şimdi by by diyen yok.
katılabildiğiniz kadar katılıyorsunuz o kadar.
kısacasi ben daha uzun süre kalirim buralarda.
ayrıca öyle sıkı sıkı disiplinli bir grup değil. sen üç toplanti yoktun hadi şimdi by by diyen yok.
katılabildiğiniz kadar katılıyorsunuz o kadar.
kısacasi ben daha uzun süre kalirim buralarda.
devamını gör...
olgunluk belirtileri
karşındaki insan ne kadar aptal olsa da dinleyip tepki vermiyorsan, fikirlerine saygı duyuyorsan artık insanlarla normal bir şekilde iletişim kurabiliyorsan olmuşsun demektir. ben olgunlaştığımı artık karşımdaki insana saygı duymayı öğrenerek kazandım. darısı bütün olgunlaşmamış armutların başına. göyneyin arkadaşlar lütfen.
devamını gör...
frequent wind operasyonu
amerika’nın 1975 yılında düzenlediği vietnam’ı tahliye operasyonu.
bu operasyonun planları öncesinden ‘acil tahliye planı’ detayında hazırlanmış , kod ve mesaj belirlenmişti. ama plan istenildiği gibi gitmedi. nedenlerine gelirsem;
amerika’ kuzey vietnam’ın bu kadar hızlı ilerleyebileceğini hesaplayamadı. bu konuda ya istihbaratı ya da öngörüsü zayıf kaldı ve bu yüzden planlananın çok altında kişi tahliye edildi.
tahliye planına gelirsek, radyoda şu anons ile birlikte beyaz noel şarkısı çalınacaktı. anons ise ‘saygon’da hava 105 derece ve yükseliyor’. bu kodu sadece amerikalılar bilecekti ve yakınları olan vietnamlılara bildirecekti. kodda sorun yoktu ama beyaz noel şarkısını bilen vietnamlı da yoktu*. bu nedenle tahliye edilecek vietnamlılar, amerikalılardan bu şarkıyı öğrenmek için mırıldanmalarını istemişlerdir.
tahliye esnasında, 4 görevlinin öldüğü belirtilmiş. çünkü tahliyeler devam ederken, kuzey vietnam çoktan saygon’a girmişti. havada uçuşan roketler eşliğinde 1000 amerikalı, 6000 vietnamlının tahliye edildiği söyleniyor.
bu operasyonun planları öncesinden ‘acil tahliye planı’ detayında hazırlanmış , kod ve mesaj belirlenmişti. ama plan istenildiği gibi gitmedi. nedenlerine gelirsem;
amerika’ kuzey vietnam’ın bu kadar hızlı ilerleyebileceğini hesaplayamadı. bu konuda ya istihbaratı ya da öngörüsü zayıf kaldı ve bu yüzden planlananın çok altında kişi tahliye edildi.
tahliye planına gelirsek, radyoda şu anons ile birlikte beyaz noel şarkısı çalınacaktı. anons ise ‘saygon’da hava 105 derece ve yükseliyor’. bu kodu sadece amerikalılar bilecekti ve yakınları olan vietnamlılara bildirecekti. kodda sorun yoktu ama beyaz noel şarkısını bilen vietnamlı da yoktu*. bu nedenle tahliye edilecek vietnamlılar, amerikalılardan bu şarkıyı öğrenmek için mırıldanmalarını istemişlerdir.
tahliye esnasında, 4 görevlinin öldüğü belirtilmiş. çünkü tahliyeler devam ederken, kuzey vietnam çoktan saygon’a girmişti. havada uçuşan roketler eşliğinde 1000 amerikalı, 6000 vietnamlının tahliye edildiği söyleniyor.
devamını gör...


