oturun sütlaç falan yiyin. saçmalamayın.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

öyle beylik laflarına kanıp kısa periyodlara bölmeyin çalışmanızı. sınav 2,3 saatken öğrenci 30 dakikalık periyodlarla çalışıyor, çok saçma. oturun kalkana kadar test çözün, bünyeyi alıştırın.

anlamadığınız derse fazla vakit ayırıp diğer dersleri boşlamayın, konu anlatımlarına saatlerinizi harcamayın, not almak için çok kasmayın. test çözün, pratik yapın.

zaman yönetimine ağırlık verin, olabildiğince hızlı bitirmeye çalışın denemelerinizi. zaman daraldıkça stres artıyor, kalan sorular çöpe gidiyor.
devamını gör...

"insanların hepsi belirli bir süre için ertelenen ölüm cezasına mahkûmdur."

bu kitap victor hugo'nun idam cezasına bir tepkisi, başkaldırısıdır aslında. çünkü o yok etme gücünün sadece tanrı'ya ait olduğunu savunmuştur. idam yerine iyileştirilmelerini önermiştir.

kitabı okurken insan ölmek mi zor, ölümü beklemek mi diye soruyor kendine. duygular öyle ustaca aktarılıyor ki adeta hücrede o mahkûmun yanında bekliyoruz biz de. biz de şahit oluyoruz hepsine. insanların nasıl da bundan zevk aldığına, kutlamalar halinde idamlar gerçekleştirildiğine bir eğlence haline getirildiğine. uyanıyordun ve ölüme bir adım daha yakınsın. ne hissedebilir ki insan, ne düşünür? bu kitapta hepsini aktarıyor victor hugo. bir süre etkisinden çıkamayacağınız harika bir klasik.
devamını gör...

behçet necatigil'in muazzam şiiridir.

çoklarından düşüyor da bunca
görmüyor gelip geçenler
eğilip alıyorum
solgun bir gül oluyor dokununca.

ya büyük şehirlerin birinde
geziniyor kalabalık duraklarda
ya yurdun uzak bir yerinde
kahve, otel köşesinde
nereye gitse bu akşam vakti
ellerini ceplerine sokuyor
sigaralar, kâğıtlar
arasından kayıyor usulca
eğilip alıyorum, kimse olmuyor
solgun bir gül oluyor dokununca.

ya da yalnız bir kızın
sildiği dudak boyasında
eşiğinde yine yorgun gecenin
başını yastıklara koyunca.

kimi de gün ortası yanıma sokuluyor
en çok güz ayları ve yağmur yağınca
alçalır ya bir bulut, o hüzün bulutunda.
uzanıp alıyorum, kimse olmuyor
solgun bir gül oluyor dokununca.

ellerde, dudaklarda, ıssız yazılarda
akşamlara gerili ağlarla takılıyor
yaralı hayvanlar gibi soluyor
bunalıyor, kaçıp gitmek istiyor
yollar, ya da anılar boyunca.

alıp alıp geliyorum, uyumuyor bütün gece
kımıldıyor karanlıkta ne zaman dokunsam
solgun bir gül oluyor dokununca.
devamını gör...

şubat 1920'de gerçekleşen ve albert adında bir bebeğin konu edildiği küçük albert deneyi (little albert experiment) yıllar geçmesine rağmen hala tartışılan deneylerden biri.

watson radikal bir pozitivistti. insan davranışının sadece öğrenilmiş olan davranışlara dayanarak incelenmesi gerektiğini düşünüyordu. genetik, bilinçsiz veya içgüdüsel unsurlar onun için anlam ifade etmiyordu. sadece gerçekten gözlemleyebileceği davranışları incelemek istiyordu.
watson asistanı rosalie rayner ile birlikte bir yetimhaneye gitti. sonra, 8 aylık bir bebek seçtiler, yetimhanedeki hemşirelerden birinin oğluydu bu. çok ihmal edilmiş olan bu çocuk, çok soğuk ve kötü bir ortamda yaşıyordu. bebek yine de oldukça sakin görünüyordu. oradaki insanlar doğduğundan beri neredeyse hiç ağlamadığını söyledi. işte küçük albert deneyi böylece başladı.
bu deneyin ilk aşamasında, albert’e farklı uyaranlar gösterdiler. amaç, hangisinin onu korkuttuğunu gözlemlemekti. sadece yüksek sesler duyduğunda korku hissedeceğini fark ettiler. bu bebeklerde sık görülen bir şey. albert, hayvanların veya ateşin önünde hiçbir korku belirtisi göstermedi.
sonra, koşullandırma ile korku yaratmaya başladılar. albert’e beyaz bir sıçan getirdiler. ilk başta bebek onunla oynamak istedi. ancak böyle yapmaya çalıştığında, watson çok yüksek bir ses vererek bebeğin korkmasına neden oldu. aynı şeyi birkaç kez tekrarladıktan sonra, bebek sıçandan korkar hâle gelmişti. bundan sonra tavşan ve köpek gibi hayvanları ve hatta kürk manto gibi şeyleri getirdiler. albert’i hepsine koşullandırdılar. bu uyaranlar yanındayken bebek korku hissediyordu.
bebeği uzun süre bu deneylere maruz bıraktılar. neredeyse bir yıl boyunca deneyler devam etti. sonunda bebeğin sakinliği kayboldu ve sürekli endişeli hissetmeye başladı. noel baba maskesi görünce bile korktuğu bir noktaya geldi. ona dokundurduklarında durmadan ağlamaya başladı.

deneyin ikinci bölümünde watson, koşullanmayı geri çevirmeye karar verdi. bu, daha önce şartlandırdığı korkuları “yok etmek” anlamına geliyordu. ancak bu hiç başarılamadı. üniversite tartışmalı deneyi ve asistanıyla kurduğu romantik ilişki nedeniyle watson’ı kovdu.
deneyden sonra bebeğe ne olduğunu bilmiyoruz. ancak çocuğun hidrosefali nedeniyle 6 yaşında öldüğünü belirten makaleler var. eğer bu doğruysa, o zaman bu kötü deneyin sonuçları çok tartışmalı demektir.
devamını gör...

bir kaç gündür ilgimi çeken yazardır.
tanımlarını keyif alarak okuyorum.
devamını gör...

çocuk yaşta zorla evlendirilen ama hakkını aramaktan, istediği gibi yaşamaktan vazgeçmeyen phoolan devi ilk eylemini daha 11 yaşındayken babasının tarlasına çökmeye çalışan amcasına karşı yapmıştır. o zamandan beri güce tapanların baş belası haline gelen bu küçük kıza gıcık olan amcası onu daha 11 yaşındayken çok uzak bir köyde yaşayan ve kendisinden çok büyük bir kıro ile zorla evlendirmiştir.
sübyancı kocasından sürekli dayak yiyen ve tecavüze uğrayan kızcağız baba evine dönse de babasından da dayak yiyip tekrar koca evine gönderilir. ona gıcık olan amcaoğlu, "hırsız" diye kızı polise ihbar eder. polisler de kızın arkası yok diye topluca tecavüz ederler. bir fırsatını bulup kaçan phoolan henüz 14 yaşında iken haydutların arasına katılır. çetenin ilk ve tek kadın üyesidir. çete lideri tecavüz etmek isterken phoolan karşı koyar, çetenin ikinci adamı olan vikram ise kıza platonik aşıktır. çete liderini öldürüp kızı tecavüzden kurtarır, sevgili olurlar.
phoolan, pedofil kocasını sevgilisi vikram’a anlatır. vikram da öfkeyle o pisliğin köyünü çeteyle basar. sapığı bıçaklayıp üzerine not iliştirir: “küçük kızlarla evlenmemeleri için yaşlı adamlara bu son uyarıdır.”
bu durum civardaki yaşlı erkeklerin ve diğer haydutların hoşuna gitmez. vikram’ı öldürüp, phoolan’ı bir köye götürürler. bir odaya kapatıp bir ay boyunca köyün tüm erkekleri sırayla ona işkence ve tecavüz eder.
bir fırsatını bulup tecavüz odasından kaçan phoolan kendi çetesini kurar ve güçlendikten sonra çetesiyle o köye baskın yapıp kendisine tecavüz eden erkekleri öldürür. resmi kaynaklara behmai katliamı olarak geçen bu olaydan sonra zenginden alıp fakire verir. fakir halkın göz bebeği haline gelen phoolan, halkı sömüren asalakların baş düşmanıdır.
polisler onu yakalamaya çalışır ama nafile. bir efsane olmuş, “haydutlar kraliçesi” lakabını ve halkın desteğini almıştır. idol olarak robin hood'u seçip o yolda ilerlemiştir. hükümet ise madara olmuştur.
halkın kahramanı haline gelen phoolan’ın başına hükümet ödül koyar ancak köylüler onu sevdiği için korumaya alır.
“bükemediğin eli öpeceksin misali” hükümet phoolan’ın şartlarını kabul etmek zorunda kalır. phoolan, ancak sivil itaatsizliğin sembolü haline gelen düşünür mahatma gandhi ve hindu tanrıçası durga’nın resimlerinin önünde silahını indireceğini söyler.
yapılan anlaşmaya göre; kendisi ve ekibindekiler asılmayacak, hiçbirine kelepçe takılmayacak, hiçbiri sekiz yıldan uzun hapis yatmayacak, ailesinin hakkı olan topraklar verilecekti. phoolan devi 1983 yılında, onbinlerce hayranı tarafından karşılanıp teslim olur. çetesinde yer alan erkeklerle birlikte aynı koğuşta kalır.
yumurtalık kisti teşhisi konduğu söylenir ve gerekmediği halde rahmi zorla alınır. hastanenin doktorunun, “phoolan devi’nin daha fazla phoolan devi doğurmasını istemiyoruz” açıklaması ise kayıtlara geçer.
1994 yılında af ile çıkıp 1996’da eyalet seçimlerini ve 1999’da meclis seçimlerinde halkın desteğini alıp başarılar kazanır. okuma yazmayı da öğrenir. parlamentoda oldukça aktiftir, başbakan olacağına kesin gözüyle bakılır.
derin devletin karıştığı iddia edilen bir suikastla hayata veda eder. halkın hükümete öfkesi büyük olur. halk phoolan'ı tanrıça durga'nın yeryüzüne yeniden gelmiş hali olarak anar.
yaşamının her aşamasında inanılması güç bir hayat hikâyesi olan phoolan filmlere ve romanlara konu olmuş tarihi bir karakterdir.
kadın hakları savunucularının “erkek şiddetine karşı her ülkeye lazım” dediği phoolan hayatta iken onun yaşam öyküsünü anlatan filmi çevrilmiştir. haydutlar kraliçesi filmi
phoolan, filmde yer alan şiddet ve müstehcen sahnelerinden dolayı filmi beğenmediğini ifade etmiştir.
çocukluğundan itibaren kendisi ve çevresindeki alt kastlardan çocuk ve kadınların cinsel istismar ve tecavüze maruz kalmasına karşı intikam ve öfke ile hareket eden phoolan devi, üst kastlara korku salmış, pedofillerin kabusu olmuştur.
"doğduğumda bir köpekten daha değersizdim, şimdi bir kraliçeyim. çoktan ölmüş olmalıydım, ama hala canlıyım. tanıklığım, benimki gibi bir yaşamın bir daha asla yinelenmemesi için yeryüzündeki tüm yoksullara ve ezilmişlere uzanan bir el olsun…"
phoolan devi’nin biyografisini içeren “haydut kraliçe” isimli kitapta “yeryüzünün ırmak ucunda bittiğini ve güneşin su içinde boğulduğunu sanan korkmuş küçük çocuk değilim artık… birçok kez yardım isteği ile elimi uzattım ama kimseye ulaşamadım. bana pislik, cani dediler. hiçbir zaman kendimi iyi bir insan olarak görmedim ama bir cani de değilim. tek yaptığım bana çektirdiklerinin aynısını erkeklere iade etmekti. vahşi ormanda hayatta kaldım. şimdi de benim çektiklerimi çeken insanlara yardım etmek amacıyla, kentte hayatta kalabilmek için tanrı’ya dua ediyorum” sözlerine yer verilir.
devamını gör...

"galaksinin batı sarmal kolu’nun bir ucunda, haritası bile çıkarılmamış ücra bir köşede, gözlerden uzak, küçük ve sarı bir güneş vardır."
(bkz: otostopçunun galaksi rehberi)
devamını gör...

dün akşam ilk nickaltını girecektim, biraz daha izlenim edineyin dedim. geç kaldık, gece ikide adama nickaltı girmek akıllarına gelmiş ya.. neyse, kendisiyle freud okumalarım bitince, eksik hissettiğim yer olursa biraz sohbet etmek isterim, şimdilik severek takip ettiğim bir yazar.
devamını gör...

oturulacak evde kesinlikle olması gereken bir özellik. komşuların hayatına ortak olmak istemiyorsanız bu konuyu kesinlikle ev sahibine sormalısınız.
devamını gör...

göz teması kurmadığımı farkettim
devamını gör...

ferhan şensoy'un çok tuhaf soruşturma ismiyle yazıp yönettiği, aynı zamanda oynadığı tiyatro oyununun film haline getirilmiş hali. kült bir filmdir. adalet olgusu ve sistem eleştirisi içerir. izleyen, eş dost arasında çok fazla geyiği döner. izlenmesi şiddetle tavsiye edilir.
devamını gör...

ya da olmamak
işte bütün mesele bu.
devamını gör...

bu pandemi günlerinde evde hiçbirşey yapmamaktan dolayı pazar günü gündüz vakti içilen rakıdır
devamını gör...

halife hz. ali ve hz. muaviye arasında yapılan, 657 tarihli savaş.

657 senesiydi, hz. ali'nin halifelik devriydi. cemel vakasından sonra hz. ali'nin halifeliğine muhalefet eden hz. muaviye ve taraftarları vardı. hz. muaviye ve taraftarları, hz. osman'ın intikamını alma davasında olduklarını iddia ettiler. onların iddiasına göre, hz. ali, hz. osman'ı şehid edenleri koruyor ve cezalarını vermiyordu.

fakat hz. ali, fitnenin giderilmesinden sonra suçlulara cezalarını vereceğini söylüyordu. hz. ali, kumandan sahâbî cerîr bin abdullah'ı hz. muaviye'ye gönderip, muhâcir ve ensârın kendisine bey'at ettiklerini, kendisinin de onlar gibi bey'at edip itaatini bildirmesini istedi. elçi olarak gönderilen cerir bin abdullah hz. muaviye'ye vardı, bunu bildirdi fakat hz. muaviye cerir bin abdullah'ı oyalayıp ünlü sahâbî hz. amr bin as'a danıştı.

hz. amr, hz. muaviye'ye, hz. ali'den hz. osman'ın kanını isteme konusunda ısrarcı olmasını, eğer katilleri hemen cezalandırmazsa o zaman suriye ordusunu alıp üzerine yürümesini söyledi. cerir bin abdullah da dönüp durumu hz. ali'ye bildirdi.

ki, hz. muaviye, medine'den şam'a getirilen hz. osman'ın kanlı gömleği ile hz. osman'ın hanımı nâile'nin kesik parmaklarını caminin minberine astı. nâile kendisini hz. osman'ın önüne attığı sırada eliyle durdurmaya çalıştığı kılıç darbeleri sonucu iki parmağını kaybetmişti. işte hz. muaviye kanlı gömlek ve kesik parmakları caminin minberine asınca askerler oraya toplanıp ağlıyorlardı.

orda toplananlar hz. osman'ın intikamını alıncaya kadar yataklarında uyumayacaklarına, yıkanmayacaklarına dair yemin ettiler. ayrıca hz. muaviye suriye ordusuna fazlaca maaş veriyordu. hz. muaviye orduyu tahrik ettikten sonra, 85.000 kişinin bulunduğu bir orduyla şam'dan yola çıktı.

hz. ali de 90.000 kişiden oluşan ordusuyla küfe'den sıffin'e doğru yola koyuldu. hz. muaviye karargâh kurdu. hz. ali'nin ordusu da karargâh kurmuştu, hz. ali'nin ordusunun karargâh kurmuş olduğu yer ile nehir arasında hz. muaviye'nin askerleri olduğu için ilk gece susuz kaldılar. fakat, bir saldırı yapıldı ve bu saldırıyla birlikte şam ordusundan olan birlikler nehirden uzaklaştırıldı.

ve hz. muaviye'nin ordusu susuz kaldı. bunun üzerine hz. ali'ye adam göndererek nehirden su almaları için izin istedi. hz. ali bunun üzerine su almalarına engel olmadı. hz. ali hz. muaviye'ye elçiler gönderip onu birliğe ve müslümanların topluluğuna girmeye davet ederek savaştan vazgeçirmeye çalıştı. fakat olumlu bir cevap alamamıştı.

iki ordu birlikleri arasında da birtakım küçük çarpışmalar yaşandı. daha sonra ateşkes yapıldı ve elçiler gidip geldi. fakat elçilerin gidip gelmeleri de bir barışı sağlamamıştı. sonra savaş tekrar başladı. ilk haftada iki taraftan da birer komutanın çarpışmaları yaşandı. sonrasında da hz. ali orduya toplu saldırma emri verdi. savaş birkaç gün tüm şiddetiyle devam etti. ilk müslümanlardan olan sahâbî hz. ammâr bin yasir şehid edilince hz. ali çok üzüldü ve hz. ali'nin şiddetli bir saldırısı ile şam ordusu dağılmaya kadar geldiler.

savaş nerdeyse kazanılacaktı fakat hz. amr bin âs, suriyeli askerlere şöyle dedi:

her kimin yanında mushaf bulunuyorsa onu mızrağının ucuna takarak yukarı kaldırsın.

askerler bu emri yerine getirdiler ve karşı tarafa şöyle seslendiler:

aramızda allah'ın kitabı hakem olsun.

hz. amr bin âs'ın gerçekleştirdiği bu hile işe yaramıştı. ıraklı askerler şöyle demeye başlamışlardı:

allah'ın kitabına yapılan çağrıya uyalım.

hz. amr bin âs bu hileyle şam ordusunu kesin bir yenilgiden kurtardı ve karşı tarafın gücünü kırdı. hz. ali bunun bir savaş hilesi olduğunu anlatmaya çalıştı ama başarılı olamadı. hz. ali şöyle diyordu:

bu bir hiledir. bununla sizin aranıza ayrılık düşürmek ve birliğinizi bozmak istemektedirler.

fakat ıraklılar isteklerinde diretip savaşa devam etmekte olan komutan eşter'e adam göndererek savaşmayı bıraktırmasını istediler.

hz. ali de mecburen eşter'e savaşı bırakması için adam gönderdi. eşter, gelen adama şöyle karşılık verdi:

şimdi mevziden ayrılacak bir an değildir. ben şimdi kesin zafere ulaşacağımı ummaktayım, acele etme.

gönderilen adam hz. ali'ye gelmeden eşter'in savaşan askerleri arasında sesler yükseldi. daha bir hevesle savaşı sürdürüyorlardı. bunun üzerine ıraklılar hz. ali'ye şöyle dediler:

vallahi biz, senin eşter'e bırakması için değil de, savaşa devam etmesi için adam gönderdiğini sanıyoruz.

hz. ali ikinci kesin emir gönderince eşter, mecburen savaşı bıraktı. hz. ali, hz. muaviye'nin ne düşündüğünü anlamak için sahâbî eş'as bin kays'ı hz. muaviye'ye gönderdi. hz. muaviye şöyle dedi:

aramızda allah'ın kitabını hakem kılmak isteriz. her iki taraftan birer hakem seçilmesini ve onlardan allah'ın kitabına uygun bir karar vereceklerine dair ahd alıp da tarafların onların vereceği karara uymalarıdır.

hz. ali'nin taraftarları bundan memnun oldular. şamlılar hakem olarak siyasi bir dehaya sahip hz. amr bin âs'ı seçtiler. ıraklılar ise sahâbî olan ebu musa el eş'arî'yi hakem tayin etmek istediler. hz. ali ise ebu musa'nın daha önce kendisine muhalefet ettiğini, halkı kendisinden ayırmaya çalıştığını, yani onun hakemliğine güvenilemeyeceğini söyledi. ancak ıraklılar onun hakem olması konusunda direttiler.

daha sonra da iki taraf arasında hakemlerin uyacağı kuralların belirlendiği metin (tahkimnâme) hazırlandı. buna göre bir araya gelecek iki hakem halifelik meselesini kur'an'a, kur'an'da bir hüküm bulamazlarsa sünnete başvurarak adil bir şekilde çözeceklerdi.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hayatı boyunca birçok ölüm görmüş bir şövalyenin sıra kendisine gelince ölümle yüzleşmesi/yüzleşememesi üzerine bir filmdir.
devamını gör...

merhaba kamaşmış diş
biletlerim var en önden tek gidiş
kafa dağıtmak için denesen mi nakış dikiş
barış yaptığımda anlamadılar benim ki haklı bir direniş.
devamını gör...

ekşi sözlüğün neredeyse yarısı kadar günlük tanım girilmiş. sadece iki aylık sözlük olduğumuz düşünülürse bir acayip olay. nereye gidiyor bu sözlük ?

link

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

and'nin teksas eyaletin'nin en büyük şehirlerinden biridir. aynı zamanda meksika ile sınırı vardır fakat meksikaya oranla suç oranı hayli düşüktür. meksikadan kaçak geçiş yapanlar genelde el paso üzerinden geçiş yaparlar. çok uzun gizli tünellerin olduğu söylenenler arasındadır.yukarıdan çöl gibi görünen el paso, düz şehir görünümüyle dağlık bir bölgede konumlanmıştır. aynı zamanda meksikalıların en yoğun yaşadığı şehir konumundadır. en fazla ispanyolca konuşulan 2. şehir olarak bilinir. birincisi ise miami.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim