bireysel emeklilik sistemi
kendi primlerinizi yatırarak emekli olacağınızı iddia eden sistemdir.
sosyal güvenlik uzmanı ali tezel ile yapılan röportaj son derece zihin açıcıdır.
--- alıntı ---
- benim merak ettiğim şu: bireysel emeklilik dediğimizde, batı’daki özendiğimiz anlamdaki bireysel emeklilik anlaşılıyor mu? onlarda nasıl, bizde nasıl?
- bizde, değişik büyüklüklerde 11 bireysel emeklilik şirketi var. bu 11’inin hiçbirinin içinde, hazine’ye sunulmuş ve hazine tarafından onaylanmış bireysel emeklilik sigorta poliçesi yok.
türkiye'de bireysel emeklilik sigortası yok
- ne demek bu?
- yani ülkemizde, bireysel emeklilik şirketleri var, fakat "bireysel emeklilik sigortası" yok demektir.
- siz bireysel emeklilik yaptırdığını düşünenlerin aldatıldığını söylüyorsunuz o zaman.
- aynen öyle. bireysel emeklilik yaptıranlara gerçek ve doğru bilgiler verilmiyor. sadece şirketlerin istediği bilgiler paylaşılıyor. bireysel emeklilik adı altında poliçe alanların ellerinde de buna ilişkin en ufak bir bilgilendirme yok. şöyle ifade edeyim; şu anda ülkemizde "bireysel emeklilik sistemi" yok, "bireysel yatırım danışmanlığı sistemi" var.
- ikisi arasındaki fark ne?
- şöyle; diyelim ki biz her ay bir kenara 100 tl para ayırıyor olalım. bunu gidip vadeli mevduatta değerlendirebiliriz, hazine bonosunda değerlendirebiliriz, dövizde değerlendirebiliriz. ya da altın, hisse senedi gibi farklı alanlarda değerlendirebiliriz.
bireysel emeklilik şirketlerine yatırırsak bu parayı onlar diyorlar ki “siz bu parayı nerelerde değerlendirmek istiyorsanız biz sizin adınıza oralarda değerlendirelim.25 lirasına hisse senedi alalım, 25 lirasına altın alalım, 25 lirasına hazine bonosu alalım, 25 lirasına döviz alalım..." böyle sepetler oluşturuyorlar.
sizin 10 yıl boyunca her ay buraya 100 tl para yatırmanız lazım. 56 yaşına geldiğimizde bireysel emeklilik şirketi bana şunu söylüyor:
“ey ali tezel sen 10 yıl boyunca para yatırdın. 56 yaşına geldin. şu anda 15 bin tl ana paran var. bunun 15 bin tl de neması oldu. toplam 30 bin tl paran var. bu 30 bin tl paranı al git. veya ayda 1000 tl 1000 tl vereyim 30 ay sonra git. ayda 500 tl 500 tl vereyim 60 ay sonra git. veya 15 bin 15 bin vereyim 2 ay sonra git.”
yani benim adıma para biriktiriyor, benim adıma yatırım araçlarında değerlendiriyor, sonra da ben 56 yaşına geldiğimde de bu parayı bana iade etmeyi taahhüt ediyor.
emeklilik yaşının 95 olmasını istiyorlar
- tabii bunu da sizin istediğiniz takvim çerçevesinde yapıyor.
- evet. ancak, bizim sosyal güvenlik sistemi adı altında bağ-kur, ssk gibi anlamda hiçbir plan söz konusu değil. plan olmamasının sebebi de şu: 56 yaşındakiler bireysel emeklilik’ten emekli olabilecek. ama topladığı parayı belli bir yıla bölmesi gerekiyor ki ayda ne ödeyeceğini bilsin. yani emeklinin ne kadar maaş alacağı belli olsun. bireysel emeklilik şirketleri bu yaşın 95 olmasını istiyorlar.
- anlamadım. 95 yaşında emeklilik öyle mi? sendikacıların söylediği “mezarda emeklilik” bunun yanında çok çok insaflı.
- bu mezardan sonra da emeklik değil. diyorlar ki 56 yaşına gelen kişi, birikmiş parasını 95 yaşına kadar yaşayacağını varsayarak bunu yıllara ve aylara bölelim, çıkacak olan maaşı buna göre ödeyelim diyorlar.
kullan
- bu 95 yaşı espri olsun diye demediniz değil mi? sigortacılar bu yaşı öne sürdükleri için mi telaffuz ediyorsunuz?
- kesinlikle. bireysel emeklilik firmaları bu teklifi sundular, hazine bunu kabul etmedi. “95 yaş olmaz, bu türkiye’nin gerçekleriyle uyuşmuyor. bunu en fazla 75 veya 76 yapabilirsiniz” dendi. bana göre 75-76 da çok büyük bir yaş. çünkü şu anda 1 yaşından büyük bebeklerin ortalama yaşam beklentileri, 67. yani insanlar 67 yaşına kadar yaşayabiliyorlar. kadın ve erkekte farklılık gösteriyor ama ortalaması 67 yaş.
normal şartlarda 56 ile 67 arasında 11 yıl var. yani toplanan paranın 11 yıla yani 132 aya bölünmesi gerekiyor ki aylık maaşımızın ne olacağı belli olsun. bireysel emeklilik şirketleri diyor ki, “bu kişiler 67 yaşından sonra da yaşamaya devam ederlerse ben zarar ederim” diyor. “çünkü, ben onun 67 yaşında öleceğini varsayarak birikimini aylara böldüm ve ona göre her ay belli bir maaşı buldum. 67’den sonra vereceğim her maaş benim zarar haneme yazılır. bundan dolayı 67’yi kabul etmiyorum. 95 olsun” diyor.
çünkü 95’den önce ölürse bir para vermeyecek. o para kendisine kalacak. işte bundan dolayı bireysel emeklilik sadece isimde var, sistemde yok.
--- alıntı ---
buradan
sosyal güvenlik uzmanı ali tezel ile yapılan röportaj son derece zihin açıcıdır.
--- alıntı ---
- benim merak ettiğim şu: bireysel emeklilik dediğimizde, batı’daki özendiğimiz anlamdaki bireysel emeklilik anlaşılıyor mu? onlarda nasıl, bizde nasıl?
- bizde, değişik büyüklüklerde 11 bireysel emeklilik şirketi var. bu 11’inin hiçbirinin içinde, hazine’ye sunulmuş ve hazine tarafından onaylanmış bireysel emeklilik sigorta poliçesi yok.
türkiye'de bireysel emeklilik sigortası yok
- ne demek bu?
- yani ülkemizde, bireysel emeklilik şirketleri var, fakat "bireysel emeklilik sigortası" yok demektir.
- siz bireysel emeklilik yaptırdığını düşünenlerin aldatıldığını söylüyorsunuz o zaman.
- aynen öyle. bireysel emeklilik yaptıranlara gerçek ve doğru bilgiler verilmiyor. sadece şirketlerin istediği bilgiler paylaşılıyor. bireysel emeklilik adı altında poliçe alanların ellerinde de buna ilişkin en ufak bir bilgilendirme yok. şöyle ifade edeyim; şu anda ülkemizde "bireysel emeklilik sistemi" yok, "bireysel yatırım danışmanlığı sistemi" var.
- ikisi arasındaki fark ne?
- şöyle; diyelim ki biz her ay bir kenara 100 tl para ayırıyor olalım. bunu gidip vadeli mevduatta değerlendirebiliriz, hazine bonosunda değerlendirebiliriz, dövizde değerlendirebiliriz. ya da altın, hisse senedi gibi farklı alanlarda değerlendirebiliriz.
bireysel emeklilik şirketlerine yatırırsak bu parayı onlar diyorlar ki “siz bu parayı nerelerde değerlendirmek istiyorsanız biz sizin adınıza oralarda değerlendirelim.25 lirasına hisse senedi alalım, 25 lirasına altın alalım, 25 lirasına hazine bonosu alalım, 25 lirasına döviz alalım..." böyle sepetler oluşturuyorlar.
sizin 10 yıl boyunca her ay buraya 100 tl para yatırmanız lazım. 56 yaşına geldiğimizde bireysel emeklilik şirketi bana şunu söylüyor:
“ey ali tezel sen 10 yıl boyunca para yatırdın. 56 yaşına geldin. şu anda 15 bin tl ana paran var. bunun 15 bin tl de neması oldu. toplam 30 bin tl paran var. bu 30 bin tl paranı al git. veya ayda 1000 tl 1000 tl vereyim 30 ay sonra git. ayda 500 tl 500 tl vereyim 60 ay sonra git. veya 15 bin 15 bin vereyim 2 ay sonra git.”
yani benim adıma para biriktiriyor, benim adıma yatırım araçlarında değerlendiriyor, sonra da ben 56 yaşına geldiğimde de bu parayı bana iade etmeyi taahhüt ediyor.
emeklilik yaşının 95 olmasını istiyorlar
- tabii bunu da sizin istediğiniz takvim çerçevesinde yapıyor.
- evet. ancak, bizim sosyal güvenlik sistemi adı altında bağ-kur, ssk gibi anlamda hiçbir plan söz konusu değil. plan olmamasının sebebi de şu: 56 yaşındakiler bireysel emeklilik’ten emekli olabilecek. ama topladığı parayı belli bir yıla bölmesi gerekiyor ki ayda ne ödeyeceğini bilsin. yani emeklinin ne kadar maaş alacağı belli olsun. bireysel emeklilik şirketleri bu yaşın 95 olmasını istiyorlar.
- anlamadım. 95 yaşında emeklilik öyle mi? sendikacıların söylediği “mezarda emeklilik” bunun yanında çok çok insaflı.
- bu mezardan sonra da emeklik değil. diyorlar ki 56 yaşına gelen kişi, birikmiş parasını 95 yaşına kadar yaşayacağını varsayarak bunu yıllara ve aylara bölelim, çıkacak olan maaşı buna göre ödeyelim diyorlar.
kullan
- bu 95 yaşı espri olsun diye demediniz değil mi? sigortacılar bu yaşı öne sürdükleri için mi telaffuz ediyorsunuz?
- kesinlikle. bireysel emeklilik firmaları bu teklifi sundular, hazine bunu kabul etmedi. “95 yaş olmaz, bu türkiye’nin gerçekleriyle uyuşmuyor. bunu en fazla 75 veya 76 yapabilirsiniz” dendi. bana göre 75-76 da çok büyük bir yaş. çünkü şu anda 1 yaşından büyük bebeklerin ortalama yaşam beklentileri, 67. yani insanlar 67 yaşına kadar yaşayabiliyorlar. kadın ve erkekte farklılık gösteriyor ama ortalaması 67 yaş.
normal şartlarda 56 ile 67 arasında 11 yıl var. yani toplanan paranın 11 yıla yani 132 aya bölünmesi gerekiyor ki aylık maaşımızın ne olacağı belli olsun. bireysel emeklilik şirketleri diyor ki, “bu kişiler 67 yaşından sonra da yaşamaya devam ederlerse ben zarar ederim” diyor. “çünkü, ben onun 67 yaşında öleceğini varsayarak birikimini aylara böldüm ve ona göre her ay belli bir maaşı buldum. 67’den sonra vereceğim her maaş benim zarar haneme yazılır. bundan dolayı 67’yi kabul etmiyorum. 95 olsun” diyor.
çünkü 95’den önce ölürse bir para vermeyecek. o para kendisine kalacak. işte bundan dolayı bireysel emeklilik sadece isimde var, sistemde yok.
--- alıntı ---
buradan
devamını gör...
buridan'ın eşeği
jean buridan tarafından öne sürülmüş bir düşünce deneyinin kahramanı.
hikaye şu şekilde: su ve saman balyasına eşit mesafede duran aç ve susamış bir eşek, kararsız kalıp açlıktan ve susuzluktan ölür. aristoteles ve gazali de bu durumdan bahsetmiş ancak hikayelerindeki kahramanlar köpek ve deveydi.
buridan, bu düşünce deneyinde özgür irade konusuna eğilmiş. iki seçenek arasında kalan eşeğin, bir seçeneği seçmesini sağlayacak baskın bir nedene sahip olmayışını, insan versiyonunda kişinin kararsız kalmayıp iki seçenek arasında önceliği seçebilecek muhakemeye sahip olacağını vurgulamak istemiş. yani özgür iradenin varlığını destekleyecek yönde bir düşünce deneyidir bu.
iki profesör hayati bir durumun olmadığı bir durum yaratarak bunu deneye dökmek istemiş. bir markette tadımlık reçellerin bulunduğu iki stant açılmış. bir tarafa 24 çeşit reçel diğer tarafa 6 çeşit reçel koyulmuş. insanların genel olarak 24 çeşidin olduğu standa yöneldiğini gözlemlemişler. 24 çeşidin bulunduğu standa yönelen insanların yüzde 3'ü reçel satın alırken diğer tarafa yönelen insanların ise yüzde 30'unun reçel satın aldığı gözlemlenmiş. başka türlü deneylerin de sonunda sonuç olarak "seçenek arttıkça insanın motivasyonunun azaldığı" fikrine kanaat getirmişler.
...
son birkaç haftamı incelediğimde bu durumun türkiyede yaşayan bir insana ne denli etki ettiğini farkettim. buridan'ın eşeğinden farklı olarak benim hayatımda birçok seçenek var. bir seçenek sadece hayatta kalmamı sağlayacakken diğerleri ise ruhsal ve fiziksel olarak sağlıklı bir hayat yaşamak, hayatı anlamlı hale getirip beni karamsarlıktan uzak tutacak seçeneklerden oluşuyor. zaman dağılımı yapmak istediğimde hayatta kalmamı sağlayacak olan seçenek diğerlerine zaman tanımıyor.. buridan, içgüdülerinin dengesizliğinin kurbanı olmuştu. ben ise evrim yolunda dağları taşları geçmiş ve sonunda bir muhakeme yeteneğine sahip olmuş biri olarak zamanımın kurbanı olma yolunda ilerliyorum..
hikaye şu şekilde: su ve saman balyasına eşit mesafede duran aç ve susamış bir eşek, kararsız kalıp açlıktan ve susuzluktan ölür. aristoteles ve gazali de bu durumdan bahsetmiş ancak hikayelerindeki kahramanlar köpek ve deveydi.
buridan, bu düşünce deneyinde özgür irade konusuna eğilmiş. iki seçenek arasında kalan eşeğin, bir seçeneği seçmesini sağlayacak baskın bir nedene sahip olmayışını, insan versiyonunda kişinin kararsız kalmayıp iki seçenek arasında önceliği seçebilecek muhakemeye sahip olacağını vurgulamak istemiş. yani özgür iradenin varlığını destekleyecek yönde bir düşünce deneyidir bu.
iki profesör hayati bir durumun olmadığı bir durum yaratarak bunu deneye dökmek istemiş. bir markette tadımlık reçellerin bulunduğu iki stant açılmış. bir tarafa 24 çeşit reçel diğer tarafa 6 çeşit reçel koyulmuş. insanların genel olarak 24 çeşidin olduğu standa yöneldiğini gözlemlemişler. 24 çeşidin bulunduğu standa yönelen insanların yüzde 3'ü reçel satın alırken diğer tarafa yönelen insanların ise yüzde 30'unun reçel satın aldığı gözlemlenmiş. başka türlü deneylerin de sonunda sonuç olarak "seçenek arttıkça insanın motivasyonunun azaldığı" fikrine kanaat getirmişler.
...
son birkaç haftamı incelediğimde bu durumun türkiyede yaşayan bir insana ne denli etki ettiğini farkettim. buridan'ın eşeğinden farklı olarak benim hayatımda birçok seçenek var. bir seçenek sadece hayatta kalmamı sağlayacakken diğerleri ise ruhsal ve fiziksel olarak sağlıklı bir hayat yaşamak, hayatı anlamlı hale getirip beni karamsarlıktan uzak tutacak seçeneklerden oluşuyor. zaman dağılımı yapmak istediğimde hayatta kalmamı sağlayacak olan seçenek diğerlerine zaman tanımıyor.. buridan, içgüdülerinin dengesizliğinin kurbanı olmuştu. ben ise evrim yolunda dağları taşları geçmiş ve sonunda bir muhakeme yeteneğine sahip olmuş biri olarak zamanımın kurbanı olma yolunda ilerliyorum..
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
hayatımda hiç pastırmalı çörek yemedim.
devamını gör...
su fışkırtan yüzük
devamını gör...
ölüm gibi bir şey olup ölünmeyen durumlar
anne, baba, abi ya da yetişkin bir erkek kardeşin karşınızda ağlaması.
yemin ederim şu durum ölüm gibi benim için. "ben öleyim, siz yeter ki ağlamayın" demek geliyor içimden.
yemin ederim şu durum ölüm gibi benim için. "ben öleyim, siz yeter ki ağlamayın" demek geliyor içimden.
devamını gör...
marla singer
efsane olan fight club filminin efsane kadın karakteridir. hacı filmde ayrı seviyordum bu kadını ya, saykoydu ama şahaneydi be. nedeni de marla kimseyi umursamayan biriydi, kafasına göre takılıyordu, aslında dibe batmak için yapıyordu bunları ama yine de izleyiciye samimi olduğunu aktarıyordu. halktan biriydi öyle fantastik özellikleri yoktu. hümanist takılmak yerine yeri gerçekçi olmayı tercih ediyordu.
insani değerler onun umrunda olmadı, o daha çok insanların zaaflarından yararlanmak istedi çünkü kafasına göre takılıp daha ne kadar dibe batarım diye düşündü. özellikle filmde sigara içişi cidden insanı çileden çıkaran cinsten. seksi ve de cazibeliydi ve bir o kadar da tehlikeliydi. iyisini de yapıyordu çünkü insanların kibirli, çıkarcı ve bencil olduğunu biliyordu, ona göre hareket ediyordu.
yalnız bu karaktere can veren adeta bir dönem kendisini gerçekten marla singer zanneden insanların olduğu harika aktris helena bonham carter’a ayrı hayranım arkadaş. çünkü böylesine şahane bir karakteri ancak o canlandırabilirdi. daha söylenecek çok şey var bu harika karakter üzerine yalnız ilk etapta aklıma gelenleri yazdım. dibe vurmak isteyen, insanları umursamayan, kendi kafasına göre takılan bir karakter.
ne diyeyim ki şahane anasını satıyım. *
insani değerler onun umrunda olmadı, o daha çok insanların zaaflarından yararlanmak istedi çünkü kafasına göre takılıp daha ne kadar dibe batarım diye düşündü. özellikle filmde sigara içişi cidden insanı çileden çıkaran cinsten. seksi ve de cazibeliydi ve bir o kadar da tehlikeliydi. iyisini de yapıyordu çünkü insanların kibirli, çıkarcı ve bencil olduğunu biliyordu, ona göre hareket ediyordu.
yalnız bu karaktere can veren adeta bir dönem kendisini gerçekten marla singer zanneden insanların olduğu harika aktris helena bonham carter’a ayrı hayranım arkadaş. çünkü böylesine şahane bir karakteri ancak o canlandırabilirdi. daha söylenecek çok şey var bu harika karakter üzerine yalnız ilk etapta aklıma gelenleri yazdım. dibe vurmak isteyen, insanları umursamayan, kendi kafasına göre takılan bir karakter.
ne diyeyim ki şahane anasını satıyım. *
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ingilizce seviyeleri
yaptığım birkaç teste göre c1 seviyeymiş ingilizcem,iki senedir çok üstüne düşememiştim*.ilk fırsatta tekrarlara başladımm.
ingilizce seviye testlerine bakarken birden ispanyolca öğrenmek istediğime karar verdim,a1 seviyesinde de almanca biliyodum. şuan hepsini tekrar ederek,dil bilgisi ve kelime dersleriyle üçünü de çalışıyorum*.
ingilizce seviye testlerine bakarken birden ispanyolca öğrenmek istediğime karar verdim,a1 seviyesinde de almanca biliyodum. şuan hepsini tekrar ederek,dil bilgisi ve kelime dersleriyle üçünü de çalışıyorum*.
devamını gör...
kamer genç
türkiye'nin,' doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar ' sözüne nail olmuş, özü sözü bir, dürüst siyasetçilerinden birisiydi.
ışıklar içinde uyusun...
ışıklar içinde uyusun...
devamını gör...
ernesto che guevara
ernesto guevara, sonra aldığı ismiyle ernesto che guevara ya da el che.
1928 doğumlu, arjantinli doktor, marksist-leninist devrimci.
isminin anlamı yanlış çevirilerle bilinenin aksine hey sen ya da o değildir. che sözü aslında "bolşevik" anlamına gelen chebol sözünün kısaltmasıdır.
hayatının ilk döneminde motosikletle veyahutta trenle çeşitli zamanlarda güney amerika'yı gezmiş ve var olan yoksullukla yüzleşip bir farkındalık kazanmaya başlamıştır. bu farkındalıklar onu marksizme ve devrimci mücadeleye yöneltmiştir. bu dönemde peru da bir cüzzamlılar kampında gönüllü hekim olarak çalıştığı ve yoksul köylerde yolu düştükçe hekimlik yaptığı da bilinmektedir.
che ardından devrimci mücadeleye dahil olmak için guatemala'ya geçmiştir.
akabinde ise meksika'da kübalı devrimcilerin evinde raul vasıtasıyla fidel'le tanışmış ve fidel'in "bizimle gel" sözüyle küba devriminin içine dahil olmuştur. sonrası malum ama ben uzun uzun anlatmak yerine sözü nazım hikmet'e bırakacağım.
"956'nin kasımında
fidel de içlerinde
82 kişi granma gemisinden denize indi
956'nın kasımında küba kıyılarına sokulan granma gemisinden denize inip yarı bellerine
kadar suya gömülü
ve silâhlarını başlarının üstüne tutarak
ve ansızın
ve bir anda açılan top ve mitralyöz ateşi altında karaya çıkıp
ve karanlıkları polis köpekleri gibi koklayan araştıran ışıldaklardan sakınarak
ve sarıldınız teslim olun seslerini
ve iri kurbağaları çiğneyip bataklıklara
ve şekerkamışı tarlalarına dalarak
ve palmiyelerle hindistancevizi ağaçlarının ardı sıra tepeleri tırmananlar
sierra dağında buluştu
fidel de içlerinde 82'nin 12'si sağ kalmıştı
fidel de içlerinde 12 kişiydiler 56'nın kasımında
fidel de içlerinde 150 kişiydiler aralığında 56'nın
fidel de içlerinde 500 kişiydiler şubatında 57'nin
fidel de içlerinde 1000 oldular 5000 oldular
fidel de içlerinde
fidel de içlerinde bir milyon yüz milyon bütün insanlık oldular
yıktılar batista'yı 959'un ocağında"
(bkz: nazım hikmet, havana röportajı)
velhasıl batista'yı devirip siyasal devrimi muvaffak kıldıkları 59 yılında henüz 31 yaşındadır che guevara.
59 sonrasında che, bir süre yaşar küba'da, merkez bankası başkanlığı, komutanlık ve bakanlık yapar.
o ünlü fotoğrafı ise işte devrimin hemen ardından, 1960'ta henüz hala küba'dayken la coubre silah gemisi patlamasında hayatını kaybedenlerin cenazesinde alberto korda tarafından çekilmiştir.
yine bu yıllarda domuzlar koyu çıkartmasında da pinar del rio'daki kuvvetlerin başında bulunan guevara'nın, küba'daki zamanı ise ancak 6 yıl sürebilmiştir.
işte bu 6 yıllık süre içerisinde birleşmiş milletler konseyine de katılan che, 1964'te şu efsane konuşmayı yapmıştır.
ya özgür vatan ya ölüm!
bu konuşmanın hemen ardından ise che 1965 yılında, henüz 37 yaşındayken, daha fazla vietnam yaratmak, yeni devrimci hücreler inşa etmek ve yeni gerilla birlikleri örgütleyerek küba'da başlayan devrimi, bütün güney amerika'ya yaymak için yeniden yollara düşmüştür.
işte bu yollara düşüşünün sonunda, 1967 yılında bolivya'da amerika destekli bolivya askeri güçlerince yakalanıp kurşuna dizilmiştir,
jean-paul sartre'ın deyimiyle "çağın en mütekâmil insanı".
şuraya o anı anlatan harika bir şarkı da bırakayım, entry çok uzun oldu hem bir nefes almış olursunuz.
mehmet celal, bolivyalı küçük asker
velhasıl kelam öldürüldüğünde 39 yaşında olan bu adam, böylece dünyaya veda etmiştir fakat aynı zamanda da 68 hareketinden başlayarak bütün tarihin içinde efsaneleşmiştir.
öyle ki onun "gerçekçi ol imkansızı iste!" ya da "iki üç daha fazla vietnam!" gibi kelamları da 68 hareketiyle bütün dünyada özdeşleşmiştir.
ve son mektubunda söylediği gibi ölüm ona ancak sefa getirmiştir.
"ölüm nereden ve nasıl gelirse gelsin...
savaş sloganlarımız kulaktan kulağa yayılacaksa, silahlarımız elden ele geçecekse ve başkaları mitralyöz sesleriyle, savaş ve zafer naralarıyla cenazelerimize ağıt yakacaklarsa ölüm hoş geldi, sefa geldi..."
dip not: che'ye homofobik demenin, burası üzerinden saldırmanın bruno'ya engizisyonu niye aihm'e şikayet etmedi demekten hiçbir farkı yoktur.
apa dahi eşciselliği hastalık tanımından 1973 yılında çıkarmıştır. dünya sağlık örgütünün aynı hamleyi yapması ise 1990 yılını bulmuştur. konuyla ilgilenen olursa şuraya mis gibi kaynak da bırakıyorum.
neyse bir zahmet 1967 de ölmüş adama yeterince vizyonlu olamadı diye de saldırmayın.
ayrıca sovyetler eşciselliği 1919 da tanımış ve yasallaştırmıştır. canını sevdiğimin lenin'inin vizyonuna kurban olayım.
ama ayni şekilde 1930'da stalin bu kazanımı geri çekmiş, hiç etmiştir. bunu da eleştirmiyor değiliz, ama yani saldırmanın da lüzmu yok. herkesten lenin vizyonu bekleyemeyiz.
dip not2: lenin büyük adam, ömrü azıcık daha vefa etseymiş, tıptan bile önce sosyalistleri homofobiyle mücadeleye ikna edermiş iki gözümün çiçeği. neyse yine hiç yürünmemiş yolar hakkında kederlendim...
1928 doğumlu, arjantinli doktor, marksist-leninist devrimci.
isminin anlamı yanlış çevirilerle bilinenin aksine hey sen ya da o değildir. che sözü aslında "bolşevik" anlamına gelen chebol sözünün kısaltmasıdır.
hayatının ilk döneminde motosikletle veyahutta trenle çeşitli zamanlarda güney amerika'yı gezmiş ve var olan yoksullukla yüzleşip bir farkındalık kazanmaya başlamıştır. bu farkındalıklar onu marksizme ve devrimci mücadeleye yöneltmiştir. bu dönemde peru da bir cüzzamlılar kampında gönüllü hekim olarak çalıştığı ve yoksul köylerde yolu düştükçe hekimlik yaptığı da bilinmektedir.
che ardından devrimci mücadeleye dahil olmak için guatemala'ya geçmiştir.
akabinde ise meksika'da kübalı devrimcilerin evinde raul vasıtasıyla fidel'le tanışmış ve fidel'in "bizimle gel" sözüyle küba devriminin içine dahil olmuştur. sonrası malum ama ben uzun uzun anlatmak yerine sözü nazım hikmet'e bırakacağım.
"956'nin kasımında
fidel de içlerinde
82 kişi granma gemisinden denize indi
956'nın kasımında küba kıyılarına sokulan granma gemisinden denize inip yarı bellerine
kadar suya gömülü
ve silâhlarını başlarının üstüne tutarak
ve ansızın
ve bir anda açılan top ve mitralyöz ateşi altında karaya çıkıp
ve karanlıkları polis köpekleri gibi koklayan araştıran ışıldaklardan sakınarak
ve sarıldınız teslim olun seslerini
ve iri kurbağaları çiğneyip bataklıklara
ve şekerkamışı tarlalarına dalarak
ve palmiyelerle hindistancevizi ağaçlarının ardı sıra tepeleri tırmananlar
sierra dağında buluştu
fidel de içlerinde 82'nin 12'si sağ kalmıştı
fidel de içlerinde 12 kişiydiler 56'nın kasımında
fidel de içlerinde 150 kişiydiler aralığında 56'nın
fidel de içlerinde 500 kişiydiler şubatında 57'nin
fidel de içlerinde 1000 oldular 5000 oldular
fidel de içlerinde
fidel de içlerinde bir milyon yüz milyon bütün insanlık oldular
yıktılar batista'yı 959'un ocağında"
(bkz: nazım hikmet, havana röportajı)
velhasıl batista'yı devirip siyasal devrimi muvaffak kıldıkları 59 yılında henüz 31 yaşındadır che guevara.
59 sonrasında che, bir süre yaşar küba'da, merkez bankası başkanlığı, komutanlık ve bakanlık yapar.
o ünlü fotoğrafı ise işte devrimin hemen ardından, 1960'ta henüz hala küba'dayken la coubre silah gemisi patlamasında hayatını kaybedenlerin cenazesinde alberto korda tarafından çekilmiştir.
yine bu yıllarda domuzlar koyu çıkartmasında da pinar del rio'daki kuvvetlerin başında bulunan guevara'nın, küba'daki zamanı ise ancak 6 yıl sürebilmiştir.
işte bu 6 yıllık süre içerisinde birleşmiş milletler konseyine de katılan che, 1964'te şu efsane konuşmayı yapmıştır.
ya özgür vatan ya ölüm!
bu konuşmanın hemen ardından ise che 1965 yılında, henüz 37 yaşındayken, daha fazla vietnam yaratmak, yeni devrimci hücreler inşa etmek ve yeni gerilla birlikleri örgütleyerek küba'da başlayan devrimi, bütün güney amerika'ya yaymak için yeniden yollara düşmüştür.
işte bu yollara düşüşünün sonunda, 1967 yılında bolivya'da amerika destekli bolivya askeri güçlerince yakalanıp kurşuna dizilmiştir,
jean-paul sartre'ın deyimiyle "çağın en mütekâmil insanı".
şuraya o anı anlatan harika bir şarkı da bırakayım, entry çok uzun oldu hem bir nefes almış olursunuz.
mehmet celal, bolivyalı küçük asker
velhasıl kelam öldürüldüğünde 39 yaşında olan bu adam, böylece dünyaya veda etmiştir fakat aynı zamanda da 68 hareketinden başlayarak bütün tarihin içinde efsaneleşmiştir.
öyle ki onun "gerçekçi ol imkansızı iste!" ya da "iki üç daha fazla vietnam!" gibi kelamları da 68 hareketiyle bütün dünyada özdeşleşmiştir.
ve son mektubunda söylediği gibi ölüm ona ancak sefa getirmiştir.
"ölüm nereden ve nasıl gelirse gelsin...
savaş sloganlarımız kulaktan kulağa yayılacaksa, silahlarımız elden ele geçecekse ve başkaları mitralyöz sesleriyle, savaş ve zafer naralarıyla cenazelerimize ağıt yakacaklarsa ölüm hoş geldi, sefa geldi..."
dip not: che'ye homofobik demenin, burası üzerinden saldırmanın bruno'ya engizisyonu niye aihm'e şikayet etmedi demekten hiçbir farkı yoktur.
apa dahi eşciselliği hastalık tanımından 1973 yılında çıkarmıştır. dünya sağlık örgütünün aynı hamleyi yapması ise 1990 yılını bulmuştur. konuyla ilgilenen olursa şuraya mis gibi kaynak da bırakıyorum.
neyse bir zahmet 1967 de ölmüş adama yeterince vizyonlu olamadı diye de saldırmayın.
ayrıca sovyetler eşciselliği 1919 da tanımış ve yasallaştırmıştır. canını sevdiğimin lenin'inin vizyonuna kurban olayım.
ama ayni şekilde 1930'da stalin bu kazanımı geri çekmiş, hiç etmiştir. bunu da eleştirmiyor değiliz, ama yani saldırmanın da lüzmu yok. herkesten lenin vizyonu bekleyemeyiz.
dip not2: lenin büyük adam, ömrü azıcık daha vefa etseymiş, tıptan bile önce sosyalistleri homofobiyle mücadeleye ikna edermiş iki gözümün çiçeği. neyse yine hiç yürünmemiş yolar hakkında kederlendim...
devamını gör...
ösym
2020'nin pandemi nedeniyle ertelenen ales'ini* okulların bahar dönemi kabul tarihlerinden sonraya takvimleyen, bunu yaparken de okulları önceden haberdar ve organize edemeyen eşsiz kuruluş. sayelerinde lisansüstü başvurularını bahar döneminde kabul eden okullar bu sene yalnızca ta önceden ales'e girmiş adayların başvurularını değerlendirebilecekler.
ayrıca, 2021'in ilk yökdil'ini de* mart'a, ertelenen yökdil'den* sadece 1 ay sonraya takvimlemişler. böylece 2021'de yökdil'ler nedendir bilinmez şubat'ta ve mart'ta peş peşe yapılacakken, ales ise mayıs'ta yapılacak. ayrıca ikinci yökdil* ise ağustos'ta, artık kimin ne işine yarayacaksa.
hazırladıkları 2021 takvimiyle üniversitelerin takviminin uzaktan yakından alakası yok. üniversiteler eski usul, alışıldık tarihlerinde alım yapmaya devam edecekler.
bitti mi? bitmedi! diyelim ki kendinizi sınamak istediniz. bir dil sınavına ya da ales'e girmek istediniz. başvuru ücreti 145 lira. 145 lira! yks'nin tüm oturumları da 270 lira mıymış neymiş bu sene. masrafları bir soru kitapçığı, bir optik kağıdı, iki kalem, bir silgi olan sınavlar bunlar. üç de şeker veriyorlardı gerçi en son, şeker önemli.
komik ya.
ayrıca, 2021'in ilk yökdil'ini de* mart'a, ertelenen yökdil'den* sadece 1 ay sonraya takvimlemişler. böylece 2021'de yökdil'ler nedendir bilinmez şubat'ta ve mart'ta peş peşe yapılacakken, ales ise mayıs'ta yapılacak. ayrıca ikinci yökdil* ise ağustos'ta, artık kimin ne işine yarayacaksa.
hazırladıkları 2021 takvimiyle üniversitelerin takviminin uzaktan yakından alakası yok. üniversiteler eski usul, alışıldık tarihlerinde alım yapmaya devam edecekler.
bitti mi? bitmedi! diyelim ki kendinizi sınamak istediniz. bir dil sınavına ya da ales'e girmek istediniz. başvuru ücreti 145 lira. 145 lira! yks'nin tüm oturumları da 270 lira mıymış neymiş bu sene. masrafları bir soru kitapçığı, bir optik kağıdı, iki kalem, bir silgi olan sınavlar bunlar. üç de şeker veriyorlardı gerçi en son, şeker önemli.
komik ya.
devamını gör...
birini kendine aşık edip terk etmek
bu tür amipler, elde edemeyeceğini düşündüğü kişileri, her türlü şaklabanlık ile elde ederek kendi iç dünyalarını tatmin eder, yarı yolda bırakır ve sonra da yeni avlarına doğru yola çıkarlar.
zincire vurulup çürümeye bırakılması gereken kişilerdir.
zincire vurulup çürümeye bırakılması gereken kişilerdir.
devamını gör...
murphy kanunları
kanunun yazılı olmayan bir maddesi de şudur; flash belleği en az üçüncü denemede takabilirsiniz.
devamını gör...
4-3-3 oynatan aykut
hoca sistemi değiştirdi diye düşünüyorum. takım 4-3-3 oynarken sağlı sollu bindirmeler ve tespit bolluğuyla gözlerimizin pasını siliyordu. ancak hoca ne zaman 4-5-1'e döndü takım pozisyon bulmakta zorlanmaya başladı. nerede o eski kanat organizasyonları? nerede o takımı rakip yarı sahaya yığıp, tespit üzerine tespit yapan zımba gibi hücum atraksiyonları? bir anda yok oldu, gitti. hoca'yı bu ısrarlı yanlışından dönmeye davet ediyorum. işleyen sistem bozulmaz. argümanlar ve tespitler konusunda sözlüğün zaten sıkıntı çektiği şu dönemde, bu oyun felsefesi oturmadı. eldeki kadro belli. hücumcu bir kadro, kadroyu frenleyince kadronun fabrika ayarları bozuluyor ve takım ne yapacağını bilemez hale bürünüyor. eskinin sonuç odaklı yırtıcı takımını yeniden sahalarda görmek istiyoruz hocam. taraftar huzursuz. ''söylesene bize hoca, takım niye oynamıyor!'' tezahüratları arş-ı alaya çıkmak üzere. dön gözünü seveyim şu 4-3-3'e de, gözlerimizin pası silinsin biraz. *
devamını gör...
kitap okuma aşkını kazandıran kitabın ismi
bir genç kızın gizli defteri serisi ... ah serra seni hiç sevmezdim aslında ama seninle çok uzun zaman geçirdik. bu arada keşke oktay'la evlenseydin hala içimde yaradır.
devamını gör...
gözlük kullananların korkulu rüyası
lens tavsiyem olur. gözlüğü oldum olası kendime yakıştıramadım.lens bir nevi özgürlüktür *
devamını gör...





