80's olarak diyebilirim ki en birikimli ve her şeyden biraz görmüş ,geçirmiş kendini bilen nesildir. illa ki çürükler vardır ama çoğunluk başarılı maşallah *
devamını gör...

dinleri yok etmek.
yakın tarihin somut şeytanı olan naziler bile on yıl varlıklarını sürdürebildiler oysa katolik kilisesinin çok daha zengin bir katliam tarihi var*
(bkz: ensar vakfı)
(bkz: benzer işler)

katolik kilisesinden başlama sebebim ise müslüman arkadaşlardan linç yemekten çekinmem ama bu iki semavi din yüzyıllardır kendi tanrıları öyle istediği için birbirlerini katlediyor.

bugünlerde ise nazilerin katlettiği "holocaust" mağdurları filistini bombalıyor. say say bitmez, dinler yok edilmedikçe işimiz zor.
devamını gör...

serdar ortaç'ın şarkılarıdır.

aşk bu kızılötesi
yaralı müzesi
hareket edemem..
devamını gör...

kafa sözlük radyosu ile ilgili her konuya rahatlıkla erişip, yayıncı ve dinleyenlerle iletişim kurabileceğiniz, yayınlarla ilgili bilgi alabileceğiniz, saat fark etmeksizin şarkı isteyebileceğiniz* ve aynı zamanda çalınan müzikler üzerine güzel sohbetler edebileceğiniz kulübümüze katılmak için discord.com/invite/vYRBKKPsMz adresine tıklayıp kuralları onaylamanız ve radyo kulübüne katılmak istediğinizi belirtmeniz yeterli olacaktır.
devamını gör...

yakın tarihte aktif siyaset sahnesinde temsilcilerini görebilme ihtimalimiz yüksektir. akkebee temsilcilerinden fırsat buldukları gibi girişeceklerini düşünüyorum. yeni anayasa çalışmalarına bakınca, insan hakları adı altında yüce tayyibin özgürlükçü 11 maddelik toplum sözleşmesiyle* önlerinin açılacağını düşünüyorum. bu ülkede yerliler olarak azınlık kalacaksınız arkadaşlar. imkanınız varsa çıkın gidin, ben gitçem inş.
devamını gör...

hindistan'da bir düğünde gelin, damata matematik sorusu soruyor ancak damat bilemeyince dügün iptal ediliyor. gelin matematik bilmeyen biriyle evlenmeyi kabullenemeyeceğini belirtmiş. gelinin ailesi kadını ikna etmeye çalışsa da gelin kararından dönmeyecek gibi duruyor.

kaynak
devamını gör...

taşınabilir daktilo, sarı renkte, hâlen çalışıyor.

dedem almanya'ya giden ilk kuşak işçilerdendi. yıllarını bir oto tamirhanesinde boyundan büyük lastikleri takıp çıkararak geçirdi. her zaman çok muntazam yaşamaya çalışan, işyerindeki üniforması dahil jilet gibi düzgün ve tertemiz giyinen biriydi. bir gün bile traşsız gördüğümü hatırlamıyorum. bu muntazam duruşu sofradan kişisel alışkanlıklarına kadar her aşamada belli olurdu hayatının, ilkokul mezunu olmasına rağmen kurduğu yazılı iletişimde bile. zamanında büyükanneme yazdığı mektupları ve kartpostalları bulup inci gibi el yazısına şaşkınlıkla bakakalmıştım. oradaki işçiliği sürerken resmi makamlara yazacağı dilekçeleri düzgün olsun diye gidip iyisinden çantalı bir daktilo almış, bugünün masaüstü bilgisayarları gibi. ülkeye kesin dönüş yaptıktan sonra bile sigorta kurumlarına, devlet dairelerine dilekçe yazacağı zamanlarda büyük bir ciddiyetle daktilosunu her zaman oturduğu koltuğun hemen yanında bulunan hafif yüksekçe kahve sehpasına yerleştirir, kapağını dikkatle açar, çok önemli bir evrak yazacakmış gibi kırık beyaz renkte kağıtla kopya kağıdını üst üste koyup ruloya yerleştirir ve dikkatle yazmaya başlardı. olur da hata yaparsa başka bir şey için kullanmak üzere o kağıtları ayrı bir dosyaya koyardı. yazıya dair her şeye o zamanlardan bu yana ilgi duymama rağmen nedense hiç "ben de yazabilir miyim?" dediğimi anımsamam, daktilonun tuşlarına basarkenki o ciddiyeti bende ilginç bir çekingenlik uyandırırdı hep. yazacağını yazdıktan sonra da aynı özenle daktilonun gereken ayarlamalarını kontrol eder, kapağını kapatır ve her zamanki yerine koyardı. dedemi 99 depreminden iki gün önce kaybettik, halen bir yerde aynı düzenle yaşadığını hayal etmek gelir ara ara içimden. büyükannemi de birkaç yıl önce kaybettikten sonra evi boşaltırken bu daktiloyu buldum. yazdığı müsvedde dosyası hiçbir yerden çıkmadı, ama o kırık beyaz kağıtlar, daktilonun tüm araç gereci çantasıyla birlikte oradaydı. şimdi bu daktilo benim ufak tefek çevirilerimi biraz silik bir mürekkeple aynı kağıtlara geçiriyor. onun kadar özenle kullanabilmem pek mümkün olmaz belki ama elimden geldiğince iyi bakmaya çalışıyorum kendisine. çünkü o daktilo tuşlarına basan eller serin yaz akşamlarında izmir'in ışıklarını birlikte izleyelim diye iki çift bardağa benim için soğuk süt, kendisine de bira doldururdu. balkonda içeceklerimizi yudumlarken sessizce manzarayı izler, tek sözcüğe ihtiyaç duymadan derin bir muhabbete dalardık.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

insanoğluna ömür boyu yetecek kadar para verseler aynı piyangodan para çıkmış gibi en lüks evlere en lüks arabalara sahip olmak ister. gözü doymaz. sonra aşırı doyumsuzluktan elindekini de yitirir ve oraya buraya savurmaya başlar. olduğundan daha kötü duruma düşer hep daha fazlasını ister insanoğlu. o yüzden çalışması lazım sadece kendini değil başkalarını da düşünebilmek için. bir yararı olmalı. bir şeyler katmalı dünyaya. bilgiye, teknoloji ve yardıma doyumsuz, kendi ihtiyaçlarına doyumlu olmalı. ancak bu şekilde güzel bir dünya olabilir.
devamını gör...

illuminati.
hatta logodaki baş illuminatinin başı.**
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

20 barfiks sonrası sakinleşme naçizane olacaktır.
devamını gör...

youtube'da gezinirken mastercheff programı elemelerinin olduğu bir videoya denk geldim.videoda üç aşçı sarma yapıyor.ascilardan biri baya sert görünüyor. kıyamam belki de dünyanın en iyi insanı ama o kadar sert ve hırçın görünüyor ki kendini anlatana kadar onu yanlış anlayacaklar.
zamanında bununla ilgili bir araştırma okumuştum.amerikada yapılan araştırmaya göre aynı şartta, aynı durumda olsalar bile sert görüntülü insanlar yumuşak yüzlü insanlardan daha fazla ceza alıyorlarmış ve ceza indirimlerinden daha az yararlanıyorlarmis.

gece gece hic tanımadığım birine hiç tanimadiklari haksızlık edecek diye kederlendim.

merak edenler için bilgi:
sert görünümlü arkadaş kaybetti.hatta üç kişiden sadece bir kişi kazanacaktı.bir ilk yaparak diğer iki kişiyi seçtiler, bizim elemanı elediler.tabi elenmesinde görüntüsünün sıfır etkisi vardı.
izlemek isteyene link bırakıyorum.(mert)
buradan
devamını gör...

yaşadığım semtte bolca var bu arkadaşlardan. fink atıyorlar adeta. yasak falan da etkilemiyor pek. gezin anam gezin benim yerime de gezin.

pastirmalicorek'in ağzının suyu aktı şuan. bi tanesini tenhada kıstırmayı düşünmüyorsa ben de salata değilim! *
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

iki kadın bir erkekten oluşan bir aile grubu. bir de ben. bir otobüs durağındayız. üçlü ben yaşlarda. kardeş/kuzen bir şey. gürültülü bir grup değiller. kendi aralarında havadan sudan konuşuyorlar, ben de telefonumla ilgileniyorum.

önümüzden insanlar gelip geçiyor. ben ve erkek oturuyoruz, kadınlar ayakta. yaşça daha küçük olan kadın telefonuna bakıyor arada, nispeten daha sessiz. öbür kadınla erkek sohbet ediyorlar. kadın bir sessizliğin ardından gruba "farkında mısınız, bu sene kısa etek, şort giyen kız sayısı çok arttı." diyor. erkek onaylıyor; "evet evet." duyuyorum, tepki vermiyorum. kadın devam ediyor; "hayır önceden böyle değildi, pandemi mi açtı saçtı böyle insanları anlamıyorum, nereye baksam kıç." sessiz kadın kahkaha atıyor telefonundan kafasını kaldırmadan. erkek bana bir yan bakış atıyor. kafamı kaldırıyorum, erkeğe bakmıyorum. kadına, direkt yüzüne bakıyorum. kadın bakışımı fark etmiyor, arkasına dönüyor, yola bakıyor. telefonuma dönüyorum tekrar. tartışmak için enerjim yok. ama kadının şort giydiğimi fark edip etmediğini merak etmekten de kendimi alamıyorum. telefonuyla ilgilenen kadın konuşuyor bu defa önümüzden geçen bir kadını kast ederek "al bak, bir tane daha." artık dayanamıyorum "ne bir tane daha?" bakışlar bana dönüyor. grubun baskın karakteri olduğu belli, istatistikçi kadın "pardon?" diyor. "size ne insanların ne giydiğinden." diyorum sakin bir ses tonuyla. kadın bir şeyler söylediyse de anlaşılmıyor, çünkü erkek lafa giriyor; "hanımefendi biz sizi kast etmedik." kimi kastettiklerini soruyorum. kadın yine erkek konuştuğu için kendi cümlesini bile tamamlamıyor ve erkek sonunda "biz öylesine, sokaktan geçen insanlarla ilgili sohbet ediyoruz."

bu konuşma tabi ki tarafların asla birbirini anlayamayacağı bir düzlemde devam etti ve nihayetlendi. benim dolmuşum geldi ve bindim. neyse ki...

yazma sebebim bu diyalogu aktarmak değil. kişilerin başka insanların kılık kıyafeti ile ilgili yorum yapma haddini kendilerinde bulmaları da değil. bahsetmek istediğim şey şu; orada onlarla bekliyor olmam bizi küçük bir grup yaptı. insan çok, çok, çok garip bir canlı. sosyalliğimiz, etkileşim bağımlılığımız ve birlikte hareket etme içgüdümüz o kadar baskın ki evet bu bizi evrimleştirmiş ancak gerçekten zekamızı da duygu durumumuzu da çok net olumsuz yönde etkilemiş. tamamen rastlantısal şekilde yakın koordinatlarda doğan insanların gezegeni savaş alanına çevirmek pahasına birbirlerine çok kusurlu şekilde bağlanmasına falan sebebiyet veren mevzunun küçük ölçekli hali tam olarak o dolmuş durağında bugün deneyimlediğim şey. yahu kısa şort, etek giyen ama senin yanında oturmayan kadın hakkında atıp tutarken, sadece ben senin yanında oturuyorum diye beni kapsam dışında bırakıyor olmanın nasıl bir açıklaması olabilir? bu nasıl çarpık, nasıl yanlış, nasıl saçma bir dürtüdür?

düşündüm dolmuşta. kadın muhtemelen benim şortlu olduğumu fark etmemişti bu cümleyi ederken. adam farkındaydı, onaylarken de, sonrasında da. beni, ne tepki vereceğim diye yoklarken de kafasında netlemişti bizim küçük grupluğumuzu. ses etmeyebilirdim ama edersem de sorun değildi. cevap hazırdı, biz sizi kastetmedik. çünkü niye edelim? siz de bizim yanımızdasınız. siz de bizden birisiniz...

biz yan yanaydık, birlikteydik ve bir de bizim dışımızda kalanlar vardı. onlar hakkında "biz" bir olarak istediğimizi konuşabilirdik. çünkü "kendimizi bir topluluğa ait hissetmemiz" gerekiyor. o topluluğun davranışlarına da toleransımız default bir şekilde tanımlı olmalı. sosyal kabul ancak böyle edinilir(!) aksi, bizi uyumsuz, problemli biri yapıyor toplum içinde. sadece toplum değil, biz de kendimizden rahatsız oluyoruz. sorgusuz sualsiz bir kabulleniş. sahip olduğumuz ailede, çalıştığımız iş yerinde aykırı özelliklerimiz olsa da bir bütünün içindeyiz. mikro milliyetçilik semtçilikten başlıyor düşünsene. komşu sitelerin çocukları falan dövüşüyorlar aralarında sebepsiz yere. daha bunun ili, ülkesi... oho...

seneler var bu konuda okuma yapmayalı, düşünmeyeli. ama şurası çok net, türümüzün sosyal etkileşim, iletişim bağımlılığı, aidiyet duygumuzu çok olumsuz yönde kurgulamamıza sebep oluyor, bunun da bakış açımız üzerinde (eşitlik, adalet, önyargı vb çok kritik konularda) müthiş negatif bir etkisi var.

insan çok garip evet. ama ben zeki olduğunu falan da kabul etmiyorum genel olarak. alet oymakla, ateşi gıda pişirmek için falan kullanmakla olmamış o işler. görüyoruz. tekil, bireysel, salt yaşam ve yaşam gereklerini düşünen canlılara bakın bir, bir de bize. kim daha zeki? kim daha yararlı? kim daha "insan"?
devamını gör...

bilgili olmaktan değildir o ukalalıktandır o(bkz: kırık olsa duramassın)
devamını gör...

kadınların medarı iftiharı.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

aöf felsefe mezunu bir “filozof“ olarak felsefe ne salt soru sorma ne de çözüm bulma aracıdır; felsefe, soru sorarak düşünmeyi öğreten bir sanat dalı, bilimlerin anasıdır diye katkıda bulunduğum sorunsaldır. aslında felsefenin tek bir tanımı ve işlevi yoktur. önemli olan kişilerin ondan ne anladığı ve onu nasıl kullandığıdır. hepimizin gün içinde farkında olmadan “felsefe yaptığımız” zamanlar oluyor ama belli bir disiplin içinde yapmadığımız için farkında dahi olmuyoruz. konuyla alakalı harika bir kitap için:

(bkz: yaratıcı aklın sentezi (kitap))
devamını gör...

hep evde olan yazar, koromuzun kafesteki bülbülü.
devamını gör...

şu şekilde sınıflandırılabilir;


tütün: sigara, pipo. bağımlılık bazında dünyada en çok ölüme yol açan ikinci maddedir. (birincisi kokain)

alkol: amerika'daki araştırmalara göre bağımlı kategorisine girebilmek için aşılması gereken miktar erkekler için haftada 21 birim, kadınlar için 14 birim. (1 birim=bir 33lük bira veya özdeşi) türkiye'ye uyarlarsak erkekler için haftada 14, kadınlar için 7 diyebiliriz.

opiyatlar: eroin, morfin, kodein, metadon. bunlar ilk kullanımla bile bağımlılık yapabilir. genellikle yoksunluk krizlerinin en yoğun yaşandığı maddelerdir. bir anda bırakılırsa ölüme bile yol açabilir. bu yüzden örneğin eroin bağımlılığının tedavisinde bağımlıya eroini bıraktırmak yerine onu metadona başlatmak şeklinde bir yöntem kullanılır.

uyarıcı maddeler: kokain, metamfetamin ecstasy, ritalin, amfetamin. (kafein, kakao da daha hafifleri olarak dahil edilebilir). bunlar dopamin ve serotonin depolarını boşaltır. özellikle paranoyaya neden olur. ağır dozda birkaç kullanımla bile ciltteki bozulmaları görebilirsiniz. breaking bad'deki jesse pinkman kadar sağlıklı olmuyor meth kullananlar. gerçek örneği için buradan

merkezi sinir sistemini baskılayanlar: akineton, xanax, diazem, alkol. bunlar -alkol hariç- yeşil reçete ile satılırlar. doktor kontrolü dışında yüksek dozda kullanıldığında refleksleri bozar ve epilepsi nöbetlerine neden olurlar.

halüsinojenler: magic mushroom, meskalin, peyote, lsd. bunlar adından da anlaşıldığı üzere halüsinasyonlara neden olur. bir anda kolunuzu çiçek olarak görmeye başlayabilirsiniz. yanlış hatırlamıyorsam kullanan birisi etkisindeyken kolunu portakal sanıp kesmeye çalışmıştı. *

uçucu maddeler: bali, tiner, uhu, boya. bunlar erişilmesi en kolay olanlardır. sanıldığı kadar masum değillerdir. birkaç saat kapalı ortamda ve yüksek dozda maruz kalınırsa entoksikasyona neden olurlar.

esrar: marijuana-joint-weed olarak geçer. alkolden diğerlerine geçiş maddesidir (tütünden sonra). bağımlılık yapmaz sanılır, ancak yapar çünkü sağdan soldan satın alınanların çoğu doğal değildir, bağımlılık yapan kimyasallar içerir. yüzde yüz doğal olanının tahribata yol açacak şekilde bağımlılık yapmadığı düşünülüyor, ancak hiçbiri yüzde yüz doğal değil diyebiliriz. diğerlerinden daha hafif olduğu için dışarıya sızdıracak kadar belirti vermez. sadece köprü altlarında değil, üst düzey yöneticilerce de kullanılır.

cinsel istismar/tecavüz maddeleri (date rape drug): rohypnol, ghb. renksiz ve kokusuzdur, perpetrator tarafından genellikle içkiye katılır. yaklaşık son 24 saati hafızadan siler. eğer bir sabah uyandığınızda düne dair hiçbir şey hatırlamıyor iseniz, şüphelenin.

bu maddelerin hepsi bağımlılık ve beyinde kalıcı hasar yaratır. gözle görülmese de beyin hücrelerimiz teker teker eksiliyor. uzun süre bir şeye konsantre olamama, dikkat dağınıklığı en belirgin olanlarıdır. "eskiden hafızam daha iyiydi" diyorsanız bu bile belirgin bir örnektir.

"ben bağımlı olmam; bir kere ya da ara sıra kullanmaktan bir şey olmaz; esrar, alkol ve sigaradan daha kuvvetli değildir." gibi inanışlar doğru değildir.*
devamını gör...

son yıllarda oldukça popülerleşmiş bir yazardır.

kitaplarını henüz okumadım ama okuyacağım.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim